İyi okumalarr.
...

Bir bilinmezlik içinde kayboluyorum,
duyuyor musun?
⚖️
Tam dış kapıyı açacakken başkası tarafından açıldı.
Sinirle kaşlarımı çattım. Ne çok kaşlarımı çatıyordum ya? Devrim`in gözleri bizi buldu, bakışlarını yumuşatmaya çalışıp sorgulayan bakışlarını bize diktiğinde Kunt ve ben de öyle bakıyorduk.
"Bu halde nasıl dışarı çıkıyorsun savcı?" Üstüne göz gezdirirken sinirle konuşmuştu.
Kunt haklı olarak kızmıştı, ne de olsa bize emanetti. Ve `bu halde` demesinin kastı sadece yaralı olması değildi, üstüne giydiği kısa kol tişört ve ince, dizine kadar gelen şortla alakalıydı. Yaza geçiş yapmış kendince savcı hanım. Üşümüyor muydu cidden?
Savcı, Kunt`u takmayıp merdivenleri çıkmaya başladı.
"Asansör diye birşey var!?" Diye kızarken bu şekilde giymiş olması bile sinirlendirmişti galiba Kunt komutanımı.
"Keyfim burdan çıkmak istiyor!" İnat edip hızlı adımlarla merdivenlerden çıkan savcının arkasından yürümeye başladık.
"Hay keyfine..." Gülerek önümdeki komutanıma baktığımda ters bakışları benim üzerimdeydi. Dudaklarımı birbirine bastırıp önüme döndüm. Bunlar daha çok tartışırdı.
Bizim kata geldiğimizde hızla evden çıkan Alâ ile bakıştık. Endişeli yüzünü Devrim`e çevirdi, gözleriyle onu anlamak ister gibi bakıyordu.
"Onu gördüm." Derken titreyen sesiyle bize değil Devrim`e itafen konuşmuştu. `O` şahsı kim oluyordu?
Sırtının gerildiğini hissettim savcının. Ona dönüp baktığımda susmaya devam ediyordu. Gözlerini bize çevirip geri önüne döndü.
Birşey demeyip cebinden anahtarı çıkardı, kapıyı açıp içeri girecekken alçılı kolundan tuttu onu Kunt. Yavaşça arkasına dönüp kolundaki ele baktı, gözleri Kunt komutanıma çevrildiğinde kolunu çekti sinirle.
"Biri sizi rahatsız mı ediyor savcım?" Kaşları çatılı, Alâ`nın dediğinden sonra savcının gerilen sırtını fark ettiğinden bir boklar döndüğünü anlamış gibiydi.
"Rahatsız etse icabına bakarım, düşündüğünüz için teşekkürler yüzbaşım." dedi sonda sahte bir gülümseme kondururken yüzüne. Devrim`i süzdü biraz pişkince, "bu halinle mi?" Komutanımın söylediği şeyle kaşlarını çatmıştı savcı.
"Bence bu konuyu sonra konuşalım?" Araya girerek birbirleriyle didişmelerine son verdim. Susmazlar yoksa bunlar.
"Sonra falan da konuşmayacağız, özel hayat diye birşey var sonuçta." Eve girmeden önce saniyelik Alâ ile göz göze geldiler. O saniye içinde ne konuştular neler aktarıldı bilemiyorum ama gerçekten birşeyler dönüyordu. Özel hayat demişti. Haklıydı, daha yeni tanıştığı insanlara herşeyini söyleyecek değildi yani.
Kunt komutanım da kötü birşey olduğunu sezdiği için özel hayat olması umrunda olmamıştı. Sonuçta emanet emanettir.
Eve geçtiğimizde Alâ`ya kimi gördüğünü sorduk ama birşey demiyordu.
"Ya kızım sadece kim olduğunu söyleyeceksin?!" Alparslan sinir karışımı merakla konuştuğunda Alâ bıkkın bakışları atıyordu. "Ya of, abisini gördüm."
Ayağa kalkan Alâ bize bir bakış attı. "Aile hayatını kurcalayanlardan nefret eder; Onun nefretini kazanmanızı önermem." Duyduğum alaylı gülüş sesi yanımda oturan Kubilay`dan çıkmıştı, "sen neden onun nefretini kazandın o hâlde?"
Sinirle çatılan kaşları Kubilay`a dönmüştü. "Benden nefret etmiyor." Öyle olduğunu düşünme nedenini merak ediyordum, "Bana kırgın, belki biraz da sinirli." Üzgün bakışları bir süre halıda dolandı. "Kırgınlığı hiç geçmeyebilir... Keşke benden nefret etseydi." Savcıyı kırmanın boşluğunu yeni hissediyor gibiydi. Bunca yıl hiç hissetmemiş miydi?
Giray Kunt Çakırca
Alâ`nın geçmişte bu kadar mantıksız davranmasına şaşırmıştım. Timdeki en mantıklı kişi Alparslan ve Efsun`dan sonra oydu. Belki de bu olaydan sonra daha mantıklı davranmaya başlamıştı ama eğer öyleyse bile arkadaşını arayıp ondan özür dilemiş olurdu bundan çok öncesinde.
Odadaki sessizliği bozan telefonumu elime aldığımda `Albay Murat` yazısını görmemle hemen dikleşip telefonu kulağıma getirerek açtım.
"Kunt Çakırca, Emredin Komutanım!" Kısaca tekmil vermemle timin bakışları bana dönmüştü. "Savcının yanında 3 kişi bırak, geri kalanları ile karargaha gel asker." Acil birşey olmalıydı ve büyük ihtimal savcı olayıyla alakalıydı. "Bir sorun mu var komutanım?" Boğazını temizlediğini duydum albayın, "Royel sınırı geçmiş şuan Türkiye`de." Yüzüme kapanan telefon ile kulağımdan çektim.
"Siz üçlü," diyerek Efsun, Alâ ve Alparslan`ı gösterdim, "beraber savcının evine geçin ben geri kalanı ile karargaha geçeceğim." Diyerek ayağa kalktığımda komodinin üstündeki silahı belime taktım.
"Bir sorun mu var komutanım?" Efsun olayın ciddiyetini anlamış gibi kaşlarını çatmıştı. "Royel, Türkiye sınırlarının içinde, en küçük bir tehlike bile sezen olursa bana haber versin." Kubilay`a kafam ile işaret verdiğimde Gökhan ve Emrah`ı arayıp karargaha geçmelerini söyledi.
Arabayı park edip hemen indim, Gökhan yanıma gelip meraklı bakışlarını yolladığında, "benimde bir bilgim yok." Dedim sadece.
Karargah binasına girecekken helikopter pistine doğru inen helikopteri gördüm. Merih gelmişti, görevi düşündüğümden kısa sürmüştü. Aslanım, görevini başarıyla tamamlayıp gelmişti.
Albayın odasına çıkıp kapıdaki ere döndüm, "Albay Murat içerde mi?" hazır ola girerken, "sizi bekliyor komutanım!" Diye bağırdığında birşey demeden kapıyı tıklattım. `gel` emri ile içeri adım atmıştım ki arkadaki salaklardan biri kapıdaki ere, "Çok bağırma kulağımızı silktin." Demişti. Emrah yine bildiğimiz gibiydi.
Albay bizi gördüğünde konuştuğu telefona birkaç şey daha söyleyip kapattı. "Oturun çocuklar, bu bir emirdir." Oturmayacağımızı bildiğinden sonda emir verdiğini belirtmişti. Deri koltuğa oturduğumda yanıma Kubilay, karşıma da Emrah ile Gökhan oturdu.
"Hatay sınırından, S****** adlı köye gelmiş, kolu kopmuş numarası yaptığı için köydeki bir vatandaş onu koruyarak şikayet etmemelerini söylemiş ama neyse ki başka bir köylü yakındaki karakolu aramış."
"Şuan nerede olduğu biliniyor mu komutanım?" Sorum karşısında sıkıntılı bir nefes bıraktı Albay. "Köyden hemen çıkmış, hâlâ bir iz yok."
"Sizi buraya çağırma amacım da şöyleki; artık savcı burada çalışacağı için sizin korumanız altında olsun. İstemezseniz başka biri ya da başka bir tim bulurum. Ama güvendiğim insanlara kızımı emanet etmek isterim." Kızım?
"Af görün komutanım kızım derken?" Burnundan gülen Albayın gözleri Gökhan`ı buldu. "Manevi olarak kızım, Merih`in de yakın arkadaşı." Kaşlarını kaldırdı albay alayla, "başka sorunuz var mıdır Gökhan hazretleri." Anında sırtı gerilen Gökhan tedirgince, "Yok komutanın estağfurullah." Dediğinde onu takmayıp cevap ister gibi bana döndü Albay. "Cumhuriyetimizin savcısını elbette koruruz komutanım. Güveninizi boşa çıkarmayız evelallah." Başını sallayıp sırıtırken, "Deli kızdır Devrim. Kimsenin sözünü asla dinlemez, dikkatli olun derim." Diye göz kırparken Emrah başını eğmişti, Albayın dediklerini çok ciddiye almamış gibiydi galiba.
"Çıkabilirsiniz." Hemen ayaklanarak asker selamı verdik. Karargah bahçesine inip arabanın yanına geldiğimizde kapıdan Merih de çıkıyordu. Devrim ile yakın arkadaştı ve onun burada olduğundan bile haberi yoktu anlaşılan.
Yeni duş almış olmalı ki elleriyle saçlarını karıştırıyordu, kafasını kaldırdığında bizi görüp gülümsedi. Yanımıza doğru adım aldığında ona Devrim olayını anlatıp anlatmama arasında kaldım. Kendisi öğrense daha doğru olurdu ama ona Devrim`in burada olduğunu söylemeliydim.
"Ooo Kunt Üsteğmenim, nereye böyle?" Tokalaştığımızda her zamanki enerjik haliyle gülerek arabaya doğru gitti, "benimki burda değil vallah, bırakırsın artık ha?" Derken çoktan arabaya binmişti bile. Başımı sallayıp güldüğümde sürücü koltuğuna geçip arabayı çalıştırdım, kalan üçlü Gökhan`ın arabasına doğru yol aldılar.
İlahi Bakış Açısı
Devrim ters bakışlarını yan yana kanepede oturan üçlüde gezdiriyordu. "Bizi öldürmez inşallah." Alparslan`ın Efsun`a doğru çaktırmadan, eğilerek söylediği şeyle omuz silkti Efsun. "Bilmiyorum ama yaralı çıkarız o kesin." Devrim göz devirip yine televizyondaki Maşa ile Koca Ayıya döndü. "Sizi izlemek hiç güzel bir fikir değilmiş." Somurtarak Maşa`nın kıyafetlerini yıkayan Ayıya baktı.
"Ayıyı da öldürmek istiyor galiba?"
"Evet." Diye sorusunu cevapladı Devrim. Başını kaldırıp garip bakışlarını yolladı Alparslan.
"O it nasıl olurda sınırdan geçer?" Birden konuşmasıyla başını eğdi Alparslan. "Bir daha sana zarar vere-" sözünü keserek arkasına yasladı Devrim, "bana değil, başkalarına zarar verebilir." Onun için önemli olan kendisine ne olacağı değildi zaten.
Başını kanepeye yasladı, "vakit geç oldu, evinize gidip uyuyun." Mırıltılı sesiyle göz devirdi Efsun. Alâ da sessizce oturmuştu, yapacak başka birşeyi de yoktu şu anlık.
"Bir yere gitmiyoruz savcım, sizin yaralarınız çok taze gidip dinlenin." Sarılmış elini yüzüne koyup gözlerini kapattı. "Ne yaparsanız yapın umrumda değil, bana karışmayın yeter." Gözlerini açmadan konuştuğunda kapı sesi gelmişti. "Ay daha kim geldi?" Bıkkın sesiyle ayağa kalkmıştı ama Efsun kapıyı açmıştı bile. Salona girenlerle bakışları öndeki adamda durdu.
"La lama?"
"Küçük boğam?"
Gülümseyip hemen Merih`e doğru gidecekken ondan önce davranıp yanına geldi Merih. Sıkıca onu sarmalarken canını yakmak istemiyordu. "Hâlâ aptal bir boğasın." Elleriyle ona vuramayacağı için kafasıyla göğsüne vurmuştu Devrim. "Sen kendine bak çirkin lama." Gülerken saçından öptü Merih.
Devrim`den ayrılıp ellerini yüzüne sardı, gözündeki morluktan öpüp burukça gülümsedi, "özür dilerim." Fısıltılı sesine göz devirip kolundaki alçıyı gösterdi. "Sen bunun olduğuna dua et, yoksa iyi bir dayak yerdin." Kaşlarını kaldırıp Devrim gibi alçılı koluna bir bakış attı, "asıl sen dua et yaralısın yoksa saçını yolardım kızım senin." Sinirle ayağını Merih`in bacak arasına geçirdi, "Nah yolarsın."
Alâ`nın dudağından kıkırtı kaçtığında Devrim ona bakmadı, ikisinin de aklından lisedeki deli dolu halleri gelmişti.
Devrim`i kucağına alıp odasını sorarak, oraya götürdü Merih. "Sen kesin zıkkımlanmadın. Dinlen biraz bende o zamana kadar yiyecek birşeyler hazırlayayım." Birşey demesini beklemeden odadan çıkıp mutfağa girdi. Kunt da mutfağa girdiğinde Merih`in kendisini suçladığını biliyordu.
Daha hiçbir olayı anlatmamışlardı, sadece onlarla birlikte gelmesini istemişlerdi. Gördüğü görüntü de yetmişti ona.
Titreyen elini tezgaha koyup gözlerini kapattı. Sinirden kafayı yiyebilirdi, kardeşini, canını o hâle getiren iti parçalara ayırmak istiyordu. "Sakin olmalısın Merih, en azından Devrim için." Sıktığı dişlerini düzeltip Kunt`a baktı.
"Kim yaptı?" Kapıya yaslanıp kollarını bağladı Kunt, "Royel." Yüzünü sıvazlayarak mırıldandı, "Orusbu çocuğu rahat durmuyor, sikicem belasını onun." Başını sallayıp onu onaylayan Kunt normalinden sakindi. Ya bir boklar dönüyordu ya da güzel bir planı vardı. Ve Kunt Çakırca`nın yaptığı hiçbir plan başarısız olmazdı.
⚖️
"Çorban geldi." Elinde tepsiyle içeri girdiğinde duvara boş bakışlar atan Devrim`i gördü Merih. Tepsiyi yanındaki komodinin üstüne koyup yatağa oturdu. Efsun`un yaptığı çorbayı ısıtmıştı, çok güzel olduğundan emindi. Efsun yapmıştı ya yeterdi. Ellerini Devrim`in ellerinin üstüne koyup burukça gülümsedi. "Eee küçük boğa yemek yemeyecek misin?" Gözlerini Merih`e çevirip bir süre ona baktı, sıkıntılı bir nefes bırakıp başını eğdi.
Alttan bağlanmış saçlarını okşadı Merih, "Hadi birkaç lokma ye, bu lama için bunu yapmayacak mısın?" Başını sallayan Devrim ile tepsiyi kucağına koyup eline kaşığı aldı. Çorbaya soktuğu kaşığı önce üfleyip öyle Devrim`e doğru uzattığında birşey demeden içmişti.
Neredeyse tasın içindeki bütün çorabıyı içirmişti ona. Tepsiyi mutfağa götürüp bulaşıkları yıkayıp odaya girdi. Atak timi kendi evlerine gitmişti ama Devrim`i korumakla görevli olduklarından her gün iki kişi onunla kalacaktı geri kalanı da karargaha.
Devrim`in yanına gelip yatağa uzandı, sanki bu anı bekliyormuş gibi hemen başını Merih`in göğsüne koydu. Sessizce saçlarını okşadı sadece, ne o konuştu ne de Devrim.
Gözlerini kapatmış olan Devrim`e bakıp gülümsedi. "Özür dilerim küçük boğa, yanında olamadığım her an için." Mırıldanışını duyan Devrim sadece daha sıkı sarılmıştı Merih`e.
Sabah uyanıp hemen güzel bir kahvaltı hazırlamıştı Merih. Timi de çağırmıştı ama daha Devrim`i uyandırmaya kıyamamıştı.
Kapı çalınca timin geldiğini anlamış hemen açmıştı. Selamlaşma faslından sonra salona geçip oturmuşlardı.
"Baştan sona, herşeyi anlatır mısınız artık?" Bu kadar sabretmesi bile şaşırtıcıydı zaten. "Kaçıran kişiyi biliyorsun zaten." Durup tepkisine baktı önce Kunt, "neden?" Dedi sadece Merih. "Bilmiyoruz ama savcı onun kuyruğuna fena basmış olmalı. Durmayıp yine ülkeye girmiş it herif." Sakin olmak için gözlerini kapattı bir süre, geri açarak parmaklarını çıtlattı. "2 buçuk hafta yanında esir kalmış." Söylediği şeyle kanı donmuştu Merih`in. 2 buçuk hafta nasıl dayanmıştı?
Koltuğun üstündeki eliyle eş zamanlı dişlerini de sıkıp başını eğdi. O duyarken bile canı yanmıştı.
"Dokunmuş mu?" Dediğinde salona giren Devrim`i, ayak seslerinden tanımıştı.
Gözleri önce yemek masasına değdi, döktürmüştü Merih. Kimseyi umursamadı, duyduğu soruyu duymamış gibi yaptı. Hep yaptığı gibi bazı şeyleri takmamaya çalıştı. Takarsa delirirdi. Yaşamaya çalışıyordu çoğu insanlar gibi.
"Menemen soğumuş, insan uyandırır. Menemen soğuk mu yenir ya?" Eline aldığı ekmeği zorda olsa bölerken, yandan yandan kanepelerde oturan şahıslara baktı. "Ne zaman sofraya oturmayı düşünüyorsunuz?" Tim hemen ayağa kalkarken Merih başını ellerinin arasına almıştı.
"Kalk zıkkımlan lan!" Ekmeği masaya bırakıp ters ters Merih`e baktı. Ayağa kalkıp Devrim`e döndü, "Canım profiterol çekti yemekten sonra git al çirkin lama." Bakışlarını time çevirdi bu sefer, "oturun sizde." Kunt sırıtarak otururken geri kalanı ördek yavrusu gibi diğer sandalyelere dağılmıştı.
"Ben hemen gidip alıyım sana profiterol." Kapıya doğru adımlarken, kafasına atılan terlikle durdu, "Yemekten sonra dedim man kafa!" Kaşlarını çatılı arkasını döndü, "Ulan annem böyle nişancı değil." Gururla önüne dönüp eline ekmeği aldı yine savcı. Soğumuş menemene batırıp yedi. "Çok konuşma da gel yemek ye." Ağzı dolu yemek yemesine tim gülerken Devrim de güldü.
Bazen ciddiye alınmaması gerekiyordu hayatın.
...
Yorumlarınız benim için çok değerli lütfen unutmayın.