"Çok güzel kokuyorsunuz, arabam sizin kokunuzla doldu."
Donmuş bir şekilde dibimdeki esmer patronumun dediklerini algılamaya çalışırken bir kızıma bir ona baktım. Yüzüm yanmaya başlamıştı. Sıcak nefesleri de beni yakıyor olabilirdi, bilmiyordum. Sadece dediğinin fazlasıyla hoşuma gittiğini biliyordum.
"Ben şey... Yani biz..." Bebeğim kollarıma vururken yutkunup gözlerimi kaçırdım. "Onu yıkadığım bebek şampuanını kullanıyorum. İkimizde aynı kokuyoruz yani. Güzel kokulu bir şampuan."
Dişleri arasından kısık bir nefes vererek güldüğünde göz ucuyla gülüşünü izledim ve yanağımın içini kemirmeye başladım. Çok utanmıştım!
Geri çekildiğinde rahat bir nefes alarak, bebeğimi oturduğu koltuktan çıkarıp kucağıma aldım ve ardından arabadan çıktım. Esmer patronum da çıkınca kapıyı kapatmak için bir kolumla Yuna'yı tutacağım sıra güneş gözlüklü adam bende önce davranıp kapıyı kapattı.
Adama garip bir şekilde baktıktan sonra esmer patronuma döndüm. Yanındaki adamın kulağına bir şeyler fısıldadıktan sonra adam, başını eğip yanından ayrıldı. Yüzü gerçekten fazlasıyla ürkütücü duruyordu. Bu ciddi ifadesini beni almaya geldiğinde gösterseydi bacaklarım tüm yol boyunca titrerdi.
"Gel Jeon, içeri geçelim," diyerek arabanın arkasına geçti ve bagajı açıp bavulumu çıkardı.
"Ben taşırım Bay Kim," Bavula uzandığımda bavulu geriye çekip buna engel oldu.
"Sen bebeğini tut, ben getiririm." Kızıma sarılıp başımla onu onayladım. Küçük meleğimi yol yormuştu bu nedenle başını omzuma koyup mırıldanmaya başladı. Onu uyutmam gerekiyordu.
Kocaman bahçede ilerlerken evin girişine geldik ve büyük kapıya hayran gözlerle baktım. Ben hayatımda böyle malikane görmemiştim, daha doğrusu ben malikane görmemiştim!
"Hoş geldiniz Bay Kim," Duyduğum sesle başımı çevirdiğimde elinde saksı ile bize bakan adamla göz göze geldim. Bana soğuk bakışlarını yolladıktan sonra gözü bebeğime kaydığında kaşları çatıldı ve bu benim hiç hoşuma gitmemişti.
"Jeon," Bay Kim'in seslenmesi ile ona başımı çevirdim. "Bu bahçıvan Min Yoongi, gördüğün bu bahçe ve arkaya devam eden tüm yeşillikler onun eseridir. Burayı o düzenliyor. Ayrıca arka bahçede sebze ve meyve yetiştiriyor. Yemekleri onlarla yaparsın."
Tek başına bu kocaman bahçeyle nasıl başa çıktığını düşündüm. Bitkileri seviyor olmalıydı. "Tamamdır Bay Kim,"
Biz kapıda birbirimize bakarken kocaman kapı açılınca bebeğimin sırtını okşayıp kapıya baktım. Aralanan kapıdan sarı saçlı benim yaşlarımda bir erkek çıkıp bize gülümsedi.
"Hoş geldiniz Bay Kim! Hoş geldin yeni aşçı ve bebeği!" Oldukça neşeli bu adam, diğer adamın içimde yarattığı kasveti bir anda yok etmişti.
"İçeri gelsenize!" Heyecanla konuşup eliyle gelmemizi işaret ettiğinde Bay Kim'e baktım. O da elini içeriye doğru uzatıp girmem için işaret verdiğinde heyecanla içeri adımladım. Dışarıdan göründüğü gibi içerisi de büyüktü. Beyaz zemin ve duvarlar, birbirinden değişik tablolar ve tam önümde duran bir kaplan heykeli, oldukça görkemliydi. Heykelin ardında iki yandan zemine uzanan merdivenlerin korkulukları buzlu cam veya elmastan gibiydi. Bence elmastı.
Ağzım açık bir şekilde etrafı incelerken arkamı dönüp onlara baktım ve Bay Kim'e, "Eviniz gerçekten çok güzelmiş!" dedim heyecanla. Gözlerini kısıp dudaklarını birbirine bastırdığında yanındaki adam ona bakarak gülmeye başladı. Yanlış bir şey dediğimi düşünüp telaşla ikisine baktım.
"Ah tatlı aşçımız evimizi beğenmiş mi?" Sarışın adam gülümseyip bana baktığında gözleri neredeyse tamamen kapanmıştı.
"Oh, sizin de mi eviniz?" Takıldığım tek yer hakkında ona soru sorduğumda başını sağa sola salladı. "Ah aslında hayır, sadece burada uzun zamandır çalıştığım için söyledim. Eminim Bay Kim bu dediklerimden sonra bana kızacaktır ama kimin umurunda," diyerek elimi tuttu. "Ben buradaki temizlik ve düzenden sorumluyum. Diğer çalışanlara yardımcı oluyorum. Genelde malikanenin haftalık temizliği için gelenleri kontrol ediyorum. Bazen de..." Bay Kim'e ufak bir bakış attıktan sonra gevelemeye başladı.
Bir elim onun avuçları arasında, diğer elim kızımın beline sarılıydı. İkisi arasında geçen tuhaf bakışmayı anlamlandıramamıştım.
"Her neyse ben Min Jimin, bir şeye ihtiyacın olduğunda beni bul." dedi ve elini çekip yine gülümsedi.
Şaşırdığımı belirten bir ses çıkardıktan sonra, "Bahçıvan Min Yoongi ile akraba falan mısınız?" diye sordum.
"Ah," dedi ve elini yanağına koydu. "O benim eşim."
Kaşlarım havalandı ve gözlerimi birkaç kez kırptım. Gerçekten zıt kutuplar birbirini çekiyormuş!
"Gel Jeon, size odanızı göstereyim." Esmer patronumun sesiyle ona döndüm ve benim yanımdan geçip merdivenlere doğru ilerlemeye başladı. Ardından onu takip ettiğimde dış kapının açılma sesiyle arkamı döndüm ve Jimin'in dışarı çıktığını gördüm. Eşinin yanına gidiyor olabilirdi.
Merdivenleri çıkarken ayakkabılarımızın tok sesi yankılanıyordu. Koca malikanede bir biz vardık sanki. Merdivenlerin en üstüne çıktıktan sonra korkuluklardan aşağı baktım. Ürkütücüydü. Yeniden Bay Kim'e baktığımda cam kapıyı aralayıp bana döndü. İçeri girmem gerekiyordu.
Hemen içeri adımladığımda uzun ve geniş bir koridor karşıma çıktı. Onun ilerisinde ise sarmal bir merdiven vardı. Bay Kim ilerlemeye devam ettiğinde arkasından yürüdüm. Gerçekten yorulmuştum.
Sarmal merdiveni çıkmaya başladığında derin bir nefes aldım ve bende basamakları tırmanmaya başladım. Aşağıda bir sürü kapı vardı fakat odam orada değildi. Mutfak nerede olurdu bilmiyorum ama aşağıda bir yerlerde ise bana her gün iyi bir spor yaptırmış olacaklardı.
Sarmal merdiveni çıktığımızda burada daha dar bir koridor ve az sayıda kapı vardı. İki tane kapının yanından geçtikten sonra durdu ve bavulu yere bıraktı. "İşte sana hazırlattığım oda," diyerek kapıyı açtığında heyecanla içeriye baktım ve küçük bir oda beklerken gördüğüm manzarayla ağzım aralandı.
Odanın sol tarafında geniş bir yatak vardı ve sağ tarafında ise koltuk takımı ve televizyon. Bildiğin yatak odası ve salon karışımı bir odaydı. O söylemeden hevesle içeri girdim ve daha fazla etrafı inceledim. Yatağın etrafında geniş boşluklar vardı ve iki yanında da başka kapılar vardı. Bir kapıya gidip açtığımda içerisinde küvet ve duşakabin bulunan siyah mermerli banyo ile karşılaştım. Otel banyosu gibiydi. Kızımı sarsmadan kucağımda tutarak yatağın diğer tarafındaki kapıya ilerleyip açtım. Ufak bir balkon vardı ve dediği arka bahçeye açılıyordu. Sebze ve meyvelerin olduğu seraya girmek üzere olan Yoongi'yi gördüm ve Jimin de arkasından bir elindeki sepetle adımlıyordu.
"Odayı sevdin mi?" Sesiyle irkilip arkamı döndüğümde balkon kapısına yaslanmış esmer patronuma gülümseyip başımı hızla öne arkaya salladım. "Gerçekten bu oda bana mı ait olacak? Çok büyük!"
Dudaklarını birbirine bastırdı ve arkasına dönüp, "Evet sana ait olacak," diyerek odanın içine doğru yürüdü.
Kıpır kıpırdım. Hayatımda edindiğim en iyi işe ve patrona sahip olmuştum. Kızım ile burada çok rahat ederdik. Ayrıca iş için kızıma bakıcı tutmak zorunda kalmayacaktım. Hep yanımda olacaktı. Bu işten hiç kovulmamam gerekiyordu. Elimden geleni yapacaktım.
"Bay Kim!" Balkondan çıkıp odaya girdim ve heyecanla ona seslendim. Yavaşça bana dönüp ellerini cebine attı.
"Size nefis yemekler yapacağımdan emin olabilirsiniz! Bana iş teklifinde bulunduğunuz için minnettarım." Kızımın belinden tutup eğilerek teşekkür ettim. Ardından başımı kaldırdığımda bana koyulaşmış irisleriyle bakıyordu.
"Bundan şüphem yok Jeon," Yüzümde gözlerini yavaşça gezdirirken aramızdaki iki adımlık mesafeden onu izlemeye başladım. Yakışıklı, diyordum her baktığımda. Bana yazdığı için çok şanslıydım. Belki hemen ona fazla fazla teşekkür edip, minnet duymuş olabilirdim fakat bu umurum dışıydı. Bana böyle nazik davranıp, hoş gözlerle bakan biri hakkında kötü düşünemezdim.
"Kızını taşımaktan yorulmadın mı? İstersen yatağa uzandır, hem o da rahat etmiş olur."
Kolumdaki ağrıyı, dedikleriyle fark edince sırıttım ve yatağa doğru ilerleyip oturdum. "Benim melek kızımın verdiği yorgunluk bile benim için bir hediyedir." Yatak başlığına dönerek kızımı yavaşça yatağın ortasına uzandırdım. Taş gibi uyuyordu.
Gülümseyip yanağını okşarken yataktaki hareketlilikle başımı kaldırdım. O da yatağa oturmuş, bebeğimi izliyordu. Elini bebeğime doğru uzatıp minik parmaklarına dokundu. Nefesimi tutmuş bir şekilde onu seyrediyordum. İçimde garip bir his belirmişti. Onun bebeğime tebessüm ile bakışı yüreğimi ısıtıyordu.
Kızım, ağzını açıp uykusunda bir şeyler mırıldandı ve elini hareket ettirip onun işaret parmağını tuttu. Alt dudağımı ısırarak tepkisine bakmak için başımı başımı kaldırdım. Yüzündeki o tembel gülüş, gözlerindeki kısılma sebepsizce içimi burktu. Sanki bu ifadenin arkasında can yakan bir sebep vardı.
"Bebekleri veya çocukları seviyor olmalısınız," dedim fısıldayarak. Yüzündeki gülüş soluklaşırken, "Severim," demişti, "Çok severim."
"Bay Kim..." Fısıltıyla ona seslendiğimde bakışlarını bana çevirdi. Buruktu bakışları ve merak etmeme sebep oluyordu. Neydi o sert mizacınızın altındaki hüzün, neydi bebeğime bakınca yaşadığınız savaş, diye sormak istedim.
Başını eğdi ve yeniden bebeğime baktığında kızım, onun parmağını bırakıp elini havaya kaldırıp indirdi. Uykusunda çok hareket ederdi.
"İş sözleşmesi," dedi Bay Kim ve daha önce fark etmediğim kağıtları yatağın yanındaki komodinin üstünden alıp bana uzattı. "İyice oku ve imzala." Kağıtların üzerindeki kalemi de elime verdiğinde aldım ve okumaya başladım. Öyle şaşırtan bir madde göremeyince sevindim ve okumaya devam ettim. Maaşımın yazdığı maddeyi görünce gözlerim karşımdaki rakamlarla şokla aralandı ve başımı kaldırıp esmer patronuma baktım.
"Bu çok fazla değil mi? Yemek içme ve barınmayı bile siz sağlıyorsunuz, bu gerçekten çok fazla." Şaşkın gözlerimi ona çıkardığımda başını iki yana salladı.
"Bu miktar sen ve bebeğin için az bile. İlerleyen zamanlarda arttıracağım."
Mahçup bir şekilde gülümserken elimdeki kağıda sonra da uyuyan kızıma baktım. Bu parayı biriktirip ona iyi bir gelecek sunabilirdim.
"Çok teşekkür ederim," diyerek yataktan kalkıp kağıdı benim tarafımdaki komodinin üzerine koyarak imzaladım ve yeniden yatağa oturup ona uzattım. Elimden alıp kağıtları yatağın ucuna koyduktan sonra tekrar bebeğime baktı.
Kızıma ilk maaşımla neler alabileceğimi düşünürken bugün yanımda uyuyacağı aklıma geldi çünkü beşiği evimizde kalmıştı.
"Bay Kim," dedim sessizce, "Rica etsem evimden kızımın beşiğini getirtebilir misiniz? Çok büyük değil zaten."
"Buna gerek yok Jeon," dediğinde anlamadığım için kaşlarım çatıldı. "Kızın için çok güzel bir beşik aldım. Birazdan getirirler. Sonuçta odanızın tam olması için bir beşik de olmalıydı."
Tekrar şaşırmıştım. Bir patrona göre fazla düşünceli biriydi. Şimdiden içimde ona karşı büyük bir hayranlık duyuyordum.
Sevinçle bebeğime bakıp elini okşadım. Çok şanslıydı kızım, patronum onu da düşünüyordu. Ardından içimdeki o aynı sevinçle Bay Kim'in yatağın üzerindeki, ikimizin arasındaki elinin üstüne elimi koydum.
"Gerçekten çok iyi birisiniz, çok minnettarım." deyip gülümsediğimde kaşları havalanmış, yüzüm ve elim arasında git geller yapıyordu.
O an elini tutmamın yanlış olduğunu düşünüp geri çekecektim ki bir anda elimi avucu arasına alınca yutkunup eline baktım. Kemikli uzun parmakları elimin üstünü okşadığında hızlanan kalbimle dudaklarımı kemirmeye başladım.
"Çok fazla teşekkür ediyorsun Jeon," Gözlerimin içine içimi ısıtan bakışlarla baktıktan sonra ellerimize baktı. "Sözleşmenin maddelerine teşekkür etmenin yasak olduğunu da eklemeliydim."
"Neden yasak olsun ki?" Başımı eğip gözlerimi yukarı çevirerek ona baktığımda elimi yavaşça sıktı. Derin ve titrek bir nefes verirken, odayı kaplayan melodiyle irkildim ve bebeğime baktım.
Bay Kim, elimi bırakmadan diğer eliyle cebindeki telefonu çıkardığında sesi daha yüksek bir biçimde odaya yayıldı ve kızımın dudakları titremeye başladığında ağlayacağını anlayıp elimdeki sıcak dokunuştan ayrılmak zorunda kaldım.
Bay Kim, telefonunu açıp konuşmaya başladığında ben kızımın yanağını okşayıp yanında olduğumu, ağlamaması gerektiğini hissettiriyordum.
"Tamam... Getirin yukarı... Benim odamın solundaki odaya... Evet." Sesi çok sert çıkmıştı. Telefonu kapatıp bana baktığında, "Özür dilerim Jeon," dedi ve bebeğimin kısık sesli ağlamasını seyretti.
"Sorun yok," diyerek kızımı kucağıma aldım ve sallamaya başladım.
"Beşiği kurmaya geleceklermiş, istersen benim odamda kızını uyut, beşik kurulduğunda geri gelirsin."
"Sizin odanız mı?" Konuşurken odasının sol tarafında olduğumuzu söylemişti. Tanrım, patronumla odalarımız yan yana mıydı?!
"Peki," diyerek kızımla yataktan kalktım ve o da kalkıp seri adımlarla odanın kapısına gidip açtı ve dışarı çıktı. Arkasından takip ederken kızım ağlamaklı bir şekilde bana bir şeyler anlatıyor, daha doğrusu istiyordu. Göğsüme vuruyordu. "Tamam bebeğim, süt mü istiyorsun? Biraz daha bekle..."
Bay Kim, hemen yan taraftaki odanın kapısını açıp içeri girmem için işaret etti ve bebeğimi sallayarak içeri girdim. Tıpkı bana verdiği oda gibiydi, sadece daha koyu mobilyalar tercih etmişti ve yatak biraz daha büyüktü. Patronumla eşdeğer bir odaya sahiptim!
"Yatağa oturup, uzanabilirsin." Giydiği beyaz gömleğin ilk düğmelerini açarken gözüm göğsüne takıldı ve bebeğimi sallayarak onu izlemeye koyuldum. Odasında diye acaba üzerini mi değiştirecekti?
Dört düğmeyi açtıktan sonra durduğunda yüzüne baktım ve dudağının tek kenarı havadayken bana bir gülüş attığında boğazımı temizleyip yatağına doğru yürüdüm. Ne yapıyordum Tanrı aşkına?
"Sanırım süt istiyor," Yatağın kenarına çekinceyle oturup ona döndüğümde gömleğin yakalarını iyice açmış, esmer tenini daha rahat görmemi sağlamıştı. Gözlerime hakim olup başımı öne arkaya salladım.
"Burada rahatça emzirebilirsin, odama kimse girmez. Bende dışarı çıkayım." diyerek arkasını döndüğünde teşekkür edecektim ki vazgeçtim. Bugün çok fazla etmiştim fakat bunu o sağlıyordu. Yani, kim patronunun odasında, yatağında bebeğiyle oturabilir ve onu besleyebilirdi? Cidden... Patronumun yatağında... Patronumun yatağında?!
"Ah canım kızım," Susmuş bebeğime baktım. Islak gözleriyle bana bakıyordu. "İlk günden patronu tavladık mı sence?" Yatakta geriye gidip, yatak başlığına yaslandım. Bir koluma uzanmış bebeğimi tutarken diğer elimle gömleğimin düğmelerini açmaya başladım. "Bence tav oldu bize, en çok da bana,"
Gömleği omuzlarımdan kaydırıp göğüslerimi tam açtığımda Yuna'mı kendime iyice yaklaştırdım. Kadınlardan daha farklı göğüs yapımız, işimizi zorlaştırıyordu.
"Acaba beşiğin nasıl?"
•
Kızımı doyurduktan sonra üzerimi düzeltmiş, onu Bay Kim'in yatağına uzandırmıştım. Yatakta uyurken onu izlemek en sevdiğim şeydi.
Kapı tıklatma sesiyle başımı çevirdim. "Jeon, girebilir miyim?" Derin sesini duyunca hevesle başımı öne arkaya salladım.
"Jeon?" Tekrardan sormasıyla beni görmediği gerçeğiyle sarsıldım. İyi değildim.
"Gelin Bay Kim!" Sesim aniden yüksek çıkınca dudaklarıma vurdum ve kızıma baktım. Uyanmamıştı.
Kapıyı yavaşça açıp içeri girdikten sonra yatağında uyuyan bebeğime baktı ve yine o buruk gülümseme dudaklarına yansıdı.
"Beşik hazır. Görmek ister misiniz?"
Heyecanla kızımı kucağıma aldım ve birlikte odadan çıkıp bana hazırlattığı odaya girdik.
Yatağımın yanındaki beyaz tüllerin arasında sallayan küçük beşiği görünce gülümsedim. Fırfırlı kumaşlarla kaplı beşiğin içine kızımı koydum. İşte kızıma layık bir beşik.
"Güzelce uyuyup dinlensin, yol yordu. Seni de yormuş olmalı. Bugün çalışmayacaksın. İyice dinlen, hava kararınca dışarıdan yemek sipariş edeceğim. Mutfak aşağıda, şu sarmal merdivenin solunda kalıyor, gelip yersiniz." Yanıma gelip beşikteki kızıma baktıktan sonra gülümsedi ve bana döndü. "Tamam mı Jeon?"
Hızla başımı salladım. "Tamamdır Bay Kim." Dudaklarını aralayıp bir şey söyleyecek gibi oldu fakat sonra vazgeçti ve başıyla bana selam verdikten sonra odadan çıktı.
Derin bir nefes alıp kızıma baktım ve ardından artık benim olan yatağa yüz üstü kendimi attım. Yumuşacık bir yataktı ve anında beni uykuya çekmişti.
•
"Su güzel mi bebeğim?" Ellerini çırptıktan sonra küvetteki suya birkaç kez vurup ikimizin üzerine sıçratıp kahkaha atmaya başladı. Suyu, banyoyu çok seviyordu.
İyice uyuduktan sonra birlikte duş alıyorduk. Küveti onun karnının biraz üzerine gelecek şekilde doldurup birlikte içine girmiştik. Evden getirdiğim bebek şampuanı ile onun saçlarını yıkarken Bay Kim'in dedikleri aklıma gelmişti. Güzel koktuğumuzu söylemişti, sadece bir şampuan bunu sağlayamazdı herhalde.
Kızım suya daha hızlı vurmaya başlayıp etrafa saçtığında, "Ama bana iş çıkarma seni yaramaz," dedim ve saçlarını durulamaya başladım. Suyun üstündeki oyuncaklarla oynarken kendi saçlarımı yıkadım ve küvetten çıktım. Banyodaki bornozu giydikten sonra küvetin içindeki kızımın vücudunu da durulayıp kendi bornozuna sıkıca sardım onu ve mis kokulu boynuna öpücükler kondurarak banyodan çıktım.
Bavuldan onun beyaz, mor pijamalarını çıkarıp giydirdikten sonra kendi üzerime beyaz bir tişört ve gri eşofman giydim. Bu uygun olur muydu bilmiyordum. Sözleşmede günlük kıyafetlerle çalışabileceğim yazıyordu. Bunlar günlük kıyafetlerimdi üstelik şu an işime başlamamıştım bile.
Saçlarımızı kuruladıktan sonra kendi saçlarımı iyice taradım. Kabarması en nefret ettiğim şeydi. Saçımı tararken kızım tarağa uzanmaya çalışıyordu. "Tamam seninkileri de tarayacağım." Başındaki birkaç tutamı taradıktan sonra mor bandajını taktım. "Çok sevimli oldun!"
Emziğini çıkarıp salladığımda ellerini hızla çırptı ve ağzını açtı. Hemen ağzına yerleştirdiğimde hızlıca emmeye başladı. Onu kucağıma alıp odadan çıktım. "Sen doymuş olabilirsin lakin ben çok açım." diyerek merdivenlerden inmeye başladım.
Aşağı inerken gülüşme sesleri kulağıma doldu. Bay Kim'in dediği gibi sol tarafa döndüğümde gülüşme sesleri artmaya başladı. Mutfağa yaklaştıkça seslerin kime ait olduğunu anladım. Jimin'in sesiydi.
"Çünkü Taehyung harika bir babacık olur," dediğinde bir kahkaha sesi duydum. Konunun benimle ilgili olmaması için dualar ederken kapıya yanaşıp gizlice gözetlemeye başladım. Sandalyeye oturmuş adam, Yoongi gülüyordu. Bay Kim ise tezgaha yaslanmış, kollarını göğsünde birleştirmiş, kaşlarını çatıyordu.
"Jimin kes artık," Sinirli olduğunu belli eden sesiyle konuştu.
"Asla susmam! Ne istiyorsun Jungkook gibi güzel adamdan söyle hadi! İtiraf et!" Bay Kim, derin bir nefes alıp alnını ovuşturmaya başladı.
Ne olduğunu anlamıyordum fakat birbirleri ile böyle rahat konuştuklarını görünce aralarındaki ilişkinin çalışan patron ilişkisinden daha fazla olduğunu anladım.
Jimin, sandalyede oturan eşinin kucağına bir anda oturduğunda kaşlarım havalandı. "Bunu istiyorsun değil mi? Ve şey demesini... Ah- Daddy!"
Yanaklarım kızarmaya başladığında geriye çekildim. Ne demek istiyordu Jimin? Bay Kim gerçekten böyle şeyler mi istiyordu?
"Bana bak Jimin!" Yüksek sesi yankılandığında irkildim ve bebeğimin sessiz ağlaması kulaklarıma dolduğunda endişeyle onu sallamaya başladım.
"Seni kurşuna mı dizeyim?! Bunu mu istiyorsun?!" Duyduğum şeylerle donakalıp bebeğimi sallamayı kestim. Dalga geçiyordu herhalde.
Kızımın emziği yere düşüp ses çıkardığında hareket etmeye çalıştım lakin kıpırdayamıyordum. Şiddetlenen ağlamasıyla elim ayağım birbirine dolanırken yere çömeldim ve emziği alıp kalkacağım sıra gördüğüm ayakkabılarla yutkunup başımı kaldırdım.
"Jeon? Ne zamandır buradasın?"
___
bölüm sonu
taehyung'un buruk gülüşünün sebebi nedir acaba...?
beşiğimiz~

oy vermeyi unutmayın güzeller
💗
sera









