İçeriğe geç

DELICTI

Bölüm 2 · 13 dk okuma

DELICTI

Bölüm 2

1. Her İki Mahzende

1. Bölüm

'Her İki Mahzende

Pink Turns Blue -walking on both sides

"Arzuladığın bu dünya, sadece senin aklında."

✪

Bilmiyorum burası dışarısı.

Hayatım boyunca çekiyorum sonsuz acı.

Çok fazla şey gördüm. Tamamen yalnızdım.

Kim oturup beklemeyi sever ansızın?

Ama harekete geçmek, bende başarısız olmak demek.

Tüm düşündüğüm şey yanlış bir saçmalıktı.

Lanet olsun gururumun çılgınlığına. Ödediğim bedel çok ağırdı.

Hayallerim gerçek oldu. Ölüme yaklaşınca.

Her iki tarafta da yürüyorum.

Hayatımdan çok daha gerçek ruhumda,

Kalın buzla kafeslenmiş durumda.

Beni kasvetli ve asık suratlı yapıyor.

Neden bu kadar ileri gitmeye cesaret ettim?

Gücümü kaybettim, kalbimi kaybettim. Arada bir yerde kalmalıyım.

Çünkü her iki tarafta da yürüyorum.

Her iki mahzende.

£

Rüzgarın vurduğu soğukluğu artık hissetmiyordum bile. Ne kadar uzun süredir motordayım onu da bilmiyordum. Gerçeklik algımı kaybetmiştim sanki. Çok fazla uykum vardı. Vücudumdaki madde ihtiyacı yorgunlaştırmıştı beni. Fazla yitik haldeydim. Başımı onun sırtına yasladığımın farkında bile değildim.

Başımı kaldırmayı denedim ama beceremedim. Bir güç geri itiyordu beni sanki. Vücudumu kontrol edemiyordum. Bir an önce bir şey almalıydım çünkü dayanamayacaktım.

"Valen." Sesim çok fazla titreyerek çıkmıştı. Son on dakikadır konuşmuyordum. Onun bu halde olduğumdan haberi var mıydı emin değildim.

Motoru aniden durdurmuştu. Başım sırtına yaslı olduğundan yavaşça bana doğru dönmüştü. Başımı kaldırmayı bir kez daha denedim onun tam dönmesi için. Bu kez başarmıştım.

Sesim olduğundan fazla kötü çıkmıştı sanırım. Çünkü Valen çok telaşlı görünüyordu. Gülmeye çalıştım ama gülme kaslarım bile bitkindi. Vücudum da titremeye başlamıştı.

Kafamdaki o büyük kaskı çıkardı. Şuan muhtemelen korkunç görünüyordum. Saçlarım dağınık ve tenim bembeyazdı. Göz makyajimda akmıştı.

"Avril." Beni düşmemem için omuzlarımdan, kollarımın aşağısından tuttu. "Kızım iyi misin?" Ellerini yanağıma götürdü. Parmağındaki soğuk gümüşler buz gibi değmişti tenime.

"İyi gibi mi görünüyorum?" Zorla çıkmıştı sesim. Vücudumun titremesi artıyordu git gide. Yutkundum ve kuruyan dudaklarımı yaladım. "İhtiyacım var. Bana şu siktiğimin malını ver artık."

Bu durumdayken agresif oluyordum. ister istemez. Eğer daha fazla almazsam ölecektim.

Ve bu da ilk değildi.

O da dudaklarını ıslattı. "Geldik." Dedi karşıdaki büyük mekana çevirdi başını. Bende çevirdiğim için görmüştüm. Burası hayvan gibi büyüktü.

Ne olduğunu anlamadan beni kucağına aldı. Beklemediğimden hafif bir çığlık kaçmıştı ağzımdan. Şuanda yan bir şekilde kucağındaydım. Açıkta kalan belime, yine o buz gibi olan gümüş yüzükleri değmişti. Refleks olarak boynundan tutundum. "Ne yapıyorsun dj?" diye sordum. Halim kalmamıştı.

"Bu halde yürüyebilir miydin sence?" Yüzüme doğru eğilip sormuştu bunu.

Haklıydı. Bu halde yürüyemezdim. Daha zar zor konuşuyordum bile.

Büyük mekana doğru ilerlemeye başladık. Blackfloyd da mekanlar kocaman oluyordu demek. İçeri girmeden orada dikilen bir bodygard vardı. Valen'in cebinden bir kart çıkardığını gördüm. Tabi kucağında ben varken zorlanmıştı. Onu adama göstermişti, böylece içeri girebilmiştik.

Bu hiç bizim yerdeki mekanlara benzemiyordu cidden.

Gözlerimi kapatmıştım. O yüzden sadece deli gibi yüksek olan müzik sesini duyuyordum. Bir rock müzik çalıyordu. Ama tahammül edemiyordu beynim. Başım fena ağrıyordu.

Valen'in kollarında titriyordum.

Kapının kapanma sesini duydum. Müzik seside daha az geliyordu şimdi. Ardından beni bir yere yatırdı. Bununla birlikte yumduğum gözlerimi açtım. Kırmızı ışık gözlerimi almıştı. Bir odadaydık. Uzun deri bir koltukta yatıyordum. Bizden başka kimse yoktu.

Başımı hafifçe kaldırmaya çalıştım. Görüşüm bulanıklaşıyordu. Valen'in elinde şırınga olduğunu gördüm. O lanet şeyi verecekti sonunda.

Sonra da o şırınganın iğnesinin soğukluğunu hissettim. Kolumdan veriyordu. Madde vücuduma girdiği an bir sıcaklık dalgası yayılmıştı. Titrememin azaldığını fark ediyordum. Eroindi bu.

Bana bu durumda verilebilecek en hafif maddeyi vermişti.

Bunun nedenini anlamamıştım. Ama sorunda değildi. O kadar da kötü değildim. Daha kötü hallerim de olmuştu. Şimdilik eroin yeterliydi.

Sessizlik vardı odanın içinde. Bardan gelen hafif rock müzik haricinde.

"Kendine geldiğinde buradan gideceğiz." dedi sessizliği bozarak. "Sadece eroin verdim. Bu yeterli kendine gelmen için. Benden hâlâ o bokları isteme. Çünkü vermeyeceğim."

Net tavrını koymuştu ortaya yine. Bir şey söylemedim. Çünkü şuan o malları düşünmüyordum bile. Gelme sebebim onlar olsa bile.

Sanki gelme sebebim onlar değilmiş gibi gelmişti bir an.

Ama hayır. Saçmalıktı.

Vücudumun titremesi artık çoğunlukla geçmişti. Yine gülmeye başladım aklıma gelen şey ile. "Motora binmeden önce söylediğim şeyi hatırlıyor musun?"

Yanımdaki uzun deri koltuğun kenarına yaslı bir şekilde duruyordu. Kollarını birleştirmişti önünde. Dalgalı siyah saçları iyice karışmış ve önüne düşmüştü.

"Tamamdır dj. Ölürsem sana emanetim."

Söylediğiyle iyice kahkaha attım. Hatırlıyordu demek. "Gerçekten ölüyordum lan! Gerçekten sana emanet olacaktım." dedim hayretle.

Yaslandığı koltuğun kenarından, yattığım yerin yanına geldi ve oturdu. Yüzüme doğru eğildi. Bu eğilme işini çok seviyordu. Şanslı ki bende seviyordum. Eğilmesi ile beraber uzun kolyesi tam göğüs dekoltemin üzerine değdi. Soğuk metal yine irkitmişti beni.

"Bana emanet olman, senin açından çokta kötü bir olay değil." diye fısıldadı.

"Hmm." diye fısıldadım bende dudaklarına bakarak. "Öyle mi dj?"

Yan bir şekilde sırıtmıştı. Ama bu sefer sağ yanağındaki gamzesini gördüm. Diğer gülüşlerinde hiç de dikkat etmemiştim gamzesi olduğuna. Bu sefer yakınımdaydı ve onu inceliyordum.

"Öyle."

Ellerimi göğsüne bastırarak onu itmeye çalıştım. "Çekil üstümden dj çocuk. Bu sefer öpemezsin."

Her ne kadar itmeye çalışsamda bir etki etmiyordu. Çekilmemeye kararlıydı. "Çokta emin olma." Şimdi ise iki kolunu da yanlarıma koymuştu çekilmemem için. "Şimdi seni öpsem," nefesimi tuttum. "Engel olacak mısın?"

Olmayacaktım.

Ama bu egolu piçe yüz vermeyecektim. Yattığım yerden, kollarının arasından kayarak çıktım. Cılızlık işe yaramıştı. O yan bir şekilde bana eğildiği için kolay olmuştu alttan kaymak.

Kaydığım gibi kapının oraya gittim. Kapının kulpundan tutarak ona doğru döndüm. "Şuan içki içmeyi, seninle öpüşmeye tercih ederim." Diyerek kapıyı açtım ve çıktım.

Sadece öylece dikiliyordu. Çok geçmeden onunda arkamdan geldiğini gördüm. Karanlık uzun bir koridor vardı ve renkli ışıkları ucunda görebiliyordum. Müzik seside giderek artmaya başlamıştı.

Sonra arkamda bir ürperti hissettim. "Tercihlerinin değiştiğini görünce çok şaşıracaksın." diye fısıldamıştı kulağıma doğru arkamdan. Ve önüme geçip bara doğru ilerlemişti.

Herşeyden çok emindi. Ama ben tercihlerimden emin değildim. O yüzden, herşeyi zamana bırakmak gerekirdi.

Çünkü benim hayatımda asla, ne olacağı belli değildi.

Bar alanına oraya gelmiştim. İnsanlar deli gibi eğlendiriyordu. Şuanda da rock müzik gitmişti ve live olarak insanlar sahneye çıkıp şarkı söylüyordu.

Blackfloyd'un da farkı buymuş. Gerçekten insanlar eğlenmesini biliyordu. Bu bar fazla iyiydi! Tam benlikti. Ama şarkı söyleyeceğimi sanmıyordum. Sesim o kadar da iyi değildi.

"Birazdan sahneye çıkıp, şarkı söyleyeceksin. Bende bateri çalacağım."

Hay sikeyim.

Bir anda yanıma gelip kulağıma o egosuyla bunları fısıldamıştı. Hangi ara yanıma gelipte ve sanki düşüncelerimi okumuş gibi bunları söyleyebilmişti? Harika cidden.

Başımı yana çevirdim ve ona yandan bir bakış attım. Elindeki içki bardağını bana uzattı. En azından boş gelmemişti. Elindeki içkiyi aldıktan sonra patladım. "Ne saçmalıyorsun sen be? Bana sordun mu yapalım mı diye? Kendi kendine kararlar alıyorsun? Hem benim sesim bile güzel değil."

Ve tekrardan nefesini verdi.

Sanki onu sıkan ve sinir eden benmişim gibi bir de sürekli nefesini veriyordu! Piçe bak. Asıl nefesini veren ben olmalıydım.

"Cesaretli değil miydin sen Lavigne? Öyle olduğunu sanıyordum." Beni gaza getirmeye çalışıyordu. Ve sikeyim ki işe yarıyordu. Beni bakışlarıyla baştan aşağı süzdü ve bakışları en son saçlarımda kaldı. "O pembe tutamları sahneye çıkıp herkese göster."

Ben çok çabuk gaza gelen biriydim ve bunu da belli ediyordum. O yüzden elimdeki içkiyi hızlıca kafaya diktim ve o acı tadın boğazımı delmesini hissettim.

Bana hayretle gülerek bakıyordu. Aslında biliyordu, benden bekliyordu bunu.

Kolundan tuttum ve sahneye doğru çekiştirmeye başladım onu. Bu elektrik ile birlikte beyaz tenli o kolu tutmak hiç iyi olmamıştı benim için.

Sahnedekiler şarkılarını söylemişlerdi ve sahneden iniyorlardı. Sıra bizdeydi ama yerimde kalakaldım çünkü ne söyleyeceğimi bilmiyordum. Aniden ona doğru döndüm. "Ne söyleyeceğim? Benim aklıma asla gelmez şuan. Sahnede öyle kalırım seni de rezil ederim. Bana güvenme." Kolunu da sıkmıştım.

Kafasını sallayarak güldü. "Şarkıyı büyük ihtimalle biliyorsundur. System of a Down- Lonely Day. Yani beni rezil edemeyeceksin."

Tuttuğumu bile fark etmediğim nefesimi vermiştim.

Ve çok şükür ki şarkıyı biliyordum. O olağan üstü grubun şarkısını nasıl bilemeyebilirdim ki?

"Zevkin iyiymiş dj çocuk." Diyerek koluna vurmuştum. Ona resmen çocuk gibi davranıyordum. Tabii öpüştüğüm kısım hariç.

"Şarkının son kısmını bana bırak."

Sahneye çıkmıştı bile. Kolunu bırakmak zorunda kalmıştım.

O son kısmı da biliyordum. En iddialı ve en güzel kısımıydı. En iyi kısmı ona devredecektim demek.

O sahnede ki yerini almıştı bile. Yerini oturup, çubukları eline alıp bana doğru bakıyordu. Gelmemi bekliyordu. Derin bir nefes aldım ve sahneye adım attım. Burada da sahne bardan biraz yüksekteydi ama rahatlıkla seyredilebilirdi. Gitaristler, Valen, herkes yerini almıştı. Beni bekliyorlardı.

Yapabilirsin Avril. Evet kızım. Sen hep buydun. Cesaretli. O yüzden yapabilirsin.

Evet, Cesaretliydim. Çoğu insana göre. Ama belki de değildim. Öyle sanıyordum.

Ama şimdi bunu düşünmenin sırası değildi.

O sahnede şarkıyı söyleyip, o pembe tutamlarımı herkese gösterecektim.

'System of a Down- Lonely Day

Başladık ve gitarist o küçük nakaratı çalmaya başladı. İlk kısmı böyle başlıyordu. Ve bende söze girdim ve önümdeki mikrofonu ellerimle kavradım.

''Such a lonely day, and it's mine.

The most loneliest day of my life.

Such a lonely day should be banned.

It's a day that I can't stand.''

Nefesim yetmişti çünkü daha hızlı kasımda değildik.

İşte tam şuan Valen'in bateriyi mahvettiği sahneydi. Bateriyi deli gibi çalmaya başladı.

Bende söylemeye devam ettim.

''The most loneliest day of my life.

The most loneliest day of my life.

Such a lonely day shouldn't exist.''

Nefesimi verdim. Tam yanımdaydı Valen. Ona bakıyordum şimdi ama o zaten bana bakıyordu. Elindeki çubukları sertçe vuruyordu. Tam vururken çubukları havada çevirdi ve bana doğru bakarken göz kırptı.

Olduğum yerde çarpılacağım sandım.

Kasları çokça ortaya çıkmıştı. Beyaz gümüş yüzüklü elleriyle tutuyordu o çubukları. Hafif terlediğinden dalgalı saçları iyice dağılmış ve önüne dökülmüştü.

Çekiciliğinden çarpılacağım sandım.

Bir an şarkıyı unutmuştum sanki. Bu andan dolayı kafam gitmişti yerinden. Ama hemen kendime gelip şarkıyı söylemeye, haykırmaya geri döndüm.

''It's a day that I'll never miss.

Such a lonely day, and it's mine.

The most loneliest day of my life.''

Mikrofonu elime almıştım şimdi. olduğum yerde zıplıyordum ve benimle birlikte insanlar da zıplamaya başlamıştı. Beyaz ışıklar yanıp sönüyordu. Herkes çılgınca eğleniyordu.

Valen'e doğru baktım. Elindeki çubukları bırakmıştı. Bana doğru geliyordu.

Çünkü onun sırasıydı.

Elimdeki mikrofonu aldı ve benim gibi şarkıyı haykırmaya başladı. Sözleri söylemeye başladı.

''And if you go, I wanna go with you.''

[Ve eğer gidersen, ben de seninle gitmek istiyorum.]

''And if you die, I wanna die with you.''

[Ve eğer ölürsen, seninle ölmek istiyorum.]

Benim gözlerimin içine bakarak söylüyordu.

Bu sözleri unutmuştum. Şarkıyı çok iyi hatırlıyordum ama bu sözleri tamamen unutmuştum.

Ya da şimdi bir anlama gelmeye başlamıştı.

Ürpermiştim. Onun farklılığından. Onun güzelliğinden. Farklı düşüncelerinden. Korkmuştum. Ondan değil. Kendimden korkmuştum. Onu farklı bulmuştum. Onu, kendim gibi bulmuştum. Onu, bağlı bulmuştum.

Ama ben bu cehennemde bir bağımlılığı daha kaldıramazdım.

O ise, benim gözlerime bakarak, Kendi şeytanımın düşüncelerinden habersiz şarkıyı söylemeye devam ediyordu. O muhteşem gözleriyle.

Gülümsedim ona.

Nasıl bir gülümse bilmiyorum. Ama gülümsedim.

''Take your hand and walk away.''

[Elini tut ve uzaklaş.]

''The most loneliest day of my life.''

[Hayatımın en yalnız günü.]

Ve söylemeye devam etti; O şeytanın sözcükleri beni parçalamaya and içti.

''Such a lonely day, and it's mine.''

[Çok yalnız bir gün ve bu benim,]

Bana bakan gözleri koyulaşmıştı sanki. Savaşlar çıkıyordu o gözlerde sanki. Kazanılamayan.

Ve devam etti. Son sözü kendinden emindi.

It's a day that I'm glad I survived.

[Hayatta kaldığıma sevindiğim bir gün.]

✫

Dar bir sokakta, yüzümüze rüzgar çarpıyordu ve biz oturuyorduk. Elimizde biralarımız, ağzımızda sigaramızla.

Son sahneler aklımdan silinmiyordu. O şarkı sözlerini yüzüme bakarak söylemişti. Ben korkuyordum. Şuan tek hissedebildiğim buydu. Bardan çıktığımızdan beridir konuşmamıştık. Sessizlik içindeydi etrafımız.

"Hayatta kaldığıma sevindiğim bir gün." dedim sigaradan bir duman üflediğimde. Uzun süreli sessizliği bozmuştum. Bu bana şarkıdan söylediği son cümleydi. "Ne demek oluyor bu?"

"Ne anlamak istiyorsan o." diye cevapladı beni külü yere atıp. Birasından bir yudum aldı.

"Anlamak istediğim değil. Senin anlatmak istediğini soruyorum." Biradan bir yudum aldım.

"Tek bağımlı sen değilsin."

Duraksadım. Sandığımdan daha fazla benziyorduk. Ve bu da beni korkutmaya yetmişti.

"Seninle çok fazla benzediğimizi fark ettim dj çocuk. Bu beni korkutuyor." Sigaradan derin bir duman çektim.

"Bir şeyler seni korkutabiliyor muydu?" diye sordu.

"Bana benzeyen biri beni korkutur evet. Çünkü ben korkuncum." diye cevapladım onu.

Korkunçtum.

"Ve ayrıca bende korkabilirim. Bu kendim bile olsa. İnsan değil miyim? Aynı varlıklarız." diye devam ettim.

"Korbabilirsin. Sadece kendini çok cesaretli, güvenen biri gibi göstermeye çalışıyorsun. Ama değilsin. Her şeye böyle çalışır mısın? İyi biri varlık olmak gibi mesela?" Cebinden yeni bir sigara çıkarmıştı ve ateşi yakarken benim cevabımı bekliyordu.

Düşündüm. Kendimi olduğum gibi gösterdiğimi düşünürdüm hep. Ama olmadığımı biliyordum. O da anlamıştı bunu zaten. Herşeyi nasıl böyle anlayabiliyordu? Beni tanımalarını istemiyordum o insanların. Gerçek beni görmelerini.

Valen'e gerçek Avril'i göstermeye başlamıştım.

Beni korkutan da buydu zaten.

İçimdeki hapsolmuş şeytanı, zincirlerinden kurtarmaya çalışmıştı çünkü bir an.

Bundan korkmuştum.

O şeytan benim göstermediğim tarafımdı. Saf, temiz, sağlıklı, mutlu biriydi o şeytan.

O yüzden melek değil şeytanımdı.

Asla da o şeytanı göstermeye niyetim yoktu.

Her ne kadar Valen zorlasa da.

"İyi bir varlık olmaya çalışmam. Daha kendime bile iyi değilim ki. Başkalarına niye olayım?" Biramdan yudum aldım. Boğazımda ki şeyi gidermeye çalıştım ama gitmedi. "Ayrıca olduğum gibiyim. Ne istersem ve düşünürsem öyle hareket ederim. Anlık gelişir. Şuan seninle olmam gibi." Elimdeki biraya bakıyordum.

"Şuan istediğin için mi buradasın?"

Kafamı kaldırıp ona baktım. Dumanı bana üfledi. "Evet. İstediğim için. Hiç kimse bana istemediğim bir şey yaptıramaz." dedim net bir şekilde.

Kafasını salladı sadece.

Ona doğru döndüm. "Ayrıca sende kendinden, sözlerinden herşeyinden eminsin. Nasıl bu kadar net ve emin olabiliyorsun?" Bu seferde ben sormuştum.

Biradan yudum aldı. "Emin olmadığım bir şey hakkında konuşmam."

Yine ve yine netti.

Benim biram bitmişti. Artık gitme zamanı da gelmişti. Bu gece bana bile fazlaydı. Kaçma zamanı gelmişti. Tam oturduğum yerden kaldığım anda kalın sesli birinin sesini duydum ve başımı çevirdim.

"Yine her zamanki gibi uzaktasın herkesten." dedi dağınık sarı saçları olan kişi. Kime dediğini anlamam uzun sürmedi. Yanımda hala oturan Valen'e bakıyordu.

Çıkarken üstüne bir sweat almıştı ve kapüşonu takılıydı. Bana da bir ceket vermişti. Onları nerden bulduğunu bilmiyorum ama o girdiğimiz odadan olabilirdi.

Valen ona öyle sert bakıyordu ki oturduğu yerden fırlayıp, bir yumruk geçirecek sandım.

"Ne o? Artık konuşmuyor musun da?" demişti pişkin pişkin herif. Ne alaka bir anda gelmişti buraya ve ne demeye çalışıyordu anlamıyordum.

"Daha fazla bir piç gibi karşımda dikilicek misin yoksa o yüzünü dağıtayım mı?" Valen sert ve net bir şekilde söylemişti bunu. Neler dönüyordu burada?

Bir anda sırıtarak yaklaşmaya başlamıştı sarı herif. Muhtemelen Valen ile aynı yaştalardı. "Bu güzel hatunun yanında beni mi döveceksin yani ha?" Demişti. Bir anda bu kadar yakınımda olduğunu fark etmedim ve o elleriyle saçıma dokundu birden. Pembe tutamlarıma dokunmuştu. "Piç!" Elini ittirdim aniden.

Ama ben ittirmeye kalmadan, Valen aynı ondan beklediğim gibi yerinden fırlayıp yumruğunu o herife geçirmişti. Uzun boylu adam yere serilmişti resmen. Valen kalkmasına fırsat vermeden herifin üstüne çıktı ve suratına yumruklarını geçirmeye devam etti. "Amına koyduğumun piçi. Seni dövdüğüm yetmedi mi lan? Daha ne istiyorsun ha?" Adamın suratını çok fena dağıtmıştı. "Sizin gibi piçlerle niye yakın olayım ben lan! Mal istedin verdim. Her seferinde. Eskiden farklıydı, şimdi farklı." Yakasından tutup yüzünü, yüzüne yakınlaştırdı. "Eskiden olduğu gibi şimdide siktir olup git."

Aralarında ne geçmişti bilmiyordum ama eskiye dayandığı belliydi. Valen sinirini çokça çıkarmıştı. Herifin yakasını sertçe bırakıp üstünden kalktı. Bana doğru baktı. Nefes nefese kalmıştı. "Gidiyoruz."

Onunla gitmeyecektim.

Ona doğru yaklaştım ve gözlerine baktım. "Sanırım yollarımız burada ayrılıyor dj." Ona gülümsedim. "Muhteşem bir gündü benim için. Gerçekten. Ama artık gitsem iyi olur."

Gözleri öyle bir bakıyordu ki. "Nereye?" tek dediği buydu.

"Blackfloyd da tanıdığım bir arkadaşım var. Onun yanında kalırım. Sonra da Shelter'a bizim yere geçerim. Merak etme beni dj! Ölmem. Ne de olsa sana emanet değilim." omuzumu silktim gülerek.

Hiç bir şey demedi. Öylece bakıyordu.

Gerçekten güzel şeyler yaşattığı için ayaklarımın ucunda yükseldim ve yanağına bir öpücük kondurdum. Bununla birlikte bir heyecan dalgası aydınlanmıştı içimde. Ama hemen söndü çünkü gidecektim. "Kendine iyi bak Valen. Bu cehennemde denk gelmemiz yüksek ihtimal."

Öyleydi. Bu cehennem, şeytanları bir araya getirirdi.

İkimizde şeytandık.

Sonra yerdeki herife baktım. Öylece yerde yatıyordu ama ayıktı. Sonra da ona.

Ve arkamı döndüm ona. Yavaşça yürümeye başlamıştım. Kaçıyordum. Yine ve aynı şekilde. Hep kaçardım. Her şey için cesaretliydim ama kaçana dek.

Kaçmak korkaklık ya da kolaylık falan değildi benim için. Sadece bir yoldu.

Mahzendeki bir yol.

Cehennemdeki mahzende.

Ama bu yolun hiç tek olduğunu düşünmedim. Her iki tarafı da vardı.

Her İki nedeni.

Ve şimdi kaçıyordum.

Her İki Mahzende.

Gözlerimden bir damla düştü, dudaklarıma doğru süzüldü. Ağlıyordum, kime neye bilmeden. Belki de kaçtığımdan. Hep korkunç biri olduğumdan.

Arkadan o herifin alaycı bir şekilde güldüğünü işittim. Sonra da o sözünü.

"Yine mi yarı yolda bırakıldın Valen?"

Yarı yol.

Ya da iki mahzen.

Her ikisi de, Aynı cehennem.

✫

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.