“Gene de insan eki şeylere sımsıkı bağlı kaldığı sürece hiçbir yenilik yapamaz. Eskiyle savaşmak bile biraz eskinin egemenliği altında olmaktır.”
D.H Lawrence
(Bölüm şarkısı- Solene/Neokitsch)
Dipnot: Yıldızlı yerler en aşağıda açıklanacaktır.
Japonya/ Minami İkebukuro/ Moonlight Bar/ 21.45
Martini içindeki yeşil zeytini bardağının etrafında döndürdü Hanako. Mekânda çalan Jazz parça insanı uyuşturuyordu. Cumartesi gecesi Wang’ın yeri hafiften kalabalıktan arınıyor gibi görünüyordu. Hanako’nun ise içini kemiren yanındaki bar taburesinde duran hediye torbasındaki yılan şarabından başka bir şey değildi. ‘Kahretsin Hanami!’ diye geçirdi içinden. ‘Bana niye verdin ki şimdi bunu?’
Arada gözü bir torbaya bir barın spot ışıklarının içindeki Wang’a kayıyordu. Bugün de kendi tarzındaydı. O tüm piercingler ve saç örgüleri. Gömlek üzerine giydiği yelek. Evet Hanako kabul ediyordu. Kendini arzulara karşı kapamamıştı ve Wang’a bir çekim hissediyordu. Ama Hanami bunu nasıl anlamıştı? Ya da sadece öylesine bir teşekkür hediyesi miydi? Hanako şarabı verdim deyip vermeyebilirdi ama ne yazık sözünün adamı sayılırdı. Ve şimdi tam beş gün sonra Wang’ın barında Martinisini yudumluyordu. Şahsen kafasını da dağıtmak istiyordu. Çünkü iş ve şu anda ona daha yakın davranan iki varlıkla uğraşıyordu. Saçının bir tutamını kulaklarının arkasına sıkıştırdı. Düz, simsiyah olan saçları beline kadar geliyordu. Hava hafiften ısındığı için bugün Sakamoto’ların ona hediye ettiği saten askılı, sırt dekoltesi olan siyah bir elbise giyiyordu. Vücuduna tam oturuyordu. Altına da gümüş bir topuklu ve uyan gümüşten salkımlı küpeler. Normalde iş harici pek şık giyim takıntısı olmayan Hanako, nedense bugün süslenmesi gerekiyor gibi hissediyordu. Kendine cidden çok şaşırıyordu son zamanlarda. Hanami ve Yoshimoto’nun yakınlıkları, Wang’a olan çekiminden dolayı güzel giyinmek. Cidden sadece bu üç haftada hayatında ne değişmişti ki? Normalde hiç karakterine uygun şeyler yapmıyordu. Ama işin garibi bunlardan gayet hoşnuttu. Monoton hayatına renk katan faktörlerin artmasından. Sakamoto’lar ve Wang hariç pek yakın birileri yoktu. Yoshimoto sadece rahatsız eden bir faktördü ve Hanami ise her saniye yakınlaşmak için fırsat arayan biriydi. Ama ne olduysa artık onlara o gözle bakmıyordu ve bunun kesinlikle yılan şarabı ile alakası yoktu. Yoktu işte. Martinisinden bir yudum almak için bardağı dudaklarına kaldırmıştı fakat bittiğini fark etti. Tam yeni bir tane daha isteyecekti ki önüne yepyeni bir Martini konmuştu bile. Kafasını kaldırdı. Wang ona bakıp gülümsüyordu.
“Bu bara kök mü saldın ki, insanların zihnini okumaya başladın acaba?”
“Hahaha Yui. Sadece hızlı hizmet.”
“Tamam o zaman bu nasıl bir strateji? İnsanları izleyen kafanın arkasında bir göz mü var?”
“Hah! Öyle olsaydı emin ol burada olmazdım hm?”
“Sanırım öyle.”
“Yui, sadece seni tanıyorum.”
“Ama bu bardaki herkes müdavim değil mi? Herkesin hareketini ezberlemek… hm burada harcanıyorsun Wang-chan.”
Wang kıkırdadı. Ve kollarını kavuşturup özgüvenli bir duruş sergiledi.
“Ooo sonunda değerim anlaşılıyor ha?”
Sonra kıkırdamaya devam etti. Hanako bu şapşal haline gülümsedi. Ve gözlerini Wang’a dikti.Bir süre onun bu hareketlerini özellikle yüzünü izledi. Yüzü.. cidden ilgi çekiciydi. Bir yanağında gamze vardı. Çinli biri için gözleri o kadar çekik değildi. Ok gibi yayılan kaşları vardı. Gömleğinin altından dövmeleri gözüküyordu. Takıları seven Wang, kulaklarındaki piercingler hariç yüzük de takıyordu. İlginç, aykırı bir tarzı vardı. Sonrasında Hanako ona çokça dalmış olmalı ki Wang kendini düzeltti ve ona doğru yan bir bakış yaptı. Etrafına müşteri var mı diye süzdü ve herkesin kendi halinde takıldığını gördü. Bar masasına doğru gelip, Hanako’nun yüzüne yaklaştı. Baskın sesini, biraz alçaltıp konuştu.
“Yui. Gözlerin beni soyuyor.”
Hanako bir kaşını kaldırdı. Aptal aptal gülümsediğini ve Wang’a çok fazla baktığını fark etti. Utandı. Ne diyeceğini seçemedi. ‘Hey, hey,hey! Sen 15 yaşında ilk orgazmın yaşayan bir ergen değilsin.‘ içinden tam olarak bu geçti. Hala ona bakan Wang’tan bakışlarını çekip içkisine dikti ve bardakla oynamaya başladı. Wang bu halini görünce gülümsedi. Sonra yanında tutuğu hediye paketine gözü kaydı. Parmağı ile orayı işaret etti.
“Bu nedir? Yoksa bana mı fufufu?”
Hanako konunun dağılmasına sevindi ama bu şekilde değil. Onu tüm hafta rahatsız eden nesneyi sorması değil. Hadi ama adil değildi. Derin bir nefes aldı. Sesinin tonlamasına dikkat etti.
“Senin için. Yani.. ikimiz için.”
“Ha?”
“Of. Demek istediğim, Hanami almış.”
“Hanami neden senle bana ortak bir hediye almış ve Hanami kim?”
“Hani geçen iş arkadaşlarım gelmişti ya..”
“Ha.. demek o. Ve kimdi?”
Hanako onun bir kaşını kaldırmış hala hatırlamaya çalışan suratına baktı. Gülümsedi.
“Dediklerimi geri alıyorum. Kafanda gözün falan yok.”
“Ha? Hey iltifatımı geri ver!”
“Hahahahha!”
Hanako onla uğraşmak istemişti ve gülmeye devam ediyordu. Wang dudağını büktü. Bir çocuk gibi. Sonra Hanako’ya daha yoğun bir bakış attı. Hanako nefes aldı kendini durdurmak için o sırada bir çift yoğun gözleri gördü. Baykuş gibi bakan o gözlerin içi parıldıyordu. Utandı ve saçını kulağının arkasına sıkıştırdı. Yutkundu ve devam etti.
“Hani Geong Si diye bağıran bir sala- Yoshimoto vardı. Sarhoştu sana sorun çıkarmıştı yanında da Hanami vardı. Açık renkli saçı olan.”
Wang Geong Si’yi duyunca yüzünü ekşitti. Hatırlamıştı. Hanako devam etti.
“Hatırladın herhalde?”
“Ne yazık ki. Eee yine de niye hediye aldığını açıklamıyor bu.”
“Dur devam ediyorum. Hanami kendini kötü hissetmiş ve Yoshimoto artı kendi adına hediye almış. Sen ve bana.”
“Oh? Vay, iyi arkadaşın varmış Yui.”
“Arkadaşım değil.”
“Fufufuf öyle mi?”
“Uğraşma benle.”
“Ama senle uğraşmak güzel. İfadesiz suratın şekilden şekle giriyor hahah!”
Hanako gözlerinden lazer çıkarırmışçasına Wang’a dikti. Wang gülmeyi bırakıp Hanako’ya sırıttı.
“Tamam tamam beni affet. Eee ne var bu gizemli torbada?”
Hanako yanında ki torbaya uzanıp masaya koydu.
“Kendin gör.”
Wang meraklı bakışları Hanako’dan çekip torbaya geçirdi. Yavaşta hediye torbasını açmaya başladı. Sonra içinden çıkan yılan şarabına baktı. Evet ciddi manada bir beş dakika Wang şişe ile garip garip bakıştı. Şişeyi kaldırdı ve Hanako’ya baktı.
“Sakın bir şey söyleme çünkü bende anlamadım.”
“Hayır yani, neden bir bardak ya da türevi değil de yılan şarabı?”
“Bilmiyorum sonuçta ben almadım sadece senle tüketmemi istedi. Vietnam’dan getirtmiş.”
“Kendimi özel hissetmem gereken zamanda mıyım?”
“Bilemedim içmeyi sevdiğimi, senin de barda çalıştığını düşünerek belki ona göre en mantıklı hediye buydu diyorum sadece.”
“O zaman sadece düz bir şarap olabilirdi gibi?”
“Bilmem.”
Wang’ın bakışı bir tuhaflaştı. O sırada bir müşteri ona el yaptı ve Wang ‘ Bir dakika.’ diyerek Hanako ile şişeyi baş başa bıraktı. Ama Hanako hâlâ anlamamıştı. Sonuçta bir şaraptı. Wang niye bu kadar garip bakmıştı? Yılan şarabının tedavi amaçlı kullanıldığını biliyordu sadece. Telefonunu çıkardı ve Google’a girdi. Yılan şarabının ne için tüketildiğine bakmak istiyordu. Ve bir anda gözleri yuvarlarından çıkacak kadar büyüdü. Afrodizyak etkili? Ha? Ne? Ne? Şimdi Wang’ın neden hediyeye bu kadar tuhaf baktığını ve hediyeyi verirken Hanami’nin neden kafan basmıyor dediğini anladı. ‘Sadece arkadaşım demiştim!!!!’ içinden çığlıklar atıyordu. Hay dedi ve neden içildiğini bilmediğini umuyordu Wang için ama imkansızdı. Çünkü o adam barda çalışıyordu. Şimdi Hanami’yi nasıl öldüreceğini düşünmeye başlamıştı Hanako tam o sırada Wang geldi. Hanako olanı açıklamaya çalıştı.
“ Bak, kesinlikle bihaberdim tamam mı? Yani normal bir şarapmış gibi de bakabiliriz veya direkt sen içebilirsin. Hanami cidden dalga geçiyordur yani. Sakın aptal düşüncelere girme. Ve-“
“Sakin ol Yui. Böyle bir şey düşünmedim.”
“Ha?”
Wang Hanako’nun nefes nefese kalıp anlamamış suratına baktı. Aslında onla uğraşmak hoşuna gidiyordu. Onun için bu şapşal halini daha çok görmek istediğini fark etti. Kollarını vücuduna sardı ve mağdur, ağlamaklı bir ses çıkararak konuştu.
“Ah! İnanamıyorum iffetime mi göz diktin Yui? Vay be.. sana, ben.. sana inanamıyorum! Hüüüü!”
Wang gülmemek için kendini tutuyor ve rolüne devam ediyordu. O sıra Hanako kafasından soru işaretleri çıkar bir şekilde ona bakıyordu. Sonra jeton düştü. Wang düpedüz dalga geçiyordu şuanda!
“Wang! Sana benle dalga geçme dedim.”
Wang, kaşlarını alnın ortasında birleşip ona kızgın kızgın bakan Hanako’ya baktı ve kendini tutamadı ve gülmeye başladı.
“Hahahahahahh! Ne yapa- ahahahah!”
“Ah! Hanami öldürme listeme girdi ama başta sen varsın beyefendi!”
“Hahahahahahah!”
Wang gülmekten oluşan gözyaşını sildi. Ve kendindi toparladı. Hanako’nun kaşlarının ortasını parmağını bastırdı.
“Ahaha tamam tamam sakinleş.”
Hanako Wang’ın bu ani dokunuşunu beklemiyordu. Kaşlarını serbest bıraktı. Dokunuşu tüm vücudunu susturmuştu. Hanako derin bir nefes verip ona gülümseyen Wang’ın elini itti. Ve sonra şişeyi ona doğru itti.
“Al senin olsun.”
“Ah ama oyunbozanlık yapma Yui-chan! Beraber içelim.”
“İstemez.”
“Ooo buzlar diyarından Hanako-sama* size de merhabalar.”
Wang durmadan Hanako’ya takılıyordu. Hanako kendini aptal gibi hissediyordu. Hanami’yi gerçekten öldürecekti. Alay konusu olmuştu resmen. Elbise de rahatsı etmeye başlamıştı. Hanako’nun keyfi bozuldu.
“Neyse ne. Ben gidiyorum.”
“Nereye?”
“Evime.”
“Bu kadar güzel giyinmişken mi?”
“Ha?”
Hanako şaşırmıştı. Fark etmiş miydi ki?
“Sadece, bugün öyle giyinmek istedim.”
“Öyle mi? Ama seni hiç böyle özenmiş görmedim.”
“Özenmedim, Bay Çok Bilmiş.”
“Fufufufu.”
Wang kol saatine baktı. 23.07. Hanako’ya dur işareti yaptı ve barda ki bir diğer çalışanın yanına gitti. Kulağına bir şeyler fısıldadı. Hanako meraklı meraklı o tarafa bakıyordu. Sonra Wang, Hanako’dan tarafa yürüdü ve belindeki önlüğünü çıkardı. Bardan dışarı çıkıp Hanako’nun yanına geldi.
“Şaraba yazık olmasına içim el vermez. Hele ki bir hediye ise.”
“O zaman al ve git.”
“Anlamadın mı?”
“Niye bugünlerde herkes bana bunu soruyor?”
“Fufufufu, Yui hadi şarabı içelim bugün.”
“Ama çalışıyorsun.”
“Gördüğün üzere ben kendimde bir önlük görmüyorum.”
Belinde önlüğün olması gereken yeri göstererek kıkırdadı. Hanako iç çekti. Ama içten içe mutluydu. Wang’la bar harici çok az sayıda dışarıda görüşüyorlardı.
“Eee nereye?”
“Hım.. nereden içmek istersin?”
“Gözlerden uzak.”
“Tam senlik bir cevap sanırım. O zaman benim ev?”
“Ha?”
“Yani bunu içtikten sonra bir kahve yapabilirim?”
Hanako sadece 1-2 kere Wang’ın evine gitmişti. O da geçmişteki birkaç kötü olay yüzünden. Hatırlamak istememesine yol açan türden. Ama kapıdan içeri girmemişti. İçindeki merak duygusu kabardı.
“Tamam o zaman.”
“Dur bekle de arabanın anahtarını alayım.”
Japonya/ Minami İkebukuro/ 23.45/ Wang’ın Evi
Totelde yirmi beş dakika süren yolculuktan sonra Wang’ın evinin kapının önündeydik. İş yerinin biraz uzağında, iki katlı bir evdi. Wang Hanako’ya döndü.
“Etraf dağınık olabilir.”
Hanako omuz silkti.
“Umurumda değil.”
Wang gülümsedi kapıyı açtı. Ayakkabılarının kapının önünde çıkardı. Hanako da aynı şekilde onu takip etti. Wang’ı takip etti bir holden geçiyorlardı. Holde tablolar asılıydı. Sonra yol salona çıktı. Salonun üstünde açık bir kat vardı. Oradan yatak odası görünüyordu ve ev tam Hanako’nun hayal ettiği gibiydi. Kesinlikle çok özgündü. Çoğu duvarda tablolar ve aynalar asılıydı. Salonun içinde bir Amerikan mutfak vardı. Bar masası ve bar tabureleri. Eve hâkim olan renkler koyu yeşil ve kahve tonlarıydı. Tepede sarkan sarı loş ışıklar eve nostaljik bir hava katıyordu. Salonda kahverengi deri koltuklar, yerde yeşil tüylü bir halı, L şeklindeki koltuklardan bir daire oluşmuş ortasında akçaağaçtan bir masa bulunuyordu. Tam karşısında bir şömine bile vardı. Şömine çaprazında ise duvara monte edilmiş bir televizyon vardı. Yanındaki iki dolabın rafları ise bir tarafı kitaplar bir tarafı cdler ile doluydu. Üst kattaki açık yatak odasına da aynı tonlar hakimmiş gibi görünüyordu. Tek artısı lacivertinde içeri girmesiydi. Mutfak ise bütün duvarlar gibi yeşil tonlarında oynuyor ve en düzenli yerin orası olduğunu gösteriyordu. Hanako etrafı incelerken o kadar dalmıştı ki Wang içeri geçip, çoktan mutfağa elindeki şişe ile geçmişti. Hanako bar taburesine yürüdü ve oturdu. Wang o sırada dolaptan atıştırmalık bir şeyler çıkarıyordu.
“Eee gözlerinle taraman bittiyse evi nasıl buldun?”
Wang’ın imasını görmezden gelerek Hanako çantasını masanın üstüne koydu.
“Tam senlik.”
“O da ne demek şimdi?”
“Yani seni yansıtıyor.”
“Oh o zaman buna sevinmeliyim.”
“Sanırım. Yardım edebileceğim bir şey var mı?”
“Ah hayır. Bu arada aç mısın?”
“Pek değil.”
“Güzel çünkü çok kötü yemek yaparım.”
“Sen mi?”
“Niye o kadar şaşırdın?”
“Ne bileyim her şey elinden gelirmiş gibi duruyor.”
“Oh ön yargı he?”
Wang kıkırdadı. Ve devam etti.
“Aslında benim de başaramadığım şeyler var.”
“Oh duymak isterim.”
“Olumsuzluklardan beslenen Yui cık cık.”
Hanako gülümsedi. O sırada elbisesi rahatsız etmeye başlamıştı. Elbisenin ucunu çekiştirip duruyordu. Wang arkasına baktı ve kıkırdadı.
“Gerçekten o elbise sana göre değil.”
“Bence gayet şık.”
“Ama normal halin daha iyi.”
Hanako bunu duyunca biraz utandı.
“Hey istersen üst katta benden rahat bir şeyler geçirebilirsin üstüne.”
“Sorun olmaz mı?”
“Hah! Biliyordum elbiseyle rahat değilsin işte.”
“Hey.”
“Hahahah! Yem attın sende yedin.”
“Giymiyorum ulan.”
“Keçi Yui sevmedim.”
Hanako, Wang’a yan bakış attı. Bu Wang’ı daha da eğlendirdi.
“İnatçılık etme ve rahat giyin.”
Hanako kararsız kalmıştı ama elbiseyle hiç rahatta değildi. Sonra iç çekti.
“Ha.. ee dolap nerede?”
“Nerede olacak yatak odasında.”
“İyi çıkıyorum.”
“Hahahahah!”
“Gülme be. Of.”
Hanako tabureden inip üst kata giden merdivenlere doğru yürüdü ve merdivenlere çıkmaya devam etti. Wang’ın hala kahkahası geliyordu. Bugün çok fazla Hanako ile uğraşmıştı. Kendini aptal gibi hissetti. Sonra aşağıdan şarkı sesleri gelmeye başladı. Belli ki Wang, şarkı açmıştı. İçinden neyse dedi ve yatak odasına ulaştı. Burası da çok güzel dekore edilmişti. Ama salona göre daha pastel ne nötr renkler hakimdi. Gözü dolaba kaydı. Dolabı kapağını açtı. Ve çok düzenli olduğunu fark etti. Günlük kıyafetlerin olabileceği kanısı biraz garipti çünkü Wang ona göre gayet aykırı giyinen bir tipti. Dolabı bozmadan karıştırdı ama bir şey bulamadı o sırada Wang aşağıdan bağırdı.
“Yui, dolabın ikici kapağı! Pijama olması lazım!”
İçin mi okuyordu neydi?
“Tamam!”
Dediği gibi ikinci kapağı açtı ve orada pijamaları gördü. Bir çift içinden aldı. Çoğu koyu tonlardaydı. Siyah bir takım eline geçirdi. Aşağı göz attı. Evet, mutfaktan burası gözüküyordu. Odaya göz gezdirdi ve bir banyo kapısı gördü.
“Banyoyu kullanıyorum!”
“Keyfine bak!”
Hanako banyoya doğru yürüdü ve kapısını açtı. Banyo turuncu ve lacivert tonlardan oluşuyordu. İçeri girip kapıyı kapadı ve elindekileri lavabonun üstüne koydu. İşin ilginci burası da aşağıya göre baya düzen içerisindeydi. Nefes verdi ve vücuduna yapışıp kalmış elbiseyi zor bela çıkardı. Sakamoto’lar bunu ona verirken kim bilir ne düşünüyorlardı? İç çekti. Karşıda ki aynada kendine baktı. Makyajı akmıştı. Çünkü aşırı sıcaklamıştı. Siyah dantelli iç çamaşırları ile sıradan bir insanın sıradan vücudu ile bakıştı. Suratı çok banaldı. Wang’tan aldığı pijamaları üstüne geçirdi ve tabii ki büyük gelmişti. Belindeki pijamanın ipiyle pijamayı sıktı. Saten gömlek bir takım olduğu için omzundan kayıyordu. Aman ne güzel diye düşündü. Yüzünü yıkadı neyse ki çok fazla makyaj yapan türden biri değildi ki su ile bile arındırabiliyordu. Bileğindeki saç tokası ile saçını topladı. Evet işte gerçek, öz o. Çıkardığı elbisesini katlayıp kolunun altına tıkıştırdı ve banyonun kapısını açtı. O sırada karşısına çıkan manzara ile ağzı açık kaldı. Wang’da üstünü değiştiriyordu. Neyse ki altına çoktan pijama altını geçirmişti. Yani sadece üstü çıplaktı. Gözlerini kırpıştırdı. Güzel manzaraydı. Omuzlarından, göğsüne akan ağaç dalları, sırtının diğer tarafına doğru akıyordu. Ve sırtına doğru çiçeklenen bir dövmeydi. Nedense hoştu. Çok zayıf biri değildi Wang fakat fitti. Yani kasları vardı. Saçlarını yana almıştı. Pijamanın üstünü geçirdi v saçlarını, pijamanın içene girmişken dışarı çıkardı. O sırada Hanako dikilip kalmıştı. Wang arkasını döndü ve ona ağzı açık şekilde bakan Hanako’yu gördü. Bu görüntü onu güldürmüştü. Ona doğru yürüdü ve tam önünde durdu. Hanako ona doğru yukarı baktı. Wang çenesini, üst dudağına, yukarı doğru itti ve gülümsedi. Hanako kendine geldi. Utandı.
“Görüntü için birkaç yen* alabilirim galiba?”
“Ne?”
“Hahahahah! Vay her seferinde yeni hallerinle beni şaşırtmayı başarıyorsun.”
Sakin ama bir tilki gibi onunla oynayan Wang kıkırdadı. Hanako’nun utancı sinire döndü.
“Ne yapayım?”
Bu umursamaz tavrı Wang’ı daha da güldürdü. Hanako’ya büyük gelen pijama üstü ise omuzlarından düşüp duruyordu. Wang bunu fark edip, düşen üstü düzeltti.
“Benimle uğraşmak gerçekten bu kadar eğlenceli mi?”
Hanako kaşını kaldırmıştı. Kafasını ondan uzun olan Wang’a doğru kaldırdı. Somurtuyordu.
“Fufufufu, kesinlikle öyle.”
Hanako ayağına vurdu. Wang acıyormuş gibi yapıp, eğildi ve ayağını tuttu. Sonrasında Tanrısı’na yalvarır gibi ellerini birleştirdi.
“Ah Hanako-sama lütfen acı..”
Nedense bu hali komik gelmişti. Hanako kıkırdadı. Hanako gülünce Wang’da gülümsedi. Hanako ona kalkması için elini uzattı. Wang da elini tutup ayağı kalktı.
“Aşağı inelim mi?”
“Olur.”
“Prensesler önden.”
“Kurbağa prenses iniyor.”
Hanako ona eşlik etti ve merdivenlerin başına geldi. Wang hala kıkırdıyordu. Ve o sırada ne olduysa Hanako, alt pijamasını sanki bir elbisenin ucuymuş gibi tutup prenses inişi yapmaya başladı. Wang bu halini görünce kahkahayı bastı. Ve arkasından gelmeye başladı. Hanako da artık gülüyordu. Rolüne devam ederken arkasından gelen Wang’a bakmak üzere kafasını çevirdi fakat tam adım atıyorken bunu yapmaya çalıştığı için ayağı içe doğru burkuldu ve düşmesine sebebiyet verecekti. O sırada Hanako tam arkaya düşerken Wang’ın yüzü ciddileşti ve bir atılımla Hanako’yu belinden kavrayıp kendine çekti düşmemesi için. İkisi de sağlamdı. Hanako derin nefesler aldı. Kalbi düşmeye yakın olmasının etkisi ile hızlı atıyordu. Wang ayı şekilde şaşkın bir biçimde onu kendine yaslıyordu. Hanako ve Wang birbirlerine baktılar. İkisi de bir anda gülmeye başladılar. O sırada Hanako durdu, çünkü Wang ile yapışık haldeydiler. Normalde olsa ‘ Yeter bu kadar maskaralık der.’ Ve kendini çekerdi fakat nedense kendini çekmedi ve utanmaya başladı. Fakat Wang hala gülüyor ve onun belini daha sıkıyordu. Nedense beline yapılan bu dokunuş Hanako’nun kalbini daha da hızlandırıyordu. Tüyleri diken diken olmuştu. İçinden ‘ Ne oluyor? Ben bir yetişkinim. Neden bir dokunuştan dolayı bu kadar terliyorum ki? Yoksa seks yapmamın üzerinden çok mu geçmişti?’ diye geçiriyordu. Derin bir nefes verdi ve Wang’a baktı. Artık bırakmasını söyleyecekken, kendisine çok yoğun bir şekilde baktığını fark etti. Sanki Wang avcı, Hanako’da av gibiydi. Wang yemeğine bakıyor gibiydi. Hanako irkildi ve yavaşça geri adım attı. Wang da transtan uyanmış gibi gözlerini kırpıştırdı ve ona uzanan elini indirdi. Sonra tekrar gülümsedi.
“ Eee içelim mi şu yılan şarabını?”
Yıldızlı Yerler:
*-Sama: Japoncada Tanrı ekidir. Kami-sama yani Tanrı.
* Yen: Japonya’nın para birimi.
