İçeriğe geç

Dağın Ardı Lobinin Ötesi

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Dağın Ardı Lobinin Ötesi

Bölüm 1

1.Bölüm ~Gölge Operasyonu

Yer: Suriye sınırı, Şemmarin kırsalı.

Saat: 04.13 – Sessiz bir gece… Ay bile örtünmüş.

Yüzbaşı Aslı Demir, 8 kişilik özel timiyle birlikte gece görüş dürbünüyle ilerliyordu. İstihbarat netti: Terörist bölücüler sınırdan sızmak üzereydi. Ama bir şey yolunda değildi... Hava, sanki fazlaca sessizdi.

> “Kırmızı bir sessizlik bu,” dedi telsizden.

“Kartal-1, gözlerini dört aç.”

Düşmanın saklandığı zeytinlik bölgesine yaklaşırken, yerde bir şey fark etti. Taze kazılmış toprak...

Bir mayın mı? Hayır… Tuzak!

Tam geri çekilmek için işaret verdiği anda, bir taşın arkasından susturuculu bir mermi patladı. İlk can yoldaşı yere düştü...

Sonrası cehennem azabı gibiydi.İki taraftan çapraz ateş.

Karanlığın içinden inleyen sesler.

Ve o an...

Aslı, yaralı arkadaşını çekmeye çalışırken sırtına bir kurşun isabet etti. Dizlerinin üstüne düştü ama gözleri kapanmadı. Son bir kez telsizi eline aldı:

> “Ankara merkez, Kartal-1... Pusu... Kod Kırmızı... Şifreli veri... Kaçırılmasın... Havacıyı çağırın... Ben...”

“Ben... buradayım.”

Ve yere, başındaki Türk bayraklı miğferle birlikte yavaşça uzandı. Gözlerini göğe çevirdi. Ay, bu kez bulutların arasından baktı ona. Aslı'nın yüzü gülümsüyordu. Şehitlik, onu korkutmamıştı. Çünkü Almira'nın, kanını yerde bırakmıyacağını biliyordu.Almira'sının onu insanların televizyonda beş saniyelik bir sayıdan ibaret olarak görmesine izin vermiyeceğini biliyordu!

⁰⁰⁰

Teyzesinin cenazesinde gözyaşları değil, dişleri sıkılmıştı Almira’nın. O kalabalıkta herkes “Başınız sağ olsun...” derken onun kulağında hâlâ o cümle çınlıyordu:

“Yüzbaşı Aslı Demir, sınır ötesi operasyonda şehit olmuştur…”

O cümleyle büyüdü Almira. O cümleyle çocukluğu bitti.

Teyzesi ona bir ödev bırakmıştı. Ve bu ödev, duvarına asılacak bir fotoğraf değildi.

Başvurusunu tek kelime bile söylemeden yaptı. Gözünü dahi kırpmadan sınava girdi.

Kazandığında ağlamadı. Sadece üniforma provasında kendine bakarken düşündü:

“Artık bana ağlamak değil, savaşmak yakışır.”

Şimdi aradan koskoca dört yıl geçmişti. Ve mezuniyete tam yedi gün kalmıştı.

---

Sabah 05.15. Siren öttüğünde Almira, yatağın içinde kımıldamadan homurdandı:

“Anasını avradını... bu alarm değil, nükler füze alarmı gibi ötüyor.”

Botlarını buldu, ayağını sokuverdi içine.

“AH! Siktiğiminin botu hâlâ vuruyor! ”

Üst ranzadan Elif’in sesi geldi:

“Bot değil la o, senin düz taban ayağın suçu.”

“Senin beyin gibi düz işte,” dedi Almira.

Her sabah içtima öncesi bu kadar küfür, bu kadar kahkaha... Sadece sağlam arkadaşlıklardan çıkardı.

Ama arka planda Almira’nın zihni her zaman teyzesinin sesiydi.

“Dik dur kızım. Her adımın ülkenin bir sınırı.”

Eğitim sahası o gün cehennem gibiydi. 20 kiloluk taktik yeleklerle tepeye koşuyorlardı.

Elif, adeta bağırarak yere yığıldı:

“Ben burada kalayım kızlar. Mezuniyette tabutumla çıkarım, topçu okusun konuşmamı.”

Almira nefes nefese sırıttı:

“Topçu mu okusun? O kekeme çocuk var ya... ‘De-değerli ko-ko-ko-mutanlar’ diye başlamasın da...”

Birlik gülme krizine girerken, eğitmen aniden bağırdı:

“Ne lan bu gevşeklik? Bu ne biçim sürünme? Çay ,kahvede verelim mi prensesler!”

Birliğin içindeki herkes yorgundu. Ama bir tek o, başka bir savaş daha yürütüyordu.

Gece olunca herkes koğuşta telefonlarını karıştırırken Almira eski kayıtları inceliyordu.

Teyzesinin ölümünden sonra ulaştığı bir istihbarat belgesi hâlâ cep telefonundaydı.

Belgede şu yazıyordu:

“Çevrim içi çok oyunculu savaş oyunları üzerinden, sesli sohbet ile şifreli iletişim sağlanmaktadır.”

O andan beri her gece farklı oyunlara giriyor, mikrofonunu açıyor, şifreli konuşmaları tespit etmeye çalışıyordu.

Ve bir ses... her seferinde karşısına çıkan bir kullanıcı adı:

Yusuf_Kaan1907

İlk kez dikkatini çekmişti. Sesi net, düzgün, ama fazlasıyla kendine güvenli.

> “Sen gerçek misin? Bot gibi oynuyorsun ama kız gibi konuşuyorsun.”

Almira cevap vermişti:

> “Bot dediğin kız dikkat et de sana pembe tütülü etek giydirmesin bir sonraki maç.”

---

Gündüz, eğitim yine vurucu geçmişti.

Tabanlar ağrıyordu, botlar Şah İsmail'in Yavuz Selim'e gönderdiği hediye gibiydi.

Çavuşun sesi yine gök gürültüsü gibiydi:

> “Yere yat! Diz çök! Kalk! Koş! Sürün! Tekrar başa!”

Elif bu defa ciddi ciddi küfretti:

> “Allah belanı versin Almira, neden Kara Harp yazdık? Gitseydik sağlık memurluğuna, acilde çay bile içerdik...”

Almira gülerek sürünürken cevap verdi:

“O çayı içmeden önce bu toprağın kokusunu bilmek gerekiyordu.”

Koğuşa dönünce herkes bitikti. Ama Almira’nın zihni açıktı.

Yine o ses... o Yusuf denen çocuğun sesi.

Oyun içinde geçen o cümleler:

> “Yarın 7/24 limandayız.”

“Kaptan geldi mi?”

“Paket gece bırakılacak.”

Bunlar sıradan sohbetler değil. Belli ki arkasında bir organizasyon var.

Ama Yusuf’un kendisi gerçekten terör bağlantılı mı, yoksa sadece farkında olmayan bir taşeron mu… bilemiyordu.

---

O gece Elif yatağın içinden sordu:

> “Sen Yusuf’a takıldın galiba.”

“Takılmadım.”

“Kız yalan söyleme, sesin değişti.”

“Lan takılmadım dedik! Adam sadece... ilgimi çekti.”

“İlgimi çekti.”

Almira bunu söylediği an anladı.

Bu oyun sadece bir görev değil... belki de kaderi bir savaşın içinde onun yanında bir başka savaşçı beliriyordu.

---

Ve şimdi mezuniyete sadece 7 gün kaldı.

Almira’nın adımları artık daha sağlam.

Teyzesine verdiği söz, göğsünde bir madalya gibi.

Ama bir yandan oyun ekranında yankılanan sesler, onu sahte maskelerin ardındaki gerçeğe çağırıyor.

> “Bazen düşman, takım arkadaşın olur Almira…”

Teyzesinin eski bir cümlesi gibi yankılandı bu.

---

“Bir milletin gölgesinde yetişenler, bir gün onun en parlak ışığı olur.”

Almira mezuniyete yürürken, o ışık olmanın gururunu omzunda taşıyordu.

---

Bölüm sonu

1 yorum