İçeriğe geç

DEL Asil Koruyucu

Bölüm 2 · 8 dk okuma

DEL Asil Koruyucu

Bölüm 2

DEL 2. BÖLÜM

Benim hareketimi fark etmişlerdi. Ne yapacağımı daha ben hamlemi bile yapmadan anlamışlardı. İlk adımı mı diğeri takip etmeden hepsinin gözleri benim üzerime kilitlendi ve parladı. Öyle hızlı hareket ettiler ki etrafımda ne olduğunu bile anlayamadım.

En önde ki kumral olan şimdi önümdeydi. Tam karşımdaydı, aramızda belki bir adım mesafe vardı. Onun arkasında duran zayıf olan ve koyu tenli garip çocuk ise yanlarımdaydı. Her ikisi de beni sağ ve soldan kuşatmıştı. Kaçacak en küçük noktam bile yoktu.

Onları gördüğüm andan beri içimde baş vermiş olan korku daha da arttı. Panik tüm benliğimi ele geçirdi. Ve kaçma fırsatım olmayacağını bildiğim halde az önceki saçma hareketimi tekrarladım ve bir kez daha bir adım geriye doğru attım. Vücudum kocaman ve sert bir şeye çarpınca korkum adeta katladı. Arkama dönmeme gerek yoktu. Çünkü orada kimin olduğunu biliyordum. Sırtımın temas ettiği şey benim şimdiye kadar gördüğüm en iri ve en korkutucu erkekti. Ve tenim onun sert kaslarla kuşanmış bedenine değerken hücrelerim adeta beni doğrularcasına sarsıldı.

Çığlık atmak ve haykırmak istiyordum. Ancak ağzımı açsam bunu bile yapıp yapamayacağımı bilmiyordum. Gözlerim korku ile açılmış ve solumam hızlanmıştı. Böyle birden bire karşıma dikilen bu garip adamlar kimdi bilmiyordum. Ama onların elinden asla kurtulamayacağımı artık daha iyi anlıyordum.

O an için nasıl göründüğümü tahmin bile edemiyordum ama sanırım korkumu fark etmiş olan ve önümde dikilen kumral beni yatıştırma ihtiyacı duydu.

Gözlerindeki parlamayı ve keskinliği bir kenara bırakıp ifadesini yumuşattı.

Görünüşünde ki tehlike ve garipliğin tam aksi sakin ve yatıştırıcı bir ses ile

"Sana zarar vermeyeceğiz Delmira. Ama şimdi uslu durup bizimle gelmen gerekli" dedi ve kendini doğrulamak isterce başını aşağı yukarı doğru salladı.

Onlarla gitmemi istiyordu. Ve ismimi biliyordu. Lanet olsun bu işin gittiği yer hiç te normal görünmüyordu.

Yutkundum ve başımı hızla iki yana doğru salladım. Nereden geldiğini bilemediğim bir güç ve dirayet ile

"Hayır sizinle hiç bir yere gelmiyorum" diyerek cevap verdim ve hızlı bir hamle yapıp arkamda dikilen iri adamın yanından sıvışmak için eğildim. Beni kuşatan çemberin içerisinden çıkmak için vücudumun küçük oluşunu kullanabilirdim.

Ben hareketimi daha tam yapmamıştım ki

"Pogno" diyen kumral adamın komutu ile ardımdaki iri adam beni her iki kolumdan yakaladı ve sırtımı sert şekilde göğsüne doğru çekerek bedenine yasladı.

Ben daha ne olduğunu bile tam anlayamamıştım. Adam göründüğünün aksine inanılmaz kıvrak ve son derece güçlüydü.

Sırtım sanki taş bir duvara çarpmış gibi acıdı ve adete kaburgalarım sarsıldı. Acı ile yüzümü buruşturdum ve kollarından bir kez daha kurtulmak için debelendim. O ise sağ kolunu kaldırıp boynuma doladı ve beni kendisine daha çok hapsetti.

"Ben sana aynı sözü veremeyeceğim insan. Eğer rahat durmazsan canını yakacağım" diyerek kulağıma doğru fısıldadı. Sesi pürüzlü ama farklı bir tonda ve sertti. Nefesi ise ürkütücü bedenine göre oldukça sıcaktı.

İşittiklerim ile hareket etmeyi bıraktım. Bu adam kesinlikle dediğini yapardı. Bunu kavramam için beni bu şekilde tutması ve kulağıma fısıldadıkları yeterliydi.

Kumral olan bize daha çok yaklaştı ve durumdan memnuniyetsiz bir şekilde kaşlarını çattı.

"Kes şunu Pogno onu korkutuyorsun" diyerek arkadaşını uyardı.

Arkamdaki adam kolunu boğazıma daha fazla doladı ama bana nefes almam için gereken o boşluğu verdi.

"Bence korkmalı da" diyerek bir kez daha kulağıma doğru fısıldadı.

"Dediğim gibi sana zarar vermeyeceğiz. Sadece bizimle gelmen gerekli" dedi kumral olan ve bir kez daha kararlı şekilde gözlerimin içine baktı.

"Kim olduğunuzu bilmiyorum. Neden sizinle gelmem gerekli. Benden ne istiyorsunuz?" diye sordum. Sesim korku ile titremişti.

"Ben Princeps. Zayıf olan Celer. Koyu tenli olan ise Silentom. Ve şu arkanda dikilen ise Pogno" dedi.

Daha sonra derin bir nefes çekti.

"Sana her şeyi bir andan anlatmak ve inanmanı beklemek asla kolay değil. Şu an kendi iyiliğin için bir şeyleri bilmemelisin ta ki Brane'i geçene kadar" dedi.

"Brane mi o da neresi? Neyi bilemem benim için iyi olacak buna siz mi karar vereceksiniz? Bırakın beni" diye haykırdım.

"Lanet olsun belki bir katil ya da sapık topluluğu falansınız" diyerek bağırdığımda yanımda dikilen zayıf olan yani arkadaşının deyişiyle Celer kahkahalarla sarsılarak gülmeye başladı.

"İnanamıyorum daha önce hayatımda pek çok küfür ve bela işitmiştim ama bir sapık ya da katil olarak asla adlandırılmamıştım" dedi.

Princeps bakışlarını bu kez arkadaşına çevirdi.

"Kes sesini Celer. Çok vaktimiz yok biliyorsun. Bir an önce Brane'i geçmeliyiz. Hacim gittikçe düşüyor" diyerek arkadaşını susturdu.

Celer onu işittiğinde gülmeyi kesti ve bu kez o da ciddi bir hale büründü.

"Şimdi Delmira bizimle işbirliği yap ve uslu bir kız ol. Vaktimiz çok az bir an önce ana geçişe ulaşmalıyız" dedi.

"Ana geçiş mi orası da neresi bakın sizinle hiç bir yere gelmiyorum tamam mı. Ne dediğinizi bile anlamıyorum. Beni şimdi hemen bırakın yoksa çığlık atar ve şehirde ki tüm polisleri buraya toplarım. Sizler ise adam kaçırma ve taciz suçundan yıllarda içerde yatarsınız" dediğimde boynumun sol tarafında sert bir baskı hissettim. Arkamdaki adam bu kez boynumu sıkıyordu ama acı hissetmiyordum. Sadece baş parmağının yaptığı baskı vardı ancak saniyeler sonra ise etraf yavaş yavaş kararmaya başladı ve ben dipsiz bir kuyunun içerisine yuvarlandım.

Sarsıntı ile uyandım ve gözlerimi zorlukla araladım. Başımın üzerinde kumaş kaplı bir tavan vardı ben siyah deri koltukların üzerinde yatıyordum. Ortalık aydınlanmıştı. Sanırım sabah olmuştu. Ve siyah camlı son model bir karavanın içerisinde yolculuk yapıyordum. Uyumadan önceki anları hatırlamaya çalıştım. Yan tarafıma sıralanmış olan koltuklarda oturan dört adamı görünce hafızamı zorlanmaya gerek kalmadı. Dün gece yaşananlar gerçekti ve rüya değildi. Hala onlarla birlikteydim ve lanet olsun kaçırılmıştım. Elimi ağrıyan başıma doğru götürdüm ve yüzümü buruşturdum.

"Neler oluyor neredeyiz?" biz diyerek yüzümü buruşturarak sordum.

Sesimi işitmeleri ile bakışlar bana doğru döndü. Princeps yine yumuşak ve anlayışlı gözler ile bana bakıyordu. Celer'ın yüzünde yine durumdan eğlendiğini gösteren bir sırıtma vardı. Cilentum ise sessizdi ve karavanı kullanıyordu. Gözlerim en son Pogna'ya kaydı. Kahretsin yine beni parçalamak ister gibi öfke ile soluyordu. Ona olan bakışlarımı Princeps'in sesi bozdu.

"Almanyanın Rheinland-Pfalz eyaletine bağlı Trier'deyiz" dedi.

Çığlık atarak doğruldum ve kocaman açılmış gözlerimi camdan dışarıya çevirdim.

"Aman tanrım Almanya mı?" diyerek haykırdım.

"Evet" diyerek beni doğruladı.

"Hatta şu an tam da Moselle nehri kıyısında ilerliyoruz" dedi.

Haklıydı kocaman ve masmavi bir nehri takip ediyorduk. İlerlediğimiz yol geniş ve kıvrımlıydı. Nehrin etrafı yemyeşil ağaçlar ve çimenlikler ile çevreliydi. Bu yeşilliğin arasında ise farklı mimarisi ile sırt sırta vermiş kasaba evleri eyer alıyordu.

"Biz şu an Amerika da değil de farklı bir kıtada mıyız? Avrupa da mıyız?" diyerek bir kez daha gördüklerime ve işittiklerime inanabilmek için sordum.

"Evet, asıl doğduğun topraklara hoş geldin Delmira" diyerek beni yanıtladı Princeps.

Kökenlerimin Alman olduğunu biliyordum ancak daha önce Almanya ya hiç gelmemiştim. Hatta ve hatta dedem ve babamın bile buraya hiç gelmediğini biliyordum.

"Neden buradayız ve buraya kadar nasıl gelebildik. Ben uyurken mi?" diyerek şaşkınlık ile kaşlarımı kaldırdım.

Anlayamıyordum. Bunca saat uyumamı ve böylece başka bir kıtaya sürüklenmemi çözemiyordum.

"Bunda Pogno'nun katkısı oldu ancak daha sonra ise ben sana bir kaç şey enjekte etmek zorunda kaldım. Çok harika bir gemi yolculuğunu kaçırdın Delmira" diyerek Celer sırıttığında hayret dolu bakışlarımı ona çevirdim.

"Vücuduma bilmediğim bir şeyi mi enjekte ettin ve bunlar olurken ben saatlerdir uyuyor muydum?" diye sordum.

"Bunu yapmak zorundaydık. Uyuman hepimiz için çok daha iyiydi, süre bizim için her an kısalıyor bir an önce geçişi tamamlamalıyız" dedi Princeps.

"Lanet olsun" diyerek ellerimi saçlarım arasına soktum ve hırsla çekiştirdim.

"Bana neler olduğunu anlatın artık. Nereye götürülüyorum ve neden?" diyerek bağırdım.

"Çok az yolumuz kaldı Delmira biraz daha sabırlı olur ve geçişi tamamlarsak sana kimi şeyleri anlatabiliriz. Ancak biraz daha sakin kalman ve sabretmen lazım" dedi.

Duyduklarım ile öfkem tavan yaptı. Bu ne olduğunu kim olduğunu bilmediğim kaçık dört erkekle hiç bir yere gidemezdim. Mantık aklımı terk etti ve yerimden hareket edip karavanın kapısına yapıştım. Arabayı Silentum kullanıyordu ve kıvrımlı yolda oldukça da hızlı gidiyordu. Kapılar tabi ki kilitliydi ancak ben hırs ile kendime çekip kapıyı açmaya çalıştım. Lanet şey yerinden bile kıpırdamayınca onu sökmek isterce çılgınca çekiştirmeye başladım. Kendimi kaybetmiştim.

Karavanın içerisinde bir hareketlilik oldu ve yine Pagno beni belimden kavrayıp kucağına doğru çekti. Ellerimi arkamda birleştirip beni dizlerinin üzerine oturttu. Bu kez sırtım ona çarpmamış ve canım yanmamıştı. Ancak az önceki sergilediğim adrenalinden dolayı göğsüm hızlı hızlı inip kalkıyor ve dudaklarım titriyordu. Adrenalin patlaması yaşamıştım ve sinir krizi geçirmiştim. Pagno beni sımsıkı tutup kucağında oturturken ise sakinleşebileceğimi sanmıyordum.

Princeps yerinden kalktı ve önüme diz çökerek eğildi.

"Seni tekrar bayıltmak ya da bağlamak istemiyoruz. Sadece sakin olmanı ve geçişi tamamlamamızı istiyoruz. Söz veriyorum güvendesin. Ve hiç bir şey düşündüğün gibi değil. Kendi iyiliğin için sakin kalmalısın. Çok az kaldı" dedi.

Ve bir kaç saniye sonra da benim yatışan nefeslerim ile

"İyi misin?" diyerek sordu.

Yapabileceğim bir şey yoktu. Şu an içinde bulunduğum duruma razı olmalıydım. Bu tanımadığım dört erkekle yirmi dört saatten fazla bir zaman geçirmiş ve farklı bir kıtaya seyehet etmiştim. Eğer ki kötü bir amaçları olsa bunu şimdiye kadar çoktan yapabilirlerdi. Hala yaşıyordum ve zarar görmemiştim. Ancak kaderime de öylece razı olamazdım. Ellerinden kaçıp kurtulmalıydım ama tabi ki uygun bir anda ve zamanda. Böyle çırpınarak hiç bir şeyi elde edemezdim. Soluklarımı düzene soktum ve usulca başımı salladım. Kendime gelmeli ve uygun anı kollamalıydım. Princeps başını salladı ve tekrar geçip koltuğuna oturdu. Gözlerini yola çevirdi. Söylediği gibi süre konusunda endişeliyor olmalıydı.

Pagno ise beni hala sıkıca tutuyor ve dizlerinin üzerinde kucağında oturtuyordu. Bu durumdan rahatsızdım ancak garip bir şekilde de gevşemiştim. Böyle bir erkeğin kucağındayken şu anki halimden çok daha fazla tedirgin olmam gerektiğini biliyordum. Ama aklımın içerisinde yaptığım planın işlemesini de istiyordum. Bunun için sakin kalıyor olmalıydım.

Başımı usulca geriye doğru çevirdim ve öfke dolu gözlerim ile Pagno'ya baktım.

"Artık beni bırakabilirsin" diyerek soludum.

O ise simsiyah gözleri ile bana bakıyor ve hala iki elimi arkadan kavrıyordu.

"Şimdiye kadar hiç kimseyi elimden kaçırmadım insan. Emin ol bu kez de yapmayacağım" diyerek cevap verdi ve ellerimi bıraktı. Kucağından kalktım ve yanındaki deri koltuğa usulca oturdum.

Bakışlarım hala onun üzerindeydi. Diğer dördünün aksine o beni ürkütüyordu, hem de deli gibi. Onda garip ve uğursuz olan bir şeyler vardı. Ancak gözlerinin içerisinde ve sert vücudunda ise anlayamadığım bir çekim gizliydi.

Gözlerimi kıstım ve yüzüme ukala bir gülümseme yerleştirdim. Sadece onun ve benim duyabileceğimiz bir sesle

"Belki bu kez yanılırsın koca adam" diyerek fısıldadım.

Gözleri daha çok karardı ve sert yüzü daha çok gerildi. Burnundan gülme benzeri bir homurtu çıkardı. Söylediklerimden keyif mi almıştı yoksa daha mı çok sinirlenmişti bilmiyordum ancak bu zayıf halim ile çok tehlikeli sularda yüzüyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.