İçeriğe geç

DELICTI

Bölüm 1 · 17 dk okuma

DELICTI

Bölüm 1

Şeytanın Günâhkarı

"Birilerinin cehennemi, Birilerinin cenneti."

✫

Her şey sessiz, dünya soğuk.

Yola çıkarken rüzgarla yüzleşiyorum,

Tutuklayıcı havada bir nefes alıyorum.

Ağaçlardan binlerce ses,

Ve yürüdükçe ışık daha da kararıyor.

Hayal kurdukça, batarken gecenin karanlığından kaçıyorum.

Ve diğerlerinin hayatını izliyorum.

Havada bir nefes alıyorum.

Bütün bu anılar şüpheli.

Gül gibi patlıyorlar göze,

Alacakaranlıkta yürürken.

Şimdi ortaya çıkan bir şekil var,

Daha iyi zamanlar vardı, daha iyi zamanların vardı.

Gözleri tamamen açık, artık hiçbir şeyden korkmuyor ruhum.

Şeytanın Günâhkarı oldum. Ben hep buydum.

Daha iyi zamanlar vardı, daha iyi zamanların vardı.

Bakışlarım tamamen açık, ufka doğru kayıyor gözlerim.

Benden uzaklaşan ağırlık, kendimi özgür olduğu kadar güvende de hissettim, dünyanın bir çeşit deli olduğunu düşündüm.

Dünya da fazla deli olduğumu düşündüm.

Ve dokunabildiğim bu gürültüler,

Kuşkusuz yalnız olduğumu bildiğim için bana tüyler ürpertici bir dehşet veriyor.

Hiçbir zaman umut veremeyecek bir dünyada,

Kimin umurunda?

Yaşa Ya Da Öl.

Seçimini yap ve yaşamda boğul.

£

Ben ikisini de seçtim. Yaşayarak öldüm. Yavaş yavaş her gün ölmemi izledim.

Ve buna da devam ediyorum. Her gün kendimi bilerek mahvediyorum. Mahvediyorum çünkü bir bağımlıyım.

Bir bağımlıyım. Hayata değil, bir davranışa ya da birine değil.. Her gün ölmemi izlememi sağlayan bir maddeye bağımlıyım.

Hayatımızda bir kez bağımlılık seçeneğimiz varken bir maddeye bağımlı olmak aptallık.

Bunun farkındayım. Her şeyin farkındayım. Ve yapmaya devam ediyorum çünkü bağımlıyım. Bu kolayca bırakabilceğim bir şey değil.

Açıkçası bırakmak isteyeceğim bir şeyde değil.

Değil çünkü bırakmak için bir nedenim yok.

Bir sevdiğim, bir sevenim, beklediğim veya bekleyenim yok. Umursadığım veya umursandığım bir şeyde yok. Tatmak istediğim yeni şeyler için hevesim yok. Bu zamana kadar yaptığım şeyler de çok. Kısacası bırakmak için bir nedenim yok.

Ölüm var.

Ölüm.

Evet ölüm var, fakat ölümden korkan da yok. Hiçbir zaman ölümden korkan birisi olmadım. Bu yüzden de herşeyi düşünmeden yaptım. Zaten doğduğumuz gün, öleceğimiz belli değil mi?

Sadece zamanını bilmiyoruz. Bu yüzden de herşeyi sanki ölecekmişim gibi yaptım,aceleyle. Bunu yapmak zor olmadı, çünkü zaten her gün bu riskimin herkesten fazla olduğunu bilerek uyanıyorum.

Her gün öleceğimi hissederek uyanıyorum. Acaba bu gün ölecek miyim? diyerek.

Bu benim için korkutucu değil.

Ölürsem ağlarım ama öldüğümden değil, yaşayamadığım duygular için ağlarım. Her duyguyu yaşayamazdınız. Ama insanların doğuştan şans edebildiği duyguları yaşamadan ölmek, biraz hayal kırıklığı olurdu.

Bende doğuştan bu duygudan yoksundum mesela. Ailenin olması ve onların sizi sevmesi bana yabancı bir duyguydu. Bir de üst üste gelen şeyler vardı.

Bugün bana bir kez bile sarılmamış olan annemin doğum günüydü. Sarılmak istemediğinden değil. Sarılma şansı olmadığından.

Bir de bu vardı işte. Şans.

Herkesin herşeye şansı olmazdı. Şansı olanlarda bunu şans olarak görmezdi.

Dünyanın işleyişi böyleydi. Cehennemin işleyişi. Yaşa Ya Da Öl. Seçim senindi.

Ama ne yazık ki tanrı bize seçim şansı vermezdi. Ne derse o olurdu işleyişi.

"Hey yo!"

Moren'in kalın sesiyle dünyaya geri döndüm. Daldığımın farkında bile değildim. Ona ters bir bakış attım. Yakın erkek arkadaşımla Her zamanki bara gidiyorduk.

Aslında bu gün kafayı bulmak ya da biriyle takılmak gibi bir hevesim yoktu. Evde bira içip film izleyecektim normalde. Ama bu mekana yeni bir dj geliyormuş bunu da bana söyleyen Morendi. Mekana sık değişiklik yapılmadığından bu yeni djyi görmem lazımdı.

Belki ilgimi çekerse takılırdım. Djler fazla çekici oluyordu çünkü.

Barın olduğu karanlık sokağa girmiştik. Botlarımın sesleri yankılanıyordu. Elbise falan giymemiştim rahat olmak istediğimden. Mavi ve aşırı bol düşük bel bir baggy jean giymiştim ve taşlı siyah bir kemer takmıştım. Üstüne siyah, sırt ve göğüs dekoltesi olan crop bir bluz giymiştim. Üstünde witching hour yazıyordu.

Çok fazla bilinmeyen eski bir rock grubuydu. Ve ben bayılıyordum.

Koyu göz makyajım ve onlara zıt uyum sağlayan sarı saçlarımla muhteşem hissediyordum.

Ve kendim gibi.

"Şu yeni dj aslan mı fare mi acaba? çok merak ediyorum." diye sordu Moren yeni bir sigara yakarken.

Gözlerimi kısıp ona doğru döndüm. "Bu nasıl bir benzetme ya? Djler gördüğüm en çekici herifler kategorisinde. Herhalde aslan olacak yani." dedim kendimden emin bir şekilde.

"Bu kadar emin olma. Hep aslan istiyorsun. Aslanlar bir gün parçalar seni." dedi gülerek uzun saçlarını geriye attığında.

Daha hızlı yürüyerek önüne geçtim ve ters ters yürümeye başladım. Ona bakıyordum şimdi. Kafamı eğerek söyleyeceğim şeye güldüm;

"Belki parçalanmak istiyorumdur."

Moren anında suratını buruşturdu. "Bu pembe tutamlar sana çok yakıştı da deliliğine de delilik kattı amına koyayım."

Sarı saçlarımın arasına pembe tutamlar attırdığımı hatırladım aniden. Daha yeni yaptırmıştım çok olmamıştı. Ama ben bayılmıştım. Beni daha çok yansıtıyordu.

Gülerek omzumu silktim. Tam döneceğim sırada birine çarptım. Tam olarak tosladım resmen. Çarptığım kişinin çenesini kafamda hissediyordum.

Ama çok sürmeden geri çekildi. Yüzünü göremeden gitmişti. Işınlanmıştı herif resmen.

Olduğum yerde kaldım, afallamıştım. Afallamıştım çünkü herif Acayip derecede yoğun bir nane kokuyordu.

Çok fazla etkilemişti beni çünkü naneye bayılırdım.

En sevdiğim bitkinin nane olmasını insanlar sorguluyordu. Evet öyleydi. Tadını seviyordum. Bide bana benzemesini. Tadı aroma verirdi ama fazlası acıydı.

Saçmalıyorum evet. Saçmalamak hoşuma gidiyordu. Herkese karşı böyleydim.

"Avril! Hadi lan seni mi bekleyeceğim?"

Moren girişin oraya gitmişti çoktan ve bana bağırıp duruyordu.

İkinci kez o kalın sesiyle bağırıyordu. Bir kez daha o bağırışını duymamak için girişe doğru ilerledim.

Daha barın içine bile girmemişken müzik sesi dehşet yüksekti. Duyuyordum o deli gibi olan metali.

İçeri adımımı attığımda rengarenk ve yanıp sönen ışıklar beni karşıladı. Dj her kimse milleti deli gibi eğlendiriyordu.

Saat daha 00.30 olmasına rağmen bar aşırı kalabalıktı. Geceye kadar düşünemiyordum buranın halini. Normalde ilk geldiğimde taburelerin olduğu kısıma, barmenden elli tane içki istemeye giderdim. Ama dj çok ilgimi çekmişti bu yüzden bara bira almaya Moren'i gönderdim.

Mekanın dizaynı çok muhteşemdi. Dj in olduğu kısım oldukça yüksekte ve mekanın tam ortasında kalıyordu. Kenarları balkon gibi demirlerle sarılmıştı bu yüzden insanlar yandan da izliyebiliyordu.

Burdan görebildiğim şekilde dj kendini baya vermiş gibiydi. Daha yakından görmek için yukarı merdivenlere doğru ilerledim.

"Dur lan nereye?"

O lanet sesini bir kez daha duymuştum! artık kriz geçireceğimden emindim. "Ne var lanet olasıca! Ne var?" Bu sefer bağıran bendim.

"Ne bağırıyorsun öküz! biraları getirdim. Hiç bir şeyde yaranmıyor sana." elindeki biraları görmem için yukarı kaldırdı.

Bu sefer bağırmakta haklıydı sanırım. Elimi ağzıma götürüp güldüm. Sinirlenişi çok komikti.

Elindeki birayı alıp yanağını sıktım. "Tamam sinirli çocuk. Özür dilerim benim hatam." dedim yanağına öpücük kondururken.

O da gülmeye başladı. Seviyordum onu. Uzun yıllardır yaşamak için nedenim oydu. Bir de tek arkadaşım, tek ailem.

Yukarı çıkmaya başladık. O kadar kalabalıktı ki zor hakaret ediyordum. Hamile kalma oranı fazlaydı.

Dj'e yaklaştım. Müzik de git gide kulağımda patlıyordu. Sıkışarak en öne gelmeyi başardım. Arkamda da Moren duruyordu.

Ve sonunda o yüzü gördüm.

Siktir be.

Çocuk fena çekiciydi.

Siyah sıfır kollu bir atlet bluz giymişti. Kollarında dövmelerini görebiliyordum. Bembeyaz teninde harika duruyorlardı. Saçları simsiyahtı ve alnına dökülmüştü dalgaları. Kaşında aynı benimki gibi bir piercing vardı. Tek piercingi bu değildi. Bir de iki elmacık kemiğinde dermal piercing vardı. Bu benim deli gibi istediğim bir piercingti. Onda dikkatimi çeken piercingden daha çok

göğsünün üstünde ve köprücük kemiğinin arasında tribal şeklinde ortasında kılıç olan ve etrafında dalgalı olarak dağılmış kemikler olan ve devamında köprücük kemiğinde bağlı olarak sarmaşıkları olan o muhteşem dövmeydi. Ortasındaki boşlukta da ghostborn- hayalet doğumlu yazıyordu.

Dövme çok seven biriydim özellikle de yaratıcı ve kusursuz dövmeleri. Bu dövme ise hayatımda gördüğüm en kusursuz dövme olabilirdi.

Bu çocuk da gördüğüm en çekici ve benim tipim olan insan olabilirdi.

Gereğinden fazla yani aşırı fazla incelediğimden olacak ki gri gözlerini bana çevirdi. Ben onu incelerken en son gözleri kapalıydı ve kendini müziğe vermişti.

Bu sefer o beni gereğinden fazla inceledi. Sarı aralarında pembe tutamlar olan saçımda kaldı en son gözleri.

Sanırım bende onun tipiydim.

Bu göz teması da gereğinden fazla sürmüştü.

Kaşlarımı kaldırarak ona gülümsedim. O bana bir karşılık vermedi ama gülümsemeye devam ettim. Elimi ona doğru salladım ve mükemmel işareti yaptım.

Bu yaptığıma kafasını eğerek sırıtmıştı.

Harika. Şimdi ödeşmiştik.

Kafamı, tamamen benim tipim olan bu çocuğu anlatmak için Morene doğru çevirdim. Fakat moren ortalıktan kaybolmuştu. Otunu tüttürmeye aşağı dışarı çıkmış olabileceğini düşündüm. Bu yüzden aşağı doğru inemeye başladım. İnerken etrafa doğru bakınıyordum.

Dışarıya çıktım. Çoğu kişi sigarasını ya da otunu içmek için çıkmıştı dışarı. Ve evet morende oradaydı elinde otuyla telefonla konuşuyordu. Yanına doğru yürürken kapattı telefonu.

Kaşlarımı çattım. "Kimdi o?" diye sordum.

Moren beni iyice yanına çekmişti. "Kızım ne öğrendim lan! Bu hayvan gibi baktığın dj var ya.." kulağıma eğildi. "..Gizli bir satıcıymış. Yani sadece djlik yapmıyormuş herif. Arkadaşla konuştum ondan öğrendim şimdi. Deli gibi muhteşem mallar varmış elinde."

Gözlerimi açtım şaşkınlıkla. Siktir be. Herif birde satıcıymış. Bu çok fazla işime yarardı. "Hassiktir. Ciddi misin?" dedim sırıtarak. "Bu herif tamamen benim tipim."

"Orasını anladık zaten." dedi Moren dalga geçiyordu benimle. Koluna vurdum.

Tekrar vuracağım sırada kolumu tutmuştu. "Dur kızım. Malı öyle kolay alamazmışız. Herif garipmiş, kuralları falan varmış. Aren, benim ismimi verirsiniz almak için dedi."

Gözlerimi devirdim. Bu ego nerden geliyordu? Sen gizli satıcı bir dj'din. Ne kuralıydı bu? Sikeyim kuralını.

"Ne kuralından bahsediyor ya? Sikerim kuralını. Hadi şu müthiş malları alalım." Kolundan çekiştirerek içeri soktum. Girdiğimde direkt olarak yukarı bakmıştım ve yoktu. Mekana slow bir şarkı vermişlerdi. O çalıyordu. Tam yukarı çıkacakken merdivenlerden indiğini gördüm.

Morene dokunarak "Şurda." diye işaret ettim. Morenle ona doğru ilerlemeye başladık. Tam merdivenin ucundaydı.

"Hey dj! Baksana bir." Moren seslenmişti ama herif kâle bile almamıştı, bakmamıştı bile. Morenin omuzuna hafifçe çarparak geçip gitmişti ve tam geçerken bana bakmıştı. O kısa göz teması minik bir heyecan bırakmıştı vücuduma.

"Hay amk. Adama bak siklemedi bizi." diye yakındı Moren.

Dudağımı ıslattım. "Tam barın ortasındayız. Burada ne hakkında konuşmasını bekliyordun?"

Satıcılar öyle herkesle herşeyi her yerde konuşmazdı. Malı da öyle her yerde vermezlerdi.

"İyi de ne biliyor onunla bunu konuşacağımı amına koyayım? Bir dj diye seslendik baksana egolu piç."

Yukarı bakarak nefesimi verdim. Öğleden beri bir şey almamıştım ve vücudum buna tepki vermeye başlamıştı. O yüzden o mala ihtiyacım vardı. İş bana kalmıştı.

"Bir de ben deneyeyim." dedim gülümseyip, ellerimi onun göğsüne vurarak ve arkamı dönerek gittim.

Dışarı çıkmıştı. Muhtemelen içmek için. Bende dışarı çıktım. Herkes içeri gitmişti neredeyse. Tek tük kişi vardı içen. Gözlerim onu arıyordu ama o hiçbir yerde yoktu. Bardan iyice uzaklaştım. Yakınında yıkık dökük binalar vardı. Burda ya hayvan gibi kafayı buluyorlar ya da sevişiyorlardı.

Oraya doğru ilerledim. Etrafa bakındım. Neredeydi bu egolu piç?

"Beni mi arıyorsun?"

Sesin geldiği yöne doğru kafamı çevirdim. Bu oydu. Duvara yaslı bir şekilde otunu içiyordu. Gözlerini kısarak dumanı bana doğru üfledi. Bir ayağı duvara yaslıydı, bir eli de cebindeydi.

Şerefsiz çok çekiciydi.

Olduğum yerde ona doğru bakarak gülümsedim ve kafamı salladım. "Elbette dj çocuk. Havalı bir şekilde çekip gidip arkadaşımı siklemediğin için çok etkilendim. Numaran neydi?"

Boş boş baktım ona.

O da yine aynı şekilde başını eğerek gülümsedi. Yavaşça otdan bir duman daha çekti ağzına götürerek. Bunu niye izlemiştim bilmiyorum.

"Saçları karışık, farklı renklerde pembe tutamları olan ve baggy giyen kızları görünce anında veriyorum numaramı zaten. İstemene gerek yoktu."

O alaycı piç gülüsünü yaptı. Harbiden de egolu bir piçti.

"Haha!" diye güldüm yapmacık bir sesle. "Zevkin çok iyiymiş adamım." Yine ona ellerimle mükemmel işareti yaptım.

Beş dakikalık bir sessizlik çöktü. Bu yaşanırken aynı zamanda yine o göz teması da yaşanmıştı. İnanılmaz bir gerilim ile yaşanıyordu bu ve beni çok etkiliyordu.

Hafifçe öksürdüm. Konuya dalacaktım. "Esas olayımıza gelelim." yapmacık bir şekilde gülümsedim. "Aren önerdi. Muhteşem mallar varmış elinde. O bebekleri alabilir miyim bende?" Gözlerimi kırpıştırdım.

Dumanı tekrar yavaşça çekerek beni izliyordu. Cevap vermesini bekledim.

Ama cevabı netti.

"Hayır."

Kaşlarımı çattım ve şaşkınlığımı bastırmaya çalıştım. Ne demek hayır? Bu kadar net ve egolu olması beni sinirlendirmişti. "Ne demek hayır? Sen satıcı değil misin? o malı istiyorum." dedim bende net bir şekilde.

"Bende hayır dedim." Yine net bir tonda söylemişti bunu. Pekala, uğraşacaktık herifle anlaşılan.

"Bir sebebi var mı peki bu kadar net bir şekilde siktiğimin malını vermemenin playboy?" Artık sinirlendirmiştim. Yapacak bir şey yoktu.

"Var, Avril Lavigne." dedi aniden. Bir adımı nereden biliyordu? iki muhteşem tanrıçanın ismiyle bana nasıl seslendirdi? devam etti. "Tanımadıklarıma satmam." dedi net bir tonla. Bu net tonu birinde duyuyordum sık sık, kendimde.

Bende neden bu kadar bana benziyor bu herif diyordum.

"Beni tanımıyorsun yani?" dedim kafami eğerek yapmacık bir sesle. sanki üzülmüş gibi dudağımı büzmüştüm.

Kafasını gülerek yan tarafa çevirdi. Sonra gri gözleriyle bana geri baktı.

"Tanıyor olsam bu kadar uzağımda olmazdın."

Anlık bir söylediği ile şaşırdım. Bu da nadiren olurdu çünkü insanları şaşırtacak o çılgın şeyleri genelde ben söylerdim. Bu yönden de benziyorduk.

Ardından aramızda olan mesafeye baktım.

O hala duvara yaslı bir şekilde elindekini içiyordu. Bende yıkık dökük binalara bile girmemiştim. Aramızda oldukça fazla mesafe vardı.

Sanırım ne demek istediğini anlamıştım.

Tanıyor olsa yakın olurduk yani? Gerçek anlamda. Cesaretini sevmiştim.

Ve kahrolsun ki bu özellik de bendeydi.

Yavaş adımlarla yanına yaklaştım. Şu lanet otu hala içiyordu. O kadar yavaş içiyordu ki bilerek mi yapıyordu anlamıyordum. Hemde o lanet gümüş yüzükleri olan parmaklarıyla tutuyordu otu.

Üzerine doğru iyice yaklaştım ve onu şaşırtacak hamleyi bu sefer ben yaptım.

Ağzındaki otu yavaşça elime aldım ve ona bakarak ağzıma doğru götürüp derin bir duman çektim.

Öksürmemek için zor tuttum kendimi çünkü bu içtiklerimden çok çok ağırdı. Özellikle naneli olması konusunda.

Naneli?

Bu koku naneliydi. Ve çarpıştığım o kişide naneliydi. Yani yoğun bir şekilde nane kokuyordu. Bu o dj çocuktu demek.

Dumanını aynı onun gibi suratına üfledim bilerek. Beyaz duman onun yüzünü kaplamıştı. Gittikçe duman başka tarafa doğru süzüldü ve o çekici suratı açıldı dumanlardan arınarak.

Ve dumanlar gittiğinde o gri gözleri bana kısık bir şekilde bakıyordu.

Dumanların arasından, "Tanışalım o zaman." dedim gülümseyerek. Gözlerimi ona dikmiştim.

Bu sefer gülmedi. Yüzünde sert bir ifade takınmıştı. Yüzüme doğru eğildi yavaşça. Aramızdaki boy farkı yüzünden. Normale göre kısa olmayan boyuma rağmen eğilmişti. Boyu da uzundu piçin.

Şuan, o az önceki mesafeden çok farklıydı. Çok yakındık. Ve ben bu yakınlıktan hiç şikayetçi değildim.

"Tanışalım." diye fısıldadı. Nefesini hissedebiliyordum resmen. Bu gerilim beni fazlasıyla heyecanlandırmıştı. Dediği de buna çok etki etmişti ki vücudum kısılmıştı.

O nane kokusunu yakınında, boynunda daha çok alabiliyordum. Bu ilk karşılaşmamız değildi.

Aradaki gerilim hiç bozulmadan elimdekinden bir duman daha çektim. Ve yine suratına üfledim. Derin bir nefes çekmişti dumanı ciğerlerine almak için. Yutkunduğunda o boğazındaki dövmede hareket etmişti.

Witching hour dövmesi.

Herkesin nadiren bildiği ve benim en sevdiğim grup olan Witching hour dövmesi mi vardı yani? Ellerimi boynundaki dövmeye götürdüm ve uzun siyah tırnaklarımı sürttüm.

Onu şuan kesinlikle fena halde öpmek istiyordum.

O da bunu fark etmiş olacak ki, Bakışları bluzumdaki, tam göğüs dekoltemin aşağısında ki witching hour yazısına kaydı yavaşça. Sonra gözleri dudaklarımı buldu. Aniden dudaklarıma fısıldadığı ile donakaldım;

"Witching hour, seni şuan öpmem için yeterli bir sebep."

Ve ben daha ne olduğunu anlayamadan dudaklarıma değdirdi dudaklarını. O gümüş yüzüklü elleri boynumu buldu.

Dudakları onun tam tersiydi, yumuşaktı. Ve benim yumuşak dudaklarıma değdiğinde inanılmaz bir şey olmuştu. O aramızdaki elektrik bizi çarpmıştı resmen. Yani ben fazlasıyla çarpılmıştım. Bu öpüşme o elektrik sayesinde şiddetlenmişti. Dili daha fazlasını isteyerek ağzıma girmeye çalıştı. Seve seve kabul ettim. Benim dilimde onun diline dolaştı ve ortaya ciddi anlamda arzulu bir öpüşme çıktı.

Bardan yükselen Pink Turns Blue'dan missing you sesini duydum. Gittikçe daha da yükseldi.

Gerçekten de özlemiştim. Bunu, bu duyguyu.

Bu daha önce ki öpüşmelere benzemiyordu. Farklıydı. Nasıl bilmiyorum ama farklıydı işte.

Yavaşlamıştı. Bende öyle çünkü artık nefesimi kontrol edemiyordum. Tam yavaşça çekileceğim esnada alt dudağını ısırdım. Benim imzam olmadan gidemezdi hiçbir yere.

Hafifçe inleyerek geri çekildi. Elini hafif kanayan yere bile götürmedi. Normalde böyle yaparlardı. Ve yine aynı o piç gülüşüyle sırıttı. Dudağının kenarındaki o kan ile."Benden önce davrandın."

Bende sırıttım. "Her zaman. Benim imzam."

Aynı zamanda imzam olan şey kahve alt tonlu bordo rujumdu. Şişmiş dudaklarında her yere dağılmıştı. Muhtemelen benim de öyleydi.

"Artık gitmem gerekiyor. Şu bebekleri versen?" Gerçekten onlar lazımdı bana. Acilen.

Dudaklarını yaladı. "Sana vermeyeceğimi söyledim."

Gözlerimi devirdim. Hala kararlıydı. "Bana hala nedenini söylemedin? O boktan tanımadıklarına vermeme olayı aşırı saçma. Sen bir satıcısın, müşteri seçmezsin."

Derin bir nefes verdi. Dudağını ısırıyordu. "Bağımlılara vermiyorum."

Yüzümü buruşturdum. Bu ilk kuraldan daha da saçmaydı. Hem bağımlı olduğumu nerden anlamıştı? Belki sadece partilerde içen biriydim? Nereden biliyordu yani. "Sen ciddi misin?" Artık çıldıracaktım. "Şu malı ver ya da o gizli kimliğini ortaya çıkarırım dj."

Başka seçenek kalmamıştı. Asla bir mal için yalvarmazdım. Asla bu kadar düşmezdim. Şuanda da zorluyordum sadece.

Güldü alaycılıkla. "Çıkar." omuzunu silkti. "Bu yerdeki herkesi tanıyorum. Onlarda beni." Kafasını salladı. "Bir sikime zararı olmaz."

Bende kafamı salladım yana doğru. "Sadece bu yer mi?" tekrardan yaklaştım ona. "Başka satıcıyı arayıp, diğer yerlere yaymam iki dakika sürer." dedim.

O inatsa, inatlaştığı kişide bendim.

Kaşlarını kaldırdı. Nefesini verdi. "Sadece benim yanımda kullanırsan alırsın."

Bu herif beni şaşırtmaya devam ediyordu. Ne yani onun yanında kullanırsam ve ölürsem beni mi kurtaracaktı? Saçmalık.

Ama kabul edecektim. Morene bile veremeycektim ama şuan acilen almam gerekiyordu. "Tamamdır dj." Elimi alnıma götürerek selam verdim ve geri indirdim. "Ölürsem sana emanetim."

Ardından önüme geçerek ilerlemeye başladı. Bir motora doğru ilerliyordu. Motora binip kaskını takınca onun olduğuna emin oldum. Gözlerimi kıstım. "Bana kask yok mu dj?" diye sordum.

Nefesini verdi ve ellerini havaya kaldırdı. Omuzumu silkerek ona gülümsedim. Motora, arkasına binmiştim bile. Takarken zorlansın diye. Kaskı geri çıkarttı ve saçlarını düzeltmek için ellerini arasından geçirdi. Arkasını döndü ve kaskı benim kafama geçirdi. Ona aptalca sırıtıyordum.

Nereye gidiyorduk bilmiyordum. Neden güveniyordum onu da bilmiyordum ama umurumda da değildi.

Hayatta hep böyle kararlar alıyordum zaten. Ani ve aceleci. Ne olacağı umurumda bile değildi.

Kollarımı beline dolamadım. Buna da gerek yoktu. Hayvan gibi hızla gideceği yoktu zaten. Motordan tutundum bu yüzden. Motoru çalıştırdı. Ani bir hız aldı ve bardan iki saniyede çıktı. Beni kaçıncı şaşırtmasıydı bu bilmiyorum ama bu dj gerçekten bendi.

Ama kollarımı beline dolamak zorunda kalmıştım. Sinir bozucuydu piç. Bilerek o hızda çıkmıştı. Kaskda büyük gelmişti zaten. Yine o piç gülüşünü duyabiliyordum.

"Gülme!" Diye bağırdım kulağına doğru. Beline sardığım kollarımı da sıkmıştım. Sesim fazla çıkmış olucak ki suratını buruşturdu.

"Ne bağırıyorsun kızım? Kulağımı siktin."

"Sende bilerek hızlı gitmeseydin o zaman." diye karşılık verdim. "Belinden tutunmamam egonu mu sarstı dj?"

Bu daha da hızlanmasına neden oldu. Hay Sikeyim ya! "Hız seversin diye düşünmüştüm Avril Lavigne."

Gözlerimi devirdim. Hız severdim. O da Hız sevmediğimden bunu söylemediğimi anlamıştı zaten. Bana yine Avril Lavigne demişti! "Sen benim adımı nerden biliyorsun dj çocuk? Daha ben bile bilmiyorum senin adını."

Gerçekten de bilmiyordum. Daha adını bile bilmediğim herifin motoruna binmiştim. Bende böyleydim işte çılgın! Götümün çılgını! Bir gün çok fena toslayacaktım bir yere ama ne zaman kestiremiyorum.

"Valen." diye cevapladı beni ilk sorumu es geçerek. "Valen Daron."

Valen Daron.

İsmi bile çekiciydi. İlk defa duyuyordum. Yakın arkadaşım Morenden bile ilginçti ismi.

"Senden de çok bilinen bir isim beklemezdim zaten dj." Tam farklı bir isim havası veriyordu. Buna bende dahil.

Rüzgar artıyordu hızla gittiği için ama kask saçlarımı savurmasını engelliyordu. "Soyadım Mirvani. Lavigne demezsin artık. Öğrenmiş oldun."

"Sen bana dj demeye devam edersen bende sana Lavigne demeye devam ederim Avril." dedi.

Nefesimi verdim. Kafayı bozmuştu bu herif. "Nereye gidiyoruz? Kaçırmayacaksın değil mi beni?" diye sordum alaycılıkla.

"Gidince görürsün." dedi sadece.

✪

'Thirty Seconds To Mars -The kill

Nereye gidiyorsak hala gelememiştik bu hıza rağmen. Bir ara sokağa girmiştik. Baya bir karanlıktı. Torbacıların olduğu bir sokaktı burası. Tam ileride iri bir adam kapüşonunu takmış bir şekilde duruyordu. Valen de artık motoru daha yavaş sürüyordu. O iri yarı adamdan işgillenmiştim. O da öyleydi sanırım. Çünkü gerildiğini hissetmiştim.

Adamı incelemeye devam ettim. Sonra elindekine dikkat ettim. Hassiktir! Herifin silahı vardı. Ve silahı aynı anda farkettik onunla. Herif tam bize doğrultucağı sırada, Valen motoru sola kırdı. Öyle bir hızla dönmüştü ki fırlayacaktım motordan. Kollarımı daha da sıkı sardım beline. Gaza deli gibi basıyordu. "Hay Sikeyim!" Valen gergin bir sesle küfürler savuruyordu. Ne bokum döndüğünü çok merak ediyordum burada. Tabi ölmezsem eğer.

Bir silah sesi duydum. Sonrada yanımdan beni es geçen kurşunu.

Ölümle her gün burun buruna gelmiştim. Ama bir kurşunla dip dibe gelmek. Siktir. Bu çok çok fazlaydı.

Ama neyse ki es geçmişti çünkü Valen motoru sağ sola kırıp duruyordu kurşun isabet etmesin diye. O heriften giderek uzaklaştık. Hala sıkmaya devam ediyordu. Silah sesi kulaklarımı dolduruyordu. Ama uzaklaştığımız için isabet edemiyordu. O da pes etmişti zaten.

"Orospu çocuğu!" diye bağırdı arkasından Valen.

Az önce ne yaşadım ben amına koyayım?

Heyecandan tuttuğum nefesimi bıraktım. Kalbim deli gibi atıyordu. Valen şimdi nereye gidiyordu hiç bir fikrim yoktu.

"Hassiktir ya!" dedim hayretle. "Hayatımda böyle bir heyecan yaşamamıştım."

Kafasını bana doğru çevirdi. Sonra başını sağa sola sallayarak geri önüne döndü. "Az önce ölümle burun buruna geldin ve sen bunu mu diyorsun?Harbiden inanılmaz deli bir kızsın. "

"Deli diyen ilk kişi değilsin dj çocuk. Hem ölümle ilk defa burun buruna gelmedim. İlk seferim değil yani." dedim.

"Güzel."

Tek kelimelik cevapları beni öldürüyordu.

Gideceğimiz yer belli ki değişmişti. Çünkü az önceki yerde kurşun yağmuruna tutulmuştuk. Merak ettiğim için artık dayanamayarak sordum. "Şimdi nereye belalı çocuk?"

Bana kafasını çevirmedi. Yola bakarak sürmeye devam ediyordu. Yine cevabını beklemek zorunda kalmıştım. Çok sıkıcıydı bu durum.

"Blackfloyd'a."

Cevabı netti. Oturduğum yerden başka bir yere, resmen ilin dışında olan o uyuşturucunun ana noktasına götürüyordu beni.

Bu sefer cidden hassiktir.

Ne işimiz vardı orada. Ben ne yapıyordum?

Hayatımda ilk kez kararlarımı sorguluyordum bu hiç iyi değildi.

Hiçbir şey demeden deli gibi kahkaha atmaya başladım. Bu sefer cidden kafayı sıyırdım. Çünkü şuan yaşadığım şeyler beni güldürüyordu. Deli gibi olmuştum. Hayatımda heyecan asla eksik olmazdı. Bu bana bile fazlaydı.

Ama yine umurumda değildi. Ne olacaksa olsun. Salmıştım artık.

Omuzuna tutunarak motorda ayağa kalktım ve bağırmaya başladım. "Bekle beni Blackfloyd! Ben geliyorum ulan!"

Onun güldüğünü işittim. Ama bundan rahatsız değildim. Gülmesini duymamın hoşuma gittiğini anladım.

İşte bu da hiç iyi değildi.

Fısıldadığını duydum. Ama ne dediğini anlamadım. Rüzgar işitmemi engelliyordu. Bense bağırmaya devam ediyordum.

"Sen bu cehennemi hakketmiyorsun."

✪

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.