İçeriğe geç

Dedektifin Sırrı

Bölüm 1 · 17 dk okuma

Dedektifin Sırrı

Bölüm 1

1.Bölüm: Enkazda Kalanlar

Bazen kendime soru sorarım. Yanıtını bulamadığım tek soru senmişsin meğer. Ondanmış yılların ihtiyarlığı.

Herkes güne herhalde uyandım gibi şeylerle başlar. Ama ben cinayet mahallinde merhaba diyorum. Sanki ölmek çözümmüş gibi bir de gece 1'de intihar etmiş mal.

Hayır anlamıyorum madem intihar edeceksin kim camdan atlar. Lan salak zaten iki adım öten çöp poşetleri tutturamasan çöpü boylayacaksın.

Şeridin altından geçerken baş komiser Yiğit yanıma gelince hızlıca olayı açıklamaya başladı. Neyi açıklayacaksa artık.

"Merih Kabak, ailesiyle o akşam büyük bir tartışma yaşamış. Ailesi uyuşturucu kullandığını öğrenince baya bağırıp çağırmışlar. İlk defa oğluna tokat atmış. Çocukta odasına gidip ağır doz almış. O kafayla da zaten olay sonucu belli görüyorsunuz zaten Dedektif Hanım." dediğinde en son o da bakışlarını adama çevirdi.

İçe içe uyuşturucumu be evladım. Kafamı Yiğit'e çevirdim ve soru sormaya başladım.

"Kaç yaşındaydı?"

"19." kendini heba etmiş salak.

"Odasına gittiğinde içmesini tetikleyecek başka bir neden daha oldu mu?"

"Sevgilisi uyuşturucu içmesine dayanamadığı için ayrılmış. Oğlan tepki vermemiş ama sadece tamam demiş." iyi en azından kızın peşine düşmemiş.

"Uyuşturucuyu anlık cesaretle almıştır bu. Bakın evdeki bütün uyuşturucuları bulun sonra kimden almış onu da bulun." dediğimde kafasını salladı ve yanımdan ayrıldı. Bende cesede biraz daha yaklaştım. Gece olduğu için görünmüyordu. O sırada bunu fark eden polis elime hemen fenerini verdi ve geri işine döndü. Bense incelemeye koyuldum.

Burası bir siteydi ve bu adamın kafası ise tam betona düşmüştü. Sanırım yüksek kattan atlamış olacak ki beton hafif çatlamıştı. Aslında vücudu çime boyundan sonrası ise betona gelmişti. Çok az ilerisinde çöp poşeti vardı. Ama sorun şu ki çöp konteynırı bu kısma bir hayli uzaktı. Kaşlarımı çattım ve elimle bir inceleme görevlisine işaret verdim.

"Ne buldunuz efendim?" kafamla çöp poşetini gösterdim.

"Şunu bir açın bakın size zahmet." kafasını salladı ve çöpü açmaya başladı ben ise geri cesede döndüm.

Kafasının tepe kısmında hafif bir yırtık vardı ve bu düşmeyle olamazdı. Daha sonra feneri yüzüne tuttum. Yakışıklı çocukmuş be.

Yüzü kanlarda boğulmuştu. Biraz daha incelemek için yüzümü eğdim. Bir gözü açıktı. Mavi gözleri kan çanağıydı. Daha sonra kanların başlangıç noktası olan zemine vurduğu tarafa baktım. Şakağının tam üstündeydi yırtık ve hala kan boşalıyordu. Bu görüntü ile yüzümü buruşturdum. Eti ise parçalanmıştı. Bu görüntüye daha fazla katlanmamak adına ışığı ellerine çevirdim. Bileklerinde hafif sıyırık vardı. Salak, denemişti en azından. Aklıma kendi asma düşüncesi gelince boynuna bakacaktım ama kandan bir şey görünmüyordu. Ayrıca sanki daha fazla dövülmüş gibiydi.

Az önce giden Yiğit'i tekrar yanıma çağırdığımda koşar adımlarla yanımda durdu. Kaşlarım hala çatıktı.

"Bir tokat olduğuna emin miyiz?" diye sordum alaycı tavırla. O ise kaşlarını çatmıştı.

"Babası, annesi ve ablası sadece bir tokat diyor Dedektif, sanki anlaşmalı gibi." dediğinde kafa salladım. Annesi ve ablasını nasıl susturmuştu acaba babası.

"Ben bir ailesi ile konuşayım. Sende şu açılan çöp poşetine iyi bak bana haber verirsin." dediğimde başını salladı. Ambulansın önünde bir adam ve iki kadın görmemle onlara yürüdüm.

Adamın yüzü soğuk bakıyordu herkese. Hafif göbekli sarışın bir adamdı. Boyu herhalde 1.80 civarıydı.

"Merhabalar, Merih'in babası sizsiniz herhalde." dedim gülümsemeye çalışarak. Adam ise umursamaz bakışlarla bana döndü.

"Evet buyurun?"

"Özel olarak konuşmak isterim. Ben Dedektif Asra Kaya." adam karısına ve kızıyla işaret verince tek kalmış olduk. Yüzümdeki gülümsemeyi sildim ve ciddi bir hal takındım.

"Bakın duyduğum kadarıyla Merih uyuşturucu yüzünden bu halde," söylediğime kafa sallayınca devam ettim.

"Polis arkadaşlar bana anlattı ama ben sizden dinlemek isterim." sesli bir nefes alarak önce sağa sola bakındı. Böyle yerde konuşmak istemiyordu herhalde.

"Anlıyorum burada konuşmak istemiyorsunuz gelin o halde." deyip bir tabure aldım ve daha sakin yere gittim. Adam tabureye oturunca iki çay alıp geldim. Birini adama uzatınca teşekkür edip aldı.

"Kendisi dışarıdaydı. Bende bunu bilmiyordum, odasına girdim işte yoktu. Neyse buralar boş kısım odadan çıktım bir iki saat sonra bir şey almak için geri girdim." lafını bölerek merakla sorumu sordum.

"Ne almak için?" tereddüt etmeden cevap verdi.

"Telefonumu onun odasındaki şarj aletine takmıştım. Telefonun yanında bir tane oyuncak ayı görünce şaşırdım tabii. Bakmak için elime aldığımda bir anda elime uyuşturucu paketi düştü. İlk başta şokla ne yapacağımı bilemedim. Şokumu atlattıktan sonra oyuncağın içine iyice baktım. İki paket daha çıktı. Sonra sinirle tüm odasını alt üst ettim. Tam o sırada Merih odaya girince öfkeyle paketleri yüzüne fırlattım. Eşim ile kızımda bizim sesimize geldiler. Nerden geliyorsun bu saatte dediğimde arkadaşlarlayız falan diye zırvaladı baya. Sonra bana inkar etmeye çalışınca bende gittim sitenin kameralarına baktım. Kapıda içmiş şeref- neyse. Sorduğumda ise arkadaş dene diye ısrar etti dedi. İyice sinirlendim. Kendime hakim olamayıp tokat attım. Eşim beni sakinleştirdi sonra. O da odasına gitti falan en son ki hal belli." anlatırken bile sinirli olduğu belliydi. Elimdeki çayı yere bıraktım ve derin bir nefes aldım.

"Size bir şey soracağım. Aslında vicdan mahkemesi ama yanlış anlamayın beni." kafasını sorun yok dercesine salladı.

"O sizin çocuğunuz. İyide olsa kötüde olsa oğlunuz. Şimdi sinirinizi anlarım. Çok vaka gördüm böyle ben. Odasına neden bir kişi bile gitmedi. O çocuğa sebebini sormadı. Bakın size içmek için haklı demiyorum. Ama üç günlük şu dünyada gördünüz neler olduğunu. Siz hiç mi demediniz bu çocuk uyuşturucu içmiş gidin kontrol edin bir şey yapmasın diye?" sesim fazla sakindi. Ama söylediklerimde haklıydım.

"Bakın o bugün gecenin 1'inde ailesi yüzünden fazla doz alarak kendi hayatına son verdi. Ama ya sizin hayatınıza son verseydi?" düşündü dediklerimi kafasında tarttı. Ben ise yerdeki bardağımı aldım ve oradan uzaklaştım.

Hava soğuktu. Bu saatten sonra da uyuyamazdım zaten. Şu çöpü merak ediyordum ben. Yiğit'in yanına gittiğimde dalgın dalgın bakıyordu yere.

"Pışt. Ne bu haller? Ne çıktı torbadan?" bir anda irkilip yerinde dikleştiğinde bu halleri dikkatimi çekti. Bu normal miydi?

"Torbadan... Uyuşturucu ve bir tane..." devamını getiremiyordu. Ne oluyordu be?

"Ceset." diyerek onun sözünü Amir Barlas tamamladı. Yiğit hızla duruşunu düzeltirken ben ise şok olmuş bir şekilde yüzlerine bakıyordum. Ya babası bunu gördü... ya da oğlan cinayeti odasında işledi...

"Neler oluyor?" diyebildim sadece güçsüz sesimle. Bu olay beni bozguna uğratmıştı.

"Dedektif olarak iyi tahmin yaptınız. Çöp torbasında bir anormallik vardı. Ayrıca ağır dozda uyuşturucu cesedimizin elinde sımsıkı bir şekilde tutuluyordu. Otopsiye gönderdik oğlanla beraber. Sonuç 2 haftaya çıkar herhalde. Aileyi de bir otele yerleştirecekler."

"Peki Amirim. Dosyayı bana iletirseniz sevinirim. Ben gideyim." dedim ve hareketlenmeye başladım. Bu kadarını beklemiyordum sanırım. Ayrıca gidip ceset hakkında bilgi almalıydım.

Hızlı adımlarla arabama doğru yol aldığımda aynı zamanda telefonumdan ajanlardan biri olan Selim'e mesaj atmakla meşguldüm.

Siz: Selim bir otopsi işi var ona bir bak koçum bana bilgi ver. Merih Kabak adlı bir ceset ile beraber yanında bir naaş¹ daha var. Adını cinsiyetini falan bilmiyorum bana bul ama

Selim Başkan: Tamam bende o iş. De hayırdır?

Oflaya oflaya arabaya bindikten sonra yeniden yazmaya başladım. Çok mu meraklı olmuştu acaba bu?

Siz: Çok konuşma Selim. İşim var hadi görüşürüz.

Selim Başkan: Nasipte varsa...

Gülerek sohbetten çıktım ve arabayı çalıştırdım. Uyumak istiyordum sanırım. Dedektif olmakta zor iş arkadaş. Ne bir mizah ne bir kaliteli sohbet var. Belki ben gırgır şamata seviyorum? Ne bu ciddiyet?

Evin sokaklarını gördüğümde yüzümde uyumanın heyecanı ile bir gülümseme oluştu. Ay yok delirdim ben.

Tam evin önüne park edip ineceğim sırada çalan telefonla durdum. Ezgi Arıyor... Ezgi Arıyor... telefonu açıp kulağıma dayadığımda tek cümle edip hemen kapatmıştı.

"Evin önünden beni al." Ya bende insanım acaba iki dakika dinlensem mi? Kızım gece saat 2 olmuş bu ne diyor. Söylene söylene geri arabaya binip Ezgilere sürmeye başladım. Bir yandan neler olduğunu da merak ediyordum. Umarım boş bir şey için çağırmıyordur. Yarım saat sonra Ezgi'nin evinin önünde durunca inmesi için mesaj atıp beklemeye başladım. Beş dakika sonra yanımdaki koltuğun kapısı açılınca gülümsedim.

"Şimdi tek soru Ezgi. Salak mısın?" bana anlamaz gözlerle bakarken ağzından saçma bir ses çıkardı.

"He?" yok ya. Ben delirmeyim de kim delirsin.

"Ulan saat gece 2. Görevden gelmişim. Bir tane nur topu gibi ceset görmüşüm. Sen ise beni uykumdan ediyorsun." diye sinirle konuştuğumda gözlerini devirdi. Ben ise arabayı çalıştırdım.

"Abartma Asra. Alt tarafı bir çay kahve içeceğiz. Hayır yani sen her gün ceset görüyorsun. Bir şey oluyor mu?"

"Yoo olmuyor. Hatta ben zevk almaya başladım biliyor musun? Sıradaki cesette sensin bak sen şu işe." o beni umursamazken ben söylenmeye devam ediyordum. Uykumdan etmiş beni ne var.

"Ayrıca ne kahvesi ne çayı Ezgi delirtme beni." derin bir nefes aldı ve dudağını dişlemeye başladı. Sinirden delireceğim bakın ciddiyim.

"Söyle Ezgi korkma." dediğimde güldü.

"Pardon Dedektif Hanım. Karşımda bir ajan ve dedektif olan biri olduğunu unutmuşum." dediği şeye bende hafif gülerken gözleri sıkıntılıydı.

"Şu ajanlara ortak olan bir programcı ekibi vardı ya," diye söze girince onu dinlemeye başladım.

"İşte onlarla ortaklık kesildi. Hatta onların başı olan Maskeli Kumarbaz ile ajanlar arasında bir savaş başladı. Meğer bu Maskeli Kumarbaz dediğimiz kişinin safında kimler varmış kimler. Ay kız ben duyunca şok oldum." dedikoducu karılar gibi başlamıştı yine.

"İşte bizim üstlerde haber gönderdiler. Arada görünmez savaş başlamış. Bizim öldürdüklerimizin çoğu onun safında tabii bir kısmı hariç. Üstler artık ortak almayacağını alırsa da bunun zor olacağını söylüyor. Diğer ajanlarda hırsla ayaklandı. Yani anlayacağın ortalık yangın yeri." ben onu şokla dinlerken o bitirmişti şükür dedikodusunu.

"Ee peki şimdi ben tesise gelsem hiç çekemem oraları. Malum şu aralar durumum. Şimdi başıma yeni dosya açıldı. Benim yerime sen onlara bir su serp söndür ateşleri. Çünkü ben direk onları suda boğarım." dediğimde gülmeye başladı. Aklıma bugün olanlar gelince hızla anlatmaya başladım. Gözümü yoldan çekmiyordum.

"Ay kız sana ne anlatacağım. Bak şimdi bir çocuk var. Uyuşturucu falan kullanıyor..." diye anlatmaya başladım. O da beni dinledi pür dikkat. Anlatmayı bitirince gözlerini şokla açtı.

"Ya dua ette o çöpteki ceset kız olmasın." deyince bende başımı salladım. Umarım kız olmazdı. Gerçi ölmüştü çocuk. Nasıl intikam alınırdı ki beddua etmekten başka. Kafenin önünde durunca arabayı park edip indim. Ezgi ise çoktan inmiş kapıda beni bekliyordu. Yanına geldiğimde içeriye girdik ve cam kenarında bir masaya oturduk. Garson yanımıza gelince ben orta şekerli Türk kahvesi isterken Ezgi ise sadece çikolatalı kek istemişti.

"Ezgi bir şey soracağım." diye söze başlarken Ezgi ise bakışlarını bana çevirerek kafa salladı.

"Programcı ekibinin Maskeli Kumarbaz'dan bu işi ile ilgili haberi var mıydı?" dediğimde kafasını belli belirsiz salladı.

"Bence yoktu. Çünkü ilk başta anlamadılar. Arada sadece şu Simay mı ne denilen kız fazla şaşırmadı. Diğerleri Maskeli Kumarbaz'a öfke ile baktı. Bende tam anlamadım. Bilmiyorum yani." ağır ağır kafa salladım. Kafamı çok karıştırıyordu bu konu. Onun pastası ve benim de kahvem gelince sohbet etmeye başladık. Benim ağır ağır uykumun gelirken Ezgi'de bana acımış olacak ki kalktı. O hesabı öderken ben ise arabaya bindim ama bu sefer yolcu koltuğuna. Ezgi bana kızgın bakışlar atarken ben ise ona gıcık gülümsememi yolluyordum. Araba hareket etmeye başlayınca kafam cama düştü ve uyuyakaldım.

Kolumdan sarsılmam ile bir anda irkilip diklenirken Ezgi ise baş parmağını ağzına götürerek tövbeler çekiyordu. Ne var yani bir anda uyandırılınca herkes korkar.

"Ay ne öyle aval aval bakıyorsun Ezgi?" dedim kendimi tutamayarak. O ise bana tip tip bakıyordu.

"Tren geçti canım ona bakıyordum." diyerek göz devirdi. Arabadan indim ve eve yürümeye başladım. Ezgi ise arkamdan geliyordu.

Cebimden anahtarı ararken Ezgi bir anda kafama vurunca hızla ona döndüm.

"Lan kızım sen iyice kafayı yedin ha. Hatırlatayım istersen anahtar çantanda." derin bir nefes aldım. E çantam nerde?

"Çantam yok." diye paniklediğimde bir sefer Ezgi bir daha vurdu.

"Ulan kolundaki ne?" doğru. Ne var yani unuttuysam. Çantamdan anahtarı bularak nihayet apartmana girdik. 3.katta oturuyordum ve Ezgi merdivenlerden nefret ediyordu.

Ezgi söylenirken ben çoktan merdivenleri çıkmış kapıyı açıyordum. İçeri girince direk ceketimi astım ve anahtarı vestiyere attım. Ben oturma odasına giderken Ezgi lavaboya gitmişti. Uyumak istiyordum hem de en acilinden.

Yerimden zorla da olsa kalktım ve mutfağa gidip kahve yapmaya başladım. Ezgi ise yorgun adımlarla mutfağa girdi ve tezgaha yaslandı.

"Ay Asraaaa. Yorgunluktan çatlayacağım sanırım. Bütün gün tesisi sakinleştirmeye ve öğrencilere olayı anlatmaya çalışıyorum. Hele seninkiler delirdi. Yok işte sen neredeymişsin de, neden yokmuşsun da bilmem ne zırvaladılar. Ayh yok bir de susmuyorlar." Ezgi dert yanarken ben ise sadece güldüm. Kimin öğrencisi olduklarını gayet belli ediyorlardı.

"Konuşurum onlarla sen merak etme." dediğim sırada kahvelerde olmuştu. Birini Ezgi'ye uzatırken o ise elimdekini almadan benim odama doğru yürümeye başladı. Ona göz devirirken bir yandan da peşinden gidiyordum.

Ona kahvesini verip bende yatağa oturdum. Saat 05.42 ve ben çok az uyumuştum. Kahve ise uykumu açmak yerine uykumu getiriyordu. Bozuk kahve!

Elime bir tane dosya aldım ve bakmaya başladım. Bir yandan da kahvemi yudumluyordum. Ezgi'ye bakmak için kafamı kaldırdığımda ise gördüklerim ile koca bir kahkaha patlatmak istesem de yapamamıştım. Çalışma masa oturmuş ve başını ellerinin arasına alarak uyumuştu. Elimdeki kahve ve dosyayı komodinin üstüne koydum ve Ezgi'nin yanına gittim. Kolunu dürttüğümde uyanmamıştı. Daha sert dürterken artık bana sövme sesleri geliyordu. Bir anda kalkıp kendini yatağa attı ve uyumaya devam etti. Ödüm patladı salak!

Güldüm ve bende oturma odasına gittim. Sadece uyumak istiyordum.

🌙

Telefonumun çalması ile gözlerimi araladım. Saat 11.30'u. Arayan ise dünkü Yiğit komiser. Telefonumu açtım ve kulağıma koydum. Gözlerim ise kapanmamak için savaş veriyordu resmen.

"Ne var Yiğit?" sesim istemsizce sinirli çıkmıştı.

"Sakin Dedektif. Şu dünkü Merih. Maktul elinde tuttuğu uyuşturucuyu aslında bir zehirle karıştırmış. Daha doğrusu karıştırılmış. Yani pakette uyuşturucu var bu doğru ama aynı zamanda batrachotoxin² (Okunuşu: Batrakotoksin) de var. Bu normal bir insanın kolayca bulabileceği bir zehir değil. Bu arada çöpteki cesedin cinsiyeti kadın. Aralarında bir bağlantı var gibi." söyledikleri ile uykum anında açılmıştı. Yerimde dikleştim ve oturur pozisyona geldim.

"Ben geliyorum yanına Yiğit emniyette misin?" onayladığında telefonu kapattım ve hızla üzerimi değiştirmek için odama gittim. Ezgi hala uyuyordu. Ofladım ve takımlardan birini alıp giydim.

"Ezgi uyan çabuk! Ben çıkıyorum dün sana anlattığım dosyada bir şeyler bulunmuş." ben konuşurken o ise kaşlarını çatarak uyandı.

"Ne oldu kızım ne bu telaş sakin." dedi benim aksime rahat bir sesle.

"Ezgi nasıl sakin. Maktulde³ zehir çıkmış kızım." bunu deyince o da ayıldı ve yataktan kalktı.

"Tamam peki. Sen çık bende çıkarım birazdan. Tesise gitmem gerek oradan da hastaneye geçerim. Eğer yapacak bir şeyim olursa bana haber vermeyi unutma." onu onayladım ve yanıma toka alarak çıktım. Vestiyerdeki çantamı ve montumu alırken bir yandan da ayakkabımı giyiyordum.

Merdivenden koşar adımlarla çıktım ve arabaya doğru yürüdüm. Bu adam kiminle anlaşmıştı ve ölmüştü? Zehir nasıl bulunmuştu? Ağır bir zehirdi ve kesinlikle Merih kandırılmıştı. Benim düşüncem önce uyuşturucu verdiler ve güveni sağladılar, Merih güvenince artık istediklerini verebiliyorlardı. En son darbe ise zehir. Kafam iyice karışmıştı.

Yarım saat sonra emniyetin önünde durunca derin bir nefes aldım ve arabadan indim. Korkuyordum sanırım çünkü bu nefes alışveriş hızım normal değildi. Yiğit kapıda bir polis ile konuşuyordu. Benim geldiğimi görünce polisin omzuna dostane bir tavırla vurup içeri gönderdi. Daha sonra ise bana doğru yürümeye başladı.

"Ooo dedektifin sinirler yatışmış." diye dalga geçerken onu umursamadım ve içeri yürümeye devam ettim. O ise ciddileşmişti.

"Zehir nasıl geldi anlamıyoruz. Babası uyuşturucu sanmış sadece ama zehirleri görmemiş. Gerçi biz bile inceleme sonucu öğrendik. Eğer kim sakladıysa çok profesyonel davranmış. Tabii bunu yapanı bulursak sanırım bir çeteyi çökerteceğiz. Yani bir taşta iki kuş anlayacağın." Çoktan içeri girmiş laboratuvara doğru yol almıştık. Aslında bu çete için aklıma gelen ilk isimlerden biri Maskeli Kumarbaz olmuştu. Adam bana zerre güven vermiyordu. Ama bir yanım onunla daha çok çalışmak istiyorum diye de bağırıyordu.

İçeri girmeden önce kapıda ikimizde birer maske ve bone takmıştık. Yiğit son anda 'İhbar var.' diyerek kaçmıştı.

İçeri girdiğimde yanıma bir görevli geldi.

"Dedektif Asra Kaya. Bir maktulün elinde bulunan zehir ve uyuşturucu karışımına bakmak istiyorum. Maktul; Merih Kabak." kadın kafa sallayıp eliyle yolu işaret etti ve önden yürümeye başladı. Bense arkasından ilerliyordum.

"Buyurun buradan." beni bir masaya getirip oturmamı işaret etmişti. Dediğini yaptım ve oturdum.

"Siz bekleyin ben rapor ve zehir ile uyuşturucuyu getiriyorum." kafamı salladım ve beklemeye başladım. Kadın on dakika sonra elinde bir poşet bir de mavi dosya ile geri döndü. İkisini de önüme koyup geri işine dönmek için müsaade istedi.

Uyuşturucuyu genellikle bünyesi normal bir insandan katbekat üstünde olan biri içerdi. Adı Meth. En ağır uyuşturucudan birisi. Bunu içen birinin ölmesi gayet normaldi. En ağır uyuşturucu ve zehri veren kişi ne planlıyordu? Ya bir intikam meselesi olurdu ya da kişi intihar etmek için içerdi. Ki şaşırtıcı olan ise intihar eden biri bu yollarla değil klasik yöntemleri seçerdi. Zehri merak ettiğim için çizelgesini aldım ve incelemeye başladım. İçerisinde N, HO, O, H elementleri vardı. (Azot, Holmiyum, Oksijen, Hidrojen)

Dosyayı aldım ve laboratuvardan çıktım. Barlas Amire gitmem gerekiyordu. Asansöre bindim ve 3. kata bastım. Kapı 2. katta açıldı ve içeri bir polis girdi. Başıyla selam verince aynı şekilde karşılık verdim. Adama dönüp bir şey söyleyeceğim sırada adam çoktan iniyordu. Ne! İniyor mu dedim ben? Ellerimle gözlerimi kaşıdım. Adam yoktu... Sanırım bu aralar olaylardan etkileniyordum. Derin bir nefes aldım. 3.Kata gelmiştim.

Önümden geçen bir polisi durdurdum ve yerini sordum.

"Hemen sağda sol taraftaki oda hanımefendi."

"Teşekkürler." deyip tarif ettiği odaya gittim.

Kapıyı çalınca içeriden gel komutu girince içeri girdim ve kapıyı kapattım. Barlas Amir yerinde diklendi ve hoş geldin fasılları gerçekleşti.

"Efendim ben maktul için geldim. Zehir ve uyuşturucu en ağır olanlarından. Size bunun hakkında görüşlerim ise; bunun bir kumpas olduğu. Malum biz araştırma yaparken bunların sahibi olan bilinmeyen kişi peşimize düşecektir. Ben o yüzden sizinle gizlilik mukavelesi imzalamaya geldim. Bir nevi kimsenin zarar görmemesi için olarak düşünebilirsiniz." yavaş yavaş kafasını salladı ve düşünmeye başladı.

"Asra Hanım şimdi siz bunun kumpas olduğunuzu düşünüyorsunuz ama bu tek bir ihtimal değil bunu sizde biliyorsunuz." onaylamak için kafamı salladım. O ise konuşmasına devam etti.

"Evet kumpas olasılığı yüksek. Ama maktul intiharda etmiş olabilir. Aile baskısı, kız arkadaşından ayrılma, psikolojik durumlar onu uyuşturucuya itip oradan dozu kendi de arttırmış olabilir." kafamı salladım yeniden ve söze girdim.

"Haklısınız amirim ama mantık uyuşmazlığı var. Maktul bunu belli biri tarafından zaruri⁴ olarak da yapmış olabilir. Veyahut uyuşturucuyu satan kişi yeni uyuşturucularını dağıtıyordur ve maktul bir denek olarak da ölmüş olabilir. Bunların hepsi olabilir bu doğru. Ama elimizdeki en yüksek ihtimaller intihar, kumpas." dediğimde o da beni haklı buluyordu.

"Bakacağım Asra Hanım. Eğer uygun görürsem size sözleşmeyi gönderirim." ulan bu amiri kovun. Beğenmedim ben bunu.

"Peki efendim. Müsaadenizle ben gideyim." dediğimde kafasını salladı bende odadan çıktım. Yiğit buralarda mıdır diye düşünürken bunu bir polise sormanın daha iyi olduğu kanaatine vardım.

Ve bingo! Yiğit yoktu. Eh bize yol gözüktü o zaman. Emniyetten çıktım ve arabaya binip tesise doğru yol aldım.

🌙

Şu an tüm öğrencilerim karşımda sıra olmuş açıklamamı bekliyordu. Derin bir nefes aldım ve konuşmaya başladım.

"Endişelenmişsiniz baya. Gölge'yi (Ezgi'nin takma adı) baya kızdırmışsınız. Bu size yakıştı mı?" sakin sakin konuşuyordum. Söz hakkı için ilk önce Keskin bir adım öne çıktı. Kafamla onayladım onu.

"Siz yokken birkaç olay olması bizi endişelendirdi hocam. Siz bize bir bilgilendirme yaparsınız. Bu hep böyleydi." kendince haklıydı. Ama işte kendince.

"Keskin benim sadece hayatım buradan ibaret değil. Benim bir işimde var. Benim iki tane hayatım var. Haklısın bu hep böyleydi. Ama ben eğer yoksam size ya Gölge bilgilendirme yapar ya da Kara (Tunahan: ajan). Bundan sonra bir daha böyle bir sorun çıkarsa hepiniz kendinizi cezaya hazır halde bulun." hepsi bir ağızdan tamam deyince onları antrenmana gönderdim.

Ve bende sanki yapacak başka işim kalmamış gibi büroya gidip odamdaki dosyaları düzenlemeye karar verdim. Üç ayda bir yapıyorsun bunu? Napayım dağınık çalışmayı seviyorum.

Tesisten çıktım ve dedektif bürosuna yol aldım. Sanırım bir uyuşturucu çetesi başımı fena yakacaktı. Eylül ayındaydık ve ben her ay düzenli olarak bir uyuşturucu çetesi ile uğraşıyordum. Aklıma gelen şey ile gaza daha çok bastım. Olabilir miydi?

Tanıdık yollarla sanki daha çok hızlanabilirmişim gibi gaza bastım. Arabayı kaldırım kenarına park ettim hızlı adımlarla büroya girdim. Hiç kimseyi aldırmadan direk odama çıktım ve dosyaları karıştırmaya başladım. Tüm uyuşturucu dosyalarını aldım ve önüme koydum. Sonra ise aylara göre dizip okumaya başladım.

Ali Yegane: Yüksek doz uyuşturucu ve zehirlenme. (1 Ocak 2021)

Mert Keskin: Orta derece tehlikeli uyuşturucu ve zehirlenme. (1 Şubat 2021)

Barbaros Derman: Uyuşturucu ve yüksek dozda zehirlenme. (1 Mart 2021)

Salih Demir: Zehirlenme. (1 Nisan 2021)

Aykut Gri: Gıda zehirlenmesi ve uyuşturucu. (1 Mayıs 2021)

Kerem Yıldız: Yüksek doz uyuşturucu. (1 Haziran 2021)

Metin Başer: Zehirlenme ve uyuşturucu sonucu intihar. (1 Temmuz 2021)

Umut Güngören: Gıda zehirlenmesi. (1 Ağustos 2021)

Merih Kabak: En tehlikeli uyuşturucu ve zehir. (1 Eylül 2021)

Durdum. Bu sonuncu ölümdü. Tesadüf olabilir miydi? Böyle sıralı, düzenli, aynı türden. Çete miydi yoksa tek bir kişi olarak bir katil mi? Tesadüf olamayacak kadar korkutucuydu. Ve bu kişi tam bir yılı tamamlamaya çalışıyordu. Ya yeni mallarını denemiyorsa? Ya amacı öldürmekse?

Adam ay başı maaş alıyor gibi adam öldürüyor herhalde. Ama bir sorun varı. Merih uzun zamandır kullanıyor ama zehir sadece bugün konuşuyor. Bu da demek oluyor ki kurbanlar önceden seçiliyor. Bugün 2 Eylül olmuştu. Çete veya katil ise bana bilmese de belirli bir süre tanımıştı. Çalan telefonumla düşüncelerimden sıyrıldım. Kim olduğuna bakmadan açıp kulağıma koydum.

"Eğer bir sonraki kurbanıma elin veya o aptal dedektiflik oyunun girerse ondan sonraki kurbanım sen olursun..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.