Defne’nin zihnindeki odalar hiçbir zaman derli toplu olmamıştı. O odalardan birinde kırık kalbi kurallara uygun olarak yas tutmaya çalışırken, diğer odada her an saçma bir fikrin fitili ateşlenebiliyordu. Hayatın ona attığı her tokada, o daha büyük bir çılgınlıkla karşılık verirdi. Eski nişanlısının onu terk ettiği gecenin sabahında evdeki tüm perdeleri kesip kendine derme çatma bir kostüm dikmiş, şirketin battığını öğrendiği gün ise cebindeki son parayla lunaparka gidip kusana kadar hızlı trene binmişti. Defne için acıyı hafifletmenin tek yolu, mantığı tamamen devre dışı bırakmaktı.
O cumartesi gecesi de tam olarak böyle bir patlama anıydı. Hafta boyunca ofiste sergilediği o kusursuz, çelikten Mimar Defne imajı, ruhunu fazla sıkıştırmıştı. Kendini ödüllendirmek, biraz nefes almak ve tamamen dağılmak istiyordu.
Gece yarısını çoktan geçmişti. Şehrin en popüler, müziğin bas tonlarıyla duvarları titrettiği retro konseptli kulübünün tam ortasında, Defne spot ışıklarının altında parlıyordu. Üzerinde vintage, pullu parlak bir ceket, altında postalları ve saçlarında darmadağınık topuzla, sanki yarın yokmuş gibi dans ediyordu. Eski sevgilinin açtığı yaralar, ev sahibinin bitmek bilmeyen kira dertleri ve hatta apandisit ameliyatının sızısı bile o an çalan hareketli 90'lar şarkısının ritminde eriyip gidiyordu. Elindeki neon renkli kokteylini havaya kaldırmış, etrafındaki insanları hiç umursamadan kendi galaksisinde dönüyordu.
Tam o sırada, kulübün VIP loca kısmında iş ortaklarıyla oturan Aras’ın gözü pistteki o tanıdık siluete takıldı.
Aras gözlerini birkaç kez kırptı. Yanlış görüyor olamazdı. Ofiste önünü ilikleyen, ona "Aras Bey" diyerek araya Çin Seddi ören o mesafeli kadın, şu an bar taburesinin üzerine çıkmış, elindeki mikrofona benzettiği kokteyl pipetiyle şarkıya avazı çıktığı kadar eşlik ediyordu. Aras’ın kalbi ritmini şaşırdı. İçindeki o bastırmaya çalıştığı kıskançlık ve merak duygusu, bir yangın gibi büyüdü. Locadaki ağır iş sohbetlerini bir kenara fırlatıp, adımlarını doğrudan piste, o fırtınanın merkezine doğru yönlendirdi.
Piste adım attığı an, Defne’nin çılgınlığının boyutunu daha net gördü. Defne, barın üzerindeki devasa dekoratif disko topuna uzanmaya çalışıyor, bir yandan da mekandaki tanımadığı insanları arkasına toplayıp bir tren oluşturmuş, kulübün içinde kahkahalarla dönüyordu.
Aras kalabalığı yararak tam trenin önüne geçti ve durdu. Defne, aniden karşısına çıkan bu tanıdık ve fazla yakışıklı duvara çarpmamak için son anda fren yaptı. Gözleri irileşti, alkolün ve dansın verdiği çakırkeyiflikle kahkahası kulübün gürültüsüne karıştı.
"Ooo, Aras Bey!" diye bağırdı Defne, müziğin sesini bastırmak için Aras’ın kulağına doğru eğilerek. Kokusu Aras’ın burnuna dolduğunda adamın iradesi sarsıldı. "Sizin gibi ciddi patronların bu tarz 'delilik yuvalarında' ne işi var? Yoksa siz de mi evrenin gizli abonelik merkezini aramaya geldiniz?"
Aras, Defne’nin düşmemesi için refleksle belini kavramak istedi ama kızın ofisteki o "bana yanaşma" uyarısı aklına gelince ellerini havada tuttu, ona dokunmaya kıyamadı, yanaşamadı. Sadece gövdesiyle onu kalabalıktan koruyan bir kalkan oluşturdu.
"Defne, sen ne yapıyorsun burada?" dedi Aras, sesindeki şaşkınlığı ve o gizli hayranlığı gizleyemeyerek. Gözleri kızın parıldayan pullu ceketinde ve darmadağınık saçlarında gezindi. "Ofisteki o disiplinli mimar nerede?"
Defne bar taburesinden aşağı indi, postalının topuğu Aras’ın ayakkabısının ucuna bastı ama bu sefer rögar kapağı yoktu. Yüzünü Aras’a yaklaştırdı. Gözlerinde kırık bir kalbin ama asla eğilmeyen bir gururun ışıltısı vardı.
"O mimar hafta içi çalışıyor, Aras Bey," dedi Defne, parmağını Aras’ın göğsüne hafifçe vurarak. "Cumartesi geceleri ise sadece Defne var. Canı ne isterse onu yapan, canını yakan her şeyi dans ederek fırlatıp atan Defne. Bana öyle patron gibi bakmayı bırakın. Burası sizin şantiyeniz değil. Burada kuralları ben koyarım!"
Aras, onun bu deli dolu, pervasız halleri karşısında tamamen büyülenmişti. İçindeki kıskançlık, pistteki diğer erkeklerin Defne’ye bakan gözlerini fark ettikçe harlanıyordu. Onu oradan çekip çıkarmak, sadece kendine saklamak istiyordu ama Defne’nin etrafındaki o özgürlük alanı o kadar güçlüydü ki, Aras bir adım bile atamıyordu. Sadece onun bu çılgın neşesini uzaktan izlemekle yetinmek zorundaydı.
Defne arkasını döndü, saçlarını geriye doğru savurdu ve Aras’ı o şaşkınlığıyla pistin ortasında bırakarak tekrar kalabalığın arasına karıştı. Aras, elleri cebinde, kalabalığın içinde bir yıldız gibi kaybolan kıza bakarken, bu kadının sadece işine değil, kalbine de tamamen imzasını attığını çok iyi biliyordu. Tabii eğer Defne’nin o aşılmaz duvarlarını yıkabilirse...