Yaklaşık bir saatten beri elimde kağıtla insanlara sorarak Gökalp'in yaşadığı yere gitmeye çalışıyordum. En sonunda bahçeli güzel bir villanın olduğu yere geldim.
Ev iki katlı, mavi ve grinin tonlarında bir renge sahipti. Şaşırmıştım çünkü onda bu evi almaya yetecek paranın olduğunu sanmıyordum. Sonunda cesaretimi toplayarak -her ne kadar şu an yaşıyor olsa da sonuç olarak ölü biriyle konuşacaktım-evin kapısının ziline bastım. Kapıyı benim yaşlarımda, siyah gibi görünen ama koyu kestane renkli saçlı kız açtı. Bakışlarında bir masumluk, saflık yatıyordu.
Beni görünce şaşırdı sonra gülümseyerek "merhaba ne için gelmiştiniz?" dedi. Sesi insanı büyülercesine güzeldi. Kendime gelerek "merhaba, rahatsız ettiysem özür dilerim ama benim kalacak bir yere ihtiyacım varda, burada da beni etkileyen daha güzel bir ev bulamadım" dedim şakaya vurmaya çalışarak.
Kız da anlamış olacak ki "sen o zaman geç içeri" dedi eliyle içeriyi göstererek. İçeriye girdiğim andan itibaren etrafı saran limon ve portakal kokusu beni karşıladı. Koridorda yürümeye devam ederken kız önümden yürüyerek salon olduğunu düşündüğüm yere geldi ve oturmam için koltuğu işaret etti.
Hemen geçip oturduktan sonra "sen burada biraz bekler misin arkadaşlarımı çağıracağım da." Dedi tatlı bir tonlamayla. Ben tamam anlamında başımı salladıktan sonra gözden kayboldu. O gelene kadar etrafı incelemeye devam ettim. Burası kahverengi ve altın rengiyle döşenmişti. Kapının yanında bir sehpa onun biraz ilerisinde vitrinli bir yemek masası vardı. Yemek masanın karşısında benim oturduğum yerde kahverengi 'aşırı rahat' koltuk takımı vardı.
Koltukların tam arkasında bahçe kapısı, bahçe kapısının yanında boy boy çiçekler vardı. Burası aynı yeni gelin evi döşenmişti. Ben gözlerimle adeta salonu taciz ederken bana kapıyı açan kızla birlikte toplam üç kişi daha gelmişti.
Bunlardan biri esas oğlanımızdı. Yaklaşık 1.90'a yakın boyu, kumral saçları, süt gibi beyaz bir teni vardı. Vücudu hastalığına rağmen oldukça yapılı duruyordu. Onun arkasında ise Gökalp'e nazaran daha cılız bir çocuk vardı. Cılız dediğime bakmayın günümüz erkeklerine göre onun da vücudu yapılıydı ama Gökalp'in yanında biraz daha cılız kalıyordu. Dalgalı bebek sarısı saçları vardı. Onun arkasında da bir kız vardı. Bu kız diğerlerine göre fazla soğuk duruyordu. Saçları kıvırcık ve simsiyahtı, boyu normal kızlara göre ortalamamın üstünde olmalıydı ve fiziği bir mankeni kıskandıracak kadar güzeldi. En azından benimkiyle yarışabilirdi. Bana kapıyı açan kızla aşırı benziyorlardı ama bu kız bir anda samimiyetsiz gelmişti gözüme.
Sonunda hepsi karşımdaki koltuğa oturdular ve resmen beni sorguya aldılar.
Konuşmaya sarışın çocuk başladı. Gülümseyerek "adın ne" dedi. "adım Duru " dedim ben de gülümseyerek. Soğuk olan kız ifadesiz bir suratla "soyadın?"
"Ilgaz" bana kapıyı açan sevecen kız "kaç yaşındasın?" dedi
"17"
Bu sefer Gökalp "ailenin haberi var mı tanımadığın insanların yanında kalmak istediğinden, daha reşit bile değilsin sonra başımıza bela almayalım da." Dedi haklı olarak. Yani benimde evime böyle güzel bir kız gelse ben de tırsabilirdim.
Gülerek "ailemin beni pek umursadığı söylenemez. Beni evden kovdular ben de bir süreliğine yaşayacak bir yer bulmaya çalışıyorum, ama size rahatsız vereceksem gidebilirim" dedim.
Blöf yapıyordum tabii ki de gitmeyecektim.
Sevecen kız "yani bir süreliğine yaşayacak bir yere ihtiyacın varsa burada kalabilirsin. Genç bir kızı sokakta bırakacak halimiz yok" dedi tam ondan beklediğim tavırla.
Diğer kız "otel diye bir şey icat edilmişti aslında" dedi laf soktuğunu zannederek. Ben de hemen rol yapmak için gözlerimi doldurdum ve ağlamaklı bir sesle "şey benim ablam bir otel odasında öldürüldü ve o zamandan sonra asla otellerde kalamıyorum" dedim. Oyuncuğum müthişti bir ara ben bile inanacaktım.
Soğuk kız biraz mahcup bir ifadeyle "hıım bilmiyordum başın sağ olsun" dedi.
İçimden gülerek ve bunu dışarı yansıtmamaya çalışarak "teşekkür ederim" dedim.
Sarışın çocuk "madem bir süreliğine burada kalacaksın o zaman tanışalım. Ben Batuhan" dedi ve kalkıp elimi sıktı.
Sevecen kız "ben de Lila ve bu da kardeşim Yasmin" dedi soğuk kızı göstererek.
Gülerek "aa ben de diyorum neden çok benziyorsunuz" dedim absürt bir aydınlanma yaşayarak.
En son da Gökalp "ben de Gökalp, tanışma faslı bittiyse ben odama geçiyorum" dedi umursamaz bir şekilde ve sonrasında ortamı terk etti.
Gökalp gittikten sonra soğuk kız ve Batuhan da adadan elenen kişiler oldu.
Lila yanıma gelerek "gel biraz sana evi gezdireyim hem de odanı seçersin" dedi. Ne yani bu evde ne kadar oda vardı ki? Aslında fazla olması oldukça normaldi çünkü bu ev göründüğünden daha büyüktü.
Salondan çıktık holde yürürken alt katı gezdik. Alt katta bir salon, bir oturma odası, iki tane ebeveyn banyosu, bir mutfak ve mutfak ve salondan girişi olan kocaman bir bahçe vardı.
Bahçeye çıktığımızda bir havuz ve ağaçların arasında asılı duran hamak çarptı gözüme.
Bahçe çok güzeldi her yer çiçeklerle doluydu. Güller, papatyalar, kırmızı begonviller ve benim en en en sevdiğim zinya'da vardı.
Bahçeyi de gezdikten sonra üst kata çıktık. Üst katın girişindeki ilk oda soğuk kıza aitmiş. Yanındaki oda ise Lilaya. Koridorun en sonunda bir banyo, banyonun yanındaki oda da Batuhanınmış.
Lila "istersen Batuhan'ın yanındaki oda boş oraya geçebilirsin. En konforlu oda orası o oda için Batuhanla kavga etmiştik ama sonuç olarak ikimizde geçemedik" dedi mutsuz bir ifadeyle. Ben tam bir şey diyecektim ki Lila "aa ama istersen çatı katında da oda var orası da en az bura kadar güzel" dedi.
Gökalp'in nerede kaldığını direkt soramayacağımdan "herkes bu katta kalıyor sanırsam" dedim.
Lila "yani Gökalp herkesin aksine çatı katında kalıyor." Dedi.
Şaşkınlığımı gizleyemeyerek "çatı katında iki oda mı var?" dedim. Lila'da "aslında bir tane kocaman bir oda varmış ama Batuhan'ın ailesi orayı iki odaya dönüştürmüş." Dedi.
Artık şaşırmaktan yorulmuştum "Batuhan'ın ailesi mi?" diyiverdim.
Lila şaşkınlığımı anlayarak "Batuhan bebekken ailesi ölmüş ve miras olarak bu ev kalmış Batuhan'a. 18 yaşına geldiği içinde resmi olarak burada konuklama hakkına sahip çünkü evin sahibi o. Tek kalmaktan korktuğu içinde bizim yanında kalmamız için çok ısrar etti. Biz de seve seve kabul ettik. Sadece elektrik, doğalgaza ortak olmamıza izin verdi. Diğer her şeyi dedesinden kalan yüklü bir parayla idare ediyor."
Kıskanmıştım, neden bilmiyorum. Belki de hiçbir zaman böyle dostlarım olmadığından olabilir.
Yüzümün düştüğünü belli etmemeye çalışarak "öyleyse ben çatı katındaki odada kalayım çünkü hayatım boyunca hep çatı katında kalmayı istemişimdir" dedim ve güldüm. Aslında bu söylediğim yalan değildi hep kocaman bir evimiz olsun da çatı katında kalayım derdim. Ama ne kadar paramız olursa olsun annem böyle lüks ve gösterişli evleri sevmediğinde dolayı çatı katılı evimiz de olmamıştı. Düşüncelerimden sıyrılarak bavullarımla birlikte odaya çıktım.
Çatı katında dediği iki oda vardı ve Gökalp'in olduğunu tahmin ettiğim odanın kapısı fazlasıyla yeni ve boyalı görünüyordu. Kömür siyahına boyanmıştı.
Benimki ise düz kahverengiydi. Kapımı açtım ve içeriye girdim. Etraf evin dışı gibi griydi ve kapının solunda bir çalışma masası, çalışma masasının sağında pencerenin yanında beyaz bir yatak vardı. Ve utanmasam oha diyeceğim bir şey vardı. Odanın içinde banyo vardı. Aşırı beğenmiştim odamı hemen dolaba eşyalarımı yerleştirdim ve makyaj masasının önüne geçip aynadan kendime baktım. Hastalıktan dolayı gözaltlarım morarmıştı. Sarı saçlarım aşırı dağınık gözüküyordu. Hemen kendime gelmek için saçlarımı topladım ve gözaltlarımı kapattım. Saat akşam yediye gelmişti ve ben çok acıkmıştım. Acaba herkes birlikte mi yemek yiyordu. Hiçbir şey bilmiyordum ama umarım ki öğrenmem uzun sürmeyecekti.
Bir anda Gökalple aynı katta olduğumuzu fark edince biraz konuşmak için kapının önüne gittim ve kapıyı çaldım. Bir çaldım iki çaldım üç çaldım ama açan olmadı ve ben de aşağıya indim. Aşağıya inip ışığı yanan oturma odasına gittim. Evet Gökalp buradaydı ve yemek yiyordu. Beni görünce "geldin mi? Ben de seni rahatsız etmemek için çağırmadım ama herkes yemek yedi bir tek sen kaldın" dedi yemeğini yerken.
Tekrardan "sevip sevmediğini bilmiyorum ama yemekte tavuklu pilav var" dedi. Ben de aşırı sevinerek "sevmek mi bayılırım" deyip sehpanın karşısına geçip yemeye başladım. Yemeğimiz bittikten sonra Gökalp birden ortadan kayboldu ve kimse de olmadığı için ben de odama geçtim.
Biraz telefona baktıktan sonra tam uyuyacaktım ki Gökalp'in odasından inleme sesleri geldi.
Birden aklıma hastalığı geldi ve koşarak odasına girdim.
Ama keşke girmeseydim.
Keşke o an yok olsaydım.
Süblimleşseydim.
Hiç yaşamamış olmayı dilerdim bu anı. Unutana kadar acıyla, nefretle hatırlayacağım.
Evet televizyonda porno açıktı ve karşıda Gökalp.
Ben gelince hemen ayağa kalktı ve bağırarak "oha kızım sen kapı çalmak nedir bilmez misin?" dedi.
Ben gözlerimi elimle kapatıp kapıya doğru yürüdüm ve "sen de biraz toplumla bir arada yaşarken insanları rahatsız etmemek adına izlediğin, dinlediğin şeylerin sesini kısmayı öğren" dedim. ve çok utanarak kendi odama gittim.
Bu günden sonra Gökalp'in yüzüne nasıl bakacaktım bilmiyordum.
Kafamdaki bütün sesleri susturmaya çalışarak uykunun sakin kollarına bıraktım kendimi.