Bitter, geriden gelen hafif tarçın ve portakal tatları, hepsini kucaklayan viski: old fashioned.
Kokteyli ağır ağır yudumlarken Samet ile Yunan ve Türk mutfağı üzerine inanılmaz koyu bir sohbetin içerisindeydim.
"Cacikiymiş, siktirsinler!" dedi Samet, kendisini biraz fazla kaptırmıştı. Birkaç saniye sessizce suratına baktığımda elini kaldırıp "Pardon." dedi.
Utanıp yüzünü çevirmesine sırıttım. "Sorun yok."
Bakışlarımı ondan çekip kalabalığı azalmış salonda gezdirdim. Saat 12'yi geçiyordu, ensesi kalın takım elbiseli amcaların çoğu ayrılmıştı.
Ceyda barın ilerisinde bir çocukla yarım saatten fazladır sohbet ediyordu. Kim olduğunu bilmediğim bu kişiyle iş konuşmadığı belliydi çünkü iş konuşurken bu kadar neşeli olması imkansızdı.
"Telefonun çalıyor."
Samet'in sesiyle ortamızda duran telefonumu elime aldım.
Üst komşum Emine Teyze arıyordu. Emine Teyze'nin benimki kadar hareketli bir gece hayatı yoktu, yatsı namazını kıldıktan sonra uyuyan kadının şu saatte aramasının iyi bir sebebi olamazdı.
"Efendim Emine Teyze?"
"Yavrum neredesin sen?"
"Hayırdır, bir şey mi oldu?"
"Adamın teki senin kapının önünde yarım saattir zile basıyor, sarhoş sarhoş bağırıp duruyor."
"Adamın biri mi? Kimmiş o?"
"Ne bileyim ben çocuğum? Sen söyle kim bu serseri?"
"Emine Teyze-"
Sustum çünkü kim olduğunu anlamıştım.
"Ben geliyorum hemen." diye devam ettim.
Yüzümün değişen ifadesini fark eden Samet kaşlarını çattı. Göz kırparak hayırdır dediğinde uzanıp arkamdaki bar taburesinde duran çantamı alıyordum.
"Salih Bey polisi arayacağım diyor kızım."
Salih Bey de karşı komşum olan emekli bankacı huysuz bunaktı. Aynı zamanda ev sahibinin asker arkadaşı olarak apartmandaki denetleyici gözdü.
İki senedir yaşadığım evin bu seneki kontratının bitmesine az kalmıştı, ev sahibiyle zaten kira zammı yüzünden birbirimize girecektik, o zamana kadar iyi kiracı olup uslu durmaya çalışıyordum.
"Aramayın polisi!" diye yakardım. Mahalleye polis getirttiğimi huysuz Salih ev sahibine ispiyonlarsa mahvolurdum.
"Kızım kim bu herif? Başına bir şey gelmesin."
Emine Teyze de ortalama bir yaşlı kadar meraklı ve sinir bozucu olabiliyordu ama en azından iyiliğimi düşünüyordu.
"Ben geliyorum, halledeceğim Emine Teyze merak etme."
Bok hallederdim. Hakan'ı nasıl başımdan atacağıma dair hiçbir fikrim yoktu. Belki Ceyda'nın abisini falan arardım, en kötü yine polisi çağırırdım. Şu gecelik bir şekilde başımı kurtarsam yeterdi.
"Tamam tamam, çabuk ol sen hadi." dedi Emine Teyze, telefonu suratıma kapatmadan hemen önce.
"Bir sorun mu var?"
Telefonumdan engellenmiş numaralara girip Hakan'ın numarasını ararken telaşlıydım. Muhtemelen bana ulaşamadığı için kapıya dayanmıştı. Aynı saniyelerde evimin adresini bir şekilde öğrendiğini fark ettim, telaşım katlandı. Ben nasıl bir belaya bulaşmıştım?
"Benim çıkmam lazım, tanıştığıma memnun oldum Samet." dedim, sesim titremişti ama cümlenin yarısında toparlandım.
"Acil bir durumsa bırakabilirim, arabayla mı gelmiştin?"
"Hayır, arkadaşımın arabasıyla-"
Ceyda'yı son gördüğüm yere baktım ama yoktu. "Ben gidip arkadaşımı bulayım, sana iyi geceler."
Nildeniz'in yanına gittim. Kalabalık masanın köşesindeydi. Omzuna dokunduğumda beni fark etti. "Ceyda nereye gitti gördün mü?"
"Çıktı onlar sanırım." dedi tüm gamsızlığıyla.
"Onlar mı?"
"Kerem abiyle çıktılar."
Bu Ceyda'nın beni ikinci kez yarı yolda bırakışı oluyordu.
"Kerem kim Nil?"
Bıkkın bir soluk verdim. "Tamam neyse." Kerem'in kim olduğunun pek de bir önemi yoktu.
"Bir şey mi oldu? Niye gerildin?"
"Eve gitmem lazım."
"Birlikte döneriz diye düşündüm, Ceyda abla seni almamızı söyledi."
Kenan'a baktım, masada gayet koyu bir sohbet dönüyordu. Beni fark etmemişlerdi bile. "Gerek yok, bebek miyim ben? Kendim giderim bir taksiyle."
"Şimdi mi gidiyorsun?"
"Evet."
Omuz silkti. "Sen nasıl istersen."
Yanağından tutup bir öpücük kondurdum. "Dikkat et kendine, eve varınca mesaj atarsın."
"Tamam, sen de aynı şekilde." diyerek karşılık verdi.
Eve varmam kolaydı da sonrası biraz sıkıntı olacak gibi duruyordu.
Restauranttan çıktım. Lobiye yürürken engelini kaldırdığım Hakan'ı aradım. Telefon çaldı, çaldı ama açmadı.
"Bana bir taksi çağırır mısınız?"
Lobideki resepsiyonist kızlardan biri ricamı üstüne alınarak "Tabi." dedi.
Kız taksi çağırırken onlardan biraz uzaklaşıp öne yürüdüm, yeniden Hakan'ı aradım. Bu sefer açtı.
"Evimin önündeki sen misin?"
"Nihayet be güzelim!"
Delirtecekti beni bu sapık. Derin bir nefes aldım. "Hakan... Komşularımı rahatsız etmişsin, evde değilim ben. Rica ediyorum uzaklaş oradan."
"Neredesin? Konum at geleyim."
Dayanamadım, "Hakan sen deli misin?" dedim sesimi yükselterek. "Ne istiyorsun benden ruh hastası?"
"Ne mi istiyorum? Buraya gel anlatırım ne istediğimi. Bekliyorum güzelim."
Emine teyzenin söylediği gibi sarhoştu.
"Hakan-"
Elimdeki telefon aniden çekildiğinde şaşkınlıkla arkamı döndüm.
"Neredesin lan sen?"
Alper.
Telefonu almak için ona yaklaştım ama bir adam geri kaçarak izin vermedi. "Sen karışma!" dedim, umursamadı. Hattın öbür ucundaki Hakan ne dedi bilmiyorum, kafası yerinde değildi zaten ama Alper çattığı kaşlarıyla onu dinledi.
"Deniz yok, bana konuş." dedi.
"Ver şunu Alper!" diyerek yeniden üstüne yürüdüm, yine geri gitti. Otel lobisinde olduğumuz için bir halt da yapamıyordum, yoksa elinden almasını çok iyi bilirdim.
"Geleyim oraya göstereceğim sana defter dürmeyi."
Telefonu kulağından indirdiğinde hışımla çekip aldım elinden. "N'apıyorsun sen?"
Sorumu duymazdan geldi, sanki havaya konuşuyordum. "Nerede şimdi Hakan dallaması?"
"Seni alakadar etmiyor, ne bu tavırlar?" dedim burnumdan soluyarak. En nefret ettiğim erkek tipi, egosunu tatmin etmek için her halta burnunu sokup kahraman olmaya çalışan tiplerdi.
"Beni gayet de alakadar ediyor, bu sadece senin mevzun değil."
Bana yaklaştı. "İkimizin mevzusu." dedi sesinin tonunu düşürerek.
Kısmen haklıydı, Hakan'ı yumruklayarak olayı ikimizin mevzusu haline getirmişti.
"Doğru, senin yüzünden artık beni hiç rahat bırakmayacak. Erkeklik onurunu zedeledin."
Bana bıkkınlıkla baktı.
"Gökdeniz, telaşla çıktığını gördüğüm an bir şeyler olduğunu anladım. Şimdi uzatma da anlat, neymiş göt lalesinin karın ağrısı?"
"Evime gitmiş."
Kaşlarını kaldırdı, böyle bir şey beklemiyordu sanki Hakan'dan.
"Vay it."
"Küfredip durmaktan başka bir çözümün var mı?" diye terslendim.
"Var."
"Bu işe daha fazla karışma, ciddiyim. Yarın yola çıkıyorsunuz, böyle bir zamanda benim yüzümden başına iş açılmasını iste-"
Annesinin öğütlerine tahammül edemeyen çocuk gibi ufladı, "Boş konuşuyorsun."
Sinirlerimi bozuyordu. Gerçekten sinirlerimi bozuyordu.
"Sen dolu konuş da dinleyelim o zaman!"
"Konuşacak bir şey yok." dedi, gayet basit bir gerçeği dillendiriyormuşcasına. Ardından ekledi:
"Gidiyoruz. Birlikte evine gidiyoruz, sen ve ben."
Aynı saniyelerde güvenlik görevlisi yaklaştı. "Taksiniz hazır hanımefendi."
Ben bir şey diyemeden görevliye döndü, sonra bana bakıp arsız gülüşüyle "Taksimiz hazır hanımefendi, hadi gidelim." dedi.