Kütüphanenin giriş katında paldır küldür bir gürültü koptu. Sanki alacaklı biri gelmiş gibiydi. Kapıdaki zilin şıngırtısı bütün kütüphaneyi sarmıştı.
Aria arka tarafta, yeni gelen kitapların yığıldığı yerde oturmuş, yazdığı notu tekrar tekrar okuyordu. Aniden gelen gürültüyle yerinden fırladı.
Noluyo! Ne bu gürültü? Gelmiş!
Kağıt? Not, notum nerede?
Aria notu aldığı gibi rafların arkasından dolanarak, sessizce Luca'nın olduğu yere doğru ilerledi. En yakın rafın arkasına geçerek düzgünce bir şekilde notu kitaba koymayı umdu.
Okuduğu kitabın üçüncüsünü alması lazım. Evet tam tahmin ettiğim gibi. Küçük not kağıdım, git ve şu arkadaşın elinde tuttuğu kitabın yirminci sayfasına yerleş.
Mavi not kağıdı mor pırıltılar eşliğinde Luca'nın arkasından geçti, süzülerek gizlice kitabın içine girdi. Görev burada tamamlanmıştı.
Bu kadar kolay olacağını söyleselerdi inanmazdım, sonraki notuma ne yazsam acaba?
- Merhaba şu kitabı teslim edip, bunu alacağım.
- ...
- Pardon?
- Ha? Ah evet, tamamdır.
- Sağol iyi akşamlar.
- Sizede (kütüphane kapandı kapanacak kitap almaya geliyor).
Aria yukarı kattan eşyalarını almış ve kütüphaneyi kapatıp gitmek için aşağı geri inmişti.
Mutluydu, belki bir gün konuşma fırsatı da bulurdu.
- Çıkıyor musun?
- Evet, sen gitmiyor musun?
- Bende şu kaydı girip çıkıcam. Şu son dakika gelen çocuk sence de garip birine benzemiyor mu? Her gün burada neredeyse.
- Hmm bilmem, normal birine benziyor aslında. Her neyse ben gidiyorum. Kapıyı kilitlemeyi unutma.
- Tamam, görüşürüz.
Gene bir iş çıkışı gene Aria'nın kulağında bir kulaklık ama bu sefer hisler farklı. Salıncakta sallanırken çok yükseklere çıkınca içine dolan rüzgarın hissettirdiği gibi bir histi bu.
~
Gel gelelim üçüncü ve son kitaba. Hayatımda yaşadığım en hüzünlü ayrılık olabilirsin. Yavaş yavaş okumalıyım, bitmesin.
Kitabın içinde gizemli bir mektup ha? Birisi sıradaki okuyucuya not bırakmış herhalde. Yoo direkt bana yazılmış.
Kitap zevklerimizin benzediğini fark ettiğine göre evet, bana özel bir not olmalı. Değişik, yazısı da güzelmiş yalnız. Fakat önce şu kitabımı okuyayım, bu notta şurada bekleyebilir.

~
Bugün hem kötü hem güzel bir gündü ama aklıma takılan bir soru var. Acaba not eline ulaştı mı? Şuan neden tek merak ettiğim şey bu anlamıyorum. Onu gördüğüm günden beri hep aklımda. Çıkacak gibi de durmuyor. Benim işim insanları birbirine bağlamakken, kendime yardım etmeden birine bağlandım ve bu gerçekten çok hızlı oldu.
Buradan şunu çıkarıyoruz, demek ki insanların birbirini sevmesi için sihire hiçte ihtiyaçları yokmuş. İyi de madem yok neden yıllardır bu işi yapıyoruz. Acaba yapmasak ne olurdu? Küçük bir araştırma yapsam fena olmaz.
Bu rafta eski cupidlerin kütüphanecilik tarihi ile ilgili bir kitap olması gerekiyordu. İşte buradaymış.
Bakalım içinde neler var.

Bir cupid işini bırakırsa, işini sevmeden, istemeden yapmaya devam ederse veyahut işini süreklilik halinde yapmazsa o kütüphane kapanır ve cupid sihirini kaybeder. Sihirini kaybetmiş bir cupidin nesili sona ermiş demektir. Ağır sonuçlar doğurabilir. Ölüm, hafıza kaybı gibi sonuçlar örnek verilebilir.
Ne demek nesli sona erer? Sihiri olmayan bir cupid insandan farksızdır elbette ama nesilinin sona ermesi hatta sonucunda ölüm olması büyük bir mesele. Cupid kütüphaneciliğinin devam etmesi bana bağlı bir durum. Şuan gerçekten kilit taşı bir mevkideyim. Kütüphaneciliği bırakmayı aklımdan bile geçirmemeliyim.
Peki gerçekten bu işi yapmamız insanların birbirini sevmesi için şart mı?
Bunu da araştırmam lazım, gerçi olumlu bir cevap alamam büyük bir ihtimal ama bakmaktan zarar gelmez.
Bu kitabın devamı nerede acaba? Galiba kütüphanede bırakmışım. Yarın erkenden gidip bakmalıyım.
~
Yeni bir gün ama aynı bir ben. Bu yüzden bugünden itibaren spor yapmaya başlayacağım. Sabah ve akşam koşusu iyi gider gibime geldi.
Saat tam olarak 7 oluyor. Havanın en güzel olduğu vakit, sıcak bastırmadan çıkıp koşayım.
Bir iki bir iki, bugün su daha da güzel gözüküyor sanki. Bence bugünlük bu kadar koşu yeter. Zaman geçtikçe arttırırım. Hazır buraya gelmişken şu fırından ekmek alayım. Kokular buraya kadar geliyor, tazecik.
~
Ne diye orada dikilmiş heykel gibi duruyor? Fırına mı girecek, ne şans ki ben de tam oraya gidecektim.
Aria boğazını temizledi ve yürümeye koyuldu.
- Merhabaa, günaydın Ley teyze. Bana her zamankinden bir açma.
- Günaydın Aria! Biraz beklersen şimdi çıkarıcam fırından. Genç oğlan sen ne alacaktın?
- Bende bir ekmek ve açma alacaktım.
- Al bakalım bu ekmeğin, açmayı da biraz bekleyiver.
- Tamamdır.
Aria kendi kendine düşüncelere dalmıştı: Açma mı alacak, damak zevklerimiz benziyormuş. Tanışıyor olsaydık eğer oturur beraber yerdik açmalarımızı. Ne güzel olurdu.
Aria düşünceler bulutunda gezinirken farkına varmadan dik dik Luca'ya bakıyordu. Dışarıdan bakınca sanki avına odaklanmış bir aslan gibiydi ama sadece uzak diyarlara yolculuk yapmıştı.
Luca, acaba bana mı bakıyor yoksa gözünde kayıklık mı var diye düşünmeden edemedi ve bir cesaretle sormaya karar verdi.
- Neden dik dik bakıyorsunuz?
- NE! Kime bakıyormuşum?
- Bayağı uzun bir süre bana baktınız da, yani demek istediğim o kadar mı yakışıklıyım?
- Ne münasebet canım, dalmışım sadece fark ettiyseniz saat daha sekiz bile olamadı.
Luca sırıtarak cevap verdi;
- Anlıyorum.
Tam o anda açmalar da gelmişti. Aria poşetini kapar kapmaz hızlı adımlarla fırından çıktı ve koşaraktan kütüphaneye yola koyuldu.
- Bu kız da pek alem bir anda koşarak çıktı gitti.
- Şu ekmeklerin parasını vereyim, demin çıkıp giden kız da parasını vermeyi unuttu. Onu da şöyle vereyim.
- Sağol delikanlı. Aria daha sonra verirdi aslında ama siz onunla tanışıyor musunuz yoksa?
- Yani galiba, her neyse teşekkürler kolay gelsin.
Tanışıyor muyuz? Evet. Hakkında bildiğim tek şey kütüphanede çalıştığı ve adı. Bence bu tanımak için yeterli bir sebep. Aria... Tanıdık bir isim.
~
Çok utanç vericiydi. Onunla ilgili şeyler düşünürken dalgınlıkla dik dik bakmak hemde aramızda bir metreden az mesafe varken. Yani beraber açma yemenin nesi güzelse. Sabah sabah düşündüğüm şeye bak. Bugün bir daha karşılaşmazsak iyidir.
~
Aria gününün ilk saatlerini cupid kitaplarında araştırma yaparak geçirmişti ama istediği şeyi bulduğu pekte söylenemezdi. Kitaplar katı bir dille yazılmıştı ve kurallar çiğnenecek gibi değildi. Tehlikeliydi. Hem işinden memnundu, iş değiştirmek için hayatını riske atamazdı.
Fakat hala aklını kurcalayan sorular vardı.
~
Bir tane bile not kağıdı yok mu gerçekten? Kapının orada açmadığım kutular vardı belki onların içinde kağıtlar vardır. Kaşık? Niye defter kitapların arasında kaşık var? Karışmış olmalı. İşte küçük not kağıtları. Hemde yeşil renk. Şimdi cevap olarak ne yazmalıyım acaba, kısa ve öz olmalı.

Harika, bence anlaşılır oldu. Şimdi bunu kitabın arasına koyayım ve gidip sahibine teslim edelim.
~
Luca hayatında ilk defa böyle bir şey yapıyordu. Hayatında hiç kitabın arasına not koyarak birileriyle konuşmamıştı. Aslında kulağa güzel geliyordu. Bir nevi mektup arkadaşı gibiydi.
Luca bu iletişimin böyle devam edeceğini sanıyordu ama yanılıyordu.
Kütüphaneye varmıştı, geldiğini gören tek kişi ise elbette Aria'ydı. Üst katta oturmuş yemeğini yiyordu ve beklemediği bir anda Luca'yı kütüphaneye girerken görünce yemeği bırakıp aşağı kata uçarcasına inmişti. Gören de yangın var sanardı.
Luca'yı gözetlemek için aklına harika bir yer gelmişti. Tek kişinin girebileceği kamera odası. Evet, kütüphanede sadece iki tane kamera vardı ve mutlaka bir odası da olması gerekiyordu. Kenara sıkıştırılmış bir kilerden harika bir kamera odası olurdu. Olmuştu.
Aria kendiyle gurur duyuyordu çünkü bu zekice karar şuan için işe yaramıştı. Kamera tam Luca'yı hedef almıştı. Aria Luca'nın getirdiği kitabın bırakıldığı yeri dikkatle inceledi ve Luca'nın gittiğine emin olduktan sonra hemencecik rafların oraya gitti.
Aria görünmediğini sanıyordu, kendinden emindi fakat onu izleyen biri vardı.
