İçeriğe geç

Continue shadow : beyond the limit

Bölüm 5 · 4 dk okuma

Continue shadow : beyond the limit

Bölüm 5

Hadi ama..

Başım zonkluyordu. Göz kapaklarımı araladığımda gördüğüm ilk şey, geniş bir odanın siyah ve gri tonlarında döşenmiş tavanı oldu. Burada olmamam gerektiğini fark etmem bir saniyemi aldı. Nerede olduğumu anlamaya çalışırken elim yastığın yanındaki serin kumaşı yokladı. Ama bir an duraksadım. Yanımda... birinin nefes aldığını hissediyordum.

Korkuyla başımı yana çevirdiğimde Oliver’ı gördüm. Yanımda yatıyordu. Gözlerim büyüdü, kalbim kaburgalarımı parçalayacakmış gibi atmaya başladı. Bu nasıl olmuştu? Derin bir nefes aldım ama göğsümden çıkan hava yetersizdi, sanki odadaki oksijen çekilmişti.

“Hayır...” diye fısıldadım kendi kendime.

Hızla yataktan kalktım. Ayaklarım yere basar basmaz hafif bir sendeleme yaşadım, ama korku ve öfke her şeyin önüne geçmişti. Gözlerim Oliver’a döndü. Orada hâlâ yatıyor, uyuyordu. Çok rahattı, sanki tüm bunlar tamamen doğal bir şeymiş gibi.

“Oliver!” diye bağırdım, tüm kontrolümü kaybetmiştim. Elimle omzunu sertçe sarsarken içimdeki öfke giderek büyüyordu. “Hemen kalk! Ne işin var burada? Ben... ben neden buradayım?”

Oliver, gözlerini yavaşça açtı. Hafif bir tebessüm yüzünde belirdi ve sanki dün gece olan her şey çok normalmiş gibi bir ifadeyle yüzüme baktı.

“İyi sabahlar, Rose,” dedi, sesi o kadar sakin ve alaycıydı ki tüm kanım beynime sıçradı.

“Bana cevap ver, Oliver!” diye bağırdım tekrar. “Burada ne işim var? Neden senin odandaki yatakta uyandım?”

Gözlerini ağır hareketlerle ovuşturup doğruldu. “Neden bu kadar panik yapıyorsun? Geceyi hatırlamıyor musun?” dedi, dudaklarının köşesinde sinsice bir gülümseme vardı.

“Hatırlamam gereken ne?” diye sordum. Sesim titremişti, çünkü cevaptan korkuyordum.

Oliver, üzerindeki yorganı bir kenara itti ve yataktan kalkmadan bana doğru eğildi. “Gece kendi kendine buraya geldin,” dedi, gözlerini üzerime dikerek. “Hatta biraz sarhoş gibiydin. Seni kollarıma aldım, o kadar bitkindin ki tek kelime bile etmeden hemen uyuyakaldın.”

Duyduğum her kelime içimdeki öfkeyi büyütüyordu. Ellerim yumruk oldu. “Yalan söylüyorsun!” dedim.

Ama Oliver geri çekilmedi. Bana yaklaştı, gözlerini gözlerime dikti. O kadar sakindi ki bu beni daha da çıldırtıyordu. “Sana yalan söylemem için bir sebep göremiyorum, Rose. Seni öptüm, evet. Ama hepsi bu. Endişelenme, namusuna dokunmadım.”

Gözlerim şaşkınlık ve öfkeyle büyüdü. “Beni öptün mü?” dedim, neredeyse bağırarak.

Oliver sadece omuz silkti. “Bu kadar büyük bir mesele haline getirmen komik,” dedi. “Beni kendi odama davet eden sendin.”

Elleri titreyen bir şekilde başımı iki yana salladım. “Hayır. Bu kesinlikle doğru değil.”

Ama içimde, hafızamın boşluklarında kaybolmuş o gecenin gerçeklerini bulamıyordum. Baştaki ağırlık ve içimde büyüyen şüphe beni alt etmeye başlamıştı. Oliver ise sadece izliyordu; sanki beni deOliver, gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki, sanki söylediklerimin ağırlığı altında eziliyordu. Ama ben de susacak değildim. Sesim titreyerek, ama kararlı bir şekilde konuştum.

"Hayır, Oliver. Bitiren bendim değil mi? Öyle mi hatırlıyorsun?" dedim acı bir gülümsemeyle. "Ama gerçeği biliyorsun. Bizi bitiren sensin. Her şeyini, beni bile, bir çırpıda fırlatıp atan sendin."

Bir adım geri çekildi, yüzündeki sert ifade bir an için yumuşadı. Gözlerinde eski bir pişmanlık kıvılcımı gördüğümü sandım, ama o da hızla kayboldu.

"Ben… mecburdum, Rose," dedi, sesi daha sessiz ama yine de inatçıydı. "O zaman başka bir çarem yoktu."

Başımı iki yana sallayıp, ona acı dolu bir kahkaha attım. "Çare mi? Mecburiyet mi? Bunlar sadece bahane, Oliver. Gitmeyi seçtin. Beni seçmeyen sendin. Ve şimdi buradasın, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya çalışıyorsun."

Bir süre sessizlik oldu. İkimiz de nefes nefeseydik, ama konuşacak bir şey bulamıyorduk. Odaya ağır bir gerilim çökmüştü.

"Ben sadece seni korumaya çalıştım," dedi sonunda, sesi yavaşça çatlar gibi.

"Hayır, Oliver," dedim, gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. "Beni korumadın. Beni mahvettin."

Bu sözlerimle yüzü kaskatı kesildi. Bana bir şey söylemeye çalıştı ama kelimeleri bulamıyordu. Bu sefer gerçekten köşeye sıkışmış gibiydi. Ama artık daha fazla savaşacak gücüm yoktu. Gözlerimi ondan kaçırarak arkamı döndüm.

"Eskiden ne olduğumuzun bir önemi yok," dedim sessizce. "Çünkü artık sadece geçmişte kaldı."

Ve o an, Oliver’ın nefesini arkamda hissetsem de bir adım bile atmıyordu.

lirtmekten keyif alıyor gibiydi.

Oliver, gözlerimin içine öyle bir bakıyordu ki, sanki söylediklerimin ağırlığı altında eziliyordu. Ama ben de susacak değildim. Sesim titreyerek, ama kararlı bir şekilde konuştum.

"Hayır, Oliver. Bitiren bendim değil mi? Öyle mi hatırlıyorsun?" dedim acı bir gülümsemeyle. "Ama gerçeği biliyorsun. Bizi bitiren sensin. Her şeyini, beni bile, bir çırpıda fırlatıp atan sendin."

Bir adım geri çekildi, yüzündeki sert ifade bir an için yumuşadı. Gözlerinde eski bir pişmanlık kıvılcımı gördüğümü sandım, ama o da hızla kayboldu.

"Ben… mecburdum, Rose," dedi, sesi daha sessiz ama yine de inatçıydı. "O zaman başka bir çarem yoktu."

Başımı iki yana sallayıp, ona acı dolu bir kahkaha attım. "Çare mi? Mecburiyet mi? Bunlar sadece bahane, Oliver. Gitmeyi seçtin. Beni seçmeyen sendin. Ve şimdi buradasın, sanki hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya çalışıyorsun."

Bir süre sessizlik oldu. İkimiz de nefes nefeseydik, ama konuşacak bir şey bulamıyorduk. Odaya ağır bir gerilim çökmüştü.

"Ben sadece seni korumaya çalıştım," dedi sonunda, sesi yavaşça çatlar gibi.

"Hayır, Oliver," dedim, gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. "Beni korumadın. Beni mahvettin."

Bu sözlerimle yüzü kaskatı kesildi. Bana bir şey söylemeye çalıştı ama kelimeleri bulamıyordu. Bu sefer gerçekten köşeye sıkışmış gibiydi. Ama artık daha fazla savaşacak gücüm yoktu. Gözlerimi ondan kaçırarak arkamı döndüm.

"Eskiden ne olduğumuzun bir önemi yok," dedim sessizce. "Çünkü artık sadece geçmişte kaldı."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.