İçeriğe geç

Cursed Love

Bölüm 22 · 6 dk okuma

Cursed Love

Bölüm 22

Kehanetin Sonu

Ufak bir boyun ağrısı eşliğinde yataktan doğrularak sırtımı arkadaki yatak başlığına dayadım . Bu sırada Theo da kapıyı kapatır kapatmaz yanıma gelmişti . Anlaşılan kahvaltı vaktiydi .

...

- Kahvaltı hazır . Buyurma şerefine nail olacak mısınız ?

'' Ah pekala sanırım buyurmak zorundayım ?.. ''

- Hadi ama konuştukça yemek kaçıyor .

Aslında hiçbir yere kaçmıyordu ...

'' Pekala pekala ! ''

Yorganı üzerimden atarak doğruldum . Yataktan kalma esnasında biraz olsun zorlanmıştım . Hayret , bir iki gün önce daha da iyiydim ; yara daha yeni halinde iken !

- İyisin değil mi !?

'' Bir saniye ... ''

Başımı tutarak biraz yatağın üzerinde öylece beklemeye başlamıştım .

- Neresi ?

'' Tamam ! Bir şeyim yok . Artık gidebiliriz . ''

- Emin misin ?

'' Ufak bir ağrıydı geçti . ''

- Lena ...

'' Theo ! Hadi gidelim açım zaten . ''

- Yok burada kal sen kahvaltıyı ayağına getireceğim .

'' İyice abarttın ! ''

- Sadece seni düşünüyorum .

'' Dolaylı yoldan kendini düşünüyorsun ! ''

- Hala mı böyle düşünüyorsun ?

'' Yalan mı !? ''

- Bunu ben seçmedim Lena ... Seni seviyorum kendini seviyorsun diyorsun , seni düşünüyorum kendini düşünüyorsun diyorsun , sana bir şey olmasın istiyorum kendin için diyorsun o zaman ölmemem için kanını verdiğinde sende kendini düşündün ? Umurunda değilim ? Benimle birlikte sen de ölmemek için kanını içmeme izin verdin ?

'' Ben ... Ölmekten korkmadığımı biliyorsun ! Ölmeyi ne kadar istediğimi , hislerimi biliyorsun . Çok kolay anlaşılır seni sevdiğim ! ''

- Ne ?

'' Ne ? ''

- Söylediğin şeyin farkında değil misin ?

'' Ne hayır ! Yani ... Of Theo ! ''

- Bence sen bana teslim olmamak için kalıp uyduruyorsun daha doğrusu uydurmayı deniyorsun .

'' Teslim olmak derken , kölen miyim ben !? ''

- Cazibeme demek istemiştim .

'' Olmayan mı ? '' (Kahkaha atarak)

- Şaka yaptığını varsayıyorum .

'' Evet hıhı şakaydı ! ''

- Bir cazibemin olmadığını mı söylüyorsun gerçekten ? Yani aşk dolu sözler söyleyip büyüleyici bir şekilde gözlerinin içine baksam tepkisiz kalacaksın .

'' Maalesef öyle olmayacak çünkü üzerimde gerçek anlamda büyü yapacaksın ya da hipnoz ! ''

- Yapmayacağım .

'' O halde asla büyüne kapılmam ! ''

Acaba biraz fazla mı ileri gitmiştim ne ? Sanırım bariz bir şekilde yalan söylemekteydim ama yanlış yaptığımın farkına bile varamamıştım nedense .

- O zaman ben biricik kalbim için kahvaltı getirmeye gidiyorum gün ışığım ...

Dur ne !? Gün ışığı derken !? Dudaklarımı aralayıp bir şeyler geveleyecekken çoktan odadan kaybolup gitmişti . Adımın çok az kişi tarafından bilinen anlamıyla hitap etmişti bana . Gün ışığı , gün ışığım !

Şaşkınca yatağımın üzerinde oturuyorken kapı tekrar yavaşça açıldı ve Theo elinde koca tepsi ile girdi .

- O yüz ifadesi ne öyle ruh görmüşsün gibi ?

Şaşkınca dönüp suratına baktım , görmemiş miydim ki zaten dün gece !?

- Pardon ... Neyse bir daha olmayacak rahatlaman gerek , asla izin vermem !

'' Neler getirdin bu kadar çok ? ''

- Ruhuma özelce hazırladım .

'' İnan şuan çok komiksin (!) Etkilediğini falan mı sanıyorsun ? ''

- Etkilemek istesem zaten etkilerdim değil mi ?

'' Ona ne şüphe ? ''

- Masaya gelebilecek misin yoksa kahvaltıyı yanına mı istersin ? Gerçi bu da sorumu oraya geliyorum !

'' Ben kalkabiliyorum . Kime diyorsam ?.. ''

Theo elindeki tepsiyle yatağa doğru ilerledi . Yatağın yanına kısa sürede masanın etrafındaki sandalyeyi çekerek oturmuş tepsiyi de kucağına almıştı ve hiç vakit kaybetmeden çatalı tepsiden alarak getirdiği yiyeceklerden bir tanesine batırdı .

'' Kendim yi... '' Daha lafımı bile bitirmeden ağzıma tıkıştırıvermişti . Zar zor ağzımı kapayıp çiğneyebilmiştim . Hödük mü desem , sırılsıklam aşık mı desem yoksa güç için kullanıyor mu desem bilememiştim doğrusu .

...

Yedirdiği şeyler yüzüne iyice dudaklarım kurumuştu zaten dünden beri bayadır su içmemiştim . Tepsiye bakındığımda suyun olmadığını onun yerine kıpkırmızı bir içeceğin olduğunu fark etmiştim . Kıpkırmızı , kan kırmızısı !? Kan mı yoksa ? Kendisi için mi ? Benim için değildir dimi , o kadar da değil !? Merakımı yenemeyerek bardağı işaret ederek sordum :

'' Bu nedir ? ''

- Meyve suyu .

'' Af edersin de hangi meyvenin suyu !? ''

- A ah güvenmiyorsun dimi !? Vişne tabii ki . KAN YAPIYOR ! Tam da sana lazım olan şey ya hani .

'' Pardon ... Şey ... ''

- Kan sanmış olamazsın değil mi !?

'' Ne bileyim ben ? ''

- Kan olsa bardakta olmaz bir kere , o kadar psikopat değiliz .

'' Çünkü siz direk damardan besleniyorsunuz .(Sarılı boynumu göstererek)

Bunu söyledikten meyve suyundan bir yudum almıştım , vişne suyundan . Vişne suyunun ilk başını değil de sonuna doğru olan kısmı severdim . Tadını sevmiyor gibiydim ama içince alışıyordun ve o alışmışlık hissi sevdiğim asıl şey idi .

Meyve suyunu içerken Theo bana bakınıyordu . Avını bekleyen avcıya benziyordu şuan , ne yaptığını kestiremiyordum ; ne yapacağına !..

Boş bardağı tepsiye bıraktıktan sonra başımı kaldırıp Theo'ya baktım .

'' Neden öyle bakıyorsun ? '' Demeye kalmadan bir anda uzanıp boynuma dokunmuştu . İrkilip geri çekilecektim ki vazgeçtim .

'' Uzanamıyorum yaklaşsana ! '' diyerek sitem ettiğinde gülerek tepsiyi işaret ettim .

'' Tepkisi kaldırırsan halledebiliriz sanırım . ''

'' Doğru ! '' diyerek bir anda tepsiyi fırlatıp attı . Gerçekten fırlatıp attı ama daha bir mecazi ve iyi huylu bir şekilde . Eliyle bir köşeye ittirir gibi bir hareket yapmış ve tepsi kucağından kaydığı gibi masanın üzerine doğru hızlı bir harekete geçmişti . Her şey 1 saniye içinde olduğu için de fırlatıp atmış gibi anımsatmıştı .

Tepsi yerini bulunca Theo bana dönerek kaldığı yerden devam etti . Yavaşça yaklaşıp boynumdaki sargıyı çözmeye başladı . Beni gördüğünde yara sargılıydı . Ne kadar kötü olduğumu görememişti . Şimdi de o fırsatı kendisi yaratmış idi . Sargıyı canımı yakmamaya dikkat ederek yavaş ve nazikçe çıkardı ama hiç de istediği gibi olmamıştı . Ne kadar yavaş davransa da tek bir dokunuşu yaramı derinden acıtmaya , yakmaya yetiyordu .

- Özür dilerim canını yakmak istememiştim . (Parçalanmaya yakın gelmiş şahdamarına bakarken)

- Çok kötü ... Hemen ilgileneceğim . Pansuman çantasını getirip geleceğim .

Ayaklanıp bileğinden tuttuğum gibi durdurdum . Yavaşça ama bir o kadar da korkmuşça bana döndü . Bu gözlerindeki acı hissiyatta neyin nesiydi böyle ?

- Seni bu hale ben soktum , iyileşmen için elimden geleni de ben yapacağım . Şimdi otur ve eşyaları getirmemi bekle .

'' Kendini suçluyorsun ... ''

- Evet ! Çünkü suçlu zaten bendim ! Ne varda seni odaya kilitledim ki !? Yanımda daha güvendeydin , ne bileyim o kadar cesur olamaz sana dokunamaz sandım ... Seni öyle koruyabileceğimi ...

Bu sefer sözünü bitirmesine izin vermeyen taraf ben olmuştum ve hızlı davranarak lafını kesecek son hamleyi yaptım . Bu hamlemin gerçek sonumu getireceğini bilmeksizin ...

- Lena !? LENAA ! Amcaa !!

...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.