İçeriğe geç

Daydream

Bölüm 11 · 10 dk okuma

Daydream

Bölüm 11

Yol

“İnsanlar yapıcıdır, yeni yollar açmayı sever.”

Dostoyevski

(Bölüm Şarkısı- Madalen Duke/From The Tower)

Dipnot: Yıldızlı yerler en altta açıklanacaktır. Hikâyeyi daha iyi anlamak için özellikle bu bölüm daha dikkatli okuyun lütfen.

Küba /Museu Nacional de Belas Artes de Cuba/ 10.20/Salı

Küba bugüne de kavurucu bir sıcak ile merhaba diyordu. Museu Nacional de Belas Artes binasının önünde bisikletinde indi Jorge. Sıcak sabah olmasına rağmen yakıyordu. Okulu ekmişti ki zaten çok gittiği de yoktu. Bisikleti bir direk yakınına getirerek kilitledi. Derin bir nefes aldı. Aslında neden burada olduğunu bile çözemiyordu. Jasmine’le en son konuştuğunda çok net bir şekilde buraya gelmesini söylemişti. Tekrardan içindeki ses onunla konuşuyordu. Sanki bu hayatının dönüm noktası gibi hissettiriyordu. Isabella’nın bu adamla tanıştırma amacı neydi? Bu adam tam olarak kimdi? Ona hakaret gibi bir resim verdikten sonra onu niye buraya çağırmıştı? Ki onunla hiç ilgilenmemişti bile. Ama içindeki ses önemli diye bağırıyordu. Daha buluşmaya on dakika vardı. Evinden buraya gelmesi biraz uzun sürmüştü. Ama yinede yetişmişti ama işin komiği Jasmine’nin aradığı telefon numarası kullan attı.* Onun için onu tekrardan arayamıyordu. Onu nerede beklemeliydi? Jorge etrafına bakındı ve en mantıklı yerin bina önü olduğuna karar verdi. Oraya doğru yürümeye başladı. Sıcak giderek daha da artıyordu. Şakaklarından akan ter için cebindeki peçeteyi kullandı. O sırada binanın önüne ulaştı. Çantasını düzeltip basamakta oturdu.

Yorgundu. Yine tüm hafta babası ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Giderek daha da kötüleşen alkol ve kumar bağımlılığı zıvanadan çıkmıştı. Neredeyse her gece tartışıyorlardı. Yudel, her gece bağrışmalardan sonra oğluna onu terk etmemesi için ağlıyordu. Ve bu ister istemez Jorge’yi etkiliyordu. Babasının içten içe Jorge’yi annesi gibi görüyordu ve oğlu bunu çok iyi biliyordu. Tipinden tutun karakteri bile annesiydi Jorge’nin. Ama bu onun hatası değildi. Annesinin gitmesinin acısını Jorge çekiyordu ve ondan nefret bile edemiyordu. Haksız hayattan dolayı feryat eden fareyi kim fark eder ki? Bu durumu kabullenmesi bile trajikomikti. Başını ellerini arasına aldı ve derin bir iç çekti.

“Birazcık bekledin diye bu kadar mı sıkıldın?”

Jorge, duyduğu tanıdık alaycı tonlama ile başını kaldırdı. Jasmine’di. Kolundaki saate baktı. Tam olarak buçuk geçiyordu. Bir saniye bile gecikme yoktu. Anlaşılan çok dakikti Jasmine. Ayrıca yine sıcağa meydan okuyan bir yazlık takım elbise giymişti. ‘Bu adam hiç yanmıyor mu yahu?’ diye düşündü Jorge.

“Sizin için oflamıyordum.”

“İlgilenmiyorum.”

‘Madem benle ilgilenmiyorsun, ne sikime çağırdın beni?’ diye çıkışmak istiyordu Jorge. Ama duygularını durdurdu. Bir kaşı kalkık bir şekilde ayağa kalktı. Dışarıdan görüntü kesinlikle ironikti. Takım elbiseli buralı olmadığını bağıran bir adam ve suratını ekşitmiş ona dik dik bakan bir genç.

“Bakışlarınla beni delmeyi bıraktıysan, müzeye girelim.”

“Ha?”

İnsanın sınırlarını zorlayan bu adam basamaktan içeri yöneldi. Jorge’ye göre kısa kalıyordu ki zaten Jorge uzun biriydi. Jorge neyse der gibi göz devirip peşine takıldı. Girişteki güvenliği gördüler. Jorge giriş ücreti için çantasına elini atmışken Jasmine eliyle onu durdurdu. Ve güvenliğe baş selamı çakıp Jorge’yi de peşinden sürükledi.

“ Eee nasıl yani? Ücret-“

“Sus ve takip et.”

“Ha? Pekii.”

Bu müzeye çokça girmişti hatta kendi ülkesindeki neredeyse girilebilecek bütün sanata dair her yere girmişti Jorge. Yani aşinaydı. Ama hala ne için geldiğini anlamıyordu. Jasmine bir adam doğru yürüdü. Adam 40’larında bir sağa bir sola dönen takım elbiseli biriydi. Gergin gözüküyordu. Sonra gözleri bizimkilere doğru kaydı ve bir anda gülümsedi.

“Hocam!”

‘Hoca? Ne oluyor be?’ diye geçirdi içinden adamın yanında dururlarken Jorge.

“Bağırmasan da duyuyorum Carlos.”

“Ah hahah, evet hocam evet. Hoşgeldiniz.”

Carlos denilen adam ağzı yamuk yamuk güldü. Jasmine Jorge’ye döndü ve onu gösterdi. Jorge nezaketen başını eğdi ve gülümseyerek selam verdi.

“Bu Carlos. Müzenin şuan ki müdürü. Bu da Jorge. “

“Merhabalar efendim.”

Carlos yamuk gülmesine devam edip baş selamı verdi ve direk Jasmine dönüp yağcılık yapar gibi konuştu.

“Ah sizi buraya ne getirdi hocam. Dün haber gelince ne kadar şaşırdım bilemezsiniz.Bu arada nasılsını-“

“Carlos uzatma. Müzenin çıkarılmayan özel tablolarını görmeye geldik.”

Özel tablo mu? Öyle bir şey mi varmış? Ayrıca bu hocam muhabbeti de neydi ki bu adam Jasmine’le konuşurken bu kadar kıvranıyordu. Jorge merakına yenik düşmüş fakat sessizce olanları izliyordu. Jasmine’nin her zamanki sert davranışına alışık olan müdür, sadece yarım ağız gülümsemekle yetinip elini bir koridora kaldırdı.

“Tabii beni takip edin.”

Önde Carlos’un eşliğinde Jasmine ve Jorge yürümeye başladı. Müdür arada derin nefesler veriyor ve boyundaki kravatı ile oynuyordu. ‘Jasmine Tanrı aşkına sen kimsin? Bu adamın bu kadar strese sokacak kadar?’ Kafasında deli sorular dönüyordu Jorge’nin. Ama o sessizliğini koruyordu. Bir süre müze içi yürüdükten sonra Carlos, ‘Sadece Personel’ yazan tabelanın oradaki koridora saptı ve merdivenlerden aşağı yürümeye başladı. Müzeye ne kadar çok gelirse gelsin Jorge bu alana çok fazla dikkat vermemiş olacak ki burayı ilk kez gördü. Merdivenlerde yavaş yavaş indikten sonra kapalı bir kapıya ulaştılar. Kapının yanında şifreli bir kilit görünüyordu. Depo gibi bir yerdi. Jorge’ye hafif bir ürperti geldi. Carlos kapının şifresini girerken etrafta sadece nefes sesleri hâkimdi. Kapı açıldı. Carlos önden tekrardan liderliği alacaktı ki Jasmine eliyle onu durdurdu.

“Eşlikçi görevin bitti. Gidebilirsin.”

“Ama hocam-“

Jasmine konuşurken attığı bakış ‘ Sus ve git.’ mesajı verdiğinden Carlos sözünü yarıda bıraktı ve başını eğip merdivenlere yöneldi. Ve Carlos gidene kadar Jasmine kapının önünde durdu. Carlos gittikten sonra Jasmine içeriye yürümeye başladı.

“Hadi.”

“Ah, geliyorum.”

Jorge takip sistemini tekrardan başlattı ve etrafını incelemeye başladı. Böyle bir yer olduğunu bile hiç duymamıştı. Özel tablolar? Depo gibi rafine edildiğini düşünse de aslında burası gayet tabloların asıldığı, ışıklandırmaya sahip müzenin bilinmeyen bir yeri olduğunu fark etti. Bütün tablolara göz gezdirdi. Çoğunu biliyordu ama bir kaçını ilk kez görüyordu. Burada tutulduklarını bile bilmiyordu. Her bir tablonun yanına gidip onlara daha da dikkatli bakmak istese kendini zorla durdurdu. Jasmine düz bir şekilde yürüyordu. Jorge ise deli gibi kafasını bir sağa bile sola döndürüp çoktan cebinden çıkardığı not defterine bir şeyler karalıyordu. Yolun sonuna gelindiğinde ise Jasmine sola geçip oturdu. Ve Jorge’yi izlemeye başladı. Jorge Jasmine’nin oturduğunun bile farkında olmayarak ayakta dikilip her bir tabloya bakıp defterine bir şeyler yazmakla meşguldü. Ta ki çok fazla ışıklandırma alan bir yer gözünü alana kadar. Jorge ışığın kaynağına bakmak isterken tam ışıkların altında asılmış bir tabloyu fark etti. Duvarda asılı olan resmi görmesiyle not defterini elinden düşürmesi bir oldu. Ağzını şaşkınlıkla açıp tabloya yaklaştı. Bu Pablo Piccaso’dan Guernica’ydı!* İlk başta replikası zannetti. Ki öyle olmalıydı çünkü orijinal tablo Fransa’da sergileniyordu. Tablo toplamda 3,5 metre yükselik ve 7,8 genişliğe sahipti. Anlayacağınız baya büyük bir tabloydu.

“Ee öyle dikilecek misin?”

Jorge, Jasmine’nin bir anda konuşmasıyla trans halinden çıkıp ondan tarafa oturdu.

“Replikası bile olsa baya iyi kopyalamışlar. Ama burada neden tuttuklarını anlamadım.”

“İyi gözün var zannediyordum.”

“Pardon?”

“Tabloya daha yakından bak.”

Jorge, Jasmine’nin dediği gibi tabloya daha çok yaklaştığında gözlerine inanamadı. Tablonun sol tarafında Piccaso’nun imzası duruyordu.

“İmkânsız.”

“Sonuçta Piccaso, İspanyol asıllı bir ressam.”

“Ama nasıl olur efendim?”

“Bu normal. Çoğu sergilenen tablonun orijinal olmadığı bilinir.*”

“Gözlerime inanamıyorum. Şimdi bu tablo, gerçek olanı mı?”

“Tekrarlatma beni çocuk.”

Jorge şokundan küçük dilini yutacak bir şekilde önce Jasmine sonra tabloya baktı. Bu durum bir süre sürünce Jasmine dilini şaklattı ve artık dayanamayarak sordu.

“Bu tablonun hikâyesini biliyor musun?”

“Tabii ki de!”

“Neden burada olduğunu da anladığını düşünüyorum.”

“Peki madem burada niye daha iyi-“

Jasmine sözünü kesti.

“Daha iyi korunmuyor? Gördüğün şu müdür. O buranın şifresini bilse de girmesi yasak. Buraya giren herhangi bir çalışan bile yok. Eğer girselerdi tak giderlerdi.”

“ Nasıl yani?”

Jasmine bıyık altı güldü elini şakağına bir silah gibi yapıp vurdu. Tak! Jorge gözlerini büyüttü ve yutkundu. Onun bu halini gören Jasmine ilk kez güldü.

“Korktun mu?”

Ellerini ağzına götürüp ağzını kapatan Jorge şok ile kafasını hızlı hızlı salladı. Jasmine bu duruma daha çok güldü.

“Şakaydı.”

“Ha?”

“Hahahahah!”

Jorge ellerini indirdi ve bu sefer sinirli bir hale büründü.

“Siz bana takılarak eğleniyor musunuz?”*

Sesi biraz sert çıkmıştı. Bu Jasmine’i daha eğlendirdi ve güldü. Sonra gülmeyi bırakıp ciddileşti.

“Tamam tamam şaka yaptım ama ciddiydim aynı zamanda. Buraya kimse giremez o müdürden başka. O adam buranın müdürü ama buraya bağlı değil. Gerisini bilmesen de olur heh.”

Jorge ona alaycı bir bakış atıp karşısında ki koltuğa oturdu. Jasmine devam etti.

“Bu tablonun Küba da olmasının ana sebeplerinden beri İspanya İç Savaşını anlatması. Aynı zamanda bu tablo Naziler tarafından işgal edilen Fransa’da isyankâr olarak kabul edildi ve saklandı. Tabii sonra 2.Dünya Savaşı’ndan sonra tekrar halka açık hale geldi.”

“Biliyorum zaten bunu.”

“Bir sus da dinle. Seni bu tabloya benzettim.”

“Ha?”

“Fufufu hayatın. Sonuçta Piccaso, Fransa da yaşayan İspanyol asıllıydı. Sende iç savaş veriyorsun.”

“Anlayamadım.”

“Ah.. Sen bir kalemsin, babanda bir kalemtıraş.* Anladın mı?”

“Babam mı? Siz bunu nereden-“

“Gereksiz sorular sorma Jorge. Bir kalem yazmaya devam etmeli. Piccaso ne olduğunu biliyordu. Kendi benliğinin savaşa girmesini kaldıramadı ve her şekilde ne olursa olsun bu resmi yaptı. O kalemtıraş kırıldı.”

Jorge ne demek istediğini bir türlü anlayamıyordu ama sonra kafasını resme doğru kaldırdı. İşte o an her şey kafasına dank etti. Jasmine denilen bu adam onun yaşadığı her şeyi bildiğini. Ve böyle bir tabloya erişim sağlayıp sanki sokaktan birine gösterirmiş gibi rahat olmasında ki gerçeği. Önce yutkundu. ‘Isabella Tanrı aşkında sen kimleri tanıyorsun?’ diye düşündü. Yutkundu. Ve dediklerini sindirmeye çalıştı. Jasmine o sırada çok sakindi. Gözlerini bir şahin gibi sanki yeni avına bakarmışcasına dikmişti. Jasmine sessizliği bozan kişi olmuştu.

“Jorge, resimlerini gördüm.”

“Nasıl?”

Jasmine, elinde tuttuğu çantasından Jorge’ye ait bir resim defteri çıkardı. Mekan resimlerini çizdiği resimler olsa da çoğunluk özgün resimlerden oluşan defteriydi bu.

“Bunun sizde ne işi var?”

“İsabella’nın yerinde bana tavır yapıp kalktığında çantandan düştü.”

Jorge utandı. Jasmine elinde uzattığı defteri salladı. Jorge defteri aldı.

“Silgi kullanmadın.”

“Efendim?”

“Sana söylemiştim. Bana alaycı olarak yaptığın o otuz dakikalık resimde hiç silgi kullanmadın. Jorge, senin yaptığın resimlerden yola çıkarak sana diyebilirim ki kalemtıraşı kırma vaktin çoktan gelmiş. Az çok benim önemli bir adam olduğumu anlamışsındır değil mi?”

Jorge sakince kafasını salladı. Her şey yavaş yavaş rayına oturuyordu. Isabella’nın neden bu adamla tanıştırdığı gibi.

“Jorge, ben bu sanat sektörünün en saygı duyulan insanlarından biriyim diyelim. Öyle ki sana bu tabloya erişimi sağlarken bile rahatım. Açık konuşacağım, okulunun bitmesine az kaldı. Ben resimlerini gördüm, yeteneğini bana kanıtlamış oldun. Okulun tahmini 2-3 aya bitse ondan sonra İsabella’ya dediğine göre boşsun. Sana o zaman Fransa’ya giden tek yönlü bir uçak bileti alacağım. Ve bunu da İsabella’ya bıraka-“

“Ne? Pardon durun durun ne diyorsunuz siz? Ben öyle bir şeyi kabu-“

“Sözümün bölünmesinden hoşlanmam.”

Jorge’nin kafası karışmıştı. Neler oluyordu böyle? Bu adam neler diyordu? Jasmine sakinliğini koruyarak devam etti.

“Sana bir soru soracağım. Ressam olmak ister miydin?”

“Bakın benim baba-“

“Cevap ver.”

Jorge çekindi ama devam etti.

“Yani, evet. Çünkü resim çizmeyi seviyorum.”

“Tamam bu cevap yeterli. Jorge seni benim öğrencim yapmak istiyorum. Fransa’da yaşıyorum. Ve seni kendi evimde eğitmek isterim. En azından önünü açmakta yardımcı olacağımı düşünüyorum. Sen çok değerli bir kalemsin.”

Jorge duydukları ile şok üzerine şok yaşıyordu. Ne diyeceğini bilemedi.

“Sessizliğini evet olarak algılıyorum.”

“Ne, ne durun! Ben-“

Jasmine, Jorge’yi durdurdu, ayağa kalktı ve tabloyu gösterdi.

“Jorge, iç savaşın her neyse eğer kendi benliğini eritiyorsa onu yok etmelisin.”

Jorge tabloya doğru baktı. Bu koca tabloda, Piccaso belki de duygularını, belki kendi benliğini ortaya koymuştu. Ve bu olan tüm duyguları kabul görmemişti. Sonra ise tekrardan kazanmıştı. İşte oradaydı. Her şeye rağmen. Jorge, Jasmine’e baktı. Jasmine elini Jorgeye uzatmıştı. Jorge derin bir nefes verdi. Önce tereddüt etti. Sonra ise belkide geleceğini kuracak o adamın elinden tuttu.

Kalem, kalemtıraşı kıracaktı.

Yıldızlı Kısımlar:

*Kullan At: Tek kullanımlık numara.

*Guernica: Pablo Piccaso tarafından 1937’de yapılan tablo. İspanya İç Savaşı sırasında Nazi Almanyası’na ait 28 bombardıman uçağının Guernica şehrini bombalandırmasını anlatan bir resim.

* “Çoğu sergilenen tablonun orijinal olmadığı bilinir.*”: Orijinal tablo saklanıp geri halka sunulduktan sonra Küba’da değil, Fransa’dadır arkadaşlar. Burası tamamen kurmacadır. Ama tabii ki bazı tablolar hakkında bunu söylemek doğru sayılabilir. :)

*“Siz bana takılarak eğleniyor musunuz?”*: Jorge bildiğiniz üzere normalde İspanyolca konuşuyor, yani diğer tüm iki ana karakter gibi kendi ana dilini konuşuyor fakat Jasmine ile anlaşabilmek için İngilizce konuşuyor. Ama bazen geçen bölüm Jasmine’nin ismine takılması gibi burada da yanlış kelimeyi kullanıyor. Jasmine’nin daha fazla gülme sebebi bu. Normalde alay etmek anlamındaki ‘ teasing me’ kullanması gerekirken, ‘hanging out’ kullanıyor. Yani bir nevi İngilizce ile savaşıyor ahahah!

* “Sen bir kalemsin, babanda bir kalemtıraş.”*. Jasmine aslında burada metafor yapıyor. Jorge’nin resimde bir dahi olduğunu, fakat bunu fark edemeyip önündeki taşın babası olduğunu ifade ediyor.

Bahsedilen resim:

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.