İçeriğe geç

Dedemin Vahşeti

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Dedemin Vahşeti

Bölüm 2

O günden sonra

Ambulans gelmiş, babamı ve amcalarımı hastaneye kaldırmışlar. Ama köyde haber çoktan yayılmıştı. Annem, dedem ve nenem olayı duyduklarında büyük bir şok yaşamışlar. Ne yapacaklarını, nereye gideceklerini bilemez halde kalmışlar.

Babamın dedesi ise ailesiyle birlikte eve

kapanmış. Kapıları kilitlemişler, saklanmışlar. Kimi de korkudan köyden kaçmış.

O gün köyün neredeyse tamamı bizim evde toplanmış. Herkes annemi, dedemi ve ailemi teselli etmeye çalışıyormuş. Ama böyle bir acının tesellisi olur mu?

Bir yandan da halalarım kendilerini yere atmış, adeta sürünür gibi ağlayarak bağırıyorlarmış.

“Memet… Memet!”

“Ali… Ali!”

Çığlıklar, ağıtlar, yakarışlar gökyüzüne yükseliyormuş. O gün o köyde sadece bir yas yokmuş; sanki bütün köyün kalbi parçalanmış.

Bir köy düşünün…

İnsanların birbirini sevdiği, herkesin neredeyse akraba olduğu, aynı sofrayı paylaştığı, birlikte güldüğü bir köy.

Ve yine o köyü düşünün…

İçinde bir canavarı barındırdığını sonradan öğrenen bir köy.

O gün o köyde sadece iki can toprağa düşmedi.

İnsanların birbirine olan güveni de, huzuru da, masumiyeti de o tarlada vuruldu

Saatler geçti ama babamdan hâlâ haber yoktu. Annemler de henüz öldüğünü bilmiyordu. Komşumuz da söylememişti. Belki bir mucize olur diye düşünmüştü. Belki hâlâ bir umut vardı diye… Ama olmadı. Olmadı, olamadı.

Saatler öğlen on ikiye yaklaştığında haber dedeme ulaştı:

“Memet ve Ali öldü.”

Bu söz duyulduğu anda evde bir çığlık koptu. Annem, nenem, dedem, halalarım… Hepsinin sesi gökyüzüne yükseldi. O çığlıklar köyün üstünde yankılandı.

Annem o sırada bana hamileydi. Doğmama daha yirmi gün kadar vardı. Haberi duyduğu anda olduğu yere yığılıp kaldı. Ama kimse onu fark edemedi. Nasıl fark etsinler ki? Herkesin içi yanıyordu, herkes ağlıyordu.

Köyden bir akrabamız son anda annemin yerde olduğunu gördü. Bayıldığını fark etti. Onu hemen içeri taşıdılar. Ambulans çağırdılar. Ambulans geldi, anneme sakinleştirici yaptılar.

O sırada küçük amcam eve koşarak geldi.

“Anne! Anne! Memet nerede? Ali nerede? Onlar nerede? Neden öldüler? Anne abilerimi geri getir… Babama söyle, onları geri getirsin…”

Ama nafileydi.

Nenem Ahmet amcama sarıldı. Onu kokladı. Sonra hıçkırarak konuştu:

“Oğlum… neden korumadın abilerini? Neden sahip çıkmadın onlara? Neden izin verdin oğlum?”

Ahmet amcam da ağlayarak cevap verdi:

“Anne… ben öleydim. Ben öleydim de abilerim ölmeseydi…”

Nenem ona sarılıp ağıt yakmaya başladı.

O gün sadece bir aile evladını kaybetmedi. Bütün köy insanlığından utandı. Küçük çocuklardan yaşlılara kadar herkes ağladı, ağıt yaktı.

İnsanlar yolun üstündeki kaldırım taşlarına uzanmıştı. Diyarbakır’ın o kavurucu yaz sıcağında, tarih kokan taşların üstünde sadece gözyaşı değil, sanki kan akıyordu.

Diyarbakır o gün bir vahşete şahit olmuştu.

Ama o cani… o vahşi dede hâlâ evin içinde saklanıyordu.

En küçük halam Emine, evi ateşe verdi. Alevler bir anda her yeri sardı. Ahırı, bahçeyi, köyün yanındaki yapıları… Her yeri ateş kapladı. Havada duman, yerde ölüm kokusu vardı.

Kimsenin elinden bir şey gelmiyordu. İnsanlar sadece ağlıyordu.

Sultan Nenem bağırıyordu:

“O benim iki oğlumu aldı benden! Onu nasıl kurtarmaya gelirsiniz asker kardeşler! O benim ciğerimi söktü! Bırakın yansın! Kül olsun!”

O gün köy halkı ahırdaki hayvanları serbest bıraktı.

“Onların suçu yok. Onlar da can taşıyor.” dediler.

Ve hepsini saldılar.

Ama evdeki insanları nasıl kurtardılar, nasıl çıkardılar… kimse tam olarak görmedi. Askerler nasıl yaptı, kimse bilmiyor.

Halamın ise hâlâ unutamadığı bir an var.

Elinde bir bıçakla o eve girmek için delik arıyordu. O adamı öldürmek istiyordu. Ta ki o vahşi adam pencereye çıkıp ona kahkaha atana kadar…

Halam o anda yere yığıldı.

“Sen nasıl bir dedesin? Sen bize ne yaptın? Neden kıydın abilerime? Bize bunu nasıl yaptın?”

Komşular Emine halamı zorla evden uzaklaştırdı. Ama ne yaptıysak yapalım o aile o gün kimsenin burnu kanamadan kurtarıldı.

Biz iki evladımızı toprağa verdik.

Onlar ise kaçıp gittiler.

Nenem o sırada dedeme dönüp bağırıyordu:

“Keşke sen ölseydin Beşir! Keşke sen ölseydin! Hepsi senin suçun! Baban benim çocuklarımı öldürdü!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.