Aurelian, Elios'un laneti üzerinde çalışıyordu. O sırada Elios da onu izlemek zorunda kalıyordu. Birden Aurelian'ın aklına bir fikir gelmişti. Neden özleri çektiği kristallerle onun lanetini çekmiyordu ki? Sonuçta o lanet Elios'a ait değildi ve çektiğinde ona zarar gelmeyecekti. Ekstra sakladığı kristallerden birini aldı ve Elios'a yöneldi. Elios ona gergin bir şekilde bakarken Aurelian, öz çıkarmak için elinde iğneyle dururken Elios'un lanetinin yayıldığı yerden kan alıyordu. Kanı aldıktan sonra da kanın içinden lanetin özünü çıkarmak odadan çıkıp laboratuvarına geçmişti. Onun gitmesini fırsat bilen Elios, bağlı kaldığı sarmaşığa sımsıkı tutunarak lanetin etkisiyle sarmaşığı yok eder. Hazır o yokken de merakına yenik düşerek odasını karıştırmaya başlar. O sırada Aurelian, onun kanının içerisinden lanet özünü çıkarmaya uğraşıyordu. Özü çıkardığında da yanına aldığı kristali ,özleri saklamak için kullandığı kristal, içine aktarır. Lanet kristalin içine girdikçe o kristali de Elios'un elleri gibi simsiyah oluyordu. Elios onun odasına bakınırken içine garip bir rahatlama hissi girmişti. Gözü ellerine takıldığında lanetin azaldığını gözle görebiliyordu.
Aurelian, lanet üzerinde çalışırken kristalin içerisinden lanetin yavaş yavaş kaybolduğunu farketmişti. Elios ise çoktan gitmişti. Kristalin içerisindeki lanet tamamen kaybolduğunda Elios elindeki lanetin birden ilerlediğini görmüştü. O sırada çaldığı eşyaları sattığından Aurelian'ın yanına gidecek durumda değildi. İşi bittikten sonra Aurelian'ın evinin yolunu tutarak ilerliyordu. Aurelian, lanetin neden kristalden solup gittiğini araştırırken aklına Elios'u tekrar bulabilir miyim düşüncesi yerleşmişti. Aradan 10-20dk sonra Elios Aurelian'ın kapısına dayanmıştı. Kapı sesini duyunca hemen açan Aurelian, karşısında Elios'u görünce şaşırmıştı ve sevinmişti.
E: Profesör... Lanetim tekrar büyüyor.
A: Ben de seni aramaya çıkacaktım. Üzerinde çalışmamda bir sorun görmezsen yardımcı olabilirim sana.
E: Ne yaparsan yap yeterki çöz şu lanetimi!
Aurelian onu içeri almış arkasından kapıyı kapatıyordu. Elios içeri hızla girmişti lanetinin ona çıkarmadığı zorluk kalmamıştı. Aurelian onun elinden tutup laboratuvara götürürken Elios'un gözü onun yüzüne kaymıştı.
E (içinden): Yüzü yakından... ne kadar tatlıymış...
Elios bambaşka şeylere dalmışken Aurelian onu laboratuvarına getirmişti. Onu bir yere oturtup gerekli malzemeleri çıkarırken Elios'un gözü ondaydı. Aurelian elinde iğneyle ona yaklaştı. Ondan tekrar kan alacaktı ama Elios onu durdurur.
E: Benden kan aldıktan sonra lanetim iyice ilerledi. Bu gidişle tüm vücuduma yayılacak.
A: Bu sefer kanını incelemek için alacağım... O riski göze alamam.
Elios ikna olmuştu. Başka şansının olmayacağının farkındaydı. Laneti konusunda ona güvenmek zorundaydı. Mecburen elini ona uzattı ve Aurelian ondan bir tüp kan aldı. Kan hücrelerini inceleyip lanete neyin sebep olduğunu bulacaktı. O düşüncelere dalmışken Elios onu hayranlıkla izliyordu. Aurelian incelemesiyle uğraşırken o sıkılmasın diye onla sohbet etmeye karar vermiştir.
A: Buralı değilsin gibi... Nederen geldin?
E: Ravencliff'ten geldim. Orada doğup büyüdüm.
A: Belli oluyor... Oradakiler savaşmayı seviyor diye hatırlıyorum. Öyle miydi?
E: Nereden biliyorsun?
A: Yüzyıllarımı dünyayı gezerek harcadım. Her ulusa en az bir kez uğramışımdır.
E: Seni hiç görmemiştim orada... Peki sen nerelisin? Sen de buralıya benzemiyorsun.
A: Haklısın buralı değilim. Celestia'da doğdum ve ilk orada iş yaptım. Sonra dünyayı gezerken son durağımda Aurora, işlerimi oturttuğum ulus, oldu. Buradaki bitkiler ve canlılar daha çeşitliydi ve çalışma olanakları daha yüksekti. Kalan araştırmalarıma burada devam ederek Aurora'daki yüksek öğretimli okulda profesör oldum.
E: Hmm... Celestia doğumlular gerçekten zeki oluyor. Sende de bunu görebiliyorum.
Elios'un son söylediğini duyunca Aurelian kıkırdadı. Onun kan hücreletini incelerken kendi hayatları hakkında konuşuyorlardı. İkisi de birbirlerine iyice ısınmıştı, bu samimiyet belki de onlar için ilk adımdı.
NOT: Ravencliff, Celestia ve Aurora bu dünyadaki uluslardır. Ülke gibi de düşünülebilir.
Aurelian normal kan hücreleriyle onun kanını karşılaştırmak için kendi kanını da iğne yardımıyla bir tüp kadar çekerek ayrı ayrı inceliyordu. Fakat bir farklılık yoktu. Aurelian iç çekerek neyin lanete sebep olduğunu düşünmeye dalmıştı. Arkada Elios ise sıkılıp etrafı karıştırıyordu.
A: Lanete dair en ufak bir iz yok kanın içinde. Lanete sebep olan ne acaba... veya laneti nasıl iyileştirebilirim?
Aurelian kendi kendine sorular soruyordu. O sırada Elios etrafı karıştırırken çerçeveli bir fotoğrafa denk gelmişti. Fotoğrafı kaldırdığında Aurelian'ın küçüklük fotoğraflarını görünce şaşırmıştı ve şirin bulmuştu.
E: Profesör~! Size ait bir şey buldum!
A: Bu laneti görmüştüm sanki... Efendim?
Elios heyecanla yanına gelir ve elindeki fotoğrafları ona verir. Aurelian fotoğrafları görünce sevinmişti hepsini tek incelerken arada dayanamayıp gülüyordu. Onun gülmesine şahit olan Elios, ona karşı iyice duygu beslemeye başlamıştı. Aurelian o dalmışken bazılarını cebine koyar. Odasındaki panoya asmayı düşündü sonuçta bu fotoğraflar onun için değerliydi. Eliosla ayakta tek tek o fotoğraflara bakıp o gün neler olduğunu gülerek anlatıyordu. Elios onu dinlerken onunla beraber gülüyordu.
E: Nasıl hatırlıyorsun bu kadar şeyi?
A: Böyle anıları unutmam mümkün değil. Fotoğraflar kalsın burda lanetinin üzerinde çalışmam lazım.
E: Peki profesör~
