Kafe her zamanki gibi kalabalıktı. Kahve makinelerinin sesi, müşterilerin sohbetleri ve çalışanların telaşı birbirine karışıyordu.
Mert kasanın yanında Can'la konuşurken telefonu çaldı.
Ekranda tanımadığı bir numara vardı.
Kaşlarını çatarak telefonu açtı.
"Efendim?"
Telefondaki kadın sesi sakin ama ciddiydi.
"Ben Başakşehir Devlet Hastanesi'nden hemşire Ayşe. Maalesef ki babanız kalp krizi geçirdi."
Mert'in yüzündeki bütün renk çekildi.
"Ne... Ne diyorsunuz? Hangi hastane?"
"Başakşehir Devlet Hastanesi. Lütfen mümkün olduğunca çabuk gelin."
Telefon kapandı.
Mert birkaç saniye olduğu yerde donup kaldı.
Can endişeyle ona baktı.
"Mert... Ne oldu?"
Mert'in dudakları titredi.
"Babam..."
Başka hiçbir kelime söyleyemedi.
Bir anda kapıya doğru koşmaya başladı.
Elif, Mert'in yüzündeki korkuyu görünce peşinden koştu.
Kafenin önüne çıktıklarında Mert arabasının kapısını açtı. Elleri o kadar titriyordu ki anahtarı birkaç kez düşürdü.
Elif yanına geldi.
"Mert..."
Mert cevap vermedi.
Gözleri dolmuştu.
Elif omzuna dokundu.
"Mert, sakin ol... Mert, lütfen sakin ol."
"Ya geç kaldıysam..."
Sesi ilk kez bu kadar çaresiz çıkmıştı.
Elif hiç düşünmeden yolcu koltuğuna oturdu.
"Yalnız gitmiyorsun."
Mert sadece başını salladı.
Motor çalıştı.
Araba hızla hastaneye doğru ilerledi.
---
Başakşehir Devlet Hastanesi'nin koridorları sessizdi.
Yoğun bakım kapısının üzerindeki kırmızı ışık yanıyordu.
Mert koridorda bir aşağı bir yukarı yürüyordu.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Kapı açıldı.
Doktor dışarı çıktı.
Mert hemen yanına koştu.
"Babam nasıl? İyi değil mi?"
Doktor derin bir nefes aldı.
"Kalp krizi ağır geçmiş. Durumu kritik. Elimizden geleni yapıyoruz."
Mert'in dizlerinin bağı çözüldü.
Duvara yaslandı.
Başını ellerinin arasına aldı.
Elif sessizce yanına oturdu.
Hiçbir şey söylemedi.
Sadece onun yanında kaldı.
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonra Mert konuştu.
"Annemi de böyle kaybetmiştim."
Elif gözlerini yere indirdi.
"Ben de... Önce annemi, sonra babamı."
Mert şaşkınlıkla ona baktı.
İlk kez birbirlerinin acısını gerçekten anlamışlardı.
Elif usulca elini uzattı.
Mert tereddüt etti.
Sonra elini Elif'in elinin üzerine koydu.
İkisi de konuşmuyordu.
Ama o sessizlik, bütün cümlelerden daha anlamlıydı.
---
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yoğun bakım kapısı yeniden açıldı.
Doktor ağır adımlarla yanlarına geldi.
Yüzündeki ifade her şeyi anlatıyordu.
"Başınız sağ olsun..."
Mert önce hiçbir şey söylemedi.
Sonra dizlerinin üzerine çöktü.
"Baba..."
Koridor onun sesiyle yankılandı.
Can gözyaşlarını tutamazken Elif de sessizce ağlıyordu.
---
İki gün sonra...
Yağmur yağıyordu.
Toprak, tabutun üzerine ağır ağır düşüyordu.
Mert tabutun başından ayrılmıyordu.
Sanki biraz daha bakarsa babası geri dönecekti.
Elif birkaç metre geride duruyordu.
Yaklaşmak istedi.
Ama sadece gözyaşlarını sessizce sildi.
---
Cenazeden birkaç gün sonra...
Kafe yeniden açılmıştı.
Her şey aynı görünüyordu.
Ama hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Mert babasının odasında eski fotoğraflara bakıyordu.
Kapı çaldı.
Can içeri girdi.
"Ne yapmayı düşünüyorsun?"
Mert derin bir nefes aldı.
"İtalya'ya dönüyorum."
Can'ın yüzü düştü.
"Kafeyi?"
"Sana emanet."
Can kısa bir sessizlikten sonra sordu.
"Ya Elif?"
Mert gözlerini kaçırdı.
"Onu düşünürsem gidemem."
---
Ertesi sabah...
İstanbul Havalimanı her zamanki gibi kalabalıktı.
Anons sesleri terminalde yankılanıyor, insanlar valizleriyle koşuşturuyordu.
Mert omzunda çantası, elinde valiziyle dış hatlar girişinde durdu.
Tam içeri girecekken arkasından bir ses duydu.
"Mert!"
Arkasını döndüğünde Elif'i gördü.
Koşmaktan nefesi kesilmişti.
Bir süre sadece birbirlerine baktılar.
"Gerçekten gidiyor musun?" diye sordu Elif.
Mert başını hafifçe salladı.
"Burada kalırsam her gün biraz daha dağılacağım."
Elif'in gözleri doldu.
"Peki... dönecek misin?"
Mert cevap veremedi.
Çünkü kendisi de bilmiyordu.
Tam o sırada anons yapıldı.
"Sayın yolcularımız, Milano seferi için son çağrıdır. Lütfen biniş kapısına geçiniz."
Mert derin bir nefes aldı.
"Gitmem gerekiyor."
Elif başını eğdi.
"Kendine iyi bak."
Mert valizini aldı.
Bir an duraksadı.
Sanki geri dönmek istiyordu.
Ama sadece hüzünlü bir gülümsemeyle arkasını döndü.
Pasaport kontrolünden geçerken son kez arkasına baktı.
Elif hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Göz göze geldiler.
Sonra Mert kalabalığın içinde kayboldu.
---
O gece...
Kafe yine doluydu.
Spot ışıkları Elif'in üzerine düştü.
Mikrofonu eline aldı.
Şarkıya başladı.
İlk cümleyi söyledi.
İkinci cümlede sesi çatladı.
Devam etmeye çalıştı.
Olmadı.
Gözlerinden süzülen yaşları silmeden başını eğdi.
Salondaki herkes sessizdi.
Çünkü bazen insanın en büyük acısı, söyleyemediği bir şarkının içinde saklıydı.
3. Bölüm Sonu