Şu yıldıza bir dokunursanız çok mekbuke geçer.
Yazım ve noktalama yanlışlarım olabilir kusura bakmayın lütfen.
...

Zaman birşeylerden kaçarken
biz günler geçiyor diyorduk.
⚖️
Kunt, Alâ'ya doğru dönüp ellerini arkasında birleştirdi. Alâ bir açıklama bekleyen komutanı ve tim arkadaşlarına dönüp, "Bu karmaşanın içinde söyleme gereği duymadım." Kısaca açıklamasına göz devirdi Efsun, "Aranız kötü müydü?" Sorusu karşısında gerildi Alâ. "Hayır." Dedi sadece.
"Seninle sonra konuşacağız hanımefendi." Dedi ve Kunt'a dönerek "komutanım izninizle çıkabilir miyim?" Başını sallayıp onayladı sadece Kunt. "Hepiniz çıkın." Dediğinde Alparslan kaşlarını yukarı doğru kaldırıp "Sen?" Diyince Kunt da aynı şekilde kaşlarını kaldırıp "Ne ben?" Dedi. "Bizimle gitmeyecek misin?"
"Hayır, soru sorma da git artık." Time dönüp, "Sizde." Diyerek kanepeye oturdu umursamazca.
Birşey demeden çıkmaya başladı tim, en son kapıdan çıkacak olan Alparslan kafasını geri geçirip, "Zıkkım uykular devrem." Dedi ve kapıyı kapatarak dışarı çıktı. Burnundan gülüp kanepeye uzandı, kolunu başının altına koyarak kanepenin kenarına başını yaslarken tavana baktı. Saat gece 12 gibiydi. Sol tarafına baktığında gözleri bir süre yataktaki savcıyı izledi. Kaşlarını çatarak yine önüne dönüp tavanı izlemeye devam etti.
Sabaha kadar birkaç kere sayıklayan savcının başında durmuştu ama ne yapacağını bilemeyip hemşire çağırıyordu. Gece boyunca 3 kere hemşire gelip uyanmaması için sakinleştirici verip gitmişti.
Saat tam 6.00'da bütün tim hastaneye gelmişti bile. Öğleye doğru taburcu edilecekti savcı ve birazdan da doktor gelip savcıyı uyandıracaktı, zaten uyutup durmuşlardı.
Alâ kanepede oturmuş dizlerini sallıyordu, Gökhan ve Kubilay kapıdaki askerleri dinlenmeye yollamış kapıda duruyorlardı, Efsun dün getirdiği kıyafetleri yine yanında alıp yıkamıştı savcı temiz giysin diye, Emrah garip bir şekilde konuşmuyordu, Kunt da doktorun yanındaydı. Ayriyeten hepsi sivildi, askeri forma giyip hastaneye gelmek dikkat çekerdi.
5 dakika sonra doktor ve Kunt odaya girdi, "Günaydın." Dedi gülümseyen doktor, Emrah da küçük bir tebessümle cevap vermişti ona. "Pansuman yapmam gerek." Diyerek savcıya yaklaştı, kolundaki bitmiş serumu çıkardı, üstündeki ince bezi çekip hastane önlüğünü sıyırdı. Kunt pencereden dışarı bakmaya başlarken, Emrah da gözlerini yere dikmişti.
İşini bitiren doktorla aynı zamanda savcı kıpırdanmaya başladı. Gözlerini açtığında, birden güneş ışığına maruz kalmasıyla geri kapattı, yine açıp tavana baktı bir süre. Nerede olduğunu neler yaşadığını düşündü, sonra birden başını sola doğru çevirdi, Kunt ile göz göze gelirken bakışlarını ondan çekip doktora baktı. Sağ elinde alçı, sol elinde dikiş olduğundan sırtını kaldırıp dikleşemedi, Efsun hemen ona yardım edip yatağı ayarlayarak dikleştirmişti. Savcı, küçük bir tebessüm yolladı teşekkür amaçlı, aynı şekilde cevapladı onu Efsun.
Doktora dönüp, "Ne zaman çıkacağım?" Derken istemsizce sert çıkmıştı sesi, susuz kaldığı içinde kısık. Efsun sehpadaki sulardan bir tanesini alıp açarak savcıya uzattı. İçtiğinde geri yerine bıraktı suyu. "Hızlı çıktınız savcım ama şanslısınız ki erken çıkarabiliriz sizi fakat sizden birkaç şey istiyorum." Dediğinde kaşlarını çatıp doktora döndü. Güldü doktor kaşlarını çatmasına, "Öncelikle; elinizdeki yara mikrop kaptığı için bizi biraz uğraştırdı, kesmemek için herşeyi yaptık, birkaç ay canınızı yakacak gibi, dikişlerinize de dikkat etmeniz lazım. Her gün vücudunuzdaki yaralara pansuman yapmanız ya da birine yaptırmanız lazım, sağ elinizde 2 parmağınız çatlak, onun için de 1 buçuk hafta sonra alçıyı kaldırmaya gelebilirsiniz, dikişleriniz iyi haldeyse onları da kaldırırız." Savcı garipçe doktora bakıp sıkkın bir nefes bıraktı, başını salladı sadece. "Bir hafta burada kalmanız sizin için daha iyi olurdu," diye devam edecek olan doktorla hemen onu kesti Devrim, "hiç gerek yok, ben kendime bakabilirim." Alâ ise göz devirdi dediğine.
"Ne zaman getirildim buraya?" Diye yeni sorusunu doktora yöneltti, "Dünden beri buradasınız." Başını salladı sadece. "Peki o zaman taburcu işlemeleri halloldu, giyinmeniz için hemşire yollamamı ister misiniz?" Savcı yerine Efsun konuştu hızlıca, "Yok, teşekkürler. Biz yardım ederiz." Bakışları savcıyı bulunca onay istedi, başını yavaşça salladığında doktor da odadan çıktı.
Efsun, Emrah ve Kunt'a döndüğünde hemen anlayıp odadan çıktılar.
"Ben hallederdim aslında." Diyen savcıya 'ciddi misin?' der gibi baktı Efsun. Üstüne bir göz atıp alayla güldü kendi kendine savcı. Efsun, hâlâ oturan Alâ'ya ters ters baktığında ayağa kalktı Alâ. Savcının gözleri Alâ'ya döndüğünde gözleri büyüdü fakat birşey demedi. Efsun sağ koluna geçip onu yatakta oturttuğunda sol eliyle karnını tuttu savcı, yarası sızlıyordu.
Üstündeki hastane önlüğünün arkasındaki ipleri söküp üstünden çıkardı, poşetten iç çamaşır çıkarıp canı yanmasın diye yavaşça üstüne geçirdi. Bol, mavi bir Sweatshirtü yarasına değdirmeden giydirmeye çalıştı. Alâ'nın da yardımıyla savcıyı ayağa kaldırdığında gri eşofman giydirdiler. Geri yatağa oturan savcı elini yarasına koyup yüzünü buruşturdu yine. Derin nefes alıp yağlanmış saçlarını kulağının arkasına sıkıştırirken kendisini fazlasıyla kirlenmiş hissediyordu. Her anlamda.
Efsun cebinden bir toka çıkarıp savcının yanına geldi, "Bağlamamı ister misin, örebilim de istersen." Dedi gülümseyerek, başını eğip tebessüm etti savcı, "Bağlasan yeter, teşekkürler. Herşey için."
Devrim Varol annesinin bile örmediği saçlarını kimseye ördürmezdi.
Arkasına gelip saçını lastik toka ile bağladı. "Oldu, çıkalım istersen." Dediğinde savcı başını salladı, yine kalkmasına yardım ettiklerinde Alâ odanın kapısını açtı, dışarı çıktıklarında tim de tam kadro onları bekliyordu.
Kunt savcıya bakıp yanına geldiğinde Devrim bir adım geriye gitti. Kunt'un kaşları çatılırken savcı yutkunup başını eğdi. "Yaralısın, yürüyemezsin, izninle taşıyım?" Dedi hâlâ kaşları çatık halde. Başını olumsuzca sallayıp, "Yürüyebilirim, ayaklarımda sorun yok." Devrim'in dediğine göz devirip cevap vermeden önde yürümeye başladı.
Hastanenin arka kapısından çıkmışlardı, ön kapı haberci doluydu. Savcı haberini alan herkes toplanmıştı, sinir şeylerdi ama onların da işi buydu.
Arabanın arka kapısı açıldığında Efsun'un yardımıyla arabaya bindi Devrim. Sürücü koltuğuna Kunt, yanına Alparslan geçmişti. Devrimin yanına Efsun, karşısına Alâ, onun yanında Emrah ve Gökhan vardı. Efsun'un diğer yanına da Kubilay girmişti.
"Bu arada savcım, üstlerin emriyle artık eviniz lojmanda. Bana komşusunuz." Gülümseyerek konuşan Efsun ile tim şaşırmıştı, çünkü ilk defa bu kadar gülümserken görmüşlerdi onu, yani ilk tanıştığı insanların yanında asla gülümsemezdi. "Devrim demen yeterli," diyen savcıyla Efsun gülümsemesini bozmadan, "nasıl istersen, bende Efsun." Dediğinde eli ile yanındakini gösterip, "Bu da Kubilay," Alâ'nın yanında duranları göstererek, "Gökhan ve yandaki Emrah." Alâ'yı gösterecekken "Alâ." Dedi savcı, yüzünde buruk bir gülümseme vardı, Alâ ise bomboş bir suratla bakıyordu. Boğazını temizleyip, "Iıı arabayı süren Kunt Komutanım, yanından oturan da Alparslan." Diyip sustu Efsun. "Memnun oldum." Dedi nezaketen savcı, diğerlerinden de benzer mırıltılar çıktığında arabada sessizlik hakim oldu.
Lojmanda duran araba ile herkes arabadan indi. "Biz kalabalık yapmayalım, birşey olursa çağırırsınız." Diyen Kubilay'a katıldı Gökhan ve Emrah. Başıyla onaylayıp, "Evi dağıtmayın." Diye uyarmayı da ihmal etmedi Kunt, ardından Blok 3 yazan apartmana gelip içeri girip, asansör ile 3. kata çıktılar. Bu katta Alâ ve Efsun'un evi vardı ve artık Devrim'in.
Açılan asansör ile içinden çıktılar, Efsun cebinden Devrim'in evinin anahtarını çıkarıp kapısına doğru gitti, kapısını açarak Devrim'e döndüğünde, "Eşyalar temiz, herşey yerli yerinde, sen dinlen." Demesiyle Devrim gülümseyip, "Tekrardan herşey için teşekkürler." Dediğinde aynı şekilde karşılık verdi Efsun, "Görevimiz. Birşeye ihtiyacın olursa da hemen karşındaki evdeyim. Birde her ihtimale karşı bende de senin evinin yedek anahtarı bulunuyor." Başını sallayıp tebessüm etti yine. Kunt ve Alparslan bir üst katta kalıyorlardı, Alâ da Efsun ile. Herkes evine geçmişti sonunda.
Devrim eve geçtiğinde salona girip kanepeye uzandı. Evin nasıl olduğuna bakmaya hâli yoktu. Tavana bakmak daha cazip geldi onun için, derin bir iç çekti. Ev sıcaktı ama üşüyordu, hastaneye gitmeden önce Efsun doğal gazı açmış olmalıydı. Oturur pozisyona gelip sol eline baktı, sağ eli alçıda olduğu için sol elindeki sargıyı açıp içine bakamıyordu bile, nasıl pansuman yapacaktı buna? Ve diğer yaralarına.
Umursamayarak geri kanepeye uzandı. Fazla serum verildiği için hâlâ yorgun hissediyordu, gözlerini kapatıp uyumaya çalıştı.
⚖️
Öğle saatleriydi ama daha kahvaltı yapmamışlardı ayriyeten bugün izin günleriydi.
"Savcı hanımı da çağıralım bence kahvaltıya." Servis tabaklarını masaya dizerken konuşan Kubilay, Alâ'nın ters bakışlarına maruz kaldığının farkına varıp ona baktı. "Ney be? Hakkaten sizin aranızda ne var öyle?" Diye sordu merakla. "Birşey yok." Ters ters konuşuyordu yine. Efsun kafasına bir tane yapıştırıp, "Anlatsan da bilsek. Aksi takdirde haklı bir sebebin yoksa canım devremim, savcıyı kahvaltıya çağıracağım." Alâ'nın karşısına geçip oturdu.
Kunt ellerini birbirine bağlamış hafiften çatılmış kaşlarıyla Alâ'ya bakıyordu. Derin nefes aldı Alâ, "En yakın arkadaşımdı, lise 1'de tanışmıştık. Son sınıftayken bana gizli numaradan birkaç fotoğraf atıldı. Sevdiğim çocuk ve Devrim'in aynı yataktaki fotoğrafları..." Efsun gözlerini kocaman açılmışken timin kalanından şaşırma nidaları dökülüyordu:
"Oha!"
"Neeeğ!?"
"Sevdiğin çocukla mı?"
"Bu tanıştığımız yeni savcı mı?"
"Aynı kişiden mi bahsediyoruz şuan?"
"Hepsine katılıyorum." Diye son noktayı koyan Alparslan ve sorgular gözlerle Alâ'ya bakan Kunt. Efsun ayağa kalkıp odada yürümeye başladı, birden durup yine Alâ'ya döndü. "Gidip sorguladın mı? Kim atmış, doğru muymuş diye?" Alâ sinirle Efsun'a dönüp, "Çocuktan hesap sormaya gittim, doğruladı herşeyi." Dediğinde kanepeye yaslandı sinirle. "Arkadaşına gidip sordun mu?" Dedi sakince, "Ya Efsun daha ne konuşucağım onunla ya! Aradım içimi kustum sonra bir daha beni aramasın diye numaramı değiştirdim!" Efsun kaşlarını çatıp Alâ'ya döndü. "En yakın arkadaşına sormadan, başkasına inanıp herşeyi bitirdin mi yani?" Hayretle konuşuyordu Efsun, çünkü Alâ sevdiği birinden kolay kolay vazgeçen biri değildi, fakat en yakın arkadaşından öylece vazgeçmişti.
Alâ sinirle tekrar konuşacakken, "Sus Alâ. Bence bu olayı Devrim'den de dinlemek daha doğru." Hiçbir şey demeden evden çıkıp komşusunun kapısını çaldı.
Devrim yemek yapamayacağı ve elini kaldırıp yemek sipariş edemeyeceği için boş boş açık olmayan televizyona bakıyordu. Birden kapının çalmasıyla ayağa kalktı, sol eliyle zor da olsa kapıyı açtı. Elindeki dikişi zorlamamalıydı.
Kapıda gördüğü Efsun ile yüzüne tebessüm yerleştirdi. "Merhaba, ben kahvaltıya davet edicektim de seni, bir de bir konu var, onun için." Devrim yüzündeki tebessümü silerek kaşlarını çattı, "Ne konusu?" Efsun mahçup bir şekilde, "Alâ ve seninle ilgili." dedi. Alâ'nın ismini duyduğunda bile gözleri hayal kırıklığıyla doluyordu. "Bence Alâ'yı rahatsız etmiyim." Dedi, gitmek istemediği her halinden belliydi ama arkadaşını özlediği de her halinden belliydi.
"Lütfen Devrim, bir kere olsun konuşup halledin, bir daha da bu konu açılmaz." Efsun, Devrim'i tanımıyordu ama içindeki his o iğrençliği yapacak biri olmadığını söylüyordu. Başını salladı Devrim, başka seçeneği yoktu galiba. Evin anahtarını aldığında çıktılar evden.
Efsun, evin kapısını kapattığında Devrim'le beraber salona geçtiler. Odadaki kalabalık ile gerilmişti savcı. Efsun, savcıyı tekli koltuğa oturtup yanındaki kanepeye, Alâ'nın yanına geçti.
"Şey... Devrim, neden konuşmuyorsunuz Alâ ile?" Devrim bir süre sehpaya bakıp gözlerini Alâ'ya çevirdi, iç çekip başını önüne çevirdi yine. "Lise son, okul bitmişti sadece karne haftası kalmıştı, öğle saatlerinde aradı beni Alâ." Sustu, ne diyeceğini bilemedi.
Alâ'nın söylediği sözlerin ağırlığında ezildi yine, hiçbir suçu olmamasına rağmen.
"Birkaç şey söyledi bana, anlamadım başta ne olduğunu, kaç kere aradım onu ama ulaşamayınca o zamanlar sevdiği çocuğun yanına gittim, biliyordur diye. Sonra bana pişkik pişkin birkaç fotoğraf gösterdi, önce ben bile anlamadım, kendimi sorguladım gerçek mi bu fotoğraflar diye ama hayır... Değildi. Bir kere bile sarhoş olmamıştım, öyle birinin verdiği bir şeyi yiyip içmezdim de, hatırlardım ben olsam. Ama değildim, öyle birşeyi yapacak biri değilim." Sesi güçlü, kendinden emindi ama onu bir kere bile dinlememiş arkadaşının önünde çaresizdi. O fotoğraflar bir nevi gerçekti aslında. Abisinin arkadaşının ona taciz edip zorla çektiği fotoğraflardı ama abisinin arkadaşı değil Alâ'nın sevdiği çocuğun yüzü koyulmuştu fotoğraflara.
"En çok da sen biliyordun böyle birşey yapmayacağımı." Gözleri Alâ'yı buldu ama o gözleri dolu dolu yere bakıyordu. Sol elini koltuğa yaslayıp ayağa kalktı, buruk bir gülümsemeyle Alâ'ya bakmaya devam ederken, "Ben gideyim, o gün yeterince doydum zaten." Diyip kimseyi umursamadan arkasını dönüp evden çıktı. 'O gün' den kastı Alâ'nın, Devrim'i arayıp içini kustuğu gündü. Bütün herkes de anlamıştı pek tabii.
Alâ ne yapacağını şaşırmıştı gözleri dolu, kanepeden kıpırdamamıştı bile. Çünkü o da biliyordu, Devrim'in tek ailesi Alâ'ydı.
Daha küçücükken yaşadığı olayın psikolojisini kaldıramamışken, kendisini ailesine açıklamaya çalıştığında ailesi dinlemeyip evlendirmeye kalkmıştı onu. O kimsenin onu dinlememesine alışıktı ama en yakın arkadaşı onu dinlemezken, bir günlük insanların onu dinlemesi daha çok acıtmıştı.
Gerçi onu öz ailesi bile dinlememişti ki, Alâ kimdi ki?
Daha sabah olduğu için akşama kadar ne yapacağını bilmiyordu Devrim. Demin olanları da kafasından çıkarmaya çalıştı, Alâ'ya tekrardan güvenip ona kendisini açamazdı. Zaten onun bütün hayatını bilen tek kişi oydu.
Şimdi de yakın bir arkadaşı vardı. Üniversite yıllarında tanışmışlardı. Ankara'da bir kafede çalışan Devrim yaşadığı talihsiz bir olayla Merih ile tanışmıştı. Ankara'da Kara Harp son sınıftaydı, Merih. Devrim de Hukuk üçüncü sınıf.
Şimdi de görevdeydi. Devrim kaçırılmadan yani Kars'a bile daha gelmeden önce uzun bir göreve çıkacağını söylemiş helallik istemişti. Şimdiye kadar da dönmemişti. Özel görev olduğu için bir bilgi de alamazdı.
Tayini Kars'a çıktığında çok sevinmişti, Merih'e sürpriz yapacaktı, sonunda onun olduğu şehre atanmıştı. İlk defa görev yerleri aynı şehir oluyordu. Fakat daha geldiği ilk gün kaçırılmıştı. Savcılık hayatında o kadar ite bulaşmıştı ama bir kere bile kaçırılmamıştı, bir gün bunun olabileceği ihtimalini biliyordu.
Normalde Merih hemen gelsin derdi ama 1 ay daha gecikse ve tabii sapasağlam gelse iyiydi, erken gelip onu böyle görmesini istemiyordu. Çünkü Merih, bu hâlde görevden dönse Devrim'in dilinde kurtulamazdı. Devrim de Merih'in onu böyle görmesini istemiyordu.
Yatak odasına geçtiğinde bavulu ve diğer eşyalarının yatağın üstünde gördü. Yatağın üstündeki kırmızı kutunun yanına oturup açtı. Telefonu, kimliği, silahı ve diğer özel eşyaları vardı. Bavul ağır olduğu için elleriyle itemezdi, yatağa çıkıp ayağıyla itmeye çalıştığı bavul yatağın yanına düştüğünde kırmızı kutuyu da komidinin üstüne koydu. Yorganı kaldırıp altına girdi. Biraz uyusa daha iyiydi. Birşey olursa Efsun'da evin yedek anahtarı vardı, ki nolcaktı zaten?
Efsun başını ellerinin arasına almıştı, Alâ'ya birşeyler demek istiyordu ama ağzını açsa onu kırabilirdi. Kunt ve Alparsan birkaç dosya için karargaha gitmişti. Kubilay da Alâ'nın kalbini kırmamak için Gökhan ve Emrah'ı almış apartmanın bahçesinde küçük bir spor yapmaya karar kılmışlardı. Evde sadece Efsun ve Alâ vardı. Efsun kahvaltı masasını geri kaldırmış, silahını temizliyordu.
Kısacık zamanda yakın olmuşlardı savcıyla, hayra alamet miydi bu?
Ya da onları daha neler bekliyordu?
⚖️
Dünden beri kimse Devrim'in yanına gitmemişti zaten bugün karargaha gitmişti hepsi. Şimdi hava kararmış, işleri bittiğinden karargahtan çıkıyorlardı. Albay savcıyı sormuştu, timin garibine gidiyordu, o öyle herkesi bu kadar sormazdı.
"Efsun, dün hiç gittiniz mi yanına?" Dedi Kunt. Başını olumsuzca sallayıp komutanını cevaplamayı ihmal etmedi, "Yok, gitmedim. Rahatsız etmek istemedim, eve gidelim yanına uğrarım." Arabanın sürücü koltuğuna binen Komutanıyla yanındaki koltuğa geçti. İki araba gideceklerdi. Kunt'un arabasının arkasına Alâ binmişti. Kalanı da Alparslan'ın arabasındaydı.
Lojmana geldiklerinde Efsun hemen eve çıktı, birkaç yemek yapmaya başladı, Devrim için ayriyeten annesinden aldığı gizli çorba tarifini yapmıştı. Yemekler zaten olmuştu, sadece fırında kek vardı, çikolata sosunu bile hazırlamıştı. Pişen çorbayı bezle tutup salona geçti, masayı kuran Alâ, Efsun'a dönüp, "Nereye?" Diye sordu çekinerek, Efsun birkaç saniye sessiz kalıp, "komşuma." Dedi ters ters. "Bende ge-" sözünü hızla kesmişti Efsun, "Bence biraz zamana ihtiyacı var." Elindeki çorbayı gösterip, "ben bunu götürür gelirim, sen timi çağır." Diyip nolur nolmaz Devrim'in evinin yedek anahtarını da yanında almıştı. Kapıyı açıp çıkacakken, "Ha birde fırında kek var ona bakmayı unutma!" Diyerek çıktı.
2 metre bile ötede olmayan Devrim'in evine geldi. Birkaç defa zile basıp geriye çekildi. Biraz bekledi fakat kimse açmayınca bir kere daha zile basıp kapıyı tıklattı birkaç defa.
Efsun Karali
Endişeyle tencereyi yere koyup kapıyı açtım, tencereyi yine elime alıp ayağımla kapıyı kapatıp içeri girdim. Mutfağa doğru yürüyüp tencereyi tezgaha koydum. Salona doğru gittiğimde yoktu, lavabo ve misafir odasına baktım yine yoktu. Devrim'in odası olduğunu düşündüğüm odaya girdim, yatak bozuktu, yeni uyanmıştı herhalde. Biraz daha içeri girdiğimde yatağın önünde yerde telefon vardı, eğilip elime aldım açmaya çalıştım ama şifresi vardı. Endişelenmiştim çünkü telefonu öylece yerde bırakmışsa acil birşey olmuş olabilirdi. Birine haber vermeliydim? Ama biraz beklesem iyi olurdu, belki birazdan gelirdi.
Salona geçip gergince yürüdüm, kaç kere aynı yeri turladım bilmiyorum ama duvardaki saatin yelkovanı 12'deyken artık 2'ye gelmişti. Hızla dışarı çıkıp kapıyı kapattım, tabii ki anahtarı almayı unutmadım. Nereye gitmişti? Birşey olmuş mudur ona? Zaten yaralıydı? O hâlde dışarda n'apıyordu ki?
Merdivenden inecekken üst kattan Kunt komutanım indi, ona döndüğümde yüzümdeki endişeyi sezmiş olmalı ki bana doğru bir soru yöneltti, "Bir şey mi oldu?" Adımları yanımda durmuştu, "Yok komutanım, yani inşallah." Dedim sahte bir gülümseme ile, "Savcıya bakacaktım bende, sen nereye?" Dediğinde sıkıntıyla nefesimi bıraktım.
"Evde değil komutanım, bende hava almaya çıkmıştır diye bahçeye bakacaktım." açıklamam karşısında kaşları çatılmıştı Kunt komutanın. "Efsun, o hâlde nasıl çıksın dışarıya?" Sinir karışımı endişe ile önümde merdivenleri inmeye başladı. Arkasından inerken sorusuna sadece 'bende bilmiyorum ki' Dedim. Ne diyebilirdim ki zaten?
...
Bolca yorum yapıp beğenmeyi unutmayınızz.