İçeriğe geç

Cinayet ve gerçek

Bölüm 3 · 2 dk okuma

Cinayet ve gerçek

Bölüm 3

0.2

BEYAZ ÖLÜMÜN İZİNDE

​Araba, Belgrad Ormanı’nın derinliklerine doğru, çamurlu yolları yararak ilerliyordu. Suat, camı hafifçe aralayıp içeri giren serin gece havasını soludu. Merih direksiyonda pürdikkat yolu izlerken, arka koltukta ekibin genç bilişimcisi ve olay yeri uzmanı olan diğer çocuklar sessizce dosyaları karıştırıyordu.

​"Abi, olay yeri şeridi çekilmiş," dedi Merih, ilerideki mavi-kırmızı yanıp sönen ışıkları işaret ederek.

​Suat arabadan indiğinde, botları ıslak yaprakların üzerinde tok bir ses çıkardı. Olay yeri inceleme ekipleri beyaz tulumları içinde karıncalar gibi çalışıyordu. Suat, doğrudan cesedin olduğu noktaya yürüdü. Genç kızın bedeni, devrilmiş bir ağaç kütüğünün hemen yanında, sanki uyuyormuş gibi duruyordu. Ama teni, ay ışığının altında mermer kadar beyazdı.

​"Nedir durum?" diye sordu Suat, olay yeri inceleme ekibinin başındaki görevliye.

​Görevli, maskesini indirip derin bir nefes aldı. "Başkomiserim, 20 yıldır bu işi yapıyorum, böyle temiz bir sahne görmedim. Tek bir damla kan izi yok. Toprakta boğuşma izi yok. Kız sanki buraya ölü olarak, hatta içi boşaltılmış olarak getirilmiş."

​Suat diz çöktü. Kızın alnındaki 27 sayısına baktı. Sayı o kadar nizami kazınmıştı ki, sanki bir cerrah elinden çıkmış gibiydi. "Kanı nasıl çekmiş olabilirler? Bir insanın tüm kanını ormanda çekemezsin."

Merih hemen arkasında bitti, elinde bir el feneriyle cesedin boyun kısmını aydınlattı. "Bak abi, şurada iki küçük delik var. Şah damarının hemen üzerinde. Sanki bir cihaz bağlanmış gibi. Kanı buradan vakumlamış olabilirler."

​Suat başını salladı. "Bilimsel bir hazırlık var burada. Katilimiz sadece bir cani değil, aynı zamanda bu işin tekniğini bilen biri. Merih, kızın kimliğini tespit edebildik mi?"

​"Henüz değil abi, parmak izinden taratıyoruz. Ama üzerinden hiçbir şey çıkmadı. Ne bir telefon, ne bir cüzdan. Sadece kıyafetleri... Onlar da marka, belli ki maddi durumu iyi bir ailenin çocuğu."

​Suat ayağa kalktı, üzerindeki tozu silkeledi. "Hadi, karakola dönüyoruz. Bu kızın kim olduğunu bulmadan karanlıkta iğne arıyoruz demektir. Ekibe söyle, son 48 saatteki tüm kayıp başvurularını süzsünler."

​Arabaya bindiklerinde ortam daha sakindi. Suat, cebinden bir paket sigara çıkarıp bir tane yaktı. Merih, "Abi, biraz dinlensen mi? Gözlerin kan çanağına dönmüş," dedi yumuşak bir sesle.

​Suat, dumanı dışarı üfledi. "Dinlenmek yok Merih. Bu kıza bu caniliyi kim yaptı neden yaptı bulmalıyım. 27 bir son mu, yoksa bir başlangıç mı? Bunları çözmeden gözüme uyku girmez."

​Karakola döndüklerinde sabahın ilk ışıkları ufukta belirmişti. Ekip üyeleri masalarına dağılırken, Suat ve Merih odadaki küçük ocakta demlenen çaydan iki bardak doldurup karşılıklı oturdular.

​"Eline sağlık," dedi Suat çayından bir yudum alarak. "Yine uzun bir gün olacak."

Merih sadece gülümsedi ve kendi bardağını havaya kaldırdı. "Biz alışığız abi, beraber ne sabahlar ettik."

​Karakolun sessizliğinde, sadece daktilo sesleri ve dışarıdaki ilk martı çığlıkları duyuluyordu. Suat, o anlık huzuru yaşarken, olacaklardan habersiz sıcak çayını yudumluyordu. Ama bu huzur nereye kadar onunla birlikte olucaktı?

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.