**Geçmiş bazen bir tren istasyonu gibi gelir insana—yanından hızla geçip giden ama asla tam anlamıyla uzaklaşamayan bir şeydir.**
Elliot, yıllar sonra bu küçük kasabaya geri döndüğünde, içini derin bir sessizlik kapladı. **Burada, her şey olduğu gibi kalmıştı.** Terk edilmiş tren istasyonunun paslı rayları, onu eski günlere çağırıyordu. **Bir zamanlar burada başka bir hayat vardı.**
Ama geçmiş hiçbir zaman tamamen silinmez. **Bazı anlar, hafızanın en karanlık köşelerinde sessizce bekler.**
Elinde sıkıca tuttuğu mektuplar, şimdiye kadar yanıtlanmamış sözlerle doluydu. **Alice’in ona yazdığı ama asla göndermediği mektuplar.**
Alice ve Elliot, **birbirlerine dair söyleyecek çok şeyleri olduğunda susmayı seçmişlerdi.** Bazen en önemli kelimeler, asla söylenmez.
Elliot, istasyonun paslı kapısını açtı. **İçeride hâlâ Alice’in varlığını hissediyordu.**
Mektuplardan birini açtı.
*"Eğer hayat bana bir şans daha verseydi, seni ne pahasına olursa olsun beklerdim."*
Elliot derin bir nefes aldı. **Bazı vedalar, hiç yaşanmamış bir başlangıç gibidir.**
Gökyüzüne bakarken, Alice’in ona fısıldayan kelimelerini duydu.
Ve dudaklarında, buruk bir tebessümle geçmişe veda etti.
---