Hayatınızın en tuhaf dönemi ne zamandı? Kaç yıl, kaç ay önceydi? Benim hayatım tuhaflıklarla dolu olduğu için cevap veremiyorum, ama eğer zorunda kalsaydım muhtemelen ömrümün hepsi derdim.
Peki hayatınızın en zor kararı neydi? Bazıları okumak veya okumamak kararı diyebilir. Fakat kimse yaşayıp, yaşamayacağının kararını verir miydi? Sonunda ölecek olsan bile koşar mıydı ölüme doğru?
Benimkide bunlardan sadece biriydi en tuhaf dönemi üniversiteye başladığım yıldır herhalde. Tabi sadece şuana kadar olan kısımdan bahsediyorum. Tahminen 2 yıl önceydi.
Yazardan...
2 yıl 3 ay önce...
"Anne bu sınava girmek zorunda mıyım?" diye sordu genç kız. Bazen annesi anlam veremediği şeyler yapıyorudu. Genç kız her ne kadar büyümüş olsada bu hareketlere anlam veremiyordu. Annesi sert bir kadındı. Fazlada ketum. Bazen ondan fazlasıyla korkadı. Fiziksel şiddetle alakası yoktu. Annesinden aldığı elaya çalan gözlerine bakmak bile onu korkutmaya yetiyordu.
Ece Hanım sert bakışlarını kızına döndürdü. Bazen düşünüyordu. Gerçekten onun çocuğu mu diye fakat yine cevabını kendi zihninde buluyordu.
"Evet o sınava girmek zorundasın. Sende aynı annen gibi avukat olmak istemiyor musun yoksa?" dediğinde başını hafif yan eğmişti. Genç kız bu soruya alışmıştı. Ve artık vereceği cevabıda ezberlemişti.
"Hayır tabiki anne avukat olmak istiyorum fakat İtalya'ya gitmek zorunda mıyım ki? İstanbul'da da çok güzel üniversiteler var" dedi genç kız kaşlarını çatarak. Annesi derin bir nefes aldı.
"Bak kızım ben o okulda okudum. Sende benim gibi kendi ayakları üstünde duran kimseye boyun eğmeyen bir kadın olmak istiyorsan o okula gitmek zorundasın.İtiraz kabul etmiyorum. Tamam mı?" Demesiyle genç kızın kafasında birşeyler oturmuştu.
Onun annesi, kızını kendisi gibi olmasını istiyordu. Genç kız başını sallayarak mutfaktan çıkıp kendi odasına gitti.
Kapıyı kapattıktan sonra başını kapıya yaslayıp gözlerini kapattı. Annesi hep böyleydi. Her zaman onun istediği oluyordu. Çünkü genç kızı buna mecbur bırakıyordu.
Şimdi babası olsa annesine karşı gelir kızının ne isterse onu yapmasını söylerdi. Ama onu ne savunacak babası vardı, ne de onun sözünü dinleyecek bir annesi.
Günler böyle geçti genç kız annesine boyun eğdi. Onun gözlerine bakamadı. Sınava girmek için şemsiyesiyle yürüyordu sokakta. Kimse yoktu sokakta büyük ihtimalle hava yağmurlu olduğu için kimse yürümüyordu. Genç kız onu soğuktan korumayan montuna daha fazla sarıldı. Yağmur hızlı yağıyordu. Genç kız kolundaki saate baktı. Yaklaşık 20 dakika içinde sınav merkezinde olmalıydı. Telaşlı adımlarını hızlandırdı.
Sınav merkezinin önüne geldiğinde şemsiyesini kapattı ve aceleyle içeri girdi. Merkezde görevli olduğunu düşündüğü birine sınavı nerede olacağını sorduğunda görevli pamağıyla koridorun sonundaki odayı işaret etti. Genç kız görevliye teşekkür edip hızlıca yanından ayrıldı.
Odanın hemen önüne geldiğinde derin bir nefes alıp kapıyı tıklattı. 'Gir' komutu geldiğinde hiç beklemeden içeri girdi.
Bir kadın optikleri dağıtıyordu. Kadın samimiyetsiz bir şekilde ona bakıp arka sıralarda boş kalan bir yeri gösterdi. Genç kız sırt çantasını düzeltip kadının gösterdiği sıraya yürüdü.
Çantasında kalem ve silgi çıkardıktan sonra masaya koydu ve sıranın ona gelmesini bekledi.
Kadın sonunda ona kağıdını verdiğinde genç kız hemen elinden kağıdı kapıp çözmeye başladı.
Sınavı bitirdikten sonra fazlasıyla mutluydu çünkü kazanacağına oldukça emindi. Genç kız kendi kendine sırıtarak merkezden çıktı. Hava artık düzelmişti sanki güzel bir gün olacakmış gibi güneş açmıştı.
Genç kız yüzünde solmayan gülümsemesiyle eve doğru yürüdü. Eve geldiğinde annesine güzel geçtiğini ve kazanacağından emin olduğunu söyleyerek odasına çıktı.
27 gün sonra...
Genç kız meraktan yerinde duramıyordu. Annesi de bir o kadar heyecanlı olsa da belli etmiyordu. Bilgisayar sayfasını yenileyip duran kız sonuçların önünde gelmesiyle titrek bir nefes aldı. O kadar heyecanlıydı ki dizleri titriyordu.
Kendi sonucuna geldiğinde gözlerini kapattı. Kızın sonucu beklediğinden bile güzel gelmişti.
Bunun sevincini yaşarken omzunda bir el hissetti. Gözlerini açıp omzuna dokunan ele baktığında annesinin gururlu bakışları ve yüzüne fazlasıyla yakışan gülüsemesiyle karşılaştı. Annenisinin gülümsemesiyle oda gülümsedi ve geleceğine giden yola çıkmış oldu.
Gece Kaya'dan...
Şimdiki zaman...
Böyle başlamıştı bu tuhaf olaylar ben sınavdan güzel bir puan aldım. Ve İtalya'ya okumaya gittim.
İlk İtalya'ya ayak basışımda karmaşık duygular içindeydim. Tanımadığım bir ülkede tanımadığım insanlar içinde olmak beni korkutuyordu.
İtalya'ya gelişimde hemen kaydımı yaptırmak için Reedcomb College'e gelmiştim.
Reedcomb College'i her ne kadar ürkütücü gözüksede içinin daha beter olduğunu bilmiyordum.
Reedcomb'a ilk başladığım zamanlar oldukça yadırgamıştım orayı. Fakat yeni arkadaşlar edinince işler dahada kolaylaşmıştı.
Arkadaşlarım Ezel ve Arda onlarsız nasıl yaşadığımı bile sorguluyordum bazen.
Arda benden 1 yaş büyük Ezel'den ise 2 yaş.
Reedcomb'un ilk döneminde tanışmıştık Ardayla. Ben 1. Sınıftım o zamanlar oda 2. Sınıf. Pek güzel tanışmasakta ilerleyen zamanlarda fazlasıyla yakın olmuştuk.
Ezel ise okula 1-2 ay önce gelmişti. Ezel nedense 1. Sınıflarda dışlanmış kişiydi. Aslında kimseye zararı yoktu fakat insanlar ondan nefret ediyordu. Onunla tanıştığım yer soyunma odasıydı. Ben telefonumu almak için oraya gitmiştim. Ezel'i orada yere çökmüş bir şekilde ağlıyorudu. Bende Arda'yı çağırmıştım. Bir süre sonra arkadaş olmuştuk.
Üçümüz hep yakındık. Ne olursa olsun hep arkadaş kalmıştık. Tabi herşey güzel gidiyordu. Ta ki o güne dek.
Yazardan...
1 ay önce...
Ezel, Arda ve Gece dersten çıkmıştı. Bahçeye buluşmak için gidiyorlardı. O gün güneşliydi. Fakat bir o kadarda soğuk. Bahçeye vardıklarında oradaki kamelyalardan birine oturdular.
Dersler hakkında konuşurken bir çığlık sesi üçünün de dikkatini çekti.
Bir kız çığlık atıyordu. Kimse neden attığını anlayamadığı için birbirlerine boş gözlerle bakıyorlardı.
Arda hemen sesin geldiği yere doğru gitti. Ezel ve Gece ise onu yanlız bırakmamak için peşinden gittiler.
Çığlık sesi arka bahçeden geliyordu hızla oraya yöneldiler. Arka bahçeye vardıklarında gördükleri görüntü ile dona kaldılar.
Çığlık atan kişi Aybüke idi. Aybüke okulun popüler ve zengin kızlarından sadece biriydi.
Gördükleri şey ise elleri ile ağzını kapatmış bir şekilde yerdeki cesete bakan Aybüke'ydi.
Kızlar dona kaldıkları şekilde durmaya devam ederken şoktan çıkan kişi Arda oldu.
Arda hayatında bir cesetle karşılaşmamıştı belki fakat bir dönem babası yüzünden hastanede staj yapmıştı. Arda yavaş yavaş yerde kanlar içinde yatan cesete doğru giderken fazlasıyla korkuyordu.
Elleri kırılmış, derisi yüzülmüş, gözleri çıkarılmış ve ayakları bileklerinden kesilmişti Arda cesete tekrar baktığında boğazına bir yumru oturdu. Cesetin önünde diz çöktü ve sağ elini kaldırarak boynuna götürdü. Nabzı atmıyordu. Artık öldügünden emindi.
Elini ölmüş kızın boynundan çekerek onu izleyen öğrencilere döndü. Fısıltıyla
"Ölmüş..." dedi.
Ve o gün bir oyun yüzünden işlenen ilk cinayet bir kız olmuş oldu.
Tabi ağaçların arkasında kızı öldüren kişinin bakışlarından habersiz bir şekilde.
Bölüm Sonu