Rüya görürken alarmımın çaldığını duydum. Alarm beni o alemden çıkarıp şimdiki ana döndürdü.
Göz kapaklarım yavaşça aralanmış ve ses , artık netleşmişti.
Tüm vücudum onun sesini duymasıyla gevşedi. Yüzümdeki tebessüme kalbimdeki sevgi eşlik etti.
Telefonumu elime aldım. Alarmı kapatıp gülümseyerek doğruldum yataktan.
Şu birkaç günü en güzel özetleyen şey belkide buydu.
Ben geceleri uyuyabiliyor ve artık gülümseyerek kalkıyordum.
Hayır, hayır babam denen o canavarla aramda bir şey olmamıştı. Benim hayatıma , mutluluk ve sevgi getiren birkaç adam girmişti.
Yatağımdan ayaklarımı sallandırıp terliklerimi giydim. Yatağımın pikesini bir iki hamlede düzeltip yüzümü , ellerimi yıkamak için odamdan çıktım. Kapıyı kapatmamla yüzüm her zamanki ifadesiz , duygu barındırmayan o halini almıştı.
Birkaç adım attığımda banyonun önündeydim. Elimi kapının koluna koydum. Açmak için yeltenmiştim fakat açmadan bağırış sesleri duydum. Babamın sesi geliyordu alt kattan.
Kulaklarımı kabartıp dinlemeye başladım.
" OOO! BİRİLERİ GERİ GELMİŞ?! Sensiz tadı yoktu buraların."
"Duydum ki bana ihtiyacın varmış. "
O pisliğin sesini duymamla büyük bir şoka girdim. Ne yani hapisten bu kadar çabuk mu çıkmıştı ?!
Sesi midemi bulandırırken konuştukları birkaç cümle kendimi banyoya atıp kilitlememe yetmişti.
"Senin kız nerde ? Onu da özledim. Hiç ziyaretime de gelmedi."
"Yukarıda odasındadır."
Kulağımı kapıya dayadım. Adımlar önce merdivenlerden çıktı. Yaklaştı, yaklaştı sonra uzaklaştı. Odama gitmişti muhtemelen. Adımların sesi tekrar yaklaştığında tam kapının önünde durdu.
Gözümden istemeden de olsa birkaç damla kaçtı.
Önce kapıyı tıklattı. Ardından o duyduğumda tiksinti oluşturan sesiyle konuştu.
"RoNa burada mısın?"
Sesimin titrek çıkmaması için büyük bir çaba gösterdim.
" Amca , sen misin? "
" Evet artık çıktım oradan. Beraber daha fazla vakit geçirebiliriz. Ben aşağıdayım."
"Tamam amca geleceğim işim bitince."
Dünyam başıma yıkılmış gibi hissettim. O mikropun yeri burası değildi. Birkaç yıl önce polisler onu götürdüğünde birdaha bırakmayacaklarını düşünmüştüm. Yaptığı onca şeyden sonra çıkamaz sandım.
Kadınları tecavüz etmek hobisi olan birini nasıl bırakabilirlerdi ki!
Ben onun bana yaptıkları yüzünden kendimden nefret ediyordum. Nasıl izin verdim diye hep kendimi yiyip bitiyordum. Yinede biraz olsun unutmaya başlamıştım. Ama şimdi nasıl geri gelebilirdi ?
Ben babam ve onun o pis ailesi yüzünden kendime zarar verdim hep. Vücudumun çeşitli yerlerinden birçok çizik oluştu. O pisin ellerinin değdiği her yeri kestim. Tam bu anılar geride kaldı , kendimi iyileştirmeye başladım , kardeşim için güçlü durmam lazım derken geri gelmişti.
Gözyaşlarım acımasızca ıslattı geceliklerimi. Sessizce ağladım. Kimse duymasın diye...
İçimde gömdüklerim tekrar çıkmıştı gün yüzüne.
Mutluluğum niye bu kadar kısa sürmüştü ? Neden çevremdeki herkes bana zarar veriyordu. Daha doğrusu ben neden hala yaşıyordum ki!!
Neden hala nefes alıyordum mesela.
Nedendi bu kadar dayanmaya çalışmam?! O an aklıma Seok geldi , evet sadece o küçük çocuk içindi belkide.
Benim minik kardeşim büyüdüğünde onlar gibi bir adam olmasın diyeydi tüm çabam. Yıkılmış RoNa , Seok için nefes alıyordu. Kendim umrumda değildim çünkü.
Elbet çıkacaktım buradan. Mecburdum. Ağlamak çözüm değildi. Kimse yardım etmiyordu.
Binlerce kez kısa sürmesini diledim içimden. Kendimi toparladığıma tatmin olduğumda kilidi çevirdim. Derin bir nefes aldım. Son nefes gibi acı...
Aşağı her bir adımımda kalbim titredi. Sanki onu duymamış gibi davrandım. Güçlü görünmek en büyük silahımdı benim.
Görüşüme girdiğinde çok iğrenç bir şekilde güldü. Yüzünü yırtmak , bana bakan gözlerini yerlerinden çıkarmak istiyordum fakat tek yaptığım yanına gülümseyerek ilerlemek oldu.
Yanına geldiğimde bana kollarını uzatıp sarıldı. O kadar sert sarıldı ki her bir hücrem onun pis vücuduna değiyordu. Dişlerimi sıkıp ağlamamı engellemek için yukarı baktım.
" Bana böyle sarılmadın Man shik! Aşk olsun."
Ardından gelen gülme sesi.
Babama söylememiştim. Onunla hiçbir zaman konuşamazdım ki , hem eğer söylersem büyük ihtimalle yılların dayağını yiyen ben olurdum.
Sessizce gömdüm içime ağlayışlarımı. Beni iğrenç vücudundan uzaklaştırdığında üst kattan telefonumun çalma sesini duydum. İçimden derin bir nefes alırken yanlarından izin alıp ayrıldım.
Koşarak odama çıktım. İçeriye girip kapıyı kilitledim. Telefonuma baktığımda birkaç gün önce ayarladığım canlı yayın açılınca çalan bildirimi gördüm.
Bugünün pazar olduğunu bile unutmuştum. Az önce yaşananlar sanki olmamış gibi yüzümde büyük bir gülümseme belirdi.
Hemen girdim uygulamaya. Sonra çalan şarkıyla tatlı hareketler yapan Chanı gördüm. Saçları kıvırcık makyajsız bir şekilde kameraya bakıyor ve gülüyordu. Gözlerinin yanında yıldızlar sönük kalıyordu.
Şarkı çalmaya devam ederken az önce eve gelmiş olan o pis geldi aklıma. Her an odama gelebilirdi sonuçta. Ve ben bu yayını asla ama asla kaçırmak istemiyordum.
Üstümü saniyeler içinde değiştirip saçımı topladım. Çantama birkaç kitap ve kalemler doldurdum. Maskemi cebime koydum. Kulaklığımı da takıp kendime aynada son kez baktım.
Kapıyı açıp odadan çıktım. Önce uyuyan Seokun odasına gittim. Alnına sessiz bir öpücük kondurup saçlarını sevdim. Zaten o da birkaç saat sonra yüzme kursuna gidecekti. Bu evde durmaması en doğrusuydu.
Alt kata indim.
Kulağımın birinden kısık da olsa sesi geliyordu. Derin bir nefes alıp salonda oturan ikiliye seslendim.
"Baba ben kütüphaneye gidiyorum. Araştırma ödevim vardı da."
" Tamam git ama akşam eve geç kalma. Bizde zaten çıkacaktık. "
Bir yandan o pisliğe gülümsüyordu. Yine bir şeyler karıştıracakları o kadar belliydi ki...
Kapıya doğru yönelip ayakkabılığın kapağını açtım.
Ayakkabımı alıp dolabın kapısını kapatmamla o pislik belirdi.
"Amcana görüşürüz demeden mi gidiyorsun ! Aaa çok alındım."
Çok yakınımda birden belirmesi beni çok korkutmuştu. Konuşamadım o an sanki dilim tutulmuş gibi , gerçi konuşsam bile ne diyecektim?
"Bak bide cevap vermiyor. Yeğenim o zaman ödül mahiyetinde öpücük vermen lazım bir kere. Yoksa gitmene izin vermem."
Cevap vermeme gerek kalmadan yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Dudağımın yakınından sözde yanağımdan öptü. Sonra pis pis sırıtarak uzaklaştı. Ben hala kımıldamıyordum. Sanki bir su misali çevremin soğukluğuyla buza dönüşmüştüm.
Ağlayamadım bir süre. Ellerimde ayakkabılarımla katkatı kesildim. Boğazımdan dikenli teller geçiriliyordu sanki. Nefes almamam için tutuyorlardı beni. Birkaç dakika kımıldayamadım.
Sonra bir kahkaha sesi, kulaklığımdan kulağıma oradan beynime sonra kalbime ulaştı. Ardından kahkahalara yabancı olmayan , son günlerde dinlediğim bir şarkı eşlik etti : Neverding Story.
Derin bir nefes aldım. Ben yalnız değildim. Bu dünyada pislikler olduğu kadar iyiler de vardı. Elbet bir gün hepsinden intikamımı alacaktım.
Elimdeki ayakkabıları yere fırlatıp hızla giydim. Maskemi taktım. Sonra kendimi bir kütüphanede buldum.
Çantamı iki kişilik masaların birine koydum. Kulaklıklarımın ikisini de takıp sesi fulledim.
Ne düşüncelerimi duymak ne de başka bir şey duymak istemiyordum.
Sadece ona odaklandım yine. Bana bu Dünyada iyi gelen o adama.
...
Yayın çoktan bitmişti. Bana kameraların arkasından yine yardım etmişti farkında olmadan. Sondaki BİG HUG ise belkide hissettiğim en sıcak şeydi.
Gerçekten sarıldığını hissettim.
O sevgiyi ulaştırdı bana. Sanal ortamın engel olmasına izin vermedi yine.
Sonunda ağlayabilmiştim. Sessiz olmaya özen göstererek gözyaşlarımı sildim.
Telefonumu elime aldım. Bu sefer şarkı uygulamasına girdim. Stray Kidsin rastgele olan oynatma listesine bastım.
Bir yandan gözyaşlarıyla şarkı dinleyerek diğer yandan ders çalıştım evet. Çünkü çaresizlik denen şey böyle bir şeydi. Ne yaparsan yap tek bir seçeneğin vardı.
Benim seçeneğimse beni ve Seoku bu pisliklerden kurtaracak olan çok iyi bir üniversiteden geçiyordu.
...
Zaman çok hızlı geçmiş neredeyse akşam olmuştu. Eve dönmek için toparlandım. Bir yandan elimde telefon SKZ ile ilgili son gelişmelere bakıyordum. Sonra bir başlık çekti dikkatimi.
' STRAY KİDS FAN MEETİNG!!!'
Aşağı inip açıklamalar kısmına baktım. Koronavirüs varken de böyle şeyler yapıyorlwr mıydı?
' Stray Kidsin iki hafta sonra yapılacak imza etkinliğine gizli bileti olan STAYler katılabilecek. Bu gizli biletler bazı NOEASY albümlerine yerleştirildi. O biletleri kazana stayleri ***********' da Skz bekliyor olacak. Tüm katılımcıların biletleri , ellerinde virüs test sonuçları ve tedbirleriyle gelmesi gerekmektedir.
Ayrıntılar ileriki günlerde paylaşılacak.'
Okumamla birlikte kütüphanede olduğumu unutup çığlık attım.
Sonra insanlar bana döndü. Utanmıştım , bunun da etkisiyle özür dileyerek en az o kere eğilip kalktım.
Herkes önüne döndüğünde bu sefer de sessiz bir şekilde haykırdım.
Onlarla görüşme şansım vardı...
"Benim bir albümüm bile yok."
Aklıma gelen düşünceyi sesli söylediğimi fark etmemle ağızıma sert bir şaplak vurup tekrar eğilme rutinini gerçekleştirdim.
Sonra kendimi daha fazla rezil etmeden oradan dışarı çıktım.
Eve giderken hem çok mutlu hem çok üzgündüm. Benim bir albümüm bile yoktu ve olsa bile içinden o biletin çıkması için ölmeden önceki bütün şansımı kullanmam gerekiyordu.
Her şeyi unutmuş nasıl albüm alacağımı düşünüyordum. Aklıma üniversite için biriktirdiğim kumbaram geldi.
Önce adımlarım hızlandı ardından koştum tüm gücümle. Evin önüne geldiğimde derin bir nefes aldım , kendimi olabilecek her şeye hazırlamak istercesine.
Anahtarı çevirip kapıyı açtım. Fakat hiçbir ışık yanmıyordu. Sevinmiştim.
Ayakkabılarımı çıkarıp rampadan çıkmış bir uzay roketi gibi odama fırladım.
Kumbaramı büyük bir bıçakla açtım. İçerisinden çıkan wonlar beni hayrete düşüren cinstendi. Hangi ara bu kadar birikmişti?
Evde kimse olmamasını fırsat bilerek bütün wonları bir poşete doldurup evden çıktım.
En yakın albüm satan yere gittim. İlk albümümü alıp oradaki masaların birinde açtım. İçinden bilet arıyordum. Fakat ilkinde çıkmadı. Yüzüm birden düşmüş heyecanım gitmişti.
Albüm aldığıma bile sevinemedim o an. Çünkü benim aradığım SKZ ile görüşme biletimdi.
Parama baktım tekrar bir tane daha alabilecek kadar vardı. İlk başta tereddüt etsemde tekrar albüm bir albüm aldım.
Ama ikincisi de olmadı. Yani bu kadar mıydı? Ufacık bir şansım bile yok muydu yani?! Kendimi kafam yan olacak şekilde masada yatarken buldum.
Sonra masanın üstünden bir el masaya sürterek bir kağıt uzattı.
Yüzümü kaldırıp önce ona baktım. Bir kız tatlı bir gülümsemeyle bana bakıyordu.
" Galiba bunu arıyordun. Bende iki tane var. Birisini sen alabilirsin STAY."
Sevinçten kocaman sarıldım ona. Kaç kere teşekkür ettim bilmiyorum. O dükkandan çıktığımda hâlâ inanamıyordum. Ben iki hafta sonra onlarla mı görüşec
ektim yani!
O an hayatın benim için hazırladığı şeylerden habersiz sadece seviniyordum.
♡
Okuduktan sonra yıldıza basmanın zor bir şey olduğunu sanmıyorum ?
Teşekkürler
