Bazen herşeyin bir rüya olmasını dilediniz mi? Ben diledim fakat hiçbir zaman dileğim gerçekleşmedi. Düşünüyorum bazen. Kim böyle birşey yapar? Neden? Bir insanın ölmesini kim ister ki? Bir psikopat mı? Yoksa bir deli mi? İkisi de aynı şey değil miydi sonuçta? Her biri bir insan.
Ölmek veya öldürmek... Ne kadar kolay şeydi değil mi? Ölmek... Bir cam parçası alıp şah damarına bastırmak. Cam parçası olmak zorunda değildi elbet. Bir bıçak, belki bir silah.
Hepsinin sonucu aynı değil miydi zaten? Ölüyorsun. Peki ölmeyi kim ister? Hayattan bıkmış biri mi? Yoksa hayatı boyunca acılar çekmiş biri mi? Sorular sorular...
Asla bitmezler.
Peki ya öldürmek? Bence öldürmek bir bakıma kendini öldürmek gibi birşeydir. Bir silahı alıp doğrultsam karşımdakine bir parmağımın hareketiyle nefesi kesilebilir.
Tamam öldürdüm onu peki öldürmenin vicdanı ile yaşayabilir miydim ki? Asla. Her akşam uykularımı bölen kabuslardan kurtulabilir miydim? Uyumamak için direnirken ne kadar sabredebilirdim. Bilemiyorum. Asla da bilmek istemiyordum.
Bir bakıma bana, bize bunları yaşatanlardan. Uykularımı bölen kabuslara sebep olanlardan intikam almak istiyorum. Onları gerçekten öldürmek değil süründürmek istiyorum.
Yaşadıklarımın kolay şeyler olduğunu düşünmüyordum. Kimsenin yaşadıklarımın kolay değildi elbet. Ama bence kimse bu kadarını hak etmiyordu. Herşey bir oyunla başlamıştı oysa...
Gece Kaya'dan...
36 gün önce...
"Bence bu konuyu konuşmaya gerek yok. Zaten birkaç güne unutacaksın." Ezel'in yeni flörtü hakkında konuşuyorduk. Kendisi okulun sessiz çocuğuydu bir o kadar da gizemli ve Ezel ona kafayı takmıştı.
"Ya cidden Gece. Çok yakışıklı değil mi sence de? Onun ilgisini çekmem lazım. Genellikle tek takılıyor. Ama..." devam etmesine müsade etmeden sözünü kestim.
"Tamam Ezel. Hadi çok oyalandık derse geç kalacağız." dedim ve koluna girerek yürümeye başladım.
Ezel'i 1. Katta bıraktıktan sonra bende sınıfa gitmek için merdivenleri tırmanmaya başladım.
Reedcomb College'e 127 yıldır buradaydı. Okul 4 kattan oluşuyordu. 1. Kattakiler, 1. Sınıf Hukuk öğrencileriydi, 2. Kattakiler 2. Sınıf öğrencisi, 3. Kattakiler...
Her bir katta 500 öğrenci odası vardı 55 tane ise sınıf. Öğrenci odaları 2 kişilikti. Yani her katta tamı tamına 1000 öğrenci vardı.
Sınıfın önündeki topluluğu gördüğümde yavaşladım. Bazı öğrenciler Bayan Emily'nin hasta olduğundan ve dersin boş geçeceğinden söz ediyordu.
Sınıfın önündeki öğrenci topluluğunun içine girdiğimde herkes telefonlarına bakıyordu. Neler olduğunu öğrenmek için birinin telefon ekranına baktım.
Ekran da bir video oyunu açıktı. Ekrana daha da yakınlaştığımda ekranına baktığımda çocuk ne yaptığımı anlamış gibi açıklamaya başladı.
"Guarda, questo gioco è Morte del coraggio. Ci sono molte missioni che devi fare in questo gioco. Aumenti il tuo livello man mano che completi queste missioni. Il gioco è composto da 100 livelli. Cerchi di raggiungere il Livello 1 a partire dal Livello 100. Certo, non credo sia facile, il gioco è appena uscito, ci ha suggerito di giocare.
Se riesci a raggiungere il livello 1 nel gioco, ti danno un totale di 1.000.000.000 di miliardi di dollari. Te lo consiglio, è un bel gioco e una buona somma di denaro. A proposito, nessuno fa gli stessi compiti, ognuno ha compiti diversi
( Bak bu oyun Death of courage. Bu oyunda bir sürü yapman gereken görevler var. Bu görevleri yaptıkça seviyeni arttırıyorsun. Oyun 100 seviyeden oluşuyor. 100. Seviyeden başlayarak 1. Seviyeye ulaşmaya çalışıyorsun. Tabi bunların kolay olduğunu düşünmüyorum. Oyun daha yeni çıktı bazıları oyunu önerip oynamamızı tavsiye etti.
Oyunda eğer 1. Seviye ye varabilirsen sana toplam 1.000.000.000 milyar dolar veriyorlar. Sana da öneririm güzel bir oyun ve güzel bir para. Bu arada hiç kimse aynı görevleri yapmıyor herkesin görevleri farklı.)" dedi ve ekranına geri döndü.
Çocuğun dediği oyun hakkında düşünmeye başladım. Aslında paraya ihtiyacım yoktu fakat eğlenceli olabilirdi. Fakat o kadar parayı almak çok kolay değildi herhalde. Görevler zor olmalıydı.
Bu konuyu bizimkilerle konuşmalıydım.
Biz yani ben, Ezel, Arda bu okulun popüler çocuklarından biriydik. Genellikle bu okulda çete halinde takılıyorduk. Fakat hepsi pöpüler değildi. Tabi bizim gibi olan 2 popüler grup daha vardı. 1. Grup Aybüke Pusat, Hazal Karataş, Burak Doğru'dan oluşuyordu. Onlarda aynı bizim gibi 2 kız 1 erkekten oluşuyordu.
2. Grup ise Ferda Zekioğlu,Enes Sanrı, Karan Yolcu ve Damla Güngör'den oluşuyordu.
Bazı gruplar fazlasıyla cringe olsa da birşey yapamıyordunuz.
Bayan Emily derse gelmeyecekti bu yüzden zaman geçirmek için bahçeye çıkacaktım...
Gece Kaya'dan...
Şimdiki Zaman...
O zamandan bu zamana kadar çok fazla şey değişmişti. Sadece bir oyun hayatımızı mahvetmişti. O gün o oyunu tanıdığıma pişman olmuştum. O oyunu daha hiç oynamamıştım korkudan. Korkuyordum çünkü kendime değer veriyordum.
Bu oyundaki görevler öyle basit görevler değildi. Bir arkadaşım vardı Alexander Graham. Alexander bu oyunu oynuyordu ve birgün onunla konuşurken telefonuna bir görev gelmişti. Bana göstermemeye çalışmıştı. Fakat ben telefonu elinden alıp göreve bakmıştım. Gördüklerim karşısında fazlasıyla şok olmuştum. Görevi oda arkadaşının koluna gece uyurken bıçak ile bir çizik atmaktı. Ona bunu yapmamasını söylemiştim.
Çünkü kim birinin ömür boyu taşıyacağı bir ize neden olmak isterdi ki.
O gece Alexander ışıklar söndükten sonra yemekhaneden aldığı bıçakla oda arkadaşının baş ucuna gitmiş. Saat 12yi 10 kala yapmıştı bu işi. Fakat cesaretini toplayamamıştı ve saat 12yi geçmişti. O gün Alexander bir oyunda görevinde başarısız olmuştu. O günün sabahı da ortadan kaybolmuştu. Nerede olduğunu bilmiyorduk fakat onun sonunun da aynı olacağını biliyorduk. Bir kaç gün sonra zaten okula ceseti gelmişti.
13 ceset olmuştu. Alexander'ın ceseti ile beraber.
Artık o kadar alışmıştık ki insanların cesetinin gelmesine yadırgamıyorduk. En korkuncu da buydu zaten. Buna alışmak.
Artık eski neşemiz kalmamıştı okulda yine gülüyorduk ama acının gülümsemesiydi bunlar.
ve şuan buradayım bir o kadar korktuğum fakat bir türlü vazgeçemediğim yerde Reedcomb College.
Bugün günlerden Pazardı. Ezel hafta sonlarını ailesinin yanında geçiriyordu. Arda ise annesi öldüğü ve babasından nefret ettiği için hafta sonunu burada geçiriyordu. Ben ise şehre gidiyordum. İtalya'nın ünlü pizzalarından yiyordum.
Okulun içine doğru yürüken gözlerim etrafa bakınıyordu. Öyle görmek istediğim biri yoktu sadece yerlerde ceset var mıydı onu kontrol ediyordum. Ama sanırım yoktu.
Bugün yeni bir karar almıştım. Hayatımı etkileyecek bir karar. Her en kadar korksam da bundan vazgeçemezdim.
Arda'nın odasına gitmek için merdivenleri tırmanmaya başladım. Arda 3. Sınıf öğrencisi olduğu için 3. Katta kalıyordu.
3. Kata ulaştığım zaman yorulmuştum. Nefes seslerimi düzenlemeye çalışırken koridorda kimsenin olmadığını gördüm. Muhtemelen pazar olduğu için herkes odasındaydı.
Soluklarım düzene girdiğinde Arda'nın odasına doğru yürüdüm. Arda'nın odasının numarası 259du.
248,249,250,251,252,253,254...
Sonunda odanın önüne vardığımda hızlıca kapıyı çaldım. Bir süre sonra kapı açıldığında. Açanın Arda olmadığını anladım. Kapıyı açan kişi Mert'ti. Mert yarı türk yarı Rus du. Beni gördüğüne şaşırmış olmalıydı ki gözlerini büyümüştü.
"Selam Gece." dedi aksanı yüzünde konuşamadığı tükçesiyle. Samimi bir tavırla gülümsedim.
"Selam Mert. Nasılsın?" dediğimde oda benim gibi gülümsemişti.
"İyiyim Gececiğim.Sen nasılsın? Arda için geldiysen onu bu katta başka bir odaya alacaklardı yani bavulunu toplayıp Bay Brown'un odasına gitti." dedi. Bay Brown yani adıyla Blaine Brown okul müdürümüzdü. Fakat neden oda değiştirmeye ihtiyaç duyduklarını anlamamıştım.
"Bende iyiyim Mertcim fakat ben gitsem iyi olacak. " dedim ve koşar adımlarla merdivenlere gittim. Müdür odası 4. Kattaydı. Bu yüzden 1 kat daha çıkmam gerekiyordu.
Hızlıca soluklanırken önünde geldiğim müdür odasına baktım. Okul Müdürü: Blaine Brown
Kapıyı tıklattım "gir" komutu geldiğinde içeri girdim. Oda da Arda ve Bay Brown vardı. Bay Brown, "Andiamo ragazza c'era qualcosa? (Buyur kızım bir şey mi vardı? )" diye sorduğunda Ardayı gösterip konuştum.
"Merhaba Bay Brown. Arda'yı görmeye odasına gitmiştim onun burada olduğunu söylediler o yüzden gelmiştim." dedim. Bay Brown başını sallayıp Arda'nın karşısındaki koltuğu gösterdi. Oraya gidip oturdum ve Arda'nın yüzüne baktım. Yüzünde hoşnut olmayan bir ifade vardı. Büyük ihtimal odasından ayrıldığı içindi.
Bay Brown sert bir sesle söze girdi. "Evet Arda bundan sonra orada kalmıyorsun. Nedenini ise bildiğini umuyorum. Hatanın farkına vardığını düşünüyorum. Bundan sonra okulumuza yeni gelen arkadaşın yanında kalacaksın."
Yeni gelen çocuk... Kimdi acaba? Aslında dönem ortası Yeni çocuk alınmıyordu...
"Bay Brown dönem ortası öğrenci alınmıyor diye biliyordum?" diye sordum kaşlarımı çatarak.
"Evet alınmıyordu fakat ailesi eski yıllarda öğrencimiz olduğu için onları kıramadık." dedi yapamcık bir gülümsemeyle. Bu genel olarak daha fazla kurcalama demek ol oluyordu. Omuz silktim.
"Müdür bey acaba yeni oda numaramı ve katımı öğrenebilir miyim çabucak yerleşmek istiyorum." dediğinde yüzümü Arda'ya döndüm ekstra olarak bana bakmamaya çalışıyor gibiydi. Bay Brown oda katını ve numarasını söyledikten sonra kısaca bizi odasından kovmuştu.
Odadan çıktığımızda Arda'ya döndüm. Tek kaşımı kaldırarak ona bakmaya başladım. Birden bana dönüp anlamsız gözlerle bana baktı.
"N'oluyor acaba ne bu şimdi ilk önce cinayetler olan bir okula yeni öğrenci geliyor ve bizden normal karşılanması bekleniyormuş gibi söylüyorlar. Sonra ise senin odadan kovulduğunu öğreniyorum acaba açıklama yapmak ister misin?" dedim sert tutmaya çalıştığım sesimle. Arda ise bunları bekliyormuş gibi omuz silkti.
"Bak neden yeni öğrenci geldiğini bilmiyorum. Bir sorun olduğunu da düşünmüyorum. Ve son soruna gelirsek Mert ile tartıştık bu yüzden benden şikayetçi oldu bende kovuldum." dediğinde büyümüş gözlerimle ona baktım. Cidden normal birşey miydi onun için?
Merdivenlerden inerken tekrar ona döndüm. "Peki yeni gelen çocuk hakkında birşeyler biliyor musun?" diye sordum. Nedense çocuğu fazlasıyla merak ediyordum. Başını iki yana salladı.
İlk önce Arda'nın eski odasına gidip eşyalarını toparladık ondan sonra ise koridorun diğer ucundaki 499. Odaya yürümeye başladık. Bay Brown bize anahtar vermemişti demek ki şu yeni gelen çocuk odanın içerisindeydi.
Odanın önüne vardığımda elimdeki siyah çantayı yere koydum. Derin bir nefes alıp kapıyı tıklattım bu sırada Arda koridoru İnceliyordu.
Kapı açılmayınca tam tekrar tıklatacaktım ki kapı aniden açıldı. Elim havada kalırken kapıyı açan kişiye baktım.
Ve okyanus mavisi gözlerim ilk defa tanışmışlık hissiyle yanıp tutuştu.
Bölüm Sonu