İçeriğe geç

Darağacı

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Darağacı

Bölüm 2

Bölüm-1

Hastaydım, çok hastaydım hayatımda ilk defa bu kadar kötü bir şekilde hastalandığımı görüyordum. Her yanımdan ter akıyordu ve havalar soğuktu hatta dışarıda kar yağıyordu ama yine de terlememe engel olamıyordum. Annem sürekli ilaç getiriyordu her gün hastaneye de gidiyorduk ama doktorlar basit bir soğuk algınlığı deyip gönderiyorlardı.

Yatakta yatıyordum çünkü hareket edemeyecek kadar kötüydüm birden annemle babam odaya girdi. Annem sanki ne olduğunun biliyormuş ve bunu itiraf etmek için gelmiş gibi bir surat ifadesi vardı babamın ise onun aksine hiçbir mimiği yoktu ifadesiz bir yüzü vardı.

Annem " Duru seninle bir konu konuşmamız gerekiyor, aslında bu kadar erken beklemiyorduk, bize de sürpriz oldu ama artık öğrenmen gerektiğini düşünüyoruz" dedi.

Ne olduğunu anlayamamıştım neydi bu erken olan ve onlara sürpriz olan şey. Meraklanarak "ne oldu anne bir sorun mu var?" dedim. Babam söze atlayarak "sen kaç günden beri bu haldesin kızım?"

"ııı yaklaşık bir aydan beri baba, ne oldu anlatacak mısınız artık!"

Annem "tamam anlatacağız ama bil ki seçim hakkın yok ne denirse ne gelirse yapmak zorundasın."

Daha fazla dayanamayarak yerimden kalktım ve bağırarak "ne demek seçim hakkım yok anne anlamıyorum anlat artık ne varsa" dedim çünkü sinirlenmiştim, bilmece gibi konuşuyordu.

Annem derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.

"Duru bizim ailemizde olağanüstü bir durum söz konusu, yani nasıl desem biz seçilmiş bir aileyiz. Bu yüzyıllardan beri sürüyor, şey gibi düşün iyilik meleği. Zamanında atalarımızın çocukları olmuyormuş ve çok yoksul bir hayat sürüyorlarmış, bunun için dualar, ritüeller, büyüler ne varsa denemişler ve biri sonuç vermiş. Gökten yazılı bir kağıt düşmüş, içinde 'size güzel yiyecekler, güzel giysiler, paralar ve çocuk vereceğim, ama bunun bir bedeli var. Çocukların, torunların bir göreve tabi tutulacak ve yapmak zorunda olacaksınız' yazıyormuş." Şok olarak "ne görevi?" dedim. Babam "hayatlarını kötü geçirmiş, zorluk içinde büyümüş ve amansız hastalıktan ölmüş insanların hayatlarını mutlu geçirmiş olmasını sağlayacaksın" dedi şaşkınlığım giderek artıyordu. "iyi de madem ölmüş ben nasıl hayatını güzel geçirmesini sağlayabilirim ki?" annem duruma el atarak "aşkım eğer kabul edersen bu görevi ki edeceksin de sana ölmüş bir insanın hayatına dair her şey gelecek. Neleri sevdiği, nelerden korktuğu, nelerden nefret ettiği. Ve sen her şeyi öğrendikten sonra sen o insanın yaşadığı zamana gönderileceksin. Yani kısacası o ölene kadar onu mutlu edeceksin ve o huzur içinde ölecek"

"e iyi de ne anlamı var ki mutlu etmemin eninde sonunda ölecek"

Babam "olur mu kızım öyle şey, ölen kişiler zaten kötü bir hayat geçirmiş oluyor ve ellerinde olmadan ölmüş oluyorlar, sen en azından o yaşarken onu mutlu et ki öldüğünde de zaten çok kötü bir hayatım vardı demesin, en azından bu hayattan o da keyif almış olsun" dedi. Korkarak "ya kabul etmezsem?" dedim annem "bebeğim kabul etmek zorundasın eğer ki etmezsen koca bir neslin yıkılmasına sebebiyet vereceksin, hatta sen, ben bile öleceğiz, hiç yaşamamışız gibi olacak yani. Bu zamana kadar bu görevi reddeden olmadı ve olmayacak, bize bunu yapma" dedi. Ben tam bir şey söyleyecekken "bu kadar ağır ve bu kadar uzun hasta olmanın sebebi de bu" daha fazla şaşıramam derken şaşkınlığım doruklara ulaşıyordu. "nasıl yani benim hastalığımla bu durumun ne alakası var?"

Bu sefer babam konuştu "göreve hazır olduğuna dair bir işaretmiş bu kızım herkeste farklılık gösterirmiş. Kimisinde hastalık kimisinde fiziksel özelliğinde bir değişiklik kimisinde de ruhsal sıkıntılar"

"ya anne baba farkında mısınız ben daha on yedi yaşındayım, böyle büyük bir şeyin üstesinden nasıl gelebilirim" dedim ağlayarak, çünkü korkmuştum.

Annem "canım kızım senin isteyipte yapamadığın ne var?"

Sinirden gülerek "istemiyorum ki" dedim.

"istemiyorum diye bir şey yok, lütfen yorma bizi Duru" deyip çıktılar odadan.

İnanamıyordum resmen istemediğim bir şeyi zorla yaptırıyorlardı. Neden fikrimi sormadıklarını da anlayabiliyordum ama ben nasıl yapacaktım ve bu kişi kimdi, kaç yaşındaydı hiçbir şey bilmiyordum kafayı yemek üzereydim.

Biraz uyuduktan sonra bu kişinin kim olduğunu sormak için annem gilin yanına gittim.

Salonda oturuyorlardı benim geldiğimi görünce "evet verdin mi kararını?" dedi annem sanki başka bir seçeneğim varmış gibi.

Gözlerimi devirdim ve ee kimmiş bu benimle tanışma şansını yakalamış kişi" annem "Duruu dalga geçme kızım" dedi. Ve sonra devam etti elinde bir kağıt vardı " adı Gökalp Acar on dokuzuna girdiği gün ölmüş. İlik kanseriymiş ve birkaç yıl tedavi almış fakat bu tedaviler olumlu sonuç vermemiş. Annesiyle babası Gökalp daha iki yaşındayken vefat etmişler. Gökalp'e amcasıyla yengesi bakmaya başlamış ama şöyle bir sıkıntı var ki yengesi ona çok kötü davranıyormuş. Çocuğu sürekli dövüyormuş hatta bir keresinde bir demir sopayı alıp ateşe katıp çocuğun sırtına bastırıyormuş ve amcasına söylemesin diye tehdit ediyormuş, eğer söylersen seni bırakırız sokakta yaşarsın diye. Yazık çocukta tek kalmaktan korktuğu için yengesinin bu işkencelerine ses çıkartmıyormuş."

Annem konuşmasını bitirdiğinde dağılmıştım. Nasıl olurda küçücük bir çocuğa böyle işkence yapılabilirdi. O daha çocuktu çocuk sana ne yapmış olabilirdi ki. İnsanlar gerçekten çok acımasız, çok merhametsiz varlıklardı.

Annemle oturup uzun süre dosyaları inceledik ve resmen ezberlemiştim.

Gökalp'in sevdiği sevmediği her şeyi öğrenmiştim, yaşını, arkadaşlarını yaşadığı yeri.

Ama bence bu görev çok acımasızdı. Sonuçta ölmüş birini görüyorduk, tanıyorduk ve öleceğini biliyorduk. Onunla çok iyi anlaşabilmek ve bağlanmak gibi bir ihtimal de vardı fakat bunu ailem için yapmak zorundaydım.

Önemli bir ayrıntıyı atlamıştım. Hemen anneme dönerek "anne bu çocuk hangi zamanda yaşıyor?"

Annem gülerek" merak etme geçmişe gitmeyeceksin, 2021 yılının Haziran ayında vefat etmiş." Dedi. Mutlu olmuştum çünkü geçmişe gideceğimi düşünmek bile beni korkutmuştu.

Her şey bittiğinde eşyalarımı hazırladım bilgilerimi tekrardan tazeledim ve annemle babamla vedalaşmak için salona girdim.

Babam "kızım kendine dikkat et, başına zaten bir şey gelmez ama sen yine de tedbirli ol ve ne olursa olsun sakın bağlanmak gibi bir hataya düşme. Unutma sen oraya bir görev içi gidiyorsun." Dedi ve başımdan öptü.

Annem ise "ben güveniyorum kızıma inanıyorum ki başarıp geleceksin." Dedi sanki sınava giriyormuşum gibi.

"anne baba sakin olun bir şey olmayacak hemen gidip geleceğim, ya da biraz daha mı dursam biraz özleyin beni" dedim gülerek. Annem "Duru nasıl gideceğini unutmadın değil mi?" , "anne bi elli kez daha dinlemeyi kaldıramayacağım, bunun için beynimdeki önemli bilgilere yol vermem gerekti." Dedim sahte bir gülümsemeyle.

İkisinde öpüp dışarı çıktım ve ahıra gittim. Şu an resmen yüzyıllık olan, aile çiftliğimize gelmiştik, çünkü geliş ve gidişler ahırda gerçekleşiyormuş. Gizli bir geçit gibi. Benim olmadığım süre boyunca yokluğum anlaşılmasın diye yurt dışına gitmişim gibi gösterdik. Tüm arkadaşlarım da beni Hollanda' sanıyordu. Hayaller Hollanda hayatlar ahır diye bir şaka yapsam annem kızabilirdi.

Ahıra gelmiştim ve girdiğim anda gözüm karardı ve yere düştüm. Uyandığımda sokaktaydım. Evet şaka yapmıyorum düşe düşe sokağa düşmüşüm. Hemen ayılmaya çalışarak kalktım ve eşyalarımı yerden aldım.

Etrafa göz gezdirdim. Sokağın adına bakmak içi biraz yürüdüm ve tabelada Güzelyalı mahallesi yazıyordu ve şok geçirmiştim çünkü Adanadaydım. Burayı hep merak etmiştim. Ve aşırı gezmek istiyordum çünkü bu şehir hakkında köy ve conoların şehri diyorlardı umarım doğru değildir diye düşünmeden edemedim. Saçlarımı düzelterek çantamdan çıkardığım kağıttaki adrese bakarak Gökalp'in yaşadığı evin yolunu tuttum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.