“Kimliğimiz bizi tanımlar. Belki bu yüzdendir, her zaman bir kalıp arayışımız.”
Cocoa
Bölüm Şarkısı-Radiohead/ Everything In Its Right Palace
Dipnot: Altta yazar notu vardır! Okuyup, okumamak sizin takdirinizdir.
Küba/Miramar/ Jorge’nin Gizli Yeri/ 18.09
Hayatımız boyunca kendimize yer edinmek için savaşırız. O yeri bulduğumuzda sımsıkı tutunur, onun için savaşırız. Zira bu bizim doğamızda vardır. Bizi tanımlayan şeyin kimlik olduğunu biliriz. Onun arayışında ömrümüzü yitiririz. Sadece bizi tanımladığı için değil, bizi biz yapan olduğu içindir. ‘Bir adam ölür ama fikirleri asla.’ lafı da kimliğimiz var olduğu sürece geçerli değil midir? Jorge de kimliğini kaybetmemek için savaşıyordu. En azından tutunduğu tek şeyin resim olduğunu ve o kalkanın arkasına sığındığının bilincindeydi. Beş gün önce babası ile teknede yaşadığı patlama da tam bu yüzdendi. Elini hastaneye göstermiş ve pansuman yaptırmışlardı. Eve gidene kadar ikisinin ağzını da bıçak açmamıştı. Tüm hafta böyle geçmişti. Jorge, evden kaçmak adına okuldan geldiği an gizli yerine gelir olmuştu. Tam şuan anda çimlerin içinde batmaya yüz tutan güneşi izlerken düşündüğü tek şey Jasmine’nin teklifiydi. Yaptığı bir hata mıydı? Bencilce mi düşünüyordu? Yoksa giderek hiç tanımadığı annesine mi benziyordu ki babası böylesine korkuyordu?
Balık, resim, baba, Isabella, Jasmine, Fransa ve annesi. Tüm hepsi bir çark üzerinde seçilmeyi bekliyordu. Hayatın çıkmazlarından yorulmuşken tam önüne bir köprü konmuştu. O köprüyü kullanmamak aptallıktı. Bunun farkındaydı. Elinde bitirmek üzere olduğu resimde bir şeyler karaladı. Bugünkü resim sanıyorum ki daha karamsardı. Resimde uzun yol boyu, tuğla ve parmaklardan oluşan bir hapishane vardı. Her hapishanede karakterize insanlar çığırıyordu. Hapishanenin başlangıcında meşale tutan bir adam vardı ve ileriye bakıyordu. Parmaklıklar arkasındaki insanların gözleri serbest olandaydı. Uzun yolun sonu ise kapkaranlıktı. Jorge durdu. Yaptığı resimle bakıştı bir süre. Aklında te bir soru ışık tuttu.
‘Yolun sonunda ne var?’
Kapkaranlık. İçi siyahla dolu bir yer. Uçsuz bucaksız. Jorge derin bir iç çekti ve kendini geriye doğru, çimlere attı. Gözlerini kapadı. Rüzgârın, ağaçlardaki sesini dinledi. Hava soğuyordu. Bugünlerde bir fırtına elini vermişti Küba’ya. Bulutlar yavaştan gökyüzünde birleşiyordu. Jorge gözlerini açtı. Cebinden telefonunu çıkarıp, şifresini girdi. Ekran açıldı. Ana sayfasında gezindi ve bir mesaj bildirimi aldı. Bilinmeyen başka bir ülke hattından numaraydı. Bir kaşını kaldırdı. ‘Dolandırıcı mı?’ diye düşündü ilk. Sonra merakına yenik düşüp mesajı açtı. Bir fotoğraf gelmişti. Fotoğrafta Manneken Pis heykeli vardı. Jorge önce gerçek manada telefonla iki dakika bakıştı. Ziya atılan heykel işeyen küçük bir çocuktu. Sonra numaraya baktı. Kendisi ile dalga geçildiğini düşündüğü sıra bir mesaj daha geldi.
-Telefonla bakışmana gerek yok.-
Jorge bir anda gelen mesajla irkildi ve etrafına baktı. Kimsecikler yoktu. Sonra tekrardan bir mesaj geldi.
-Ve hayır seni gözetlemiyorum. Yani etrafına aptal aptal bakma.-
Jorge bu sefer ürktü. İyice etrafına baktı ve bir mesaj yazdı.
-Sen kimsin?-
-Sence?-
-Engelliyorum.-
-Kim Fransa biletini engeller?-
Jorge durdu. Bir saniye.
-Jasmine?-
-Başka kim olabilir ki?-
‘Doğru, başka kim bu kadar alaycı olur ki?’ diye düşündü Jorge. Kendi kendine güldü.
-Bu telefon numarası?-
-Fransa hattı. Kendi numaram.-
Jorge biraz tereddüt ile Jasmine’i telefonuna kaydetti ve cevap verdi.
-Ah, anladım.-
-Neyse, heykel hakkında düşüncelerin neler?-
Heykel? Jorge, Jasmine’in attığı fotoğrafı bir daha açtı. İşeyen Çocuk heykeli. Brüksel’in en ünlü heykeli. Jorge’nin heykeller hakkında pek bir bilgisi yoktu. Birkaç tanesini biliyordu sadece.
-İşeyen bir çocuk?-
-Ciddi olamazsın?-
Jasmine’nin taşlamasına göz devirdi. Heykeli Google’da aramak için girdi. Tam o sırada üst panelde bir mesaj daha geldi.
-Umarım heykeli aratmıyorsundur.-
Jorge bir daha irkildi ve tekrardan etrafına baktı. Rüzgarda sallanan ağaçlardan başka bir şey yoktu. Bakışlarını tekrardan telefona döndürdü.
-Nasıl ya?-
-Çünkü Isabella’ya benziyorsun. O da senin gibi bir aptal.-
Jorge bir kaşını kaldırdı.
-Sağ ol ya.-
-Neyse, sence bu heykel neden Brüksel’in en ünlü meydanında bulunuyor?-
-Bilmem ünlü olduğu için mi?-
-Gerçekten…-
Jorge, Jasmine’nin buradan cevabına göz devirdiğini hissetti. Jasmine tekrardan devam etti.
-Tahmini 15.yy yapılan bu heykel birçok kez çalınmış. Ve 900 küsur kıyafeti var. İlginç değil mi?-
-İyi de bir sürü eser böyle çalınmıyor mu?-
-Evet, bir sürü kimlik alınıyor.-
Jorge, Jasmine’nin dediğinden bir şey anlamaz şekilde baktı.
-Sen bu heykele baktığında ne hissediyorsun?-
Gelen soru üzerinde Jorge düşündü. Tanrı aşkına, işeyen bir çocuk hakkında ne düşünebilirdi ki?
-Hah, Jorge ben işi olan bir adamım. Bekletme beni.-
‘O zaman yazma.’ diye geçirdi içinden, göz devirirken Jorge.
-Ne düşünebilirim ki? 900 kıyafet mi? Bir heykel için mi? Ayrıca bir heykelin neden kıyafeti olur ki?-
-Değil mi?-
Jasmine’nin dalga geçip geçmediğini düşündü tekrardan. Fakat öyle bir adam da değildi.
-Peki, sizin düşünceleriniz nedir?-
Jorge giderek sıkılıyordu.
-Hm.. Brüksel’in düşüncesine göre bu heykel hem sevilir hem eleştirilirmiş. Şayet en ünlü meydanda işeyen bir çocuk heykeli var. Resmen dalga geçer gibi. Sonuçta bir Özgürlük Heykeli değil.-
- Seninkini sormuştum?-
- Ayrıca halkın en çok inandığı efsaneye göre savaş esnasında şehre yerleştirilen bombaya işeyip etkisiz hâle getiren çocuk buymuş.-
Jorge göz devirdi. Artık konuya ilgisini kaybediyordu.
-Komik değil mi?-
Jorge artık dalga geçtiğinden emindi.
-Jasmine, dalga mı geçiyorsun?-
-Kesinlikle hayır.-
-Hah…-
-Ama çok trajikomik bir duru değil mi? Brüksel’in simgesi olan bu heykel?-
-Konun hepsi trajikomik gibi.-
-Hey hey, odağını kaybetme Jorge. Şayet bu heykel hepimizi bir nevi anlatıyor gibi.-
-İşeyen çocuk mu?-
-Hayır, konunun özünü kaçırıyorsun. Sana dediğim ‘kimlik’ başlığında değerlendirirsen heykel gayet de anlamlı hâle geliyor.-
Jorge bir dakika durup düşündü. Bu müze vakasına benziyordu. Oraya neden geldiğini bilmiyordu. Jasmine’in çağrısı ( emri) üzerine gelmişti. Ve sonrasında yasaklanan o tabloyu görme şansını yakalamıştı. Yani Jasmine bir konuda bu kadar üstüne duruyorsa, kesinlikle önemli bir noktaya değinmek istiyordu. Çünkü karakteri buydu. Dolambacı seven bir adamdı. Elden bir şey gelmezdi. Jorge düşünce âlemindeyken Jasmine konuya bir nokta getirdi.
-900 küsur kıyafet, inanılan bir sürü efsane ve en ünlü meydan. Belki de bu da Brüksel’in bir dersidir ha? Ne dersin?-
Jorge tüm parçaları birleştirince anlam çıkarmaya ve yapbozu birleştirmeye başladı. Bu sabahtan beri düşündüğü konuydu. Ve bir anda cevap verdi.
-Kimlik!-
-Sonunda anladın kalın kafalı.-
Jorge göz devirdi.
-Bir Barbie bebek gibi düşün. İstediğin işi verebilirsin, istediğin kıyafeti giydirebilir, istediğin yere götürebilir ve istediğin kalıba sokabilirsin. Sonuçta o senin tekel Barbie’in. Kim sana karışabilir ki? İşte belki de bu kadar çalınmış bir heykeldir. Sonuçta o işeyerek şehri kurtarmış bir kahraman.-
Jorge sonunda anlamıştı. Jasmine yüzeysel bir konuyla insanlığın en büyük problemi için savaşını anlatmıştı. Bu aynı Perfumé filminin özeti gibiydi. En güzel koku için koşan bir adamın, son sınırlarını zorlaması ve bulduğu tek bir küçük parfümün insanlığı delirtecek kadar arzuladığı cisim olması. Sanki tüm arz ve talebin bir somuta yerleşmesi gibi. Brüksel halkı da bunu tercih etmişti. 900 kalıba sokabildiği, efsaneler üretebildiği, gurur duyduğu veyahut kendi için uymazsa eleştirebildiği somut bir varlık. Nefsin hiç doymadığı dünya. Buna yitirilen amaç ve uğurlar. Jorge güldü. Yavaştan tanıştığı bu adamın onun için köprü olduğuna emin oluyordu. Sonra Jasmine’den bir mesaj daha geldi.
-Jorge, Fransa’da bekliyorum.-
Jorge son mesajda durdu. Anlıyordu. Ona çıkan fırsat için Isabella’nın bu kadar uğraştığını. Tebessüm etti. Artık o karanlık yolda bir köprü görüyordu zira elinde meşalesi olan tek kişiydi.
Yazar Notu: Evet, kısa ama anlamlı bir bölümle Jorge’nin macerasına devam edeceğiz. Bu arada sevdiğim ve benim için anlamlı olan Perfumé filmini izlemenizi tavsiye ederim. Bir Geyşa’nın Anıları gibi küçüklükten bugüne izleyerek kendimi sorguladığım yapımlardandır kendisi. Harici olarak not bırakma sebebime gelirsek, burada çok fazla ‘point’ kısımlara değinmem. Özellikle bu bölüm tüm karakterlerimiz için gelecekte point kısımdır. Zira tüm insanlık gibi ‘kimlik’ arayışında olan karakterlerimize bir ders niteliğindedir. Ayrıca Jasmine karakterini oldukça sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Kendisi biraz öncü, alaycı, bilgili ve zıt biri. Aslında içten içe sempatik bir baba karakteri diyemez miyiz hahahah! Jorge’nin gelişim sürecinden gayet memnunum. Kendime benzettiğim ve empati yaptığım karakterlerden Jorge. André abimize gelecek olursak, ne badireler yaşıyor garibim fufufufu! Ama onun içinde iyi planlarım var gibi. Kaotik kral diyelim ona. Hanako ah, Hanako. Gelişimi en yavaş işleyen beton suratımız. Olaylar onun perdesinden yavaş işlesin istiyorum biraz zira kendisine her şey yavaş yavaş düşüyor. Durgun hayatından çıkması için tabiî ki parmaklarımı dokunduracağım hiç merak etmeyin fufufuuf! Ben istiyorum ki tüm yazılarım siz sevgili okuyucularımın kalbine dokunsun. Eğer ki bunu yapabilirsem ben başardım demektir. İşte o zaman kendime bir bira açıp kıhkıh güleceğim. Ve unutmayın, hepimiz bir yerlerde kayboluruz. Bir şeylerin anlamını arar, ararken düşer çamura bulanırız. Fakat önemli olan kendimize inanmamızdır. Umarım hayat, size iyi davranıyordur. Çabalamaktan korkma! Pes etme çünkü şu zamana kadar nefes aldın!
Peki, Tedx konuşmamı da yaptığıma göre ben deniz Cocoa kaçar! Öpüldünüz.
