Medya: Kıvanç
~07.09.2023~
🖇️Kıvanç
Arabadan indiğimde ara bir sokağa park ettiğime emin olarak ellerimi siyah montumun cebine koyup Club Naked yazan kulübe doğru yürüdüm.
Yine kapının önü insan doluydu. Her gece saat on ikiyi vurduğunda sırayla içeriye alıyorlardı. Sırada bekleyenleri hızlı adımlarla geçip kapının önüne geldim. Ellerim cebimde başımı eğip, önümdeki uzun boylu elemanın kenara çekilmesini bekledim.
"Beyefendi kimlik?"
Soru direkt yüzüme karşı söylenmişti.
"Ben Kıvanç Adalı"
İsmimle açılan yüzlerce kapıdan biriydi burası da.
"Ben de Ergin. Ama kimlik beyfendi."
Şokla kafamı kaldırıp adını söyleyene baktım. Hafif bıyıklı ve kirli sakallı eleman dudağının kenarı kıvrılarak dalga geçer gibi baktı.
Öfkeyle arkasında kulaklıkla içeriyle iletişim kuran elemana seslendim.
"Anıl yeni mi bu?"
Sesimi duyan diğer güvenlik ceketinin önünü ilikleyerek benimle dalga geçer gibi adını söyleyen elamanın yanına geldi.
"Hoşgeldiniz Kıvanç Bey. Onun kusuruna bakmayın, bir hafta önce işe başladı. Henüz sizi tanımıyor."
Yeni dediği elemana boyum yetmediği için biraz havalanıp yükseldim.
"Tanısın o zaman Anıl"
Sesini çıkartmadan kenara çekilince ikisinin arasından geçip içeri girdim. Arkasından seslerini duyuyordum.
"İçeri giren adam patronun kuzeni, bir daha geldiğinde direkt kenara çekil"
"Tamam çekiliriz"
Yukarı farklı bir girişten girip merdivenleri çıktım. Deri döşemeli kapıyı açtığımda Enis koltuğunda oturmuş camdan aşağıdaki sahneyi izliyordu. Beni görünce ayağa kalktı. Yanıma gelip sıkı sıkı sarıldı.
"Hiç geri dönmeyeceksin sandım"
Beni kendine çekti ve göğsüne bastırdı.
Fakat göğsüne elimi koyup hafif itince anlayarak geri çekildi.
"Dönmeyecektim de annem yine hastaneye kaldırılmış"
Kendimi deri koltuklardan birine attım.
Annem yine yeniden alkol komasına girmiş ve adımı sayıklamış. Çünkü tutunduğu tek dal, öfkesini kusabildiği tek günah keçisi en küçük oğlu bendim. Abim ve ablam, onun bu ölüyorum rollerine artık inanmıyor ve her komasında başıma atmak için arıyorlardı.
Kendisi eski manken, yeni ayyaş Fransız tasarımcı. Fakat en son kendi düzenlediği defileyi birbirine katınca magazinlere manşet olmuştu.
Üstünden bir sene geçmesine rağmen kimsenin inanmadığı sözde bunalımı ve tükenmişlik sendromu bitmemişti.
Yetmezmiş gibi bir de babamın mankenlerden biriyle aldattığını öğrenmesi gündemimize bomba gibi düştü. Tek celsede iki tarafında anlaşmasıyla boşandılar. Ben babamın tarafında kalmayı tercih ettim.
İkisinden de sevgi görmesem de en azından babam hayatımı umursamıyordu ve bu benim işime geldi.
🖇️
"Ağhh, ağhh, yavaş patron acıyor, ah, ah.."
"Sesini kes"
Gözlerimi oturduğum koltukta araladığımda karşımda Enis pantolonunu ve baksırını yarıya kadar indirmiş, cama dayadığı dansçının içinde gidip geliyordu.
Bu manzarayı en son yıllar önce gittiğimiz lisenin soyunma odasında görmüştüm. O zamanlar dehşetle korkmuş ve kaçmıştım. Şimdi ise eskisi kadar dehşete düşmedim ama midem bulanıyordu.
Enis dansçının kalçasına şaplak atıp camdaki yansımadan bana baktığında göz göze geldik. Tüm midem ağzıma gelince hızla ağzımı kapatıp odadan koşarak çıktım.
Merdivenlerden inip gizli kapıdan dışarı çıktım. Soğuk rüzgâr yüzüme çarparken kaldırıma kustum.
Kustukça midem daha da kalkıyordu. İçtiğim tüm viskiyi kusabilmiştim ama yuttuğum haplar çoktan kanıma karışmıştı. Ağzımı elimin tersiyle silip kusmuğumdan uzak bir köşede kaldırıma oturdum.
Hava yeni yeni aydınlanıyordu ve gömleğimi delip geçen rüzgar içimi ürpertiyordu. Böyle bir şoka ihtiyacım vardı. Başımı geriye atıp gökyüzüne baktım. Ağzımdaki acı tat susayan boğazımı yakıyordu.
Yanımda dikilen bedeni anca fark etmiştim. Elindeki su şişesini bana uzattı. Suyu alıp başıma diktim. Su buz gibi soğuktu ama benim içim yanıyordu, sanki midemde ve boğazımda bir yangın vardı.
Suyu sonuna kadar içip şişeyi kenara fırlattım. Yanımdaki beden eli belinde beni izliyordu. Yüzüne bakmak için kafamı kaldırdım ama başındaki kask yüzünden göremiyordum
"Sen kimsin?" Sesim yanan boğazım yüzünden çatallı çıkmıştı. Konuşunca ses tellerim acıdı.
"Ergin." Kask yüzünden sesi boğuk çıkan adama gözlerimi kısarak baktım.
"O kim?"
"Kapıdaki eleman."
Hayal meyal yüzünü hatırlıyordum ama en çokta uzun boyunu.
"Beni tanımayan eleman."
Yerden destek alıp ayağa kalkmak için yeltendim ama dengemi kaybedip geri kıç üstü düştüm.
"Enis Bey sizinle değil miydi?"
Aklıma yukarıda gördüğüm manzara geldi. Tekrar midem bulanınca yüzümü tiksintiyle ekşittim.
Şey... Immm.. o şey yapıyor."
"Anladım."
Adam önümde yere çöküp dağılmış saçlarımın arasından yüzüme baktı. Ama ben hâlâ onun yüzünü göremiyordum. Yüzünü göremediğim insanlardan korkuyordum.
"Bu şekilde eve gidebilir misiniz? Arabayla mı geldiniz?"
Onu bir sokak arasına koymuştum ama neredeydi?
"Hatırlamıyorum."
"Neyi?"
"Arabayı nereye koyduğumu?"
"Size bir taksi çağırayım Kıvanç Bey."
Adımı duyunca memnuniyetle sırıttım.
"Sonunda kim olduğumu öğrenmişsin eleman."
O ise çoktan ayağa kalkmış telefonla konuştuğu için beni duymamıştı. Telefonu kapatıp cebine koydu.
"Beş dakika içinde taksi gelecek bekleme mi ister misiniz?"
Kafamı iki yana salladım.
"Hayır gerek yok kendim binerim."
"Peki siz bilirsiniz. Ben gidiyorum o zaman. Bu arada hayırlı sabahlar."
Sabah olmuştu değil mi? Yine bir gecenin sabahını görebilmiştim.
Başımı ellerimin arasına alıp yerdeki betonun çatlaklarını seyrettim. Sola dönüp baktığımda uzun boylu, kasklı bir adam motora binerek uzaklaştı.
Taksi geldiğinde ceketimi yerden alıp tekrar elimden destek alarak ayağa kalkmaya çalıştım. Taksi şoförü koşarak yanıma gelip kolumdan tuttu. Açık kapıdan arabaya bindim. Adresi söyleyip gözlerimi kapattım.
🖇️ Ergin
Anahtarı kapının deliğinden çevirmemle kız kardeşimin cırtlak sesini duymam aynı anda oldu.
"Alpeeeerrrr. Mutfağa gel mal kardeşim. Bırak artık şu telefonuuuuu."
İçeri girip kapıyı kapattım. Ayakkabılarımı çıkarıp kapının solundaki mutfağa kafamı uzattığımda Aslı sırıtarak baktı.
"Abiiii."
Boynuma atlayıp kocaman sarıldı. Belinden tutup yukarı kaldırdım. Boyu anca göğüs hizama geliyordu bıcırığın. Geri çekildiğinde ellerini beline koyup maviş gözleriyle göz devirdi.
"Gerizekalı kardeşimizi telefondan kurtar abi. Kafayı yiycem bunun yüzünden."
Anahtarı mutfak masasına koydum.
"Tamam tamam ben getiririm o eşek sıpasını."
Koridorda yürüyüp en sonraki odanın kapısını açtım.
"Geberdim lan geberdim. Allah'ını seven gelsin diyorum gelen yok putperestler."
Alper kulaklığını takmış telefonda oynadığı oyuna gömülerek herkese sövüyordu yine.
Kapıda beni görünce telefonu kenara fırlattı.
"Allaahhh" deyip yerinden sıçradı.
"Abi yaa. Cadaloz ablam geldi sandım ödüm koptu."
Kapının pervazına yaslanıp kollarımı kavuşturdum.
"Eğer iki dakika içinde gelmezsen üstüne salarım ablanı."
Alper yataktan kalkıp dolabına koştu.
"Tamam valla üstümü değiştirip geliyorum salma o pitbullu."
Pijamasının üstünü çıkartınca emin olup kapısını kapattım.
Mutfağa döndüğümde Aslı bardaklara çay dolduruyordu.
"Geliyor mu yerden bitme o hobit."
Gülerek kafamı sallayıp sandalyeye oturdum.
Aslı da çayları doldurmayı bitirip masaya geçti.
"Eee alıştın mı abi yeni işine? Erken geldin bugün."
Zeytini ağzıma attım, çaya şeker atıp karıştırdım.
"Anıl abi sen git mesain bitti ortada dolanma dedi."
"Hani şu keltoş olan mı? Geçen seni aradığında geliyorum keltoş abim dediğin"
Aslı gülünce dayanamayıp kafa sallayarak güldüm.
Anıl abi duysa kafama bi tane geçirirdi.
Okul kıyafetlerini giymiş Alper mutfağa gerine gerine girip esnedi. Aslı düşmanını görmüş gibi yüzünü ekşitti.
Alper ona dil çıkarıp sandalyeye oturdu. Peynirden ağzına atıp şapırdatarak yedi. Aslı nefret ederdi bu sesten.
Kedi köpek gibi kavga etseler de birinin canı yansa diğerinin ortalığı birbirine katacağı kadar derin bir sevgi ve bağlılığa sahip kardeşler.
Kardeşliğin kan bağı ile belirlenmediğini onlarda görmüştüm.
Aslı öz kardeşim. Dört yıl önce araştırdığımda Adana'da bir yetimhanede buldum onu. Gerekli işlemleri yapıp Aslı'yı ordan çıkartıp vasisi oldum. Ama o, Alper olmadan gitmem burdan deyince Alper'i de evlatlık edinip koruyucu ailesi oldum.
Dört yıldır üçümüz yaşıyoruz. Bizimkisi zor bir hayattı kimine göre ama ben asla zor olduğunu düşünmedim.
Aslı üniversiteye hazırlandığı için dersane masrafları artınca da, Alper futbola yazılmak istiyorum dediğinde kurs masrafları artınca da, yeme, içme, giyinme, ev kirası derken masraflar artınca da asla zor demedim.
Gerekirse üç işte birden çalışıp onlara bakabilirim. Tek bir gülücükleri tüm yorgunluğumu alıp götürüyor çünkü. Onlardan başka kimsem yok bu hayatta, geriye bırakacağım kimse de.
Aslı artık kafes dövüşlerine gitmediğim için daha neşeliydi. Alper'e hiç söylemedik. İş yerinde kavga çıktı deyip yüzümdeki morlukları, kavgayı ballandıra ballandıra anlatınca, "Aslan abim bir sağ kroşe bir sol, indirdin demi hepsini" diye gururlanırdı. "Bir de karşı tarafı gör" dediğimde gülüşerek konuyu kapatırdık. Ama Aslı'nın geceleri ayıcığına sarılıp içli içli ağladığını gördüğümde bıraktım dövüşleri.
Dediğim gibi onların bir gülüşü için her şeyi yapmayı göze alırım ve saçlarının tek teli için dünyayı yakarım.
🖇️
Bugün Anıl abiden Aslı'yı yeni bir dersaneye yazdırmak için aldığım iki saatlik izinin de içine sıçıp bir saat geç kaldığıma göre inşallah bir paket sigarasına yırtarım.
Ellerim ceplerimde barın personel kapısından içeri girip soyunma odalarına doğru yürüdüm. Dışarda spor giyinmeyi ne kadar seversem seveyim bu lanet yerde takım giymek bir kuraldı.
Soyunma odasında kimse olmadığına göre herkes işinin başına geçmiş demektir. Bu da Anıl abinin birazdan buraya damlayacağı anlamına geliyor, etrafta hazırlanmayan personeli kaldımı azarlamak için fırsat kolluyordu. Bu da onun kendini tatmin etme şekli heralde.
Sweatimi çıkarıp gömleğimi giydiğim sırada iti an çomağı hazırla hesabı Anıl abi içeri daldı.
"Oğlum nerdesin sen iki saat dedin beş saat oldu."
Kotun bir bacağını çıkarırken sekerek döndüm.
"Geldim abilerin en kralı, benim kardeşin önce denemeye girmesi lazımmış abi onu bekledim mecbur, sonrası kayıt kürek işte."
Kumaş pantolonu giydiğim sırada Anıl abi oflayarak ellerini beline atıp kapıya baktı.
"Patron geç kaldığını duymasın zaten barut gibi dolanıyor gene şerefsiz."
O da en az benim kadar haz etmiyordu patrondan ama ne yaparsın ekmek parası işte mecbur katlanıyorduk kaprislerine, sadistliğine.
"Gene ne olmuş" derken kravatı da takıp ayakkabıları geçirdim.
"Ne bileyim amına koduğumun pezevengi gene dansçılara sardı."
Kafa sallayıp Anıl abiyi takip ederek bar kısmına geçtim, ordan da tezgahtan çıkıp, dansçıların toplandığı piste ulaştığımda Enis Bey'in önündeki zayıf, yarı çıplak erkek dansçıya attığı tokatın sesiyle diğerleri de irkildi. Dişlerimi sıkıp arkasındaki badigartlara baktım, birinin de götü yemiyordu müdahale etmeye. Öne doğru adımlayınca Anıl abi kolumdan tutup durdurdu.
"Kapat lan o çeneni demedim lan sana kaltak, şimdi kırayım mı o konuşan sikik ağzını" diye tükürükler saçarak dansçının kısa saçını çekip yere eğdi.
Ben yumruklarımı sıktıkça Anıl abi kolumu daha sert sıkıyordu.
Enis Bey dansçı oğlanın saçlarını kurtarmaya çalışan elinin işaret ve orta parmağını tutup
"Bir daha bu ellerin telefon tutursa belanı sikerim senin" diyerek geriye doğru bükünce dansçı çocuk acıyla çığlık attı.
Daha fazla bu işkenceye dayanamayıp ona doğru adımlarken Enis Bey'le göz göze geldik. Gözlerinin kan çanağına dönmesinden yine bir şeyler kullandığını anlamam zor olmadı, çok gördüm onun gibilerini.
Ne var der gibi kaşlarını çatıp bakışlarını gözlerime dikti. Anıl abi göğsümden itip önüme geçti.
"Hadi Ergin biz kapıya çıkalım artık, saat geldi."
Öfkeden deliye dönerek Anıl abiye kaşlarımı çatarak baktım. Dişlerimin arasından
"Abi" desem de kolumdan tutarak çıkışa doğru sürükledi.
"Orospu çocuğu, sadist piç. Gücün anca güçsüzlere yetiyor koduğumun zengin züppesi."
Ben yumruklarımı sıka sıka koridorda yürüyerek saydırırken Anıl abi beni kapıya sürükledi.
"Oğlum işinden olacaksın. Bak evinde senin eline bakan iki kardeşin var. Bırak kim ne bok yiyosa yesin. Sana mı kaldı dansçıların kahramanlığı."
Kapıda bekleyen sırayı görünce sesimi alçaltarak
"Abi nereye kadar yutacam bu sikiğin sapkınlığını. Hem bütün dansçıları sikiyor hem üstlerinden para kazanıyor, sikerler bu düzeni."
Anıl abi de ilk gelenlerin kimliklerine bakarken sesini düşürerek
"Alan zarı satan zarı. Sana ne Ergin, işine bak sen. Al maaşını eğ başını."
İçimden ya sabır çekip gelen geçenin kimliğine bakmaya başladım. Zaten başımda bin türlü bela var. Bir de krallığını süren sikik bir sadisti başıma bela edemem ama ne zamana kadar buraya ve gördüklerime dayanırım onu bilmiyorum
işte.
🖇️Kıvanç
"Ne var anne?"
"Kıvanç bugün bende kal, yalnız kaldım."
"İçtin mi sen yine?"
"Hayır yemin ederim iki gündür hiçbir şey içmedim."
"İlaçlarını aldın mı saatinde?"
"Aldım hepsini saatinde içtim."
"Nevin Teyzemi çağır. Bu gece gelemem."
"Babanda mı kalacaksın?"
"Yok kendi evime geçerim. Enis'in yanına gidiyorum şimdi."
"Babanda niye kalmıyorsun? O şırfıntı mı geldi yine?"
"Bilmiyorum anne. Kapatıyorum şimdi araba kullanıyorum."
"Tamam ben de Nevin'i çağırayım bari. Yine beni yalnız
bıraktın."
"Annee"
"Tamam sustum."
"An.."
Tanrım yine telefonu suratıma kapattı. Bu kadın beni öldürecek sonunda.
Bu defa bulabileceğim bir ara sokağa park edip arabadan indim. Soğuk hava içimi titretirken deri ceketimin önünü kapatarak bara doğru yürüdüm.
Yine sinek gibi doluşan sırayı es geçip kapıda bekleyen badigartların önüne geçtim. Geçen günkü eleman beni görünce hiç beklemeden kenara çekildi.
"Hoşgeldiniz Kıvanç Bey" diyen Anıl'a başımla selam verdim ama gözlerim o gün bana taksi çağıran elemandaydı.
Bana hiç bakmadan sıradan kimlikleri kontrol edişini izledim.
"Selam da vermiyor, hâlâ tanımıyor galiba?" diye Anıl'a döndüm.
Sesimi duyunca yandan bir bakış atıp başıyla selamladı.
"Hoşgeldiniz."
Kısa ve net cevap. Omuz silkip koridora doğru yürüdüm. Ama aklıma gelen şeyle arkamı döndüm.
"O gün için sağol eleman"
Müzik sesi başladığı için duymamıştı sanırım. Ama o da arkasını dönüp
"Önemli değil" dedi.
Suratındaki öfkeli bakışlar bana mıydı?
Anıl onun omzuna vurdu.
"Yeter lan artık, millete öldürecek gibi bakma."
Eleman omuz silkti.
"Sıradaki" derken ben de dudaklarımı büzerek önüme döndüm. Ellerimi cebime atıp gizli kapıdan girdim.