- Kıvama gelmek üzere .
Theo bunu söyleyerek amcasının sorusuna cevap geldi . Amcası hafiften sırıtmaya başlamış iken Theo konuşmasına devam etti .
- Değil 3 ay 10 günde işi bitiririm ! Tek sorun şu aptal merakı ! Buna bir çözüm bulmak gerek .
Sam yeğeninin bu sözünde sonra kitaplığın üst raflarında bulunan en tozlu kitabı çekerek Theo'ya verdi .
- Bence bu iş görür !
Theo kitabın tozunu elinin tersiyle silip sayfalarını göz gezdirirken bir yandan da amcası kitabın içeriğini söylüyordu . Kan avcılarının ve büyücülerin yaşamlarından bahseden bir kitaptı . Kehanetten ise sadece son 2 sayfası bahsediyordu ki o da masalımsı bir boyut taşımaktaydı . Yani kehanetin içeriği gizliydi . Kız bu kitabı okuyup bitirene kadar zaten bayağı bir zaman geçer ve bir süre de sessiz kalırdı . O zamana kadar da başka plan yaparlardı .
Theo amcası Sam'in bu iknacı konuşmasından sonra kitabı alarak odadan çıktı ve doğruca Lena'nın odasına doğru yol aldı .
Vakit gece vaktiydi ve Lena halen yatağında öylece oturmaktaydı .
...
Yatağımda öylece oturmuş duvarı seyrederken bir anda kapı tıklanmıştı . Hayret !? Neden bu zaman diliminde - gecenin bir yarısı - ve neden tıklatılarak !?.
Kapının tıklatılması ardından kapı yavaşça açıldı . Gelen tabii ki Theo'dan başkası değildi . Başka kim olabilirdi ki zaten !? Koskoca evde ve semtte bir onun yüzünü görebiliyordum ! Tabii bir de saldırmaya çalışan andavallar var !
Tam Theo'ya neden geldiğini soracak iken elindeki kitabı gösterdi .
- Sıkılıyorsundur . Al da biraz kitap oku kelime haznen gelişsin .
'' Bu ne şimdi !? ''
- İçinde kehanet geçen uzun soluklu bir kitap .
'' Gerçekten mi !? ''
- Yalan mı söyleyeceğim . Amcam bizzat özel kütüphanesinden verdi . Üstündeki toz kalıntılarından anlarsın artık ne kadar eski olduğunu . Tabii bir de o eski sayfalardan . Hadi sana iyi okumalar .
Theo bir şey dememe bile izin vermeyerek odadan çekti gitti . Kitabı masanın üstüne bırakmış idi .
Gerçekten bunu yapmış olabilir miydi !? Gerçekten kehanet ile ilgili bir şey mi yazıyordu !?
Asla vakit kaybedemezdim ve asla bir kelimeyi bile atlayamazdım . O kehaneti çözüp sonrasında da buradan gidecektim !
Hemen yataktan kalkarak yatağa yorgana dolana dolana ve yere düşme tehlikesini de atlattıktan sonra sendelediğim yerden doğrularak masaya ilerlemeye devam ettim . Hemen kitabı alarak ilk sayfasına baktım . Ayy örümcek yürüyordu ! Kitabı yere fırlatmam da kitabı almam gibi hızlı olmuştu .
Napsam bu örümceği bu kitaptan uzaklaştırırdım !?
Demeye kalmadan çoktan örümcek ayaklarımın altında dolanmaya başlamıştı . Ufak bir çığlık ile sandalyeye çıkıverdim .
İnsan bir siler be !? Doğru siz insan değildiniz unutuyorum bazen .
Ama şaka maka ben bu odada bir daha bulunamam parkelerine ayak basamam yatağına girip uyuyamam . Ya kulağıma kaçarsa ya üstüme tırmanırsa ya ağzıma girerse ya uyurken yatağımda dolanırsa !? Düşündükçe bir tuhaf oluyordum .
En iyi çözüm kaçırmadan kellesini uçurmaktı !
Masanın üstündeki herhangi bir şeyi alarak hedefime ilerledim . Kesin sevinç çığlığı attığımı düşünmüştü ! Gelmediğine bakılırsa !..
Aptallar ! Aptal avcı bozmaları !
...
Nihayet küçük olduğu halde tüm yaş kesimini korkutabilecek türdeki bu örümcekten de kurtulunca rahatlamıştım ve nihayetinde kitabı okumaya sıra gelmiş idi .
Kalınlığına , okuyuş hızıma ve sayfaların toz oranına bakılırsa baya bir uzun süreceğe benziyordu . Belki 5 bilemedin 6 gün !
Kitabın ilk sayfaları bilinmeyen bir yazı olduğundan geçtim . Sonrasında 5. sayfada bildiğim dilden yazılar başlamaya başladı . Bu sayfalar bildiğin kan avcılarının tarihini , nasıl meydana geldiğini anlatıyordu . Sayfalar ilerledikçe özellikleri , düşmanları nasıl zarar gördükleri ve uyması gereken kurallardan bahsediliyordu . Bunları okumadan geçip 170.sayfaya geldiğimde ise büyücülerden söz etmeye başlıyordu . Büyücüler ve cadılardan ! Hem özellikleri hem ilk görüldüğü zaman hem nasıl zarar gördükleri hem ne ile yok edildikleri hem nasıl görüldükleri yazıyor hem de önemli bir sürü hikayeler / masallar / efsaneler bulunuyordu . Okuması bayağı bir uzun sürecekti anlaşılan !..
5.sayfadan başlayarak okumaya başladım . Bazı yerlerde dil değişiyordu . Çeviri hatası olsa gerek . Gerçi bu matbaa işi de gözükmüyor kim bilir kaçıncı yüzyıldan çıkma . Birkaç yabancı cümleleri geçip hikayeleri ve yazılmış yerlere okumaya başladıktan bir süre sonra sanki bir eğlenceli fantastik roman okuyormuş gibi kitaba dalıp gittim . Esneyip uykum geldiğini anlayınca daha yeni kaçıncı sayfaya geldiğimi fark edebilmiştim . 67 !
Bence bu gece bu kadar yeter de artardı . Hızla yataktan kalkıp kitabı masaya bıraktığım gibi yatağıma geri döndüm . Yarın sabah ilk işim okumaya devam etmek olacaktı .
...
Günler birbirini kovalıyor ben ise hala kitabın başında öylece dikiliyordum . Bu zamana kadar kayda değer hiçbir şey bulamamıştım ve büyücü bölümüne daha yeni geçmiştim . Aklımda kalan şeyler şu şekilde sıralanabilirdi .
İlk kan avcılığı olayı Singapur'da görülmüş ve efsaneye göre büyücünün yaptığı sihirli bir ilaç ile gerçekleşmiş . Hasta bir insana verilen bu ilaç onun genetiğiyle oynamış ve onu böyle bir canavara dönüştürmüş . O da açlıktan insanlara saldırıp hepsini öldürmüş . Ölü bedenlerin bazıları bu genetiği değişmiş insanın kanıyla tekrar hayata dönmüş ve onlarda açlıklarına hakim olamayıp diğer insanlara saldırmış . Kıyamet gibi bir şeymiş . Sonucunda birçok kişi ölmüş veya kan avcısı olmuş . Kan avcılarına karşın uzmanlaşmak isteyen bireyler eğitim görerek avcıları avlayan avcılara dönüşmüşler ve kendilerine canavar avcıları demişler . Epey bir zaman sonra kan avcıları işin böyle olmayacağının farkına vararak kendilerine çekidüzen vererek Singapur'u terk etmişler ve tüm dünyaya yayılıp tüm dünyada hüküm sürmeye başlamışlar . Tabii bunun asıl sebebi de canavar avcılarının yakaladıkları kan avcılarını idam etmeleri , acılı bir ölüme maruz bırakmaları ve acı veren işkenceler uygulamalarıymış . Tam 50 yıllık Singapur yaşamı sonunda kan avcıları genetiklerinde ustalaşarak halk arasında gizlenip hüküm sürmeyi öğrenmiş bunları avlayan canavar avcıları ise kan avcıları hakkında her şeyi öğrenerek onları deşifre bırakma konusunda silahlar geliştirerek kendilerini güçlendirmiş .
Tarihteki ilk büyücünün oluşma efsanesi ise inançtan eliyor . Söylenenlere göre Toprak Ana doğayı dengede tutabilmesi ve evrenin yaradılışına ayak uydurması için bu büyücüyü yaratıyor ve düzene aykırı davrananları cezalandırmasını istiyor . Bu sayede de Toprak Ana bir süre uzun uykusuna yatabilecek ve tüm evreni ve doğayı yarattıktan sonraki üstüne çöken yorgunluğu nihayet atabilecekti . Toprak Ana büyücüye mutlak gücünün birçoğunu devretmişti . Sadece büyücünün tek bir fedakarlığı gerekiyordu . Çocuk sahibi olamazdı ! Bu fedakarlık sonrası büyücü var etme gücünü almış ve kendi ırkını yüceltip aynı şekilde de ölümcül hastalığa yakalanan insana verdiği sihirli ilaçla kan avcıları ırkını yaratmıştı . Tabii her şey Toprak Ana'nın kontrolündeydi ve derin uykuda olmasına rağmen her şeyi görüyor idi !
Tarihteki bu ilk büyücüye Toprak Ana sonsuzluk bahşetmişti lakin evrenin her zaman bir açığı vardır ve her zaman dengede olmak zorundadır . En güçlülerin bile bir sonu olmalı ki dünya denge içinde yaşamını sürdürmeye devam etsin . O yüzden bu sonsuzluk cadısı da yok edilebiliyordu ve cadıyı sadece varlığı yok edebilirdi . Yani filizlenip çiçek açtığı doğup hızlıca - bir anda- büyüdüğü o üvez ağacı !
...