İçeriğe geç

Daddy Issues | Bang Chan SKZ |

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Daddy Issues | Bang Chan SKZ |

Bölüm 4

R

Dikkat uzun bölüm 2165 kelime. Ben duygusal olunca bölümlerde duygusal oluyor.

oy vermeyi unutmayın lütfeğn

HADİİİ BÖLÜMEEEE

(bölümlerimi direk wattpadden kopyala yapıştır yapıyorum )

Son bir haftadır okula ve kütüphaneye gitmek benim kaçış alanlarım olmuştu. Hatta elimden gelse ve kardeşim o evde olmasa , belki ayak dahi basmayacaktım oraya. Fakat her okul çıkışı olduğu gibi dönüp dolaşıp yine eve dönüyordum.

Evimizin sokağına girdiğimde siyah arabaları görmemle durdum. Bu kadar çok arabanın burada ne işi vardı? Hızımı düşürdüm , yan taraflardaki süs ağaçlarının beni gizlemesini isteyerek yanlarına yaklaştım. İlk birkaç dakika ne arabalar hareket etti ne de birileri göründü. Oradan çıkacağım sırada , en önündeki araba hareket etti. Daha sonra diğerleri onu takip etti ve kısa sürede oradan uzaklaştılar.

Beni ilgilendirmediğinden eve yürümeye devam ettim. Evet belki merak etmiştim ama yorgundum dedektifçilik oynamak için.

Evde kimse yoktu. Çünkü babam emlak ofisinde işte olmalıydı. Seok ise eve çoktan gelmiş olmalıydı. Zaten onu da her okul çıkışı parka götürüyordum. Odasının önüne geldiğimde kapıyı açtım yavaşça. açmamla yüreğimin ağzıma gelmesi bir oldu.

"BÖÖÖÖ !!! HAHAHAHAHAA KORKUTTUM SENİ NUNAAAA!"

"Ne yani ben kaybettim mi? Aaaa olamaz nasıl korktum."

"HAHAHAHA NUNA KAYBETTİİİİİN ! MÜKEMMEL PLANIM İŞE YARADI!"

"Şimdi görürsün sen nunanı korkutmanın bedelini. Parmaklar hedefe kilitlendiii PİYUUUU."

Parmaklarımı ona doğru uzattım. Gülerek kaçmaya başladı. Küçük adımlarla kovalamaya başladım. Önce odadan kaçtı , sonra benim tam karşıdaki kapısı ardına kadar açık olan odama koştu. Arkasında odama girdiğimde kapıyı kapattım. Sonra onu yakaladığım gibi yatağın üstüne koyup gıdıklamaya başladım.

"Sen nasıl nunanı korkutursun."

"HAHAAHH! Nunaaa yeter! HAHAAHAH"

Bir süre daha gıdıkladıktan sonra yorgunluğumun da etkisiyle bıraktım.

"Evet Seok-şhii nereye gidiyoruz şimdi?"

"Önce ice-cream yemeye sonra parkaaaa!"

"EMREDERSİNİZ ! Fakat önce bu askerin üniformasını çıkarması gerekiyor. Sizi birazcık dışarıya alalım efendim."

"Tamam nuna."

...

"Lezzetli mi?"

"Mmh! Çok lezzetli."

"Ama bu taraftan akıyor . burayı da yala."

"Hadi artık parka gidelim."

...

Minik elleri sıcacıktı. Oynamaktan yorulmuş yürürken bile ayakta uyuyordu. Tuttuğum elini daha çok sıktım.

Eve dönerken hava çoktan kararmıştı bile. Yıldızlar belirmişti gökyüzünde. Ay yavaş yavaş en tepeye yükselmişti.

Evin önüne geldiğimizde babamın evde olmamasını dileyerek kilidi açtım. Ama buradaydı. Yanan ışıklar bunun en büyük kanıtıydı. Seokun ayakkabılarını çıkardım. Kendiminkilerle birlikte ayakkabılığa koydum. İçeri , salonun bulunduğu yere geldiğimizde karşılaştım onunla. Yüzünde büyük bir kızgınlık vardı. Belliydi yine bir şeye kızacaktı. Seokun önünde diz çöküp kollarından tuttum.

"Ablacım sen odana git, üstünü değiştirip yat tamam mı?"

Kafasını sallayıp odasına gitti. Babam onun gitmesiyle konuşmaya başladı , bağırmaya mı demeliyim? İşte yine başlıyorduk.

"Neredeydin bu saate kadar?"

"Seoku parka götürdüm."

"3 saattir mi?"

"Evet 3 saattir."

"Onu parka götürmek senin görevin değil. Ne zaman ders çalışacaksın!"

Ne dersem diyeyim yine anlamayacaktı. Yorgundum. Onun beni anlamasını beklemiyordum. Sustum , bitmesini bekledim azarlamasının. Dedikleri bir kulağımdan girip diğerinden firar ediyordu. Kalbimin içindeki soğukluk Antartika Kıtasıyla yarışırdı belki de. Sözler , bağrışlar hiçbirinin etkisi yoktu bu soğukluğa...

Sustuğunda tek dediğim "Tamam." oldu. Sonraysa odama gittim. Kapıyı kapatıp çantamı boşalttım. Test kitaplarımı açtım. Telefonumdan da SKZ'nin çalma listesini açtım.

Aklıma gelen şeyle gülümsedim. Yaklaşık bir hafta sonra onlarla yüz yüze görüşebilecektim. Hayal gibiydi ama gerçekti de. Slump şarkısına eşlik ederken bir yandan problemler çözmeye başladım.

Ders çalışmayı bitirmiştim , uykulu gözlerimle saate baktım. Çoktan 3 olmuştu bile. Üstümü değiştirip yattım. Sadece yattım muhtemelen uyuyamayacaktım. Kendi kafamdan o iğrenç canavarlarla nasıl karşılaşmam diye senaryolar kuruyordum.

Güneş ışıkları odamı aydınlattıktan sonra bir iki saat uyumuş sonra da okula gitmiştim.

Dersler çok yavaş geçiyordu. Sanki saatler geçmesine rağmen anca öğlen arası olmuştu. İştahım olmadığından yine uyumayı seçtim. Kafamı sıraya koydum. Gözlerimi kapatıp kendimi uykuya bıraktım.

Kolumdan sakince dürtülmemle uyandım. Yan yattığımdan önce gözlerimi açtım. Joon gülümseyerek bana bakıyordu.

"Sınıf birincimiz yine yemek yemiyor." dedi.

Gülümseyerek kafamı kaldırdım. Bu sınıfta görünmez olmadığım tek kişiydi. Aslında o da sınıf ikincisi olduğundan rekabet etmesi gerekirken beni arkadaşı gibi görüyordu. Her ne kadar ben onu öyle görmesem de. Babam asla buna izin vermezdi.

"Aç değilim , teşekkür ederim."

"Ama bunları sana aldım ve yemezsen boşa gidecek." Elindekileri gösterdi.

Bıkmış bir ifadeyle yüzüne baktım.

"İyi sen koy o zaman sonra yerim." Kafamı tekrar yaslayacağım sırada elini koydu.

"Hayır sen yemeden şuradan şuraya gitmiyorum." Sonra önümdeki boş sıraya bana dönecek şekilde oturdu.

Dediği gibi ben yiyene kadar oradan ayrılmadı. telefonundan bir şeylerle uğraştı.

Bitirdiğimde teşekkür edip bunun karşılığını vereceğimi söyledim.

"Ben senden bir şey isteyecektim. Sen bir fizik dahisisin. Acaba bana önümüzdeki iki hafta cumartesi günleri kurstan sonra son işlediğimiz iki konuyu anlatır mısın? Ne yaparsam yapayım anlamıyorum."

Güldüm bu haline ağlar gibi konuşuyordu. Hatta bırakın gibiyi ağlıyordu.

"Tamam ama bir saati geçmez."

"Anlaştık o zaman teşekkür ederim."

Gülümseyerek gitmesini bekledim. Gittiğinde karnım dok bir şekilde uykuma kaldığım yerden devam ettim.

...

Geçtiğimiz cumartesi günü ona momentumu anlattım. Bu günde cumartesi kursumuzun olduğu gün. Normalden biraz daha erken çıktım. Çünkü yarınki fanmeeting için virüs testi yaptırmam gerekiyordu.

Hastanede onu hallettikten sonra okula yürümeye başladım. Yolda sanki insanlar beni görmüyorlarmış gibi hep çarpıyorlardı. Durmadan yanımdan geçenler omuzlarıyla omuzlarıma değiyor hatırlamak istemediklerimi zorla aklıma getiriyorlardı.

Bir şekilde okula geldim. Yine donmuştu sanki kanım. Üşüyordum. Kalbim üşüyordu yalnızlıktan.

Sınıfıma gidip öğretmenlerin giriş çıkışlarını izledim. Dersler bittiğinde birkaç saat Joona fizik anlattım. Fizik anlattıkça açıldım.

"Gerçekten çok teşekkür ederim RoNa. Sen olmasan nasıl anlardım bilmiyorum."

"Rica ederim , gidelim mi artık. Sadece biz kaldık."

Kafasını aşağı yukarı hareket ettirdi. Çantalarımızı alıp bahçeye çıktık.

Vedalaşıp evlerimize gitmek üzere ayrıldık. Akşam oluyordu yine. Ve sabah olduğunda ben onlarla görüşecektim. Her şeye rağmen çok mutluydum. Sokakta zıplaya zıplaya eve döndüm. Eve geldiğimde yüz ifadem 180 derece değişti. Babamla amcam sinirle bana bakıyordu. Bir süre yine ne yaptım diye düşündüm. Ama hayır hiçbir şey yapmamıştım.

Babam yanıma hızla geldi , geldiği gibi de sert bir tokat attı. Köşede süs olan kalın kamışları aldığı gibi bana vurmaya başladı.

"DUR ARTIK ! BEN YİNE NE YAPTIM!"

"HALA NE YAPTIM DİYOR! BEN SENİ OKULA ERKEKLERE GÖSTERİ YAP DİYE Mİ GÖNDERİYORUM!"

"NE SAÇMALIYORSUN! ÖYLE BİR ŞEY YAPMADIM!!!"

"HALA İNKAR EDİYOR! AMCAN GÖRMÜŞ SENİ!"

Tüm gücüyle vurmaya devam ediyordu. Yüzümü korumak için önüne siper ettiğim kollarımdan kanlar damlıyordu. Bir ara gözlerim bize bakan amcama döndü. İçimden tarif edemeyeceğim bir nefret , damarlarımdaki kanla tüm vücudumda titreme hissi yarattı.

Yavaşladı vurması , yorulmuştu muhtemelen. Bıraktığı gibi çantamı da alıp odama fırladım. Her yerim acıdan yanıyordu. Düşünemiyordum. Bir baba kızına neden böyle davranırdı. Kahramanı olması gereken biri neden bunu yapardı!

Çantamı ters çevirip içindeki kalemliğim hariç hepsini boşalttım. Sağda solda olan bütün paramı , yarın giyeceğim özenle hazırladığım kıyafetlerimi , eşyaları , biletimi ve bıçağımı içine doldurdum. Telefonumu ve kulaklığımı kapüşonumun cebine atıp odamdan çıktım.

Önce Seoka baktım. Odasında oyun oynuyordu. Her şeyden habersiz ona aldığım kulaklıkla müzik dinliyordu. Çantamı kenara koyup yanına gittim. Öptüm yanağından kokusunu içime çekerek. Sonra sarıldım sımsıkı son kez.

"Nunan başaramadı Seok özür dilerim. Bu kadar dayanabildi. Elinden bu kadar geldi. Umarım büyüdüğünde bana kızmazsın kardeşim."

Duymadı tabiki dediklerimi , o oyununa devam ederken çıktım oradan. Sessiz olmaya özen göstererek de evden ayrıldım. Kendimi dışarı attığımda nefes aldım , almaya çalıştım. Göğsüme dolan her bir hava tanesi kalbimin canını yakıyordu. Acıdan vücudum hareket etmek istemiyordu. Yine yapmadığım bir şey yüzünden hayatımda görmediğim derece dayak yemiştim. Hem de o pisliğin önünde.

Yarın hayatıma son zamanlarda neşe getiren , aile sevgisinin ne demek olduğunu bilmediğim halde bana o sevgiyi hissettiren insanlarla görüşecektim. Sonraysa yaşamayacaktım artık , istemiyordum. Bu dünyada bir saniye bile bulunmak istemiyordum.

Evden uzaklaştım. Yarın buluşmanın olacağa yere gitmek için otobüse bindim. Kendime bakma fırsatım oldu. Her tarafımda kan ve çizikler vardı. Ağlayamadım yol boyunca...

Adrese geldiğimde etrafa baktım. WC tabelasını gördüğüm gibi peşinden gittim. Kapıyı kilitledim. Yüzümü gördüğümde ağlayabilecekmiş gibi ağlamak istedim. Ne yaparsam olmuyordu. Etrafımda kimse beni sevmiyordu. Kıyafetlerimi çıkardım , kalemliğimin içinden makasımı alıp temiz ve kanlı yerlerini kestim. Kestiğim temiz parçalarla kurumuş kanı ve yara olmuş vücudumu sildim. Muhtemelen canım yanıyordu ama hissetmiyordum. Temizleme işim bittiğinde saçlarımı da yıkayıp taradım.

Tamamen kıyafetlerimi çıkarıp değiştirdim kıyafetlerimi. Altıma bol paça , cepli kahverengi bir pantolon , içime boynumun arkasından bağlamalı bej crop , onun üstüne de ince soluk yeşil bluz giydim. Saçlarım kuruduğunda iki tutamını kenarlardan bırakıp balık sırtı ördüm. Hala yüzümün sağ tarafı mosmor gözlerim kan çanağı gibiydi. Aynada bana bakan kişiye gülümsemeye çalıştım. Gözyaşlarım kurumuştu sanki.

İşim bittiğinde çantamı alıp dışarı çıktım. Orada bekleyemezdim daha 10 saatten fazla vardı.

Kulaklığımı takıp müziklerin çalmasına izin verdim. Yol beni nereye götürürse oraya gittim. Ayaklarımı buldu gözlerim. Onun beyaz yüzeyinde de kan damlaları vardı. Çoktan kurumuş koyulaşmıştı.

Güldüm.

İçimden gelerek güldüm. Şu halime güldüm. Acizliğime...

...

Güneş etrafı aydınlatmaya başladığında geldiğim yolu geri yürüdüm. Tekrar lavaboya girip yüzümdeki morlukları kızarıklıkları gizlemeye çalıştım. Hazır olduğumda aynada kendime baktım. Gözlerim dışında pek de belli olmuyordu sanki. Aslında hiç böyle yapmadan da gidebilirdim ama onları üzmek asla istemezdim.

İnsan ailesini üzmek neden istesin ki...

...

Büyük bir konferans salonunun önüne geldiğimde birkaç stayin daha geldiğin gördüm. Gözlerinde sevinç vardı.

Sahi ben niye gülemiyordum? Ha doğru ya ben bugün akşam ölecektim. Pes etmeyi seçmiştim , düzelmiyordu. Kimse duymuyordu ki sesimi.

Birkaç saat içinde bizi biletleri , sonuçları ve kimliklerimizi kontrol ederek içeri aldılar. Kapıda birçok koruma vardı. En ilk gelenlerden olduğumdan ön sıralarda oturdum. Kafamı önüme eğip bekledim gelmelerini. Tüm dünyam gibi beynim de durmuştu.

İçeri geldiklerinde yüksek bir bağırış oldu. Öyle ki zaten çatlamak üzere olan kafam isyan edercesine daha çok zonkladı. Sonra onlara baktım. Her birine tek tek, nasıl bu kadar güzel gülüyorlardı ?

Onlara da zor değil miydi hayat? Sonra Chanla göz göze geldik. O gamzelerini gösterirken ben sadece onu incelemekle yetindim. Turuncu rengi ona çok yakışıyordu. Gerçi ona her renk yakışıyordu. Gözlerinde anlatamadığım bir ışık vardı ve bu ışık sanki doğrudan yalnız kalbime ulaşıyordu.

Onlara gerçekten gülümsemek için neler vermezdim. Sadece sahte bir şekilde bakmak dışında başka şeyler de yapmak isterdim. Danslarına , şarkılarına eşlik etmek isterdim.

Saatler onları izlemekle geçti. Sonra masaları getirdiler önlerine. Sıra son etkinlik olan imza etkinliğine gelmişti. Son sıralardan sırayla kalkmaya başladılar. Sonlara doğru sıram geldiğinde bende çıktım sahneye. Diğer staylerin arkasından masaların yanlarına gittim.

İlk Changbin vardı. Onu görmemle tüm hücrelerimde gülümseme oluştu. Yakından harikaydı , harikaydılar. Bu anın gerçek olup olmadığına anlam veremedim. Sıradaki kişiye yani bana baktı o da. İlerledim.

"Merhaba."

"Merhaba , Adın ne?"

"RoNa."

"Peki RoNa , nasılsın?"

"İyiyim." dedim. İyi miydim? phuh yalan.

"Aslında ben buraya sadece sizi görüp teşekkür etmek için geldim." Hem de ilk ve son kez.

"Ne için ? Biz bir şey yapmadık ki."

"Hayır , çok şey yaptınız. En önemlisiyse aile sevgisinin ölmeden önce ne demek olduğunu öğrettiniz. Gerçekten teşekkür ederim. Var olduğunuz için teşekkür ederim. "

Gözlerim dolmaya başlamıştı. Mutluluk , sevinç , sevgi ,ayrılık ,veda, bütün duyguları aynı anda tadıyordu vücudum. derin bir nefes aldım. Ellerimle yanaklarımdan süzülen damlaları sildim. Sonunda gözyaşlarım kendini bırakmıştı fakat çok yanlış bir zamanda.

"Ve son olarak sizden bir şey isteyeceğim."

Changbin dikkat kesilmişti. Aramızda olan camın arkasından az daha yaklaştı.

"Lütfen mutlu olun. Kötü insanların sizi etkilemesine izin vermeyin ve kendinize iyi bakın."

Güldü Changbin. Gülüşünde kaybolmak istedim.

"Evet , aynen böyle , gülen yüzünüz hiç solmasın."

Zaten sıram da gelmişti bu yüzden Changbinin bir şey demesini beklemeden gülümsemeye çalışarak sırada bana bakan Hyunjinin yanına ilerledim. Changbin bir şeyler söyleyecek gibi oldu ama sıradaki stayle ilgilenmeliydi.

Kendimi toparlamak için önce önüme baktım. Şu sıralar hep dolu olan gözlerimi sildim tekrar. Hyunjin kafasını yan bir şekilde yatırmış yere bakan gözlerimi ona çevirmem için şirinlik yapıyordu. Kalp atışım hızlandı nefes almam zorlaştı. Hayır bu heyecanla ilgili değildi , kriz geçirmek üzere olduğumu fark ettim. Böyle bir anda gelmemeliydi.

Elimden geldiğince kısa tutmaya çalıştım. Bir yandan da sakin görünmekle mücadele ediyordum. Bütün gece durabilmiştim , şimdi patlayamazdım.

Hyunjinin yanından Seungminin yanına ilerledim. Ardından Felix , Jisung , Jeonginle konuştum.

Rüyaydı belki ama ben bu rüyada nefes bile alamıyordum. Minhonun yanına geldiğimde bir elimle masadan güç aldım. Dün gece acımayan yerlerim şimdi yanıyordu.

Acıyla gözlerimi yumdum sımsıkı.

"İyi misin?" dedi Minho. Hem kaşları çatık hem gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.

Gülümsemeye çalışarak "iyiyim" dedim.

Ona da diğer üyelere söylediğim şeyleri söyledim. Sonra ben konuşmamı bitirince Chanın yanına uzandı. Kulağına bir şeyler söyledi. Tabi ki seslerden duyamıyordum. Umursamadım ne dediğini.

Bana döndüğünde gülümsedi parlak bir şekilde. Zaman dolduğunda ilerledim veda ederek.

İşte onun önündeydim. Telefondan değil de canlı canlı karşımda duruyordu. Gülümsedi. Utanmasam baba diyecektim belkide. Onu gördüğümde sakinleştim öncekine nazaran.

İlacım mıydı benim?

"Merhaba , adın?"

"RoNa." Gülüşüne bakakalmıştım.

"Yüzüne ne oldu? " Eliyle kendi yüzünden sağ tarafını işaret ediyordu.

"Hıh?" Elim yüzüme gitti. Telefonumu çıkarıp yüzüme baktım. Makyajın bazı yerleri silinmişti. Muhtemelen gözyaşlarımı silerken olmuştu. Salak kafam bunu nasıl düşünmedi.

"Alerjim." dedim.

Chan inanmamış gibi bakıyordu. Konuyu değiştirmem gerektiğini düşündüm.

"Ben size ilk ve son kez teşekkür etmek için gelmiştim birazdan gideceğim."

Oldu RoNa sıç sıva yani intihar edeceğini söyle tam olsun.

Chan sert ifadesini değiştirmedi. Bende o güzel ışık saçan gözlerine bakarken konuşmaya devam ettim. Bunu söylemem gerekiyordu. Ölmeden önce en azından yapmak istediğim bir şeyi başarmış olarak gitmek istiyordum.

"Hayatıma girdiğin andan itibaren beni hep rahatlattın. Sevginin ne demek olduğunu gördüm ben sende. Kendi öz babamda bulamadığımı sen bana kameralar arkasından hissettirdin. Big hugların üşümüş kalbimi ısıttı. Yayınların nefes alabildiğim sığınaklar oldu. Her şey için teşekkür ederim. Şimdiye kadar pes etmediğin için."

Gözlerim çoktan yeniden dolmuştu. Kafamı bir ara diğer üyelere çevirdim.

"Üyelerine liderlik yaptığın için , Stayleri sevdiğin için teşekkür ederim. Belki lise son sınıfa giden biri olarak büyük konuştuğumu düşüneceksiniz. Ama lütfen bana değil sözlerime kulak verin. Son olarak lütfen kendinize iyi bakın. Mutlu olun şu hayatta. Sizi seviyorum. "

Ağlamaya nefes alamamaya başlamıştım. Görüşüm bulanıklaştı hemen çıkmam gerekiyordu buradan. Platformdan indiğimde etrafıma baktım. Chanın seslenmesini duymazdan geldim. Kapıdan koşarak dışarı çıktım. Güvenlikleri geçip etrafa baktım.

Hemen dindirmek istiyordum bu acıyı. Gerçek manada nefes alamamak istiyordum.

*menajerin gözünden*

STAYlerden biri Chanın yanından ayrıldı. Chan ismini söylemesine rağmen arkasını bile dönmeden koşarak çıktı. Kız sanki hasta gibiydi , zor ayakta duruyordu.

Kızın devamında sadece birkaç hayran kalmıştı.

Chan birden ayağa kalkıp eline mikrofonu aldı. Önce özür diledi sonra erken ayrılması gerektiğini , şirketten bir mesaj aldığını söyledi.

Onunla gelip gelmemem gerektiğini sordum. Reddetti sertçe. Sonra apar topar kulis tarafından çıktı...

♡

Bölüm sonu

1 yorum

  • Şey gene ekran buğlandı da (yarım saat kesintisiz ağladım nedenini bende bilmiyom)