Zeynep'in dudakları muzip bir tavırla kıvrıldı.
"Hayır, ondan değil. Erkeklerden hoşlanıyor."
Darga küçük çaplı bir şok geçirdi. Ağzı hafifçe açıldı, kaşları çatıldı; zihnindeki bütün stratejik hesaplar saniyeler içinde çöktü. Zeynep'in bakışlarında, Darga'nın o meşhur özgüvenini tek bir hamleyle yerle bir etmiş olmanın verdiği gizli bir zafer parıltısı vardı.
"Dalga geçiyorsun."
"Belki," dedi Zeynep, tek omzunu hafifçe kaldırarak. "Numarasını ister misin?"
Darga gözlerini devirdi. Fakat yenilgiyi kabullenip geri çekilmek onun fıtratında yoktu. Tek bir saniyelik tereddüt bile etmeden ani bir hamleyle Zeynep'e doğru bir adım attı. Aralarındaki mesafeyi neredeyse nefes almayı imkânsız kılacak en asgari sınıra indirdi.
Zeynep bir an dondu kaldı. Topuklu ayakkabılarının üzerinde geriye doğru tek bir adım dahi atamadı. Darga'nın gövdesi, fuayenin bütün o parlak ışıklarını ve uğultusunu bir anda perdelemişti.
Darga başını yavaşça kadının kulağına doğru eğdi. O tanıdık, baş döndürücü yasemin, paçuli ve kadifemsi vanilya kokusu ciğerlerini doldurdu. Sesi fısıltı kadar kısık ama derinden, pürüzsüz bir tonda döküldü:
"İstediğim başka şeyler var Zeynep..."
Gözlerini birkaç saniyeliğine kapatıp kokuyu içine çekti; ardından aralayıp doğrudan Zeynep'in şaşkınlıkla büyüyen gözlerine kilitlendi.
"Önce bir kahve... Sonra bir akşam yemeği..."
Bakışlarındaki o tehlikeli ciddiyet, kadının dudaklarına kayıp yeniden gözlerine tırmandı.
"...Sonra bir söz."
Zeynep'in boğazı kurudu; istemsizce yutkundu. Kalbinin kaburgalarını zorlayan o sert vuruşunu Darga'nın duymasından korkarak kaşlarını çattı. Titremesine engel olmaya çalıştığı, kontrollü ve mesafeli bir tonla fısıldadı:
"Darga Bey..."
Darga yüzüne abartılı bir hayal kırıklığı yerleştirerek ağır ağır geri çekildi. Aralarındaki mesafe yeniden o bildik, resmî ve güvenli sınıra çekilmişti. Ellerini kumaş pantolonunun ceplerine sokup başını iki yana salladı:
"Yine mi hayır?"
Dudaklarının kenarına o iflah olmaz, muzip tebessüm geri yerleşti. İç çekerek sitem etti:
"Elin oğluna 'Dante', bize gelince yine 'Darga Bey'..."
Gözleri neredeyse tamamen boşalmış salonda gezindi. Sonra tekrar Zeynep'i buldu.
"Biliyor musun? Sana istediğin mesafeyi tanıyacağım. Ama tüm bunlardan sonra günün sonunda yine de evleneceğiz."
"Kim bilir."
Zeynep, dudaklarının kenarındaki o mağrur tebessümü saklamadan, topuklularının mermerde bıraktığı tok seslerle çıkışa doğru süzüldü. Arkasında bıraktığı havanın içinde sadece yasemin değil, Darga'nın zihnini allak bullak eden o hafif alay da asılı kalmıştı.
Mahmut, patronunun yanına adeta bir hayalet gibi yanaştı. Ellerini önünde bağlamış, yüzüne bilgece bir ifade yerleştirmeye çalışıyordu.
"Dante'ye hiç ters yapmadın patron."
Darga gözlerini Zeynep'in uzaklaşan siluetinden ayırmadan cevap verdi: "Yapmadım."
"Çok olgun bir hareketti. Açıkçası gurur duydum."
Darga başını yavaşça Mahmut'a çevirdi. Yüzünde en ufak bir duygu kırıntısı yoktu.
"Dante senden hoşlanıyormuş Mahmut."
Mahmut'un gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı.
"Patron, ben evliyim!"
"Tek sorun bu mu canım?"
Mahmut derin bir nefes alıp yakasını çekiştirdi. "Hem Dante daha geçen sene eşinden boşandı patron. Bu ara Çebilerin kızıyla görüşüyor diye duydum."
Darga'nın adımları bir anlığına durdu. Başını geriye atıp boşalan fuaye tavanına baktı. Zeynep'in onu nasıl ustalıkla keklediğini, tek bir hamleyle nasıl savunmasız bıraktığını düşündükçe dudakları istemsizce iki yana kıvrıldı. Dudaklarından içten, sarsıcı bir kahkaha döküldü.
"Alacağın olsun çedene..." diye mırıldandı keyifle. "Beni de fena oynattın demek."
Ceketinin önünü ilikledi, omuzlarını dikleştirdi. Mahmut'a doğru dönüp göz kırptı:
"Şansına küs şekerim. Dante pek efendi çocuktu."
"Patron, gözünü seveyim... Biraz utan ya!"
Darga içten bir kahkaha attı. Fakat kahkahası, ceketinin iç cebinde şiddetle titreyen telefonun sesiyle bıçak gibi bölündü. Ekrandaki ismi gördüğünde duraksadı. Arayan bizzat Şevket Timurlu'ydu.
Hattı açıp kulağına götürdü.
"Uluçhan."
"Buyurun efendim."
"Eliyas bugün bana bir paket gönderdi."
Darga'nın dudaklarındaki tebessüm bir anda dondu; fuayenin bütün uğultusu ve parlak spot ışıkları saniyeler içinde karanlık bir sessizliğe gömüldü. Şevket Timurlu'nun hattın diğer ucundaki çelik gibi sesi, en ufak bir duygu dalgalanması barındırmıyordu. Sadece yılların muharip tecrübesiyle bilenen o buz gibi netlik vardı.
"İçinde kefen vardı," dedi yaşlı kurt, sesi mermer kadar soğuktu. "Paketi gel al. Yarın kendi ellerinle Necefzadelere götüreceksin. Oğullarını çıkar çıkmaz yurt dışında bir kliniğe yatırsınlar, yoksa hiçbirinin bu kefene bile sahip olamayacağını bizzat ilet."
"Emredersiniz efendim," dedi Darga. Sesi fısıltı kadar pürüzsüz ama bir namlunun ucundaki kurşun kadar ağırdı. "Paketi bu gece alırım. Mesajı da yarın bizzat sahibine iletirim."
"Zeynep bilmeyecek," dedi Şevket Paşa. Cümlesinde tek bir pazarlık payı dahi yoktu. "Torunumun zihnine o herifin gölgesini düşürmeyeceksin. Temiz, sessiz ve kesin bir şekilde halledilecek."
"Gözünüz arkada kalmasın Paşam."
Zeynep kalabalığın arasından sıyrılmış, binanın önünde valelerin bulunduğu çıkışta sakince arabasını bekliyordu; yaklaşan fırtınadan tamamen habersizdi.
Mahmut, Darga'nın yüzündeki o taş gibi ifadeyi görür görmez duruşunu dikleştirdi.
"Patron?"
Darga telefonu cebine koyup ceketinin önünü ilikledi. Az önceki o gülen, takılan, muzip adamdan geriye tek bir zerre bile kalmamıştı.
"Kandilli'ye geçiyoruz Mahmut."
"Şevket Bey'e mi?"
"Evet," dedi Darga, adımlarını Zeynep'in çıktığı kapıya doğru yönlendirirken. "Emanet bir paket varmış. Yarın sabah Necefzadelerin kahvaltı masasına bizzat bırakacağız."
Darga, döner kapıdan çıkıp serin akşam rüzgârına adım attığında gözlerini valenin önünde bekleyen Zeynep'ten bir an bile ayırmadı.
Akşamın alacakaranlığı Boğaz üzerinden ağır ağır çökerken, Zeynep telefonunu çantasına atıp ceketinin yakalarını topluyordu. Sokak lambasının sarı ışığı koyu renk saçlarında kırılıyor, duruşundaki o zarif ama mesafeli asalet, yaklaşan fırtınanın karanlığıyla tezat oluşturuyordu. Darga onun birkaç adım gerisinde durdu. Araya bilerek mesafe koydu; zira yanına yaklaşırsa içindeki yangının, gözlerindeki o ölümcül kararlılığın kadını ürkütmesinden korkuyordu.
Gri Porsche yanaştığında vale kapıyı açtı. Zeynep araca binerken bir anlığına başını çevirdi; Darga ile göz göze geldi. Dudaklarında az önceki Dante şakasının o hafif, galip tebessümü belirdi. Darga da başını hafifçe eğerek o tebessüme eşlik etti. Kadın gaza basıp ana yola çıkana kadar bekledi. Kırmızı stop lambaları sahil yolunun virajında kaybolduğu anda yüzündeki tebessüm bir maske gibi düştü.
"Mahmut."
"Buradayım patron."
"Arkadaki siyah Mercedes bizim eskort ekibi mi?"
"Evet, Şahinler takipte. Eve girene kadar tek bir kavşakta bile yalnız kalmayacak."
"Güzel. Şimdi Kandilli'ye."
Gece yarısına doğru Kandilli sırtlarındaki Timurlu Konağı, şehrin bütün ışıklarından soyutlanmış bir karargâh gibiydi. Asırlık çamların arasından süzülen rüzgâr, demir parmaklıkları dövüyordu. Darga taş basamakları çıkıp çalışma odasına girdiğinde Şevket Paşa pencerenin önünde, ellerini arkasında bağlamış Boğaz'ı izliyordu.
Mermer çalışma masasının üzerinde, sıradan bir kargo poşetinin içinde, beyaz ham bezden dikilmiş katlı bir kumaş ve üzerinde kırmızı mühür mumuyla tutturulmuş bir zarf duruyordu.
Şevket Paşa arkasını dönmedi. Sesi odanın yüksek tavanında kurşun gibi yankılandı:
"Yetmiş sekizde, Beyrut'ta bir hücre evini bastığımızda da masada aynı şey vardı. Bir kefen, bir de adres. O zamanlar mesajı getirenlerin dilini kesip geri gönderirdik." Yaşlı kurt yavaşça döndü. Gözlerindeki çelik pırıltı tek bir kıvılcım bile kaybetmemişti.
"Zaman değişti. Ben yaşlandım. Necefzadeler de..."
Şevket Bey cümlesini tamamlamadı.
"Eliyas bu cüreti nereden buluyor?" diye sordu Darga, sesi ürkütücü bir dinginlikteydi.
"Babasının bürokrasideki gölgelerinden ve kendi deliliğinden," dedi Şevket Bey. "İçeride kaldığı üç yıl boyunca onu tedavi ettiklerini sandılar. Oysa o sadece kinini biledi. Necefzadelerin reisi Mirza Bey sabah sekizde Yeniköy'deki yalıda kahvaltıda olur.
Darga kefeni ve mektubu tek hamlede kavrayıp koltuğunun altına aldı.
"Sabah sekizde masalarında olacağım."
Odadan çıkıp konağın geniş avlusuna indiğinde poyraz hızını artırmıştı. Mahmut aracın kapısını açmış, yüzündeki o endişeli ifadeyle patronunu bekliyordu. Darga elindeki paketi arka koltuğa fırlattı, ardından kendisi de bindi. Mahmut arabaya bindiğinde bir süre sessiz kaldı.
"Eve mi patron?"
Darga sadece başıyla onayladı sonra başını geriye doğru yasladı. Gözlerini kapattı.
"Mahmut."
"Efendim Patron."
"Gardiyanlara haber gönder. Bu akşamdan itibaren Eliyas'a yemek vermeyi kessinler."
Mahmut dikiz aynasından patronuna baktı; gözlerini kırpmadan yutkundu. Darga'nın yüzü karanlığa gömülmüştü ama sesindeki o çelik gibi sertlik arabanın içini buz kestirmeye yetmişti.
"Su da vermesinler mi patron?"
"Sen hiç kefenlenmiş birinin yiyip içtiğini gördün mü?"
"Anlaşıldı Patron."