İçeriğe geç

DAMGALI RUHLAR

Bölüm 1 · 30 dk okuma

DAMGALI RUHLAR

Bölüm 1

1. Bölüm

Bazı insanların geçmiş de kalacağına inanmazdım.Bence kimse de inanmamalı. Geçmişte kalmazdı; sadece bazı anılar daha sessiz bir köşede bekler.Yine de içimde bir karamsarlık, tuhaf bir huzursuzluk vardı. Geçmişimden kaçamıyorum; aksine ona kucak açıyordum. Benliğimin daha fazla kararmasını istemeyen Tanrı, kapımın çalmasını istemişti muhtemelen.Gelen, canım patronum ve aynı zamanda kuzenim olan Mertti.Kapıyı kıracakmış gibi çalmasa mükemmel olurdu ama şikâyet edemezdim. Çünkü burası onun eviydi. Annem, babamın ölümünden sonra işlerine daha çok yoğunlaşmıştı. Annemi her aradığımda farklı ülke isimleri duyardım. Bu hayat temposuna alışamadığım için sonunda beni kuzenim Mert’e emanet etmişti. Bu durumdan oldukça memnunum.Mert tek başına yaşayan, her zaman işine bağlı biri olmuştur. Moda tasarımı okumak istememin en büyük nedenlerinden biride oydu. Diktiği kıyafetler, tasarladığı takılar bana göre rahatlıkla “Dünyanın Yedi Harikası” arasına girebilirdi. Kendine hayran bırakan tarzıyla herkesin göz bebeğini titreten biriydi.Kapı bir anda açılınca düşüncelerimin ne kadar derinleştiğini fark ettim.Mert, alaycı bir o'kadar sinirli tınısıyla konuştu: “Nefes Ciğim, ne zaman şu kapıyı zamanında açmayı öğreneceksin?” dedi hırslaBen de hiç gecikmeden karşılık verdim."Bana ne zaman sarışın, helal süt emmiş, birini bulursan… o zaman belki.”Sarışın çocuklardan ne zaman bahsetsem gerilirdi. Çünki eski sevgilim de sarışın, iri yarı bir çocuktu. Mert’le beni yan yana görünce, kıskançlık krizine girip Mert’i bir güzel dövmüş; gözlüklerini de kırıp öyle göndermişti. Aklıma gelince bile hala gülüyorum Mert suratıma boş boş bakıp " O hayvan herif gibi birini bulacaksan ben senin kapında sabahlayabilirim Nefes" dedi tırstığını hissetmiştim "aslında...dün yazdı senden ve benden özür dilemek için bizi yemeğe çağırıyor, pişman olmuş " dedim. Kesinlikle yalandı sadece onunla biraz eğlenmek istiyordum gözünden korku geçtiğini gördüm bu bana zevk vermişti çok zeki bir çocuktu ama zekasına rest çeken bir şekilde "ben tokum " dedi " yemek yarın akşam ama " dedim "yarında tokum hem, böyle konuşursan bugün 5 elbise şablonu tasarlamaktan yarın yemeğe gidecek halin kalmaz" dedi tehdidinden korktuğumu anlayınca pencere pervazına dayandı kollarını bağladı sesi ciddileşti "şimdi bu çocukça şeyleri bırakalım, sana bir zarf geldi ve kimden geldiği bellideğil aşağı inelim kimden olduğunu öğrenelim " diyince gözlerimi kısıp düşünmeye başladım kim olduğunu, ama bana mektup yazacak kimse yoktu. Odadan çıkıp hızla salona geçtim zarf orta masadaydı zarfı elime alıp koltuğa kendimi bıraktım Mert’te cansız mankenin başına geçip elbisenin üzerinde oynamalar yapmaya başlamıştı. Zarfın dışında kimin gönderdiğine dair bir ibare yoktu dışındaki kağıdı parçalayıp içine bakacağım sırada telefonum çaldı Annemdi, annem beni sık sık aramaz ben aradığımda ise genelde açmaz toplantıda olurdu şaşırmış aynı zamanda mutlu olmuştum anneme hayrandım ama zarftaki merakım zirvedeydi telefonu kapatıp önümdeki zarfa baktım zarfın babamın eski şirketinden… Öldüğü şirketten geldiğini gördüm ellerim titremeye başlamıştı. Zarfta şirkette yaşanılan olayların birazda olsa acıları dindirebilmek için şirkette çalışanların ailelerini ve kendilerini bir gemi turuna davet ettiklerini yazıyordu. Sinirim katlanarak artıyordu hırsla ayağa kalktım " şerefsizler sanki parayla acı dindirebileceklerini sanıyorlar" dedim Mert hızla yanıma gelip zarfı okudu "pislikler" dediBabamdan sonra o şirkette üç kişi daha öldü.İçlerinden biri, babamın can dostu Cevdet amcaydı.Hepsine iş kazası süsü verildi.Ama kimse, vücutlarındaki aynı detayı açıklayamadı.Yaprak.Farklı yerlerde.Aynı şekil ve biz ne kadar dava açmaya çalışsakta hep bir engel konuldu önümüze ve annem bir süre sonra vazgeçmişti ve benim söz hakkım bile yoktu yeni yetişkinliğe girmiştim ve annem ne derse oydu gözümde, susmuştum ama kendime sözde vermiştim benim tek arkadaşım babamı benden aldıkları için onlara ödeticektim herşeyin zamanı var 'Allahın dediği olur ' demiştim Telefonun ısrarla çalmasına dayanamayarak artık telefonu açtım "Efendim" sesim titredi titrediği anda Mert beni koltuğa tekrar oturttu"Hala öğrenemedin mi telefonu tek arama da açmam gerektiğini" dedi soğuk sesiyle herkes bana birşe yler öğretmeye çalışıyordu " sende kolay kolay açmassın anne rol modelim sensin unuttunmu " annemede hala kırgın ve kızgınım babamın gidişini bu kadar kolay benimsediği için. Hemen eski hayatına dönmüştü. Hiç birşey olmamış gibi Ve ben o an fark etmiştim biz tam bir aile değildik aynı evin içinde yaşamak zorunda olan insanlar gibiydik. Babam ile ben hariç o da annem gibi çok çalışıyor, ama benimlede ilgileniyordu. O yüzden daha da çok istedim intikam almayı,bir şeylerin ters olduğunu göstermeyi. Yıllar boyu bende dava açmak için çabaladım ama olmuyordu yetersiz delil olduğu için. Kanıtlayamıyorduk. Cinayet olduğu ayın tüm kameraları silinmişti ve evet bu cinayet. Bence delil bulmak imkansızdı.. Annemin sesini sonunda algılyabildiğimde " Eline bir zarf geçtimi kızım" dedi kızım…Babamın ölümünden sonra annemle aramıza daha da çok b uz dağları girmişti ve bana ne zaman işi düşse ve ya bişi isterse kızım derdi. Gözümden kaçmadı "Evet, babamın…Ölmeden önce çalıştığı şirketten gelen bir gemi gezi daveti inanabiliyor-" lafımı kesti "Herşeyi biliyorum, o davetiye banada geldi ve maalesef gidemiyorum benim yerime sen gideceksin." Dedi sinirlerim iyice gerilmişti. " Maalesef mi anne gitmeyeceğiz tabiki o şirket babamı benden, bizden aldı " dedim ağlayarak Mert olanları net duyuyordu hapörlere aldım ve daha net duymasını sağladım " Çocuksu intikam işlerine yine kalkışma, biliyorsun baban kalp krizi geçirerek vefat etti hastane raporunda yazıyor. O şirketle bizim şirketimiz bir anlaşma yapacak, eğer gitmezsen belkide işim riske girebilir, senden rica ediyorum ve gerekirse emrediyorum o tatile gideceksin ve beni temsil edeceksin sana güveniyorum." Ve telefonu kapattı ne diyeceğimi bile önemsemedi Eşini öldüren şirketle anlaşma mı yapacaktı? Peki ya babam? Annem ne zamandır bu kadar umursamaz. Mert başımı göğsüne yasladı ve sarıldı. Anlıyordu beni anlamasa sarılır mıydı? Gözyaşlarım çoktan biletini kesmiş yolculuğa başlamıştı hıçkırıklar arasında ben ağlarken Mert beni teselli etmeye çalışıyordu. Kimin annesi bu kadar ailesini düşünmez ki? Önemsemez ki, benim acı çekeceğimi bile bile beni o davete zorla gitmem için emir veriyor, buda yetmezmiş gibi birde o şirketle anlaşma sağlıyordu. Bu kadar geniş bu kadar umursamaz olmamalı o bir anne değil mi? Yada ben mi annelik kavramı altına bukadar sorumluluk sığdırıyordum. Ama Mert'in annesi böyle değildi o ne olursa olsun Mert’i önemsiyordu ama benim annem doğum günümü bile kutlamak için ajandasında biraz boşluk bırakamıyordu "onu anlamaya çalışmaktan yoruldum Mert beni her zaman ikinci perdeye atıyor yoruldum artık ve babam…" dedim ağlamam dahada şiddetlenerek nefes almak bile işkence gibiydi bedenime bitmişlik tükenmişlik hissediyordum. "Bak kızım seni çok iyi anlıyorum. Annenin dediklerini sindirmek için sana, benim bile inanmadığım yalanlar söyleyemem ama yemin ediyorum seni anlıyorum daha küçücükken annenin merhametsizliğini biliyordun. Kendini topla ben, benim gölgem senin hep bir adım önünde olucaz" dedi nefesini toplayarak tekrar lafa girişti " Ve o geziye katılmak istemiyorsan katılamazsın." Gitmek istemiyordum ama gitmek zorunda hissediyordum, kafamı iki yana sallayarak doğruldum aklıma bir fikir gelmişti. Elimle göz yaşlarımı silip, Mert'in endişeli suratına bakıp ellerini tuttum. " Mert bu belkide hayatımın şansı olabilir " dedim umutla anlamayan gözlerle bakmaya devam etti" Belkide, babamın cinayetini kanıtlayacak bir takım şeyler bulabilirim sonuçta o gemide eski çalışanlarda olacak değilmi?" Mert bir anda beni öyle bir sardı ki nefesim kesiliyor sanmıştım. "Sen varya bu beyinle o gemiyi söker geri takarsın aferim lan " dedi sözleri egomu tatmin etmişti şakasına" biraz daha devam et lütfen beni övmeye." Dedim küçüklüğümden beri ağladıktan sonra gülerdim, gülmeye çalışıyorum. Çünki babam derdi ki “ ağlamak ayıp değil… Ama göz yaşına teslim olmak yakışmaz. Gül ki, canın yansa bile dünya seni güçlü bilsin.” Mert beni kolları arasından çıkarıp kulağımı çekiştirmeye başladı yine, ne zaman bana kızıp kızmamak arasında kalsa bunu yapardı " canımı yakıyorsun ama" dedim acı çeker gibi yaparak hemen bıraktı acı çekmem onun için cehennem gibiydi. Lafı değiştirerek "yalnız başına gidemezsin bizde geliyoruz." "biz derken?" Görürsün dedi ve beni odama hazırlanmam için gönderdi kaç gün kalacağımı bilmiyordum tek istediğim şey delil bulup hemen dönmekti. Evet tam olarak artık hazırdım fotoğraf makinesi video kayıt cihazı bunlarıda çantama eklemeyi ihmal etmemiştim babamın fotoğraf karesinde çantama eklemeden önce uzun uzun baktım tam o sırada aşağıdan sesler gelmeye başladı valizlerle beraber aşağı indiğimde görmeyi alıştığım manzarayı tekrar gördüm Alaz ve Burak ikiside gelmişti Mertten sonra tek arkadaşlarım daha doğrusu Mert’in arkadaşları ama bizde çok iyi anlaşıyoruz Burak tenine zıt bembeyaz alt üst giymişti ve oldukça rahat gözüküyordu Alaz ise kendinden ödün vermemiş yine siyahlara bürünmüştü anlaşılan herkes tek renge bürünecek bugün. Mert’te bu sürede hazırlanmış Lacivert aynı Burak ve Alaz'ın üstüne benzeyen hatta aynısı gibi olan kısa kollu lacivert eşofman giymişti. Geldiğimi gördüklerinde Burak bana yaklaşıp burnunu kırıştırdı "çok çirkin görünüyorsun al ve bunları giy bordo renk sevdiğini bildiğim için gidip bordo takım aldım ha ona göre" dedi sanki berbat giyinmişim gibi. Burağın böyle gelgitleri sık olurdu ama komik çocuktur "sensin çirkin " dedim yapay sinirle" bu takımla çirkin olma ihtimalim yok yalnız." Dedi kim Burağa sponsor olmuştu acaba elime tutuşturduğu takımı alıp hemen giyinip gelmiştim ince askılı bordo bir üst, altıda oldukça bol bir eşofman Daha fazla oyalanmak istemedim çünkü gemi tatili bugündü bugün saat 11 de kalkacak limandan, böyle yazıyordu. Yol boyunca arabada şarkı söylemiştik Alaz Burağa çok bağırıyorsun demesine rağmen daha çok bağırmış hatta camdan sallanıp dışarıdaki insanlara bağırıp şarkı söylemişti. Mert bizimkilere herşeyi anlatmış olacakki keyfimi yerine getirmeye çalışıyorlardı saat dokuz buçuğu geçiriyordu Mert erken gelip yerleşmemizi önerdiği için erken çıkmıştık sonunda gideceğimiz yere varınca ar abadan inmeden önce derin bir nefes alarak, "çok teşekkür ediyorum sizlere beni yalnız bırakmadınız." Dedim samimi bir şekilde Alaz umursamaz görünerek "kızım biz bu tatil fırsatını kaçırırmıyız sence " gözlerimi vay vay dermiş gibi açıp kıkırdadım. En çok Alaz hissederdi, en çok o anlardı. Burak bir Alaz'a birde Mert’e baktı " Cidden senin için geldiğimizi düşünmüyorsun değilmi? " dedi bi an ben bile anlamadım rol yaptığını elimi kalbime götürüp dudaklarımı içeri kıvırıp boynumu eğdim Mert gülüp "Hadi hadi eğlencenin sırası değil herkes valizini alsın "diyip indi arkasından bizde indik Arabanın kapısı kapandığındaki kapı sesi her şeyi susturdu.Karşımızda duran şey bir gemiden fazlasıydı. Sahi ben daha önce gemi görmüşmüydüm hayır. Ama bunun gemi olmadığını biliyordum Burak kaşını kaldırdı.“Bu… buna mı bineceğiz”dediKimseden cevap gelmedi.Çünkü gemimsi şey zaten cevap vermişti. Gemi uzaktan bakıldığında bir taşıttan fazlası olduğu apaçık belli Kelimelere sığdıramayacak kadar büyük ve görkemliydi gemiye bakan tekrar bakmak isteyecektir. Bizimkilerde benimle aynı fikirde olacakki ağızları kapanmak yerine daha çok açıldı sanki mümkün olacakmış gibi. Üçünede dönüp, " daha fazla bakarsak geminin burdan kalkışını izleyeceğiz" dedim bende hala şaşkınım çünkü basit bir gezi olacağını düşünmüştüm. Benden sonra Mert’te kendisine geldi Arabanın bagajından valizleri indirmeye koyulmuştu bile. Alaz ve Burak hala bıraktığımız gibiydi " bu...Bu fazla gösterişli değilmi?" Demişti Burak evet haklıydı anlaşılan sağlam bir para dökmüşlerdi tabikide bu gemi sus payı gibi birşeydi hem acılarımızı hemde sesimizi kesmek için di Alaz kaşlarını çattı bu durum onun gözünden kaçmamış gibiydi. Mert aklımı okuyarak " masum insanların susması için düzenlenen bir davet, o kadarda olsun değil mi? " dedi yüzünü buruşturarak Alaz " Sikeyim böyle işi " dedi sinirli sinirli Burak Alazın omzunu sıvazladıktan sonra Mert’e yardım etmeye başladı ardından Alaz da geldiğinde herkes bu demir parçasına binmek için hazırdı. Ama içimdeki huzursuzluk her adımımda katlanarak artıyor. İçeri adım attığımda denizin üzerinde olduğunu unutturacak kadar büyüktü. İçerisi de dışarısı gibiydi fazla gösterişli, fazla büyük, fazla iğrenç altın işlemeleri pahalı parfüm kokusu midemi kaldırmaya başlamıştı. Koridorlar birbirlerine bağlanıyor gibiydi, köşelerde duran insanlarda gelen samimiyetsiz gülüşler kahkahalar burayı iyice katlanılmaz yapıyordu. Bir an durup etrafıma baktım; sanki… sanki yanlış bir kapıdan girsem kaybolacak, bir daha yolumu bulamayacak gibiydim. Bu bir gemi değildi, bu içinde sırların saklanabileceği koca bir dünyadı. Mert hadi dermiş gibi sırtımdan bir az itekledi resepsiyonun olduğu yere ilerlediğim sırada omzuma sertçe biri çarpmıştı çatık kaşlarla önümdeki adama baktım şu an onca şeyin üzerine bu adamı dövebilirim. Alaz birkaç adımda önüme geçti koruma iç güdüsü ile Burak’ Da öne çıkıp "Dikkatli olsana birader zaten küçücük birşey ezilip kalmasın elimizde." Dedi sinirli gözlerimin bu seferki kurbanı Burak' tı "Biraz daha konuş seni Beşiktaş'a satmayan ne olsun " dedim. Burak siyahiydi annesi Afrika'lı babası Türk' tü bu dediğime elbette bozulmuştu ama hayır onu teninden vurduğum için değil Beşiktaş dediğim için çünkü. Burak büyük bir Fenerbahçe hayranıydı o kadar hayrandı ki hiç kitap okumayan Burak içinde her Fenerbahçe geçen kitabı okumuştu ona her bu şakayı yaptığımda bozulurdu. " dua et kuşdaşız" dedi ve hareket çekti gülümseyip önüme döndüğümde bana çarpan çocuk bizi gülerek izliyordu. " Sende bir dahakine dikkatli ol" dedim adam hem çarpıyor bir de bedavadan gösteri izliyor. " Pardon görmedim seni" dedi ve Burağa göz kırptı oda benimle dalga geçiyordu, gayet görünüyordum. Sonra çocuğun yanına bir kız geldi sarışın, benden biraz daha kısa bir kızdı yeşil iri gözlerine bakarken saflığı gördüm kız sarışın çocuğa bakıp " yine mi birilerine çarptın" dedi sahte kızgınlığıyla sonra bana bakıp " siz onun kusuruna bakmayın boy pos var ama işte önüne sağına soluna pek bakmaz" dedi kızın da dediği gibi boyu uzundu Mert’le aynı bile olabilirdi "Problem değil, sevgilinizin suçunu siz üstlenmeyin." Sonra Kızın kulağına yaklaşıp " bunu hak etmiyolar" dedim kız gülüp "yanlış anladınız" dediği sırada Mert bir bana bir kıza bir o sarı çocuğa gözleri git gel yaptı ardından bana yaklaşıp " anahtarları aldım artık gidelim" dedi ve çocuğa baktı selam verip benle beraber yürümeye başladı ben ona olanları anlatırken çoktan merdivenleri inmeye başlamış tık . Arkamızdan ayak sesleri geliyordu ama pek dikkat etmedim Burak biraz bize doğru eğilip. "Bu adamlar bizi takip ediyor baksanıza." Diyince hemen arkama baktım az önceki çocukla kız ve yanlarında iki tane daha çocuk bize bakıp basamakları iniyordu Mert’le göz göze geldik güven verirmiş gibi gülümseyip inmeye devam etti. Onlar da büyük ihtimalle susturulan ailelerden di Bu gemide benim başıma bir iş gelse gram umurumda olmaz ama bizimkilerin başına bir iş gelirse dayanamazdım. Onları kabul ettim çünkü onlar beni bu gemiye tek başıma yollamazlardı ben istemesem bile gizli gizli binerlerdi gemiye. Ayrıca Mert'in zekasına Alazın gözlerine Burağın kardeş gibi hissettirmesine ihtiyacım vardı. Ne kadar bencilce olsada. Sonunda odanın önüne vardık 347. Oda da kalacakmışız. Sanki grupça geleceklerimizi biliyorlarmış gibi, bizim için Grup süiti ayarlamışlardı yada aileler içindi bilmiyordum. Fazla mı kafada kuruyordum? Kapının önünde Alaz'ın kapıyı açmasını beklerken yukarıda karşılaştığımız grupta yanımızdaki odada durup kapılarını açmaya çalışıyordu oradaki kız bana bakıp ellerini sallayınca bende ona el salladım. Çok tatlı bir kıza benziyordu . İçeri sonunda girdiğimizde lükslük akıyordu odadan büyük bir oturma alanıydı. Bizi karşılayan kanepeye Burak hemen yayıldı. Alaz Mertle hararetli bir konuşma içerisindeydi. Bende o sırada odaları gezmeye başladım 2 ana oda vardı 1 ortak salon vardı salonla da bağlı mutfak, birde balkon vardı bizimkileri es geçerek bir odaya girdim burayı sahiplendim artık benim. Dolaba eşyalarımı dizip bu geminin bana getireceği gücün, delillerini düşündüm. Saat on iki olmuştu bile geminin kalktığını bile fark etmemiştim yada dikkatimi vermemiştim. Düşüncelerimin beni boğmaya çalıştığını fark edince duşa girme kararı almıştım. Kapıyı kapatıp banyoya girdim.Bir adım atmıştım ki.Karşımda biri vardı.Bornozu benimkiyle neredeyse aynı renkti. Kuşağı tam bağlanmamıştı, eli hâlâ ipindeydi. Aynaya bakıyordu ama beni fark ettiği an gözleri irice açılıp şaşkın şaşkın bana bakıyordu. O kızdı resepsiyondaki arkadaşını korumaya çalışan kız. Bir saniye.İki saniye. İçimden saniyeleri sanıyordum büyük ihtimalle o da satıyordu ikimizden de ses çıkmıyordu “Şey,” dedi sonunda. “Sanırım—” “—yanlış banyoya girdin,” dedim refleksle. Kaşlarını kaldırdı. Dudaklarını büzerek. “Ben de tam bunu söyleyecektim.” dedi. Kapıya baktım. Sonra tekrar ona. “Hayır,” dedim. “Benim oda bu.” ikimizde olmamamız gereken bir yerdeydik ve neredeyse çıplaktık. ÇIPLAKTIK. Kız kısa bir sessizlikten sonra güldü. Öyle kontrollü falan değil. Bildiğin tutamayıp gülüyordu. Daha fazla dayanamayarak bende ona katıldım.Kahkahalara, beraber gömülmüştük.“Harika,” dedi. Kahkahaların arasından “O zaman bu gemi bizi resmen trolledi.” İstemeden tükürür gibi kahkaha atmıştım ve eminim çok garip bir görüntüydü “Şu an biri girerse,” dedi, “çok kötü açıklamalar yapmamız gerekecek.” dedi.Tam o anda… Kapılar açıldı kız herhalde ermiş falandı bir insanın varsayımı bile bu kadar hızlı nasıl gerçek olabilir ki? “...”Çok kısa bir an sessizlik oldu. Burak’ın sesi geldi“Be...ben mi kör müyüm yoksa bu sahne gerçek mi ?” dedi irice açılmış gözlerle üstümüzde bornozlar vardı tabi ama yinede utanmıştım. Alaz tavana bakıyordu. Mert gözlerini yere indirmişti. Kız refleksle bana yaklaştı. Burak devam etti: “Abi bu yeni bir Avrupa konsepti falan mı?”Mert dişlerinin arasından “Burak…” oda gülmemek için kendini sıkıyor gibiydi.o kadar kötü durumda mıydık cidden.Alaz ciddi bir tonla:“Biz burada hiçbir şey görmüyoruz.” dedi çocuk mu kandırıyorsun Alazcım.Kız ellerini teslim olur gibi kaldırdı. “Hayır hayır, düşündüğünüz gibi değil.”“Evet,” dedim hemen. “Cidden değil.” Tam o sırada diğer ekip de kapıdan girdi. Sarışın çocuk gözlerini kısarak baktı. Kafamı hemen diğerlerine çevirdim. Hepsi far görmüş tavşan gibi bize bakıyordu. Yanındaki kumral çocuk kafasını eğdi. “Ben şimdi… yanlış bir şey.. zamanında mı geldim?”Diğer kız dudaklarını ısırarak:“Bu gemi çok hızlı kaynaştırıyor.” dedi haklıydı galiba bu kadar fazla samimi olmayı bende beklemiyordum. Herkes bir anda bilerek başka yerlere bakmaya başladı. Gereksiz şekilde tatlı görünüyordu hepsi Burak ciddi ciddi: “Abicim bu küvet kaç litre alıyor sizce?” dedi Sarışın çocuk cevap verdi “Minimum yetmiş beş.” Kumral olan:“Yok ya, yüz vardır.”Alaz kafasını salladı.“Bencede yüz.” İçimden gurur duydum.Bu kadar profesyonel görmezden gelme az bulunur. Bunları dizi, film setlerine satsam iyi para kaldırabilirim. Kız kulağıma eğildi.“Şu an lezbiyen mi sanıyorlar bizi? ”dedi endişeli yeşil gözlerini bana çevirerek. “Bence evet,” dedim. Aynı endişeli ifade ile “Harika,” dedi. “Annem görse gurur duyardı.” Bir anda gülmemek için alt dudağımı ısırdım. Sarışın çocuk yani Kayra boğazını temizledi. “Şey… biz ses duyunca bir sorun var sandık.” Alaz hemen atladı “Aynen. Sorun yoksa… biz yokuz.” Kız hızla konuştu: “Bende sonra girerim... Sen geç.” “Hayır,” dedim. “Sen gir.” “Yok yok,” dedi. “Gerçekten.”“Hayır,” dedim. “Ciddiyim.”“Saç maskesi yapmam lazım,” dedim net bir tonla.Duraksadı.“Bu çok güçlü bir gerekçe.” dediGülümseyerek.“Kazandım.” dedim “Tamam. Ama kapıyı kilitle.” Dedim“İki kere.” dedi oda gülerekBanyodan çıktım. Kalbim saçma bir şekilde hızlıydı. Arkamdan Burak’ın sesi geldi:“Ben hâlâ küvetin litresini merak ediyorum.” dedi abdal abdal " of Burak off" diyerek Kapıyı kapattım. Banyodan çıkıp bizimkilerin suratına bakmadan hızla odama geçip kapıyı kapattım.Burak kapının arkasına geçip sesini incelterek "yaaa sen önce kapat, Ama hayır hayır ben kapatamam sen kapat" derken Alaz " Abi yürü kızı daha fazla yormayalım" dedi daha çok sinirimi bozarak çok utanıyorum kızda benim yüzümden rezil olmuştu. Umarım bu durumu bir daha yaşamam özellikle başkalarıyla. ♧♧♧ Kızdan sonra bende duşa girmiştim. Ama bu sefer iki kapıyı a iyice kitlediğimden emin olmuştum ama soğuk duş bile düşüncelerimi susturmayınca, onlardan kaçmak yerine üzerlerine gitme kararı almıştım. Bu yüzden balkona çıkmıştım, İçerisi fazla kalabalıktı. Sesler üst üste biniyordu. Gülüşler, ayak sesleri, bardakların birbirine çarpması… Hepsi aynı anda kafama dolmuştu. Nefes almak için balkona çıktım. İsimime yakışır bir ironi. Balkona çıktığımda geminin motor sesi kalbimin ritmiyle yarışıyordu. Demir korkuluklara yaslandım. Avuçlarım soğuktu ama içim kaynıyordu. Deniz karanlıktı; sanki her dalga bir şey saklıyordu. Babamın dosyalarındaki boşluklar gibi… Görünmeyen ama varlığını hissettiren. Babamı çok özlemiştim.İçeridekilerin sesi hâlâ kulaklarım daydı.Gülüşler. Sahte rahatlık. Bilerek hafife alınan cümleler. İnsanlar tehlikeyi ciddiye alınmadığındaalmadığında değil, şakaya vurduğunda korkmalıydı zaten. Ayak sesi duydum. Ama dönmedim “Burası boş sanıyordum,” dedi. Banyo yetmedi birde burasımı cidden. " Boş sayılır,” dedim. “Ben gürültüden kaçıyorum." Başımı hafifçe çevirdim. Resepsiyonda çarpıştığım sarı çocuk. Elleri cebinde, omuzları rahattı onu yakından inceleme fırsatım vardı ama incelememiştim. Uzun ve cüsseli vücudu yazın gölgesinde serinlemek için idealdi. Ama niye yapasın ki. Koyu sarı kısa saçları çok parlak görünüyordu kıskanmıştım. Adamlar hiç birşey yapmadan pasparlak alabiliyorlar. Biz saç serumu, saç kremi, saç maskesi, saç proteini... herneyse bunlarla bile pek bir sonuç göremiyoruz. Onu alacaklı gibi incelediğimi fark ettiğinde boğazını temizledi. “Geminin mimarı paylaşmayı seviyor belli ki.”dedi gülümseyecektim ama vazgeçtim moralim zaten bozuktu. “Ya da sınırları yok,” dedim. Bu mimar kesin bu gemiyi yaptıktan sonra işsiz kalmıştı “İkisi de tehlikeli” Kaşları hafifçe kalktı. “İlginç tespit, Kayra,” dedi elini uzatarak. Bir an tereddüt ettim. Elini sıkmak basit bir şeydi ama içimde anlamsız bir direnç vardı. Sanki o eli tutarsam... beynim yine fazla mesai yapıyordu Elimi uzatarak gülümsedim. Sahte bir gülümsemeydi. O da bunu bunu fark etmişti.“Nefes.”Oda gülümsememe gülümseme ile karşılık verdi. El sıkışma mız kısa sürdü bakışmamız gibi. “Demek gürültüden kaçıyorsun,” dedi Kayra, korkuluğa yaslanarak. Aramızda yarım metre vardı. “Evet,” dedim. “Sen?” çok seri cevap veriyordum nedensiz rahatsız olmuştum “Ben insanlardan kaçıyorum.”Bu kez gerçekten güldüm. “Yanlış yerdesin o zaman.” “Farkındayım,” dedi. Dahada bir şey demedi. Daha fazla birlikte kalmak istemediğim için içeriye girdim. İçeri kafamı sokmamla beraber gürültüler yine başlamıştı. İçeri hırslı hırslı girip. " Bana bakın bu odada sadece siz yaşamıyorsunuz şu sesinizi biraz kısın." Dedim onlara parmağımı sallayıp herkes bu halime şaşırmıştı çünkü genelde bende onlara katılır. Deliler gibi eğlenirdik ama galiba artık yaşlanıyorum sanırım. Mert ayağa kalkmış yanımdan geçerken havada olan parmağımı da yana çevirmeyi ihmal etmemişti. Mert küçük buzdolabının içinden bir viski şişesi çıkardı ve bizimkilerin yüzüne baktı hepsi içmek istediğini belirtti. Merte yaklaşıp " biraz bende içebilir miyim söz bir daha içmek yok" dedim sevimli gözüktüğümü umarak Mert benim içmeme her zaman karşıydı annem ve babam oldukça katıydı bu konuda Mert’i özellikle uyarmıştı annem. Mert’i de zor duruma sokmak istemiyorum,ancak çok merak ediyordum. Yasaklı şeyler daha çok dikkatimi çekerdi küçükken bu durum benim için hala aynıydı. Mert " hayır senin için başka bir şeyler dolduracağım." Dedi gözlerimi kısarak bakmam,onda işe yaramamıştı anlaşılan bir kaç dakika sonra masaya viski ve bardakları koydu bana da süt getirdi " ciddimisin Mert içkilerin döndüğü ortamda süt mü içeceğim " 23 yaşındaydım ama hala bir şeyler yapmaya özgürlüğüm yoktu. " Annen eğer içki içersen bana rakip bir moda tasarım uzmanı piyasaya süreceğini söyledi" dedi yarı alayla bu onu etkilemiş olamazdı ona rakip biri olacağını hiç sanmiyorum ama annemde dediğini yapar o yüzden nefret dolu bakışlarımı Mert'e gönderip sütü içmeye başladım Mert " şimdi herkes dikkatini versin diyerek önümüze bir kaç dosya bıraktı. Evet şimdi başlıyorduk. Alaz önündeki viski bardağını tekleyip hemen önündeki dosyaya yoğunlaştı Burak’ Da aynı şekilde yaptı Mert " önünüzdeki dosyalarda, geminin bölümlerinin krokisi var" Burak " Abicim bütün gemiyi ararsak ne olur adamlar cesetleri " göz ucuyla bana bakıp " burda saklamayacaklar ki şüphe uyandırıcı bir şeyi göz önüne neden koysunlar." Dedi b3nde hemen ciddileştim Mert " Evet burada elbette saklamayacaklar ama geminin bölümleri yerlerini bilmiyoruz diyelim şüpheli gibi davranan birini nasıl yakalayacağız ondan farklı bir şekilde avantajımızın olması gerekli aksi takdirde elimizde hiçlikle geri gideriz evimize " yüzde yüz haklıydı " tamam haklısın ama neden şüpheli biri olsun ki" dedi Alaz bunu anlamamasına şaşırmıştım " tam emin değilim sadece bir teorim var korkarım bu tatil sadece sus payı olarak verilen bir tatil değil. Büyük ihtimalle ileriki dönemde şirkete ve şirketin itibarına leke sürmeye çalışan herkesi eleyecekler. Yani bu tatil toplu bir cinayet aslında " dedim boğazım ağrıyordu ya bu konulardan yada susuzluktan dı Mert de buna şaşırmıştı o bunu düşünmemiş miydi yani?Alaz sesli bir şekilde yutkundu " yani hepimiz bir kurbanız öylemi." Mert hariç hepsinin gözlerindeki korkuyu iliklerime kadar hissetmiştim. "Sizin bunu düşündüğünüzü sanarak geldiğinizi sandım." Dedim gerçekten öyleydi Burak " ulan niye böyle bir ihtimali olduğunu bile bile sen geldin." Demişti ayağa kalkarak endişeliydi. Hemde oldukça fazla Mert " daha böyle bir ihtimalin olup olmadığını dahi bilmiyoruz ayrıca ben ısrar ettim Nefes babasının cinayetini kanıtlasın diye " dedi yalan söylüyordu ben demiştim ona kafamı iki yana salladım yapmasını istemedim. Beni korumak için yine kendini siper olarak gösteriyordu. " Lan ben ondan mı bahsediyorum.böyle bir ihtimalinizi olduğunu bile bile neden hazırlıksız geldik bu sadece göz göre göre ölüme gitmektir " dedi Burak çok iyi silah kullanıyordu küçüklüğünden beri silahlarla oynadığını söylerdi babasının yasal olmayan yollardan diğer ülkelere silah saatliğine biliyorduk. Alaz beni şaşırtacak şekilde " aslında pekte hazırlıksız sayılmayız." Dedi Mert " nasıl yani ?" "Babama durumdan bahsettim, 2 helikopter bizi korumak için geminin etrafında uçacaklar gemi yörüngesinden saptığı anda kontrol için güverteye inip bizi alıp gidecekler." Dedi sahi bizim rotamız neresiydi ben annemle tartışmaktan zarfı iyice incelememiştim. Bunun için kendime daha sonra kızacaktım. Alazın zengin bir ailesi vardı Alazın ailesinin çocuğu olmadığı için Alaz evlatlık olarak almıştı biyolojik anne babası onu uyuşturucu karşılığında satmış tı. Biz bu konuyu genelde konuşmazdık çünkü Alaz bu konuda çok hassastır. Zaten kim hassas olmazdı ki " Ama biz kurtulduk diyelim buradaki masum insanların hayatları ne olacak?" Dedim buradaki kimseye birşey olmamalıydı "buradaki insanların çoğunun gerçekten masum olduğunu düşünmüyorum " dedi Mert ardından devam etti " yada yanılıyorumdur " dedi, ortam fazlasıyla gergindi Burak " nasıl yani "Mert bir cevap ermedi hatta duymazlıktan geldi aklından ne geçiyordu bilmiyorum. " Yarın ben ve Nefes gemiyi gezeceğiz sonra sizede anlatacağız bu arada Burak, sen insanlarla iletişim kuracaksın ne sebepten geldiklerini, ne için geldiklerini kimin davet ettiğini falan öğrenmeye çalış ama belli etme kendini." Alaza dönerek " En Büyük iş senin omuzlarında, geminin kameralarına sıza bilmen gerekli belli etmeden, biz istediğimizde yani eğer gerek duyarsak kameraları bir süreliğine kapatman gerek." Alaz ellerini birbirine çarparak "o iş bende " dedi keyfi yerine geliyor du. Ama Burak pek mutlu değildi " Bune amınakoyayim ya adam kameraları hacklesin siz gemiyi tavaf edeceksiniz birde gerekirse kavga bile edeceksiniz ben milletle çene çalıcam Nefes kalsın çene çalsın. Bana ihtiyac olabilir orada yumruklarım ve ben şimdiden hazırız" dedi yumruğunu öperek "Eğer sevgilim olmayı kabul edersen gelebilirsin Burak " Mertin sözleriyle hepimiz ona döndük işte bunu hiç beklemiyorduk. "Sevgili mi? Ne gerek var ki buna." Alazın sözlerine bende onay veriyordum. Mert burun kemerini sıkarak dosyayı inceleseydiniz anlarsınız. Geminin bazı bölümlerinde sadece sevgililerin gidebileceği bazı odalar var." " Küçük oyuncakların olduğu bir oda" dedi bizi dahada aydınlatarak duyunca bile midem bulanmıştı. " Peki o odaya neden girmeye gerek duyuyorsun" dedim sesime korku bulaşmıştı bunu odadaki herkes anladı. "Kontrol amaçlı her yöne bakmalıyız. Her deliğe. Bak orada saatler geçirmeyeceğiz o insanların arasına girdiğimiz de ve kötü hissettiğin anda ellerimi tut. Ben sana ihtiyacın olan cesareti vericem sana bir şey olmasına izin vermem biliyorsun. Bende bir bahane üretip orayı gezeceğim sen kapının hemen arkasında beni bekleyeceksin."dedi bana bir şey olmazdı asıl korkumun onlara bir şey olması başlarına bir şey gelmesiydi. Ama ona bunu söylemedim Endişem gözlerimden okunuyor olacak ki. " merak etme, yüzlerini bile görmeyeceksin" dedi içimi rahatlatmak istercesine. Peki Mert bu dosyaları nereden bulmuştu. Aklımda birçok soru vardı ama iyice kötüleşmiştim. Şuan soramazdım ama bunu sormayı aklıma yazdım. Babamın ölümü hakkında bilgi toplamaya gitmiştim ama işler sandığım gibi ilerlemiyor iyice kötüleşmeye başlamıştı benim için. ‘Dahada kötüleşecek’ dedi içimdeki ses Odama gitmek için hazırlanmıştım ki Burak "nereye " "Odama nereye olacak" " senin odan orada değil ki " anlaşılan Burak odama göz koymuştu oda ayağa kalktı birbirimize bakıp aynı anda odaya doğru koşmaya başladık içeriye girip Burağı ittirdim ve hemen kapıyı kapattım. " Lan çık odamdan benim o oda" "Aslında…odada olan odanın gerçek sahibidir. " Dedim sinirden kuduruyor kapıya vuruyordu “ Benim güç toplamam gerekiyor yarın bir sürü samimiyetsiz insanla konuşacağım " "git salondaki kanepede güç topla" dedim kıkırdayarak. Söylene söylene içeri girdi. Bende yatağa oturup ellerimi kalbimin üzerine koydum "Tanrım senin adınla başlar senin adınla günümü bitiririm.Tanrım benim iyiliğim için, gelen kardeşlerimi koru, en çok onları koru" biraz daha olsa rahatlamıştım ama içimdeki karanlık hep olduğu yerdeydi. Sebepsiz gülüşlerimin ardına sakladım karanlığımı, Maskeledim. Hapsettim. Arkadaşlıkların sahte olduğunu inanırdım. Kimse benim gül cemalim için arkadaş olmaz. Kimse iyiliğimi düşünmez sanıyordum. Herkesin daha iyi bir seçeneği olduğunda yanındakini terk edeceğini düşünürdüm. Arkadaşlıktan yana pek yüzüm gülmemişti. Aşkta aramaya karar verdiğimde 16 yaşındaydım. Belkide bu hayatta yaptığım en büyük yanlışlardan biri. Hayatımın merkezine koyup, etrafında dönmektir. Elbet oda başka yörüngeye kayar. Bu hayatta bizleri koşulsuz şartsız sevebilecek kişiler yine kendimizdir. Kimse kendi kendinden kolay kolay nefret edemez. Bende öyle, her gün aynada gördüğüm kadına alışığım. Ondan nefret edemem. Onu sevmeye bilirim ama ondan nefret edemem. Bu hayatta başkaları tarafından sevilmek için kusursuz olmak gerekir gibi düşünürdüm. Ama babam beni sevmişti... İnsan o kadar kusursuz olsun ki kusursuzluğu ona saygı ve sevgi getirsin. Sevgi görebilsin. Çünkü sevilmeyen çocuk büyüyemez. Çocuğu büyüten şey duydukları, gördükleri, öğrendikleri şeyler değildir. Çocuk sevgiyle büyür. Bazıları sahte sevgi gördüklerinde bile o sevginin peşine takılırlar. Çünkü hiç duyup hissetmedikleri şeylere karşı açlık duyarlar. Yada bazıları benim gibi uzaktan sevilir. Sevildiğini düşünür, ama çevresinde pek buna dair davranışlar göremez. Kalpleri ne hissedeceğini bilemez. Mesela annem beni hep uzaktan sevdi. Aramızdaki mesafelerden bahsetmiyorum. Bazen aynı çatı altında bile uzaktan severdi. Aramızdaki mesafe çok kısa olsada, aşamazdık o sınırları. Sıkıcıydı çocukluğum hiç bir arkadaşım olmamıştı küçükken. Tam olacakken annemin kuralları girerdi araya. Sokağa çıkamazsın, erkeklerle oynamamalısın, üzerini kirletmemelisin, gibi nice kurallar ama anneme kızmadım. Kıyamazdım anneme üzmek istemezdim. Çocukluğumun tek arkadaşı Mert’ti. O bize her geldiğinde yeni bir oyun öğretirdi bana. Tek başıma oynayabileceğim oyunlar..."Ben gelmediğimde tek başına oyna tamam mı?" Derdi. Küçücük kalbiyle. Babamın eve geç geleceğini anladığımda kendi kendime oynardım. Çok eğlenirdim kendimle oyun oynamaktan. Şimdi ben küçücük kızı kendi küçüklüğünü mutlu eden birinden nasıl nefret edebilirdim ki? Edemezdim. Mert üniversiteye başladığında. Benim hayatımın dönüm noktası oldu. Annem babamın ölümüyle işlere dahada yoğunlaşmış, babam mezarda ben ortada kalmıştım. Mert’le beraber yaşamaya başladıktan sonra onun arkadaş ortamına da girmiştim. Burak ve Alaz la tanışmış ilk defa Mertten başka arkadaşlarım olmuştu. Ve ben bu 3 kişiyle babamın katilini arayacağımı aklımın ucundan geçirmedim. Herkes ölü gibiydi. Mert planı son kez gözden geçiriyor. Alaz bilgisayardan bir şeyler yapıyor. Burak... Burak ise o hala uyuyordu. Eminim ki onlarda benim gibi uyumamış lardı. Ne kadar denesemde yatakta sadece dönüp durmuştum. Alaz bilgisayarını kapatıp ayak ucunda oturduğu Burağı, uyandırmaya çalışıyordu. " Alaz siktir git dinlenmem gerekiyor, sen bütün gün bilgisayar başında oturacaksın. Ben çene çalacağım herkesle. Rahat bırak beni." Demişti mırıldanarak haklıydı aslında. Bu tatlı tripleri yüzümü güldürmüştü. Alaz gözlerini devirip işine odaklanarak devam etti. Bende herkes uyanması için kahve yapıyordum saat altıdan beri burada hazırlık yapıyorduk. Odama girip bir kaç saat sonra geri gelmiştim. Ve bizimkilerin çalıştığını görüp bende onlara katılmıştım. Kahveleri masaya koyup bende Burağın kalktığı kanepeye oturdum. Herkes kahvesini yudumlarken Alaz yüzünü ekşitti. " Şu kahveyi icat edeni bulursam bir daha bir şeyler icat etmesini engelleyeceğim bune olum ya, çay var mı? " dedi oldu olası kahveyi sevmezdi. Unutmuştum ama belli etmeden. " kalk kendin koy Alazcım poşet çaylar orada. " dedim elimle yerlerini göstererek söylene söylene kalkıp kendine çay koydu. Burak örgülü saçlarınızın dibine nazik nazik masaj yapıyordu. Mert planı son kez anlattı sabahtan beri zaten dört kere anlatmıştı ama biz ilk seferde anlamıştık. Herkes planı anladığına dair mırıltılar çıkardı Mert "o zaman gidin dinlenin" diyerek odalarımıza göndermişti. Mert biraz daha çalışmak için kalmak istedi ama Burak "herkes odasına dedin. Burasıda benim odam defol odamdan hazırlanacağım." Demişti Mert'de oflaya puflaya Alaz ile birlikte kaldığı odaya girmişti. ♧♧♧ Burak bizden bir saat önce çıkmıştı. Dikkat çekmemek için. Şimdi sıra bizdeydi. Mert kumral saçlarıyla uyumlu spor bir kahverengi gömlek giymişti. Altına beyaz bir baggy pantolon giymişti gözlüğünü çıkarıp lensleri taktı. Herhangi bir kaçma olasılığında dezavantaja düşmemek için. Ben de üzerime beyaz şortlu bir elbise giymiştim. Ayakkabılarımda klasik beyaz spordu. Normalde kızlar geç hazırlanır diye bir algı vardır. Ama bizde tam tersi ben Mert’i bekliyordum gömleğinin bir düğmesi fazla olduğu için onu sökmeye çalışıyordu. Ne kadar göze batmadığını söylesem de pek dinlemedi beni. Alaz da hazırlıklarını yapmıştı bilgisayarlar,tabletler daha adını bilmediğim bir kaç alette vardı yanında. Alaz bana bir kolye verdi. Bu kolyeye her dokunduğumda ısı termal özelliğiyle tehditte olduğumuzu anlayacaktı. Ve kolye hiç sırıtmıyordu. Eski Osmanlı devletinde kullanılan kalkanlara benziyordu. Ve bu kesinlikle çok havalıydı. Mert ne kadar buna gerek yok desede Alaz dinlememişti. Alaz bana yaklaşıp " Eğer yardıma ihtiyacın olursa kolyeye üç defa dokun ben hemen geleceğim." Dedi ellerini omuzlarıma koyup. "Endişelenme Mert var yanımda o bana zarar gelmesine izin vermez." Dedim rahatça. O ise sadece buruk bir gülümseme göndermişti. Mert sonunda odaya geldiğinde fazla düzenli gözüküyordu. " nasıl şuan " dedi Çocuksu heyecanla " mükemmel Mert " dedim m harfini uzatarak. Yüzü düşmüştü. " mükemmel üstü olmamış ben biraz daha ütüleyim en iyisi" dediği anda oflayarak kafamı duvara yasladım. Alaz katlanamıyormuş gibi " Mert çık yoksa yurtdışından getirdiğin bütün kumaşları kesicem " dedi Mert gözlerini fal taşı gibi açıp "tamam lan kumaşlarıma dokunma yoksa ben de senin ses sistemine kola dökerim" Demişti ikiside fazla çocuk gibiydi artık bunlara tepki veremiyorum. Mert'in uzattığı silaha dik dik bakıp daha fazla uzatmadan şortumun içindeki cebe silahı yerleştirdim. Sonunda odadan çıkabilmiştik. Gemide asansör vardı ona binip en alt kata inicektik. En alt kata indiğimizde Mert kulaklıkla Alaz'a haber vermiş ve kameraları 2 dakikalığına etkisiz hale getirmişti. Mert’te kulaklık vardı ama bana verilmedi. Hatta kulaklıktan haberim bile yoktu. Erzak deposunu ve temizlik eşyalarının deposu vardı. Mert açmayı denedi ama açılmadı ve bir kaç bu gibi depo vardı. Koridorun sonundaki son kapının önüne geldiğimde Mert hızla yanıma koşup "gitmeliyiz son 30 saniye " dedi hızla arkasından koşup asansöre bindim fazla adrenalin insanı öldürebileceğini fark etmiştim. "son kapı... son kapı kalmıştı" dedim nefes nefese. " tamam hallederim ben zaten, pek bir şey yok gibiydi o katta. " Demişti oda kesik kesik nefesleriyle. "Alaz biraz daha zaman kazandıramaz mısın kardeşim?" Merte yüzde yüz hak veriyordum. Bir şeyler daha konuştuktan sonra diğer kata gelmiştik burasıda temizdi... Heryer çok temizdi hiç bir yer de şüphe uyandırıcı biri veya bir şey bulamamıştık. Burağıda görmüştük gerçekten durumundan çok memnun görünüyordu. Herkesle gülüp eğleniyordu. Son kata gelmiştik artık Alaz kameraları etkisiz hale getirmiyordu. Çünkü bu katta insanlar oldukça fazlaydı ve dikkat çekmemiz çok düşüktü. Son katta Mertin bahsettiği odalar olduğunu tahmin ediyordum. Mert asansörden inmeden önce elini uzattı. Mahcup mahcup bakıyordu. Omurgamı dikleştirdim ve elini tuttum. Küçüklük oyun arkadaşım, kuzenim, abim, kardeşim gibi tuttum elini. Mert elimi bırakıp küçükkende yaptığı gibi. Kollarını omuzuma atıp yürüdü. Dışarıdan iki sevgili gibi görünüyorduk ya da iki yatak arkadaşı gibi... bu düşünceler bile midemi bulandırıyordu. İkimizde bu durumdan memnun değildik ama Mert çok rahat gözüküyordu. Katın girişindeki iki görevli bizi durdurdu. "Burası çiftlere ayrılmış bir kattır efendim." Dedi kalın sesiyle " Oh mükemmel, bizde zaten böyle bir yer atıyorduk." Dedi sesi titremişti ama hiç bozuntuya vermemişti. Bende onu onayladım başımla adamın dudağının bir kısmı havalandı ve pişkin pişkin " buyurun " dedi şuan adam bizi çatır çutur birbirimizi yiyeceğimizi hatta başkalarını da yiyeceğimizi sanıyordu. Hatta emindi. Babamla ilgili bir işaret bulayım bende sizi yiyeceğim Allahın öküzleri. Mert bir kapıyı açtığında bende hemen içeri girdim. İçerisi çok ağır parfüm kokuyordu. Mert hemen geleceğim deyip beni bırakmıştı. Planda o odalara bakacak bende odaların başındaki olan adamı oyalayacaktım. Girdiğimiz kapıdan ayrı başka odalarda vardı odalar arasında camlar vardı. Mertin verdiği dosyalarda yazıyordu. Nedenini sorduğumda "insanlar fantezi sever " Demişti birbirlerini izleyerek partnerleriyle birlikte oluyorlardı midem çok hassaslaşmıştı bunları öğrendikten sonra. Adam kenarda biriyle konuşuyordu yani oyalama gibi bir derdim yoktu. Mert bir süre sonra yanıma geldi " Yok hayatım aradığım şeyi bulamadım" dedi yüksek sesle "yada aradığı birini" dedi adam yanındaki zengin olduğu belli olan adama. Sessizce söylemişti ama dudaklarını okumuştum yaptığı ima iğrençti. Birkaç odaya da girmeye çalışmıştık ama giremedik önümüzdeki son kapıydı. Bu sefer ben Mertten önce girdim. Burada sesler daha yoğundu bu sesler beni geriyordu yanımdaki Mert’te gerilmişe benziyordu. Bu sefer odanın dışında da insanlar vardı. Ayakta konuşup flörtleşiyolardı. Mert daha fazla durmadan yine burayı taramaya başladı bende görevlinin yanına varıp. " Merhaba burada yeni mi çalışmaya başladınız." Diye sordum pat diye sorduğum soru için içimden kendime öfke kusuyordum. Orta yaşlardaki adam "hayır bir ay oldu, bir aydır bu gezi organizasyonu için çalışıyoruz." Dedi yorgun gözleriyle uzun zamandır uyumuyormuş gibi gözüküyordu. Sonra ağzından bir şey kaçırmış gibi. " aman kızım sakın bu dediklerimi deme." Dedi sessizce fısıldayarak." Tamam söylemem kimseye ama bir şey daha sorayım ben de gezi için geldim zaten. Buradaki yardımcılar her yeri çok iyi ezberlemiş hemen odamı odamın yanındaki odayı herşeyi ezberlemişler. Siz bir ayda bu kadar şeyi nasıl ezberlediniz.?" Elimi alnıma vurarak "ne olur yanlış anlamayın bende çok kayboldum gemiye bindiğimden beri." Dedim samimi gibi görünmeye çalışarak. Umarım benden şüphelenmez. İçimden bir ses bu adam kimseye bir şeyden bahsetmez. Yalan söylemiştim daha hiç bir çalışanla konuşmamıştım. Adam " 1 ay gemide kalma şartı vardı işe girme şartıydı görünüşe göre memnun kaldınız bu uygulamamızdan" dedi buruk gülümsemesiyle " ah büyük patron gerçekten çok zeki bir adammış" dedim sahte gülümsememle. Adam da sahte gülümsememe inat samimiyetle gülümsedi ve onu çağıran kişinin yanına gitti. Demek işe girme şartları gemide bir ay geçirmekmiş hem mantıklı hem mantıksız gibi geliyordu. Ve büyük patron demişti. Küçük patron da mı vardı kafayı yemek üzereyim. Ve omzuma bir el dokundu Mert sanarak hemen arkamı döndüm ancak karşımda başka biri vardı. Adam ona olan bakışlarımı umursamayıp odaları gösterdi seks odalarını gösterip. " hangi numaraydı sizin " dedi buz mavisi gözlerini kırpıştırarak adamın suratına iğrenmiş gözlerimle bakıp "höst lan geri bas oda yapmayayım seni" sözlerim adamın bana bön bön bakıp en sonunda defolup gitmesine yaramıştı. Ellerimi boğazıma götürdüm kendimden iğreniyorum burada olduğum için. Herşeyden bu inlemelerden, bu ışıklandırmadan bu adamlardan bu gemiden hatta bu denizdende. Derken telefonum çaldı arayan Alaz’ dı derin bir nefes çekip aramayı açtım. " Nefes iyimisin kolyeye olan temasın ısıyı arttırınca tehlikeli bir durum var sandım" kolye... doğru elimi hemen kolyeden çektim "iyiyim dalmışım Mert’e söylemişsin elini hızlı tutsun " dedim nefesimi vererek tahammülüm kalmamıştı artık " Nefes, Mert yanımda ve sende ona tuvalete gideceğim diye mesaj atmışsın, se... Sen neredesin? Sesi titremişti ama beynim de titriyordu sanki "Ne...Be...ben öyle bir şey demedim Mert.. yanımdaydı az önce sonra gitti ben hala o odaların birindeyim " diyebildim sadece korkuyorum hemde çok ben öyle bir mesaj atmadım. Ve telefonum hep cebimdeydi telefonun ardındaki Alazın dediklerini umursamadan mesajlara girdim ve gerçekten 20 dakika önce mesaj atmıştım bu odaya girdikten sonra ama ben atmadım. Merte ben atmadım. Aman Allahım aklımı gerçekten kaçırıyor muyum? Yada bizimkiler bana şaka yapıyorlardı ani bir baş dönmesiyle hemen ellerimi yandaki duvarlardan destek alarak asansöre kadar gittim rastgele bir katta bastım yeterki buradan uzaklaşa bileyim burası bana iyi gelmemişti. Asansörden indiğimde katta bizim sarışın kız ve ekibini gördüm. Yanlarına ufak ama dikkatli adımlarla ilerlemeye çalıştım. Ben onlara yaklaştıkça onlar benden uzaklaşıyor gibiydi fazla ses kafamı iyice döndürmüştü en sonunda yere yığıldım. Ve hatırladığım tek şey ise bağırışmalardı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.