İçeriğe geç

Cinayet ve gerçek

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Cinayet ve gerçek

Bölüm 2

0.1

GECE GELEN HABER

​Suat, anahtarı kilide soktuğunda tek düşündüğü şey ayakkabılarını fırlatıp koltuğa uzanmaktı. 15 yıllık meslek hayatı kemiklerine kadar işlemişti. Öyle masabaşında oturup emir verenlerden olmamıştı hiç; nerede bir kavga, nerede bir hırsızlık varsa Suat hep oradaydı. Kapıyı kapatıp içeri girdi, evin içindeki o sessizlik biraz olsun ruhunu dinlendiriyordu. Ceketini askıya asarken aynadaki yorgun yüzüne baktı. Sakalları uzamış, gözaltları morarmıştı ama bu halinden memnundu. İşini seviyordu.

​Tam mutfağa geçip kendine bir bardak su alacaktı ki kapı zili çaldı.

​"Kim ki bu saatte?" diye mırıldandı. Kapıyı açtığında karşısında Merih’i gördü. Merih, Suat’ın teşkilattaki en yakın dostuydu. Kardeş gibiydiler; yeri gelir beraber nöbet tutar, yeri gelir dertleşirlerdi. Merih’in yüzü ciddiydi.

​"Suat abi, kusura bakma yorgunsun biliyorum ama durum ciddi," dedi Merih içeri adımını atarken.

​Suat kapıyı kapattı, yorgunluğu bir kenara itip dikleşti. "Hayırdır Merih, ne bu halin? Önemli bir şey mi var?"

​"Karakola bir ihbar düştü abi, Belgrad tarafında. Yeni bir dosya açıldı. Ama her zamankilere benzemiyor. Amirim özellikle senin ilgilenmeni istedi," dedi Merih. Merih öyle her şeye heyecanlanan biri değildi, o böyle konuşuyorsa işin içinde bir bit yeniği vardı.

​Suat bir iç çekti. "Anlaşıldı, bize yine uyku haram. Hadi, çıkalım."

​Evden çıktılar, Suat’ın emektar arabasına atladılar. Yolda giderken ikisinin de karnı zil çalıyordu. Suat, yol kenarındaki seyyar simitçiyi görünce arabayı sağa kırdı. "İki simit, iki ayran kap gel Merih, karakola kadar anca tutar bizi."

Karakola vardıklarında ortam gergindi. Masaların üzerinde dosyalar uçuşuyor, telefonlar susmuyordu. Suat doğrudan masasına geçti, Merih de yanına bir sandalye çekti. Önlerine bir fotoğraf bırakıldı. Genç bir kızın cesedi.

​"Bak abi," dedi Merih fotoğrafı işaret ederek. "Kızın vücudunda tek damla kan yok. Sanki biri hepsini çekmiş almış. Ve en garibi..."

​Suat fotoğrafı eline alıp yakından baktı. Kızın bembeyaz, kansız kalmış alnında derisi kazınarak yazılmış bir sayı vardı: 27.

Suat’ın kaşları çatıldı. "27 mi? Bu neyin nesi şimdi? Katil imzasını mı bırakmış?"

​Merih başını salladı. "Bilmiyoruz abi. Ama öyle alelade bir kesik değil bu, bildiğin oymuşlar. Bilimsel bir açıklama lazım buna. Kim, neden bir insanın kanını son damlasına kadar çeker ve alnına sayı kazır?"

​Suat arkasına yaslandı, elindeki simitten bir lokma aldı ama tadı gelmiyordu. "Bu iş burada kalmaz Merih. Bu 27 sayısı tesadüf değil. Başka şeyler de çıkacak altından, hissediyorum."

​O sırada karakolun kapısından başka bir polis ekibi girdi, ellerinde yeni belgeler vardı. Suat ayağa fırladı, "Hadi Merih, gidip şu sorgu tutanaklarına bir bakalım. Kimmiş bu kız, kimlerle görüşmüş, öğrenelim."

Karakolun o loş ışığı altında Merih, Suat’ın ceketini askıdan alıp ona uzattı. "Araba hazır abi, ekip de Belgrad tarafındaki kamera kayıtlarını toplamaya başladı bile."

​Suat karakolun kapısından çıkarken gece havasını içine çekti. Zihninde sadece o bembeyaz alın ve üzerine kazınmış kanlı 27 sayısı vardı. O sayı sanki ona bir şeyler fısıldıyordu ama ne olduğunu henüz çözemiyordu. Tam arabaya binecekken cebindeki telefonu titredi. Bilinmeyen bir numaradan gelen kısa bir mesajdı bu.

​Suat mesajı açtı, ekranda sadece tek bir cümle yazıyordu:

​"Yolun başındasın, henüz hiçbir şey görmedin."

​Suat duraksadı, kaşlarını çatarak arkasına, karakolun kapısında bekleyen Merih’e baktı. Merih ise hiçbir şeyden habersiz gibi telefonuna bakıyordu.

​"Bir şey mi oldu abi?" diye sordu Merih kafasını kaldırıp.

​Suat telefonu cebine attı, yutkundu. "Yok... Yok bir şey. Bas gaza Merih, vaktimiz daralıyor."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.