İçeriğe geç

DARGA

Bölüm 17 · 9 dk okuma

DARGA

Bölüm 17

Bölüm 17: Aşk Alışkanlıktır

Darga salonu hışımla terk ettiğinde Muhsin Bey ne yapacağını bilemedi. Salona kurşun gibi bir ağırlık çöktü. Sırtına birden tonlarca yük bindi. Mirza'nın anlaşmaya uymadığına ihtimal vermek istemiyordu; fakat tam teçhizatlı bir zırhlı araç ve özel eğitimli eskort ekibinin sinyali İstanbul gibi bir metropolün göbeğinde öylece buharlaşamazdı. Masadaki telefonu kaptığı gibi doğrudan Mirza'yı aradı.

Hat daha ilk çalışta açıldı. Karşıdan gelen ses barut fıçısı gibi patladı:

"Oğlum nerede Muhsin?!"

Muhsin Bey soruyu bir an algılayamadı. Çenesi kasıldı, beti benzi attı. Mirza Necefzade'nin sesi sadece öfkeli değil, iliklerine kadar tedirgin, hatta titrek geliyordu:

"Konuş be adam! Darga'nın haberi yok dedin! Bu iş sükûnetle çözülsün, kan dökülmesin dedin! Sana güvendim ulan ben!"

Muhsin Bey deri koltuğa çöktü. Zihninden saniyeler içinde binlerce ihtimal geçti; Eliyas kendi adamlarını ekarte edip kaçmış olabilir miydi, yoksa...

"Mirza..." dedi Muhsin Bey donuk bir şüpheyle. "Oğlunu sen kaçırtmadın mı?"

Hattın iki ucuna kurşun gibi ağır bir sessizlik çöktü. İki eski kurt, nefes alışverişlerinden birbirini tartıyordu.

"Ben masaya koyduğum hiçbir sözü çiğnemedim," dedi Muhsin Bey. Ahizeyi kulağına bastırmaktan parmak boğumları bembeyaz kesildi. "Eliyas'ı kaçırmak için hiçbir sebebim yok. Zırhlı araç zaten senin emrindeydi; benim eskort ekibim sadece güvenli mesafeden refakat ediyordu. Eğer bu arkamdan çevirdiğin ucuz bir Necefzade tezgâhıysa, sülalen bu gece jübilesini yaptı demektir Mirza!"

"Saçmalama Muhsin!" diye kükredi Mirza; arkadan telaşlı telsiz sesleri geliyordu. "Ben oğlumu tedaviden mi kaçıracağım?! Zırhlı aracı kullanan da öz yeğenimdi! Kimseye ulaşamıyorum, araçtaki panik butonuna bile basılmamış!"

"Nereye gider Mirza? Veya oğlunu kim alabilir?"

Mirza'nın soluğu tıkandı. Birkaç saniyelik tereddütten sonra fısıldadı:

"Zeynep nerede?"

Muhsin Bey pencerenin ardındaki karanlığa baktı:

"Bu bilgiyi seninle ne telefonda ne de yüz yüze paylaşırım."

Telefonda yine derin bir sessizlik oldu. Mirza'nın sesi çökmüş bir tonla geldi:

"Sana güveneceğim Muhsin. Ne bulursan beni haberdar et. Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın o benim oğlum... Seninle düşman olmak istemiyorum. Buna mecbur kalmak da..."

Darga'nın oturup babasının yumuşak siyasetini izleyecek hali yoktu; diplomasi bekleyecek adam hiç değildi. Uluçhanların özel operasyon timini ve siber istihbarat birimini çoktan ayağa kaldırmıştı. Şehirdeki mobeseler, plaka tanıma sistemleri ve sinyal kesicilerin tetiklendiği son baz istasyonları taranıyordu. Mahmut'un endişesi biraz yatışmış gibiydi ama gözlerindeki yorgunluk gizlenemeyecek kadar derindi.

Darga elini sağ kolunun omzuna koydu:

"Ceylan'ı ve kızları al, güvenli eve yerleştir. Yarın öğlene doğru gelirsin. Acele etme, kadıncağız da çocuklar da endişelenmesin. Biz bir süre idare ederiz."

Mahmut minnetle başını sallayıp yalıdan ayrılırken, Darga'nın tam teçhizatlı arama ekibi koordinata intikal etti.

Kuzey Marmara bağlantısındaki kör noktada manzara bir savaş alanını andırıyordu. Necefzadelerin ağır zırhlı aracı yolun kenarındaki bariyerleri biçip şarampole devrilmiş, yan yatmıştı. Kapılar içeriden zorlanarak açılmıştı. İçindeki Necefzade korumaları ve Mirza’nın yeğeni, sisteme basılan bayıltıcı gazın etkisiyle derin, ölümcül bir uykuya dalmıştı; nabızları zayıftı ama yaşıyorlardı.

Fakat arkadan gelen Uluçhan ekibi o kadar şanslı değildi. Ekibin içine sızan köstebek, araç devrildiği an kargaşa çıkarmış; eskort aracı takla atarak bariyerlere saplanmıştı. Yakın korumalar kurşun yaraları ve ezilmelerle kanlar içinde yatıyordu; asfalt kızıla boyanmıştı.

Operasyon timinin komutanı hemen Darga’yı aradı:

"Patron, zırhlı araç içeriden patlatılmış. Gaz bombası kullanmışlar, Necefzade'nin adamları baygın. Bizim çocuklar ağır yaralı; pusu değil, içeriden infaz girişimi var. Ama Eliyas araçta yok. Yanında iki kişiyle ters istikamete giden siyah bir minibüse binip kayıplara karışmış."

Darga telsizden gelen sesi dinlerken yumruklarını sıktı:

"Bizim çocukları hemen en yakın özel kliniğe çekin. O minibüsü de Eliyas'ı da bu gece istiyorum! Şevket Bey'den Zeynep'i götürdükleri güvenli evi öğrenin! Uyuyanı, kaytaranı kendi ellerimle boğarım!"

Telsiz cızırtısı kesildiğinde siber birimin başındaki uzman başını çaresizce salladı:

"Patron... Minibüs Riva sapağından hemen önce kör noktaya girdi. Sinyali tamamen sıfırladılar. Şehir kameralarında, plaka tanıma sisteminde yoklar. Buhar oldular."

Darga iki elini harita masasına dayadı. Parmak boğumları ahşabı delecek gibi beyazlamıştı. Beklediği şey pervasız bir baskındı; Eliyas gibi bir delinin derhal Zeynep’in kapısına dayanacağını düşünmüştü.

Ama Eliyas saldırmamış, pusuya yatmıştı.

Masanın üzerindeki telefonun aniden titremesiyle irkildi. Arayan Şevket Bey’di. Darga hemen açtı.

"Durum güncellemesi ver Uluçhan," dedi hattın diğer ucundaki otoriter ses.

Darga sahadaki tabloyu, zırhlı aracın sabotajını ve eskortun durumunu tek nefeste, pürüzsüz bir askeri disiplinle özetledi. Eliyas’a karşı arkasında Şevket Bey gibi bir devlet aklının bulunması, üzerindeki o boğucu yalnızlık hissini biraz olsun dağıtmıştı. Raporu bitirdikten sonra telefonu kapatmadan önce duraksadı. Dudağını ısırdı, hayatında nadiren görülen bir çekingenlikle mırıldandı:

"Şevket Bey... Bir de şey..."

"Söyle."

"Bu haftayı Zeynep’le güvenli evde geçirebilir miyim?"

Şevket Bey hemen cevap vermedi. Telefonun öbür ucunda uzayıp giden o sessizlik, Darga’nın her zerresini çığlık çığlığa bir bekleyişe sürükledi.

"Evli değilsiniz," dedi Şevket Paşa; sesi bir mahkeme kararı kadar keskindi.

Darga tumturaklı bir küfür işitmeye hazırlanırken Şevket Bey sakin bir tonla devam etti:

"Küçük bir ekiple gel. Müştemilatta yatarsınız. Ama akşam yemeğinden sonra kesinlikle ana evin içinde kalmayacaksın."

Darga derin bir nefes koyverdi:

"Anlaşıldı paşam!"

Sesindeki ciddiyeti son ana kadar korumaya çalıştı ama telefonu indirir indirmez yüzüne yayılan o arsız sırıtışı gizleyemedi. Sırtındaki, omuzlarındaki o kaskatı gerginlik bir anda çözülüverdi.

Gece bitmek bilmedi. Darga uyuyamayacağını çok iyi bildiğinden, her saniyeyi ve her kamerayı ekiple beraber adım adım izledi. Sabaha karşı göz kapakları ağırlığına dayanamayacak hale gelince, arka taraftaki deri koltukta bir saat kadar kestirdi. Uykusu kuş kadar hafifti; daldığı o kısa anda bile odadaki klavye tıkırtılarını, fısıltıları işitiyordu.

Huzursuz bir siper uykusunun ardından kendine sert bir kahve koydurdu. Gece yarısı basılan iki depodan da hiçbir şey çıkmamıştı. Masaya geçip Eliyas'ın saklanabileceği diğer olası adreslerin listesini istedi. Fincanın dibini gördüğü sırada Mahmut merkeze adım attı.

Darga başını kaldırıp tek dostunu süzdü:

"Erken gelmişsin... Öğlene kadar ailenle kal demiştim."

"Dünden sonra evde duramadım patron," dedi Mahmut, yüzündeki gergin çizgilerle. "Kızlarım tehdit edildi bir kere. Ev de dar geliyor, sokak da. Siz hiç uyumadınız mı?"

"Arkada bir saat kestirdim. Kısa bir özet geç bana."

"Muhsin Bey polisle beraber çalışmamızı istemişti ama savcılık ne arama ne de dinleme izni verdi. Bizimkiler emri beklemeden iki depoya bodoslama girmiş ama fos çıktı. Üstüne bir de izinsiz baskın yüzünden bizimkileri karakola çekmişler."

Darga kaşlarını çattı: "Neden izin vermemiş savcı? Çocukları karakola çekmek ne demek?"

"Bilmiyorum patron, Necefzadelerin bürokrasideki kolları devreye girmiş olabilir."

"Baskın konusunda babam ne diyor peki?"

"Muhsin Bey bir şey demedi... Çünkü başka bir krizle uğraşıyor."

"Ne krizi?"

"Bir saat kadar önce Kazakistan'a uçtu. Bu ayki ihale rakamları ve proje raporları Ruslara sızdırılmış. Milyon dolarlık iş çöp olmak üzere. Mevcut durumda sizin buradan ayrılmayacağınızı bildiği için bizzat kendisi gitti."

Darga umursamazca omuz silkti:

"Olabilir. Kimin sızdırdığını sormama bile gerek yok zaten. Başka ne var?"

Mahmut hayretle gözlerini açtı: "Patron, milyonluk uluslararası proje diyorum!"

"Ne yapayım Mahmut?" dedi Darga; sesi buz gibi, bir o kadar da sakindi. "Hiç benim olmamış bir para için yas mı tutayım? Bırak herkes kendi istediği şeyin peşinden koşsun. O masayı da babam toplasın."

Mahmut şaşkınlıkla patronuna baktı. Darga’nın gözündeki tek hedefin şirketler ya da ihaleler değil, güvenli evdeki o kadın ve dışarıdaki o deliyi gömmek olduğu apaçıktı.

Darga boş fincanı masaya bırakıp ayaklandı. Yüzünde donup kalmış o taş gibi ifade, aniden sinsi ve çocuksu bir neşeyle çözülüverdi:

"Mahmut... Ekipten güvendiğin dört kişiyi ayır. Bir duş alayım, şöyle havalı kıyafetler giyeyim, Zeynep'e gidiyoruz."

Mahmut kaşlarını çattı, anlam veremeyerek baktı: "Zeynep Yenge güvenli evde patron."

"Biliyorum."

"Giremeyiz ki! Şevket Bey oraya sinek bile uçurtmuyor."

"Ama giriyoruz!" dedi Darga, gözleri zafer kazanmış gibi parlayarak. Ağzı kulaklarına varıyordu: "Şevket Bey'den özel izinle Çedenemle tam bir hafta... Uğraşsam yapamazdım!"

Mahmut başını iki yana salladı: "Ben anlamıyorum ki patron... Eliyas dışarıda bir yerde pusu kurmuş, babanız Kazakistan'da milyonların peşinde, siz güvenli evde flört derdindesiniz."

Darga kalktı, uzun süre oturmanın verdiği tutulmayla gerindi ve kapıya yöneldi:

"Tahir ile Zühre dedik oğlum, boru mu? Hadi!"

Uzun bir duş aldı; en rahat ettiği şık, lacivert bir takım seçti. Aynanın karşısında uzun uzun hazırlandı. Güvenli ev için doğrudan konum paylaşılamadı. Darga adrese iki saat mesafedeki başka bir noktaya çağrıldı; oradan iki farklı araç değiştirtilerek nihayet evin önüne getirildi.

Şevket Bey kahvaltısını henüz bitirmişti, bahçede karşılaştılar.

"Hayırlı sabahlar efendim." Darga eğilip Şevket Bey'in elini öptü.

"Hayırlı sabahlar. Ben çıkmadan yetişmişsin Uluçhan, bu iyi oldu." Şevket Bey elini mutlak bir otoriteyle Darga'nın omzuna koyup bastırdı. "Sana her şeyi bir kere söyleyeceğim Darga, beni iyi dinle." Gözlerini delikanlının gözlerine dikti: "Ben torununu koruyamayacak bir adam değilim. Seni de buraya onu koru diye getirtmedim."

Darga başını öne eğdi: "Elbette efendim."

"Buradasın çünkü aşk alışkanlıktır. Göz gördüğünü sever. Bu bir haftayı iyi değerlendir."

Paşanın ses tonu bir anda ciddileşti: "Ama şunu bil ki ben geniş bir adam değilim; nikâh olmadan burada Zeynep'le baş başa kalmana asla izin vermem. Sınırlara azami surette dikkat edeceksin. Feride Almanya'daki düğün biter bitmez Türkiye'ye dönecek. Zeynep'in annesi gelene kadar sizinle ben kalacağım."

"Anlaşıldı efendim."

"Bugünlük bazı görüşmeleri bizzat yüz yüze yapmam gerekiyor, akşam yemeğinde görüşürüz."

Şevket Bey tüm heybetiyle arabasına yönelmişti ki durup geri döndü:

"Zeynep'i bu sefer de ikna edemezsen gözüme gözükme."

Darga bıyık altından sırıtmamak için dudaklarını birbirine bastırdı, çenesini hafifçe kaldırıp askeri bir ciddiyetle başını eğdi:

"Emredersiniz paşam. Siz hiç merak etmeyin."

Şevket Bey delikanlıyı baştan ayağa bir kez daha süzdü, ardından hiç vakit kaybetmeden aracına yöneldi. Araba kapısı tok bir sesle kapandı; konvoy toz kaldırarak güvenli evin demir kanatlı bahçe kapısından süzülüp gözden kayboldu.

Darga arkasından derin, ferah bir nefes bıraktı. Omuzlarını dikleştirdi, lacivert ceketinin yakalarını tutup düzeltti. Bahçenin ortasında dikilen Mahmut’a doğru dönüp göz kırptı:

"Galiba artık Timurlu damadıyım. Buradan da dönmez be..."

Mahmut bagajdan küçük deri bavulu indirirken başını iki yana salladı; yüzünde 'iflah olmazsın' der gibi bir gülümseme vardı:

"Duydum patron, ben duydum da... Siz 'ikna edemezsen gözüme gözükme' kısmını duymadınız galiba."

Darga kıkırdadı. Derin bir nefes alıp önce etrafı süzdü. Geniş, çam ağaçlarıyla çevrili bahçenin ortasındaki taş konak, dışarıdan bakıldığında sessiz ve terk edilmiş gibi duruyordu; ancak çatı saçaklarındaki hareketli kameralar ve çalılıkların arasına kamufle edilmiş nöbetçi noktaları evin gerçek bir kaleye dönüştürüldüğünü ele veriyordu. Aldırmadı, kendinden emin adımlarla verandaya yöneldi. Kapıyı neşeyle tıklattı.

Bir süre sonra kapı aralandı; sivil bir koruma Darga'yı baştan ayağa süzüp tek kelime etmeden kenara çekildi. Darga antreye bir iki adım atmıştı ki Zeynep mutfak kapısının eşiğinde belirdi.

Üzerinde dökümlü, krem rengi kalın bir örgü kazak, altında koyu renk bir pantolon vardı. Saçlarını arkadan gelişiüzel toplamıştı. Elindeki kahve kupasını iki eliyle kavramış, kapının önünde jilet gibi dikilen Darga'yı görünce bir an donup kaldı.

Gözleri delikanlının lacivert takım elbisesinde, özenle taranmış saçlarında ve yüzündeki o iflah olmaz sırıtışta oyalandı. Şaşkınlığını bastırmak için kaşlarını hafifçe çattı:

"Darga Bey?"

"Çedenem."

"Neden buradasın diye sormayacağım... Dedem nerede?"

Darga ellerini ceketinin ceplerine soktu.

"Bir iki işi varmış."

Sonra sanki dünyanın en makul açıklamasını yapıyormuş gibi omuz silkti.

"Beni de bazı alışkanlıklar edineyim diye buraya bıraktı."

Zeynep'in kaşları biraz daha havaya kalktı.

"Alışkanlık mı?"

Darga başını hafifçe yana eğdi.

"Göz gördüğünü severmiş."

Zeynep'in yüzündeki şaşkınlık yerini yavaş yavaş kuşkulu bir ifadeye bırakırken Darga'nın gözleri parladı.

"Dedene sorarsın."

Bir adım daha attı.

"Ben de anlamaya çalışıyorum."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.