Yol boyunca havadan sudan konuştuk. Sakin ve huzurlu bir müzik eşliğinde gideceğimiz yere vardık. Buradaki insanlar gayet düzgün insanlardı.
"Buyrun Asena Hanım." dedi kapımı açıp gülümseyerek.
"Yalnız ben sizin isminizi bilmiyorum beyfendi. Söyleyebilir misiniz?"
"Adım Alper. Buyrun lütfen. Bizde onlara katılalım."
"Büyük bir zevkle." dedim.
Alper kibar şekilde avcuma asla dokunmadan tutuyordu elimi. Tam biz geldik ki Tango şarkısı çalmaya başladı. En sevdiğim danslardan birisiydi. Heyecandan yüzümde güller açtı.
"Tango yapmayı bilir misiniz Alper Bey?"
Bu tarz dans ve buluşmalarda kibarlık olması için bey veya hanım kelimeleri çok sık kullanılır. Ayrıca henüz samimi bir arkadaşlığımız yok.
"Profesyonel sayılırım Asena Hanım. Peki siz bana bu dansı lütfeder misiniz?"
"Tabiki de."
Dans mükemmel gidiyordu. Bir bölümünde beni kollarıyla döndürüp sardı etrafımı. Geri çözüldüğümde ise elimiz kaldı ve bir anda başkasının kolları altında buldum kendimi. O kokuyu aldım ilk önce. Hayatımda aldığım en güzel ve bir o kadar da tanıdık bir kokuydu. Çünkü o Oğuz'un ta kendisiydi.
"Bu kadar yakınımda olmak sizi rahatsız etmez umarım hanımefendi." dedi. Çünkü dudaklarımız neredeyse birbirine değecekti.
"Aksine. Hoşuma gider beyfendi." dedim. O bacağımdan ve sırtımdan tutup beni yatırırken ben kollarimla onun omzuna tutunuyordum. Ve dudaklarına yapıştırdım dudaklarımı. Yüzündeki vatan gülüşünü görmeniz lazımdı. Ama bende de aynısı olduğuna emindim.
Beni kaldırdı. Etrafımda döndürdü ve yine resmen iç içe girdik. Göğsüne gelen kafam ona çarpıyordu sürekli. Ama o hiçbirşey demiyordu.
"Alper'e ayıp oluyor şuan da."
"Öyleyse niye benimle evlisin?"
"Haklısın. Ben yalnızca kocamla dans ederim. Yani seninle..."
Dans bittiğinde yatar pozisyondaydık. Ve beni kucağına alıp arabaya bindirdi bir anda. Daha sonra Alper de kendi arabasına binmişti. Bizi takip ediyordu. Ancak biz onun kafasını karıştıracak yollardan geçince anlayamadı nereye gittiğimizi. Çünkü ben adresimizi ona bir sokak ötesinde vermiştim. Yani benim gerçek evimi bilmiyor.
Eve girdik.
"Beni neden eve getirdin Oğuz?" diyerek sordum o beni tekrar etrafımda döndürürken.
"Akşam ezanı okundu küçük kız. Bir kaç saat sonra başka şeyler için süslemeye ne dersin. Yatağın üzerine bıraktığım elbiseye bak." dedi Oğuz.
Bakmadan anlamıştım. Ama yine de baktım. Kapıyı kapattım. Göğüs dekoltesi de danteller vardı. Yine kırmızı, askılı, mini bir elbiseydi ama bu daha çok çocuk yapmak için veya daha çekici kadınların normal geceliğiydi. 18 yaşına gelmeden çocuk yapacağımı düşünmesi çok saçma. Yine de giydim. Bende bile çok can alıcı duruyordu. Ve çok kısaydı. Aşağıya inmeye utansam bile kimse olmadığı için inmeye karar verdim. Tam çıkarken kapıda Oğuz'un beni beklediğini gördüm.
"Üfff... Bir dakika. Sen böyle aşağıya mı inecektin yoksa? Yürürken bile afedersin ama götün gözükebilir. Bunun ne için olduğunu bildiğini sanıyordum."
"Biliyorum zaten. Ama 18 olmadan nah çocuk yaparım ben. Ama sağ ol. Bunu gecelik olarak giyicem. Akşamları eve gelince yatmadan iki saat önce giyeceğim. Aşağıya inip bununla dolaşıcam. Bir sorun olur mu?" dedim onu sinir etmeye çalışarak.
"Sonun olur da neyse..." diyerek mırıldandı. Duymamış gibi yaptım.
"Anlamadım bitanem?"
"Ne sorunu olucak hayatım giy tabiki." Hareketlerinden ve ses tonundan sinir olduğu o kadar belliydi ki. Sırf onun inadına içine sığmayacak kadar büyüyene kadar bunu giyecektim.
Aşağıya indim. Bu arada Oğuz'un abarttığı kadar kısa değil. Götüm gözükmüyor tabikide. Yani bugün giydiğim bini elbise gibiydi boyutu. Koltuğun sağ köşesine oturup bacak bacak üstüne attım. Oğuz dalgınlığına gelmediği sürece kendisi bile bacak bacak üstüne atmaktan nefret eder. Yanında birisinin öyle oturmasından da. Sinan bile atamıyor. Birde bunu yapan ben olunca daha çok sinirleniyor. Birde bu gecelikle birleşince büyük bir eğlence çıkacak bize.
Oğuz aşağıya inerken gözlerini kapattı ve kafasını sağa çevirip "Allah'ım sen bana sabır ver." diyerek geri önüne çevirdi ve gözlerini açtı. Gelip koltuğun kalan kısmına yayıldı. Gözü sürekli bana kayıyordu. Derin derin nefesler alıp veriyordu dakikada bir.
Sinan aşağıya indi. Onunda giydiğim gecelik çok hoşuna gitmemişti. Bana eliyle "Bu ne?" der gibi bir hareket yaptı. Göz kırpıp Oğuz'u işaret ettim. Ne yapmaya çalıştığımı anladı.
"Abi bende oturabilir miyim?"
"Otur abi bana ne soruyon?"
"E yayılmışsın nereye oturayım?"
"Çok özür dilerim gel otur."
"Sen Asena'nın böyle aşağıya inmesine nasıl kızmadın? Gelirken benim bile canımı sıktı böyle aşağıya inmesi."
"Sinan tamam kardeşim eyvallah benim tarafımdasın ama benim yerime Asena'yı kıskanıp kısıtlamayı bırak. Yemin ediyorum çeneni dağıtırım senin."
"Tamam abi haklısın özür dilerim. Ama sen sorumun cevabını ver yine de."
"Ya inatçı işte. Çıkarmıyor. Birde sorun olur mu diyo. Sonun olur Asena tamam mı sonun olur. Allah için yürü git değiştir şunu ya. Normal birşey giy. Hadiya birde en nefret ettiğim şeyi yapıyorsun."
"Bacak bacak üstüne atınca sadece bana mı kızıyorsun yoksa herkese mi?" dedim bu durumdan zevk alarak.
"Herkese kızıyorum. Ama bunu karım yaptığı zaman kızmak yerine sebebini bilmiyorum ama kıskanıyorum. Harbiden ben senin oksijeni soluyup beni solumamanı, yani onun sayesinde nefes alıp verebilmeni bile kıskanıyorum he. İyice ciddi birşeye dönüşüyor benimki. Ama sen birde kısacık kıyafetlerde bacak bacak üstüne atınca daha da kısalıyor. Her yerin gözükecek diye sinir krizi geçiriyorum burda."
"Tamam o zaman aşkım sen sakin ol ben hemen bileğime kadar gelen uzun pijamalarımdan giyeyim."
"Olabildiğince çabuk ol lütfen."
Biraz daha yukarı kıvırıyormuş gibi yapıp aynaya karşı konuşmaya başladım.
"Keşke biraz daha kısa olsaydı he her yerim kapalı bunda." dedim daha da üstüne giderek. Ama tabikide bunları gerçek anlamda söylemiyordum.
"Asena beni oraya getirme yoksa evde bile şalvarla ve baş örtüsü ile gezersin. Yürü git ya. Bilerek yapıyorsun zalimin kızı."
Gece saatlerine yaklaşmıştık. Ben normal pijamalarımla oturuyordum. Onlar da yanımda oyun oynuyordu.
"Aşkım su katsana bana." dedi oyuna dalmış bir şekilde.
"Al."
"Sağol hayatım. Bu arada çamaşır makinesindekileri kurutmaya at. Kirli sepetindekileri renkli, beyaz ve siyah olmak üzere üçe ayırdım ben onları da makineye atarsın. Sonra da bulaşık makinesine doldur bulaşıkları ben boşalttım temizleri."
"Teşekkür ederim bitanem yaptığın için. Ama bu sırada Sinan ne yapıyormuş?"
"Maç izliyordum."
"Tam da beklediğim gibi..." dedim.
Çamaşırları kurutmaya attım. Kirlileri makineye attım. Bulaşıkları da doldurdum. Saat gece 1 olmuştu. Herkes yatmıştı. Benim ise daha 170 sayfa matematik çözmem gerekiyordu. Ödevdi. Hemen test kitabını aldım. 20 sayfaya gelince beynim eror verdi resmen. Oğuz su içmeye kalkmıştı. Beni uyanık görünce ne yaptığımı sordu.
"170 sayfa matematik çözmem gerekiyor. 20 sayfa çözdüm daha ama beynim durdu resmen."
Ardından Sinan uyandı.
"E beraber çözelim de hemen bitsin." dedi Oğuz. Sinan'da onu onayladı. Çok mutlu olmuştum.
1 saat sonra 50. sayfadaydık.
2 saat sonra 78.
3 saat sonra 113.
4 saat sonra 156.
4 saat 45 dakika sonra ise bitmişti. Saat sabah 6 olmuştu. Hiç uyumadan hazırlanıp çıktık Sinan'la.
Alper beni okulun girişinde karşıladı. Ses kaydını açıp telefonunu cebime koydu Sinan. Ve bizi uzaktan gözetledi.
"Sonunda gitti ya kocan."
"Sen yine de öyle deme."
"Niye?"
"Seviyorum çünkü herşeye rağmen."
"Dün başka birisiyle dans ettin ama."
"Biraz ayıp oldu. Haklısın. Ama o kişi benim en yakın arkadaşımdı."
"Bir daha seni başka birisiyle dans ederken görmem umarım."
"Görmezsin. Merak etme..."
"Sınıfa gidelim mi? Derse geç kalmayalım." dedi ve elimi tuttu. Hemen geri çektim. Çünkü uzaktan bizi görüyordu Sinan.
"Ne yapıyorsun sen?"
"Elini tutuyorum."
"Bana sordun mu tutabilir miyim diye?"
"Sormam mı gerekiyor?"
"Defol git Alper."