Olay yerine geldik. Bir depodaydık. Kapıları açtık ekipler çoktan incelemeye başlamıştı. Yerde kan lekeleri vardı. Sonra biraz daha ilerledik. Yerde bir bayan kanlar içinde yatıyordu. Yanına gitmeden önce çevreye baktım. Tam ilerideki duvarda kocaman 'bay dedektife' yazıyordu. Koca şehirde tek bir ben dedektif olamazdım herhalde. Üzerime alınmamaya çalıştım.
Sonra cesedin başında duran Deniz'in yanına gittim. Gözlerime inanamadım.
Merve kanlar içinde yerde yatıyordu. Kurban Merve'ydi! 3 senelik sevgilim.. onunla çok hayallerim vardı. Onunla ne güzel anılarım vardı. İnsan sevdiğini kaybedince anlıyor..
Deniz
Berk yanıma doğru geliyordu. Yerdeki ceseti görünce bir süre donup kaldı. Daha sonra ağladığını gördüm. Yok artık! Bu kalbi taştan yapılmış adam ağlıyor muydu şimdi? Ceset tanıdığı mıydı acaba?
Ağlayarak cesete yaklaştı ve sarılarak ağlamaya başladı. Hiç bir şey anlamadan olanları izlerken olay yeri incelemeden bir kız yanıma yaklaştı.
"3 yıllık sevgilisi, bende inanamadım ağladığına çok soğuk bir adamdır." Dedi ve gitti.
Şimdi anlıyordum. Arabada ağlayan sevgilisiydi. Yanına gittim.
Berk
Onu kaybettim ya hiç bir şey umurumda değildi. Ne itibarım, Ne de gari bakışlar. Sıkı sıkı sarılıp anlına küçük zararsız öpücükler bırakıyordum.
Onu yere bırakmak istiyordum ama ya üşürse? Beyaz elbisesi kirlenirse? Daha ne kadar kirlenebilirdi ki yeterince kırmızı lekelere bulaşmıştı.
"Berk.. ben senin için çok üzgünüm.. seni anlıyorum ama şuan yapabileceğin en iyi şey katili bulmak.. kalk hadi.."
Ayağa kalktım. Ellerim onun kanına bulanmıştı. "Sen.. beni anlayamazsın! Senin anneni öldürdüler mi? Ya baban? Baba mı parçalara ayırdılar! Adamın mezara koyacak parçası bulunamadı! Şimdi de sevgilim, hayata tutunmam için tek sebep, tek şey. Ben ona 3 yılımı harcadım! O 3 yılı başa sarmak için neyimi vermezdim! Sen gelmiş bana beni anladığından bahsediyorsun! Sen insanları anlayıp empati kuracak son insansın! Evet bu sonuca 1 günde vardım. Çünkü çok basit bir insansın!" Deniz'in gözleri dolmuşken hiç bir şey demeden öylece duruyordum. Sonra biri yaklaştı.
Baş Komiserdi. "Yavuz."
"Efendim?"
"Merve Gücük en son seni aramış. Olay saatinde."
"Görmedim açmadım. Belkide... belkide benden yardım isteyecekti! Belkide ben o telefonu açsaydım yetişebilirdim, onu kurtarabilirdim! Ama ben bunu yapmadım!" Sinir krizi geçiriyordum ve bağırıyordum.
"Yavuz! Olay yerinden uzaklaş. Bu hâlde işleri mahvetmeni istemiyorum. Eve git!" Dedi komser
"Sen en saçmalıyorsun!? Eve mi gideyim?! Oturup bekliyeyim mi?"
"2 gün uzaklaştırma cezası eve git aksi takdirde seni tutuklatırım! Deniz eve götür şunu." Deniz kendini toparlamış köşede duruyordu.
"Tamam komserim." Dedi ve soğuk bir edayla yanıma geldi.
"Gidelim." Dedi. İstemeyerek peşine takıldım. Arabaya bindik. Yolculuk boyunca hiç konuşmadık. Eve geldik ve içeri geçtik.
"Deniz." Deniz umutla dönüp baktı. Özür dilememi beklemiyordu inşallah.
"Efendim Berk?"
"Senden bir ricam olacak. Bana cinayet hakkında ki tüm bilgileri getir."
Hayalkırıklığına uğrayan bir ifadeyle "onca sözden sonra mı? Kendi işlerini kendin hallet ben gidip kurumdan ayrılacağım. Anladım ki biz birbirimize uyumlu değiliz."
Diyecek bir şey bulamadım. Deniz'in kalbini kırmıştım. Özür dilemek içimden gelmiyordu. Hoş kızdı, onunla beraber takılmak her ne kadar sorunlu olsa da eğlenceliydi. Hiç bir şey diyemedim. Sanki dilim tutulmuştu. Öylece gitmesine izin verdim. Arkasını dönmeden gitti.
Bu kadar dert bana fazlaydı. Yorulmuştum artık.