İçeriğe geç

Değiş-Tokuş

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Değiş-Tokuş

Bölüm 2

Bölüm 2

Alarmın mekanik sesi sabahın yedisinde çalmaya başladığında Defne çoktan uyanıktı. Yatağın içinde doğrulup her zamanki kusursuz düzenine göz gezdirdi; masasında renk kodlarına göre dizilmiş kimya notları, sırt çantasının yanına iliştirilmiş kütüphane kartı ve askıda lekesiz bekleyen okul üniforması. Onun için hayat, öngörülebilir ve kontrol altında olduğu sürece güvenliydi. Sessizce yataktan çıkıp banyoya yöneldi; okulun gürültülü dünyasına adım atmadan önceki son huzurlu dakikalarıydı.

Karşı odada ise tam bir kaos hakimdi. Kaan, alarmın sesine ancak üçüncü tekrarında homurdanarak tepki verdi. Yerdeki antrenman çantalarının, tekini kaybettiği spor ayakkabılarının üzerinden atlayıp kapıyı savurarak açtı. Tam o sırada koridorda Defne ile burun buruna geldiler.

"Yine mi ağır çekimdesin Defne?" dedi Kaan, saçlarını karıştırıp kapı eşiğine yaslanırken. "Antrenmandan önce duş almam lazım, çekiliver."

Defne gözlerini devirip geri çekildi ama sesindeki iğneleyici tonu gizlemedi: "Bütün dünya senin antrenman programına göre dönmüyor Kaan. Kapıyı kapat bari, kokun bütün kata yayılacak."

Kahvaltı masası, anne ve babalarının işe erken gitmesiyle iki kardeş arasındaki o tanıdık soğuk savaşa sahne oldu. Kaan bir oturuşta üç yumurtayı ve yarım somun ekmeği midesine indirirken Defne çayını sessizce yudumluyor, kimya özetini gözden geçiriyordu. Biri okulun en gözde basketbol kaptanı, kavgacı ve popüler figürü; diğeri ise arka sıralarda varlığını unutturmaya çalışan, görünmezliği zırh edinmiş bir derece öğrencisiydi. İki zıt dünya, aynı çatının altında birbirine değmeden yaşamayı öğrenmişti.

Evden çıkıp sonbaharın serin rüzgârına adım attıklarında aralarındaki mesafe açıldı. Kaan kapüşonunu çekip kulaklıklarını takmış, uzun ve rahat adımlarla önden ilerliyordu. Defne ise çantasının askılarını iki eliyle kavramış, gözlerini kaldırım taşlarından ayırmadan birkaç metre geriden yürüyordu.

Atatürk Lisesi'nin demir kapısından girdiklerinde okul bahçesi her zamanki karmaşasıyla çalkalanıyordu. Basketbol sahasının kenarında toplanan Kaan'ın arkadaşları ıslık çalarak ona seslendi. Kaan arkasına bile bakmadan, "Çıkışta beni bekleme, salonda işim uzun sürer," deyip takımın yanına yöneldi.

Defne ise derin bir nefes alıp başını hafifçe eğerek B Blok'a, o tanıdık ve güvenli loş koridora doğru yürüdü.

İlk dersler Defne için kimya laboratuvarında titrasyon deneyleriyle, Kaan içinse arka sırada dersi kaynatıp cuma günkü bölge final maçının taktiklerini çizmekle geçti. İkisi de günün geri kalanının getireceği ağırlıktan habersiz, kendi küçük kalelerinde günü tamamlamaya çalışıyordu.

Öğle arası zili koridorda yankılandığı an, Defne masasındaki kalemleri saniyeler içinde fermuarlı kutusuna doldurup sırt çantasını omzuna taktı. Planı basitti ve her gün kusursuz işliyordu: Yemekhane kalabalıklaşmadan, özellikle de koridorları kendi sahası sanan o gürültücü tipler sıralara akın etmeden önce yemeğini alıp çıkmak. Merdivenleri hızlı adımlarla inip yemekhanenin metal tepsilerinin dizildiği tezgâha ilk ulaşanlardan biri oldu. Tepsisine alelacele bir kâse çorba ve bir elma koyup kasanın önünden hızla geçti.

Tam çıkış kapısına yönelmişti ki, yemekhanenin çift kanatlı kapısı gürültüyle açıldı. Kaan, yanında takımın pivotu (takımın en güçlü oyuncusu) Bora ve arkalarında kahkahalarıyla salonu inleten üç dört kişilik arkadaş grubuyla içeri girdi. Kaan boynuna asılı havlusu, hafif terli saçları ve üzerindeki o pervasız özgüvenle ortamın tüm dikkatini anında üzerine çekmişti.

Defne bir an için donakaldı. Kaan'ın yanındaki tiplerin laf atmalarından, koridordaki o iğneleyici şakalarından nefret ediyordu; en çok da Kaan'ın onların yanında Defne'yi hiç tanımıyormuş gibi davranma ihtimalinden korkuyordu. Görünmezlik kalkanının delinmesine izin veremezdi. Tepsisini göğsüne doğru hafifçe çekip başını eğdi, grubun dikkatini çekmeden yan kapıdan hızla sıyrılıp dışarı kaçtı.

Hedefi okulun arka bahçesiydi. Eski kazan dairesinin arkasında kalan, kurumuş sarmaşıklarla kaplı beton bank, kimsenin uğramadığı tek yerdi. Serin sonbahar rüzgârı yüzüne çarparken bankın ucuna oturdu, tepsisini kucağına yerleştirip derin bir nefes verdi. Kalbi hâlâ hızlı çarpıyordu ama burası güvenliydi.

Bu sırada yemekhanede Kaan, masalardan birine tepsisini gürültüyle bırakırken göz ucuyla salonu tarıyordu. Bora omzuna vurup cuma günkü maçın taktiğinden bahsetmeye başlamıştı ama Kaan'ın dikkati dağınıktı. Normalde Defne'nin bu saatte bir köşede sessizce kitabını okuyarak yemek yemesi gerekirdi. Bütün masalara tek tek baktı; sarı saçlı, çekingen kızı hiçbir yerde göremedi.

"Yine mi aç geziyor bu kız?" diye düşündü Kaan, kaşlarını hafifçe çatarak. Masadaki kahkahalara yarım ağızla eşlik etse de içindeki o huysuz abi refleksi harekete geçmişti. Defne'nin o çıtkırıldım hâli, kimseyle konuşmaması ve kendi içine kapanıp yemek bile yememesi canını sıkıyordu. Önündeki yemeğe çatalını saplarken gözleri hâlâ yemekhanenin giriş kapısındaydı, aklı ise çoktan arka koridorların sessizliğine kaymıştı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.