"Yesene bebeğim." dedi teyzem önüme bir bardak demli çay bırakırken.
"Yiyorum teyze."
"Yemiyorsun?"
Ceyda'ya bıkkın bir bakış attım. Zaten geceden Hakan mevzusu yüzünden sinirliydim hâlâ ona, şimdi karşımda oturmuş hiçbir şey olmamış gibi teyzemin yaptığı mantarlı omleti afiyetle yerken asabımı bozuyordu.
"Nil nerede?" dedim tabağımdaki salatalık dilimini çatalın ucuyla sağa sola iterken.
Kardeşim Nildeniz'in adını duyunca Ceyda'nın gözleri parladı. "Ayy sen bilmiyorsuun!" dedi heyecanla yerinde kıpırdanarak.
"Neyi bilmiyorum Ceyda?"
Masanın üstündeki telefonunu eline alıp bir yerleri kurcalarken bakışlarımı ayakta tezgaha yaslanmış dikilen teyzeme çevirdim. "Seni hangi rüzgar attı buraya Ayşe Sultan?"
Gece eve gelir gelmez duşa girmiş, dudaklarımı dakikalar boyunca yıkamış, duşta yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağlamalı bir iç boşalma seansı yaşamış sonra da uyumuştum. Sabah da önce Ceyda'nın aramasıyla uyanmış, teyzemin zile basışıyla da yataktan kalkmak zorunda kalmıştım.
"Özledim kuzum, ne zamandır sesin soluğun çıkmıyor diye bir bakayım dedim."
"İyi yapmışsın teyze, finaller bütler derken fırsat olmadı sana gelmeye."
"Tahmin ettim ben, börek köfte falan getirdim buzluğa koydum. Haberin olsun, lazım olunca çıkarıp pişirirsiniz."
"Ellerine sağlık teyzoş-"
Ceyda'nın ağzıma soktuğu telefon yüzünden cümleme devam edemedim. "Şuna bak!"
"Ne bu?"
Telefonu elime alarak kendimden uzaklaştırdım. Bir magazin sayfası açıktı. Manşette gözlerim gezindi.
KENAN YILDIZ'IN YENİ SEVGİLİSİ.
"Kim bu çocuk? Bize ne Ceyda?" diye terslendim.
"Dünyadan haberin yok Deniz!"
Sayfayı aşağı kaydırdım, sahil kenarında bir adam ve adamın sarıldığı sırtı dönük bir kız vardı. Kızın sadece saçları görünüyordu ama bu kim olduğunu anlamamız için yeterliydi.
Benim küçük kardeşim Nildeniz, geçen ay maviye boyattığı saçlarıyla ve doğum gününde kendisine hediye ettiğim tişörtle "ünlü futbolcu"nun kolları arasındaydı.
"Şaka mı bu?"
"Hiç değil."
Ceyda sırıta sırıta suratıma bakıyordu.
"CEYDA!"
Teyzeme baktım, şaşırmış görünmüyordu. Ceyda gibi onun da önceden haberi olmuştu demek. Çayından gürültülü bir yudum aldıktan sonra "Oğlan gurbetçiymiş Almanya'da doğmuş, Türkçesi bile yok doğru düzgün. Bizim kız da dünya para verip yolladığımız Alman lisesinin hakkını veriyor işte, demek ki Almancası iyi çocuğumun."
Nildeniz'i Alman lisesine Almancı futbolcuları tavlasın diye yollamamıştık.
"Teyze sen yapma bari Allah aşkına!"
Telaşla masadan kalktım. Nildeniz daha bu sene liseyi bitirmişti, böyle futbolcularla magazinlerde ne işi oluyordu?
"Aşkım Kenan milli takımda, lokum gibi bir çocuk-"
"CEYDA!"
Ürkerek sandalyesinde geri sindi. "Bana ne hangi takımdaysa? Nil nerden buldu bu herifi? N'oluyor size?" Dedim üstüne üstüne giderken.
"Şimdi şöyle oldu... Kenan ile Nildeniz'in tanışmasına ben birazcık aracı olmuş olabilirim. Çok azıcık."
"N'aptın? Ne zamandır var bu mevzu?"
Derin bir dehşet içindeydim. Ne kadar paylaşılan fotoğrafta Nildeniz'in yüzü görünmüyor olsa da 18 yaşındaki kardeşimin böyle bir durumun içine düşmüş olması beni telaşlandırmıştı. Sosyal medyada doğru düzgün fotoğraf bile paylaşmayan bir tiptim ben, interneti korkunç buluyordum. Kardeşimin internette insanların yargılamalarına sunulması da korkunçtu.
"Bizim ajans işte biliyorsun, Euro 2024 için Milli futbol takımıyla çalışıyoruz. Nil'e de ücretsiz staj pozisyonu bakıyordum, kendisi istedi bu yaz çalışmayı. Birkaç kere gelip gitti, fotoğraf çekimlerinde Kenan ile tanışmışlar."
Ceyda reklamcıydı, bir yapım şirketinde 2 senedir çalışıyordu. Geçen hafta terfi ederek yeni bir iş almıştı, iyi konumdaydı. Aynı zamanda da Nildeniz'in idolüydü.
Üniversite tercihlerinde Radyo Sinema Televizyon seçecek olma sebebi bile Ceyda'ydı. Bu hayranlığın başımıza bela olacağını biliyordum.
"Kim bu Kenan?"
Ceyda bıkkınlıkla baktı suratıma. "Ya nasıl tanımıyorsun Deniz? Deli ediyorsun beni, şu telefonunu eline al da biraz dünyayı takip et ya."
"Ceyda sorun sence benim dünyayı takip etmemem mi? Sorun Nil'in başına açtığı bela."
"Nesi bela bunun?" diye diklendi.
"Çocuk daha 18 yaşında! Sosyal medyanın yargılamalarına sunulmak ve bir futbolcuyla ilişki yaşayarak gündem olmak için biraz erken değil mi?"
"Saçmalıyorsun Deniz, şeytan icadı gibi anlattığın sosyal medyada bütün olaylar sabun köpüğü gibi. Her şey birkaç günlüğüne gündem olup kayboluyor, unutuluyor. Nil'in kimliği ortaya çıksa insanların işi gücü yokmuşcasına oturup aylarca bunu konuşacağını mı düşünüyorsun?"
"Nerede şu an Nil?"
Teyzeme baktım, Nildeniz benimle değil teyzemle yaşıyordu. Dolayısıyla nerede olduğunu bilmesi gereken kişi teyzemdi.
"Tatile gittiler ya bebeğim."
"Teyze ne tatili, dalga mı geçiyorsun?"
Nildeniz'i bulduğum ilk yerde dizlerime yatırıp dövecektim.
"Ablamın haberi var dedi-"
"Yok benim haberim falan, kandırmış seni. Kiminle gittiler? Bu kızın haftaya sınavı yok mu?"
Onun gireceği üniversite sınavını ben daha çok umursuyorum gibi duruyordu.
"Hafta sonu için Gaye'lerin yazlığına gidiyoruz dedi."
Günlerden pazartesiydi. Demek ki bugün döneceklerdi. Muhtemelen o yazlıkta futbolcu çocuk da vardı. Muhtemelen deği, kesinlikle.
"Telefonum nerede benim?"
Sinirli adımlarla evin içinde dört dönüp telefonumu ararken Ceyda'nın da peşimden geldiğini duydum.
"Deniz sakin olur musun biraz?"
Odama girmiş yatağın üstündeki pikeyi çekiştiriyordum. "Öldüreceğim o yalancıyı!"
Aksi gibi telefonu da bulamıyordum. Zaten hep böyle olurdu, en gerekli zamanda arar arar bulamazdın.
"Dün gece ne oldu? Ne bu hâlin senin?"
Ellerim durdu, öylece durdum. Dün gece ne oldu? Birkaç saniye boş boş yere baktıktan sonra elimdeki yastığı yatağın üstüne atıp gayet normal bir tonda "Bir şey olmadı." dedim.
"Olmuş bir şey, görebiliyorum. Barut gibisin. Doğru düzgün uyumadığın da belli. Gece kulübünden erkenden çıkıp gitmiştin, eğer şu an karşımda böyleysen..."
Parçaları yavaş yavaş birleştirmiş olacak ki aniden, "Gece kiminleydin?" diye bağırdı.
"Biriyleydim işte, öylesine biri."
Cevabım onu heyecanlandırmıştı. "Kulüpten mi buldun? N'aptınız birlikte?"
Mafya babası yumruklayıp silahlı adamlardan kaçtık, mercimek çorbası içtik, öpüştük.
Son kısmı hatırlamak kalbimi incitti. Rüya gibiydi, hani çok güzel bir rüya gördükten sonra uyanınca her şeyin rüya olması ve rüyada kalması insanın kalbini incitirdi ya, öyle bir burukluktu yaşadığım.
Bir daha göremeyeceğim bir rüya olarak tarihin tozlu sayfalarının arasına karışmıştı Delibal.
Alçak herifin sevgilisi olduğu gerçeğine değinmiyorum bile. Sevgilisi olan bir adamla öpüşmüştüm, ben de en az onun kadar alçaktım.
"Ceyda..." dedim titreyen sesimle.
Halbuki ne güzel idare ediyordum, gayet iyiydim. "Ben gece sevgilisi olan bir adamla öpüştüm."
"Ne, öpüştün mü?"
Cümledeki sevgili detayı ilk aşamada Ceyda'nın umrunda bile olmamıştı.
"Sen o sünepe Oğuz'dan sonra ilk kez birinden hoşlandın öyle mi? AY AMAN ALLAH'IM!"
Elimden tutup beni yatağa çekti. "Anlat çabuk, kim? Allah'ım inanamıyorum, bir sene oldu be bir sene, bir senedir bir tane herife gözünün ucuyla bakmadın sen! Kimmiş şimdi bu, tek gecede seni çarpan adam?"
Göz devirmeden edemedim. Ceyda'nın Sünepe lakabını taktığı Oğuz ilk ve son sevgilimdi. Ben birinci sınıftayken tanışmıştık, Oğuz 2. sınıftaydı. İlişkimiz 2 sene sürmüştü. Benden önce okulu bitiren Oğuz yüksek lisans için Stanford'dan kabul alıp Amerika'ya gidince ayrılmıştık.
İnanılmaz tekdüze, kavgasız gürültüsüz bir ilişkiydi, ayrılığımız da öyle olmuştu. Sevgiliden çok arkadaşa yakın bir bağımız vardı ama evlenmeyi düşünecek kadar onunla bir geleceğimiz olacağına inanmıştım.
Oğuz'dan sonra hiç onun kadar iyi anlaşabildiğim ya da hoşlandığım bir erkek olmamıştı. Ceyda'nın zoruyla flörtleşmeye çalıştığım kişiler olmuştu ama hepsi ayrı felaketlerle bitmişti. Ceyda da bana kara dul lakabını takmıştı.
"Anlatsana Deniz!" diye cırladı.
"Anlatacak bir şey yok. Çocukla tesadüfen oturduk biraz, sevgilisi aradı o ara. Öyle öğrendim sevgilisi olduğunu. Sonra zaten hemen uzaklaştım, kalktık."
"E öpüşme?"
Derin bir nefes aldım. İşte, ipin koptuğu nokta. "Ben tam taksiye binecekken tutup öptü. Ben de... Bilmiyorum Ceyda, beynim durmuş gibiydi, hayatımda ilk kez böyle bir şey hissettim, uçurumun kenarından düşüyor gibi ama aynı zamanda gökte süzülüyor gibi bir his, ayaklarımın yerden kesilişi, karnımın altındaki ağrı... Öpüşüne karşılık verdim, ben de onu öptüm. Sonra yediğim haltı fark edip ittim, hemen uzaklaştı zaten, o ilk an gözlerindeki acizliği de gördüm."
"DENİZ SEN LEZBİYEN DEĞİLMİŞSİN!"
Elimin altındaki yastığı sertçe suratına çarptım. "Ceyda konu bu mu?" diye çığırdım tüm öfkemle.
"Tabii ki bu, salak! Senin cinsel yönelimin yüzünden ne kadar dertlendim biliyor musun? Ama taş gibi heteroseksüelmişsin, seni bu hâle getirmeyi başaran adamı deli gibi merak ettim!"
"Ne hâle gelmişim?"
"İşte..." dedi Ceyda, cümleleri nasıl toparlayacağını bilemiyor gibiydi. "Romantizm aramıyorsun sen Deniz, bir adamda aradığın ilk şey güven. Bütün ilişkilerini aşk değil mantık üzerine kurmaya çalıştın. Şimdi bu anlattığın tamamen hislerinle alakalı, hislerinle özgürce hareket etmişsin."
"Eğer senin de baban anneni aldatıp başka bir kadınla ülkeyi terk etseydi, annen buna dayanamayıp intihar etseydi sen de ilişkilerinde önce güven arardın."
diyemedim. Çünkü zaten her şeyi gayet iyi biliyordu.
Delibal'ın bana yaşattığı şey tamamen anlık, hiçbir anlamı olmayan bir adrenalin patlamasından ibaretti. Onunla ertesi gün yine görüşeceğimi düşünsem yaşananların hiçbiri yaşanmazdı. Deniz'in dediği gibi, aradığım tek şey güvendi.
Aşkı aramıyor, hatta özellikle tiksiniyordum. Aşkın bir insana neler yaptırabileceğini, neleri mahvedeceğini yaşayarak öğrenmiştim.
"Nil senin tam tersin, herkese güveniyor, aşık olmak istiyor, geçmişi tamamen arkasında bıraktığını kendisine kanıtlamaya çalışıyor." diye devam etti Ceyda.
"Kimseye bir şey kanıtlamak zorunda değiliz."
Babam gittiğinde Nil 10 yaşındaydı, hayatımızın bir gecede mahvoluşu belki de en çok onu etkilemişti. Yani, kendini asarak intihar eden annemden sonra en çok.
"Aşkım Nil daha yolun başında, sakin olur musun? Bak şimdi eline telefonu alıp ona bağırıp çağırdığında Kenan'ı terk edip senin kollarına koşmayacak, söyleyeyim. Ona göre davran."
"Ne yapacağım peki?" dedim tüm umutsuzluğumla.
"Öncelikle, onu yargılamayacaksın. Senin yargılamandan korktuğu için yalan söylemiş baksana."
Haklıydı, ne diyebilirdim ki? Benim Nildeniz gibi ergen olma şansım olmamıştı, 16 yaşındayken kimsesiz kalıp 10 yaşındaki kardeşime hem annelik hem babalık yapmaya başlamıştım. Şimdi de bir ergene ebeyevnlik yapmaya çalışıyordum, ne yaptığımdan habersiz.
"Onu kendi haline bırakıp hayatını mahvetmesini mi izleyeceğim?" diye isyan ettim.
"Hayır, ablaları olarak yanında olacağız, ihtiyaç duyduğunda yardımımızı isteyecek ve yol göstereceğiz."
Ceyda uzanıp kucağımda duran elimi tuttu. "Kenan ile tanışmaya ne dersin?"
"Ne? Bu ciddi bir ilişki mi? Ceyda-"
Demek ki ciddi ve uzun bir ilişki söz konusuydu. Benim bugün ilk kez duyduğum şeyi Ceyda çok uzun zamandır biliyordu.
"Nil turnuvaya Berlin'e gitmek istiyor Kenan için."
"Neyin içinde olduğuna dair en ufak bir fikri bile yok!"
Elimi öfkeyle saçlarımın arasından geçirdim.
Ceyda koluma dokundu. "Sakin ol, bunları konuşup hallederiz. Nil gayet zeki aklı başında bir kız. Sadece şimdi biraz aşık, hayatında ilk kez aşık."
"İyi ki varsın Ceyda!"
Deyip aniden sarıldım ona. Sıkıca sarılmış sağa sola sallanırken "Beni geri zekalı mafya tipli heriflere ayarlamaya çalışıp gece kulüplerine götürsen de iyi varsın!"
Koluma vurup "Salak!" dedi gülerken.
Sonra aniden geri çekilip hevesle yüzüme baktı. "Şu geceki adamı anlat Allah aşkına, daha fazla anlat! Tipi nasıldı? Ne iş yapıyormuş? Nasıl biri?"
"Tipi..."
Durup düşünürken bilinçsizce dudağımı dişlerimin arasına yuvarlandığımda Ceyda bir kahkaha patlattı. "Aldım cevabımı!"
Evet, almıştı. Bozuntuya vermedim, "İşini söylemedi, öyle kendi halinde biriydi işte." diye mırıldandım.
Eğer teyzem içeriden "Kuzucuklar gelin Nil arıyor!" diye seslenmeseydi Ceyda başımın etini yemeye devam edecekti.
Yataktan kalktık, odadan çıkarken komidinin üstünde çantamın altında kalmış telefonumu görüp elime aldım.
Ceyda Nil ile konuşmak için hevesle teyzemin telefonuna yönelirken ben internete girip Kenan Yıldız yazarak arattım. Kanepenin kolçağına kalçamı yaslayarak oturdum, gözlerim hızlıca sayfada gezindi.
"Yeni mola verdik teyze, azıcık yolumuz kaldı!" diyordu telefondaki Nildeniz.
Sayfayı aşağı kaydırdım. O esnada diğer milli takım oyuncularının fotoğraflarını gördüm.
Hayatımdaki en rüyaya yakın anlardan biriydi. Çünkü bu saçmalık ancak rüyada olurdu.
Dün gece beni nefessiz öpen adamın fotoğrafı önümde duruyordu.
"Barış Alper Yılmaz, Süper Lig takımlarından Galatasaray'da forma giyen Türk millî futbolcudur."
***
yeni bölüm ne kadar motive hissedersem o kadar çabuk geliyor :)