İçeriğe geç

Cinayet Aşk

Bölüm 21 · 5 dk okuma

Cinayet Aşk

Bölüm 21

Küslük Sebebi

Sabaha kadar benimle hiç konuşmadı. Sabahta konuşmadı aslında. Yatmak için odaya gelmedi. Yattığını da sanmıyorum zaten. O salondaydı. Ben ise bizim odamızda. Bütün gece ayaktaydım. Uyumadım. Oğuz'u düşündüm. Şuan ne halde olduğunu...

(Oğuz'un Anlatımıyla)

Sabaha kadar onunla hiç konuşmadım. Sabahta konuşmadım aslında. Yatmak için odaya gitmedim. Zaten yatmadım bile. Onun da yattığını sanmıyorum. Ben salondaydım. O ise bizim odamızda. Bütün gece ayaktaydım. Uyumadım. Asena'yı düşündüm. Beni ne hâle getirdiğini...

Ya elin adamı onu kaçırıyor ve adını bilmediği için ona ilk aşkının adını veriyor ve adamın gerçek adını unutup ilk aşkının adını söylüyor ona sürekli... Benden ne gibi bir tepki vermemi bekledi acaba? "Birşey olmaz bitanem ben seni yine de affederim." dememi falan mı? Ayrıca bana abi dedi abi! İnsan kocasına abi der mi hiç? Demez. Ama o beni abisi olarak görüyor demekki. Bana söz hakkı düşmez bundan sonra. Ama abisi olarak onu kısıtlama hakkına sahibim artık. Kocasıyken kısıtlamama karşı gelebilirdi. Ama artık bir level yukarı çıkmış hissediyorum kendimi. Çünkü 26 senelik hayatımda abinin kocadan daha kıdemli olduğunu anladım ben. Yıllar yıllar önce...

(Asena'nın Anlatımıyla)

Ve kapıyı açtı birisi. Gelen Oğuz'du. Mosmor gözlerimle "Yalvarırım affet!" der gibi baktım. O ise yine mimiksiz ve sert bir şekilde bakıyordu bana.

"Ayağa kalk."

"Ne?"

"Ayağa kalk dedim neyi anlamadın? Birisi odaya girdiği zaman insanlar ayağa kalkar. Tabi ben kime anlatıyorsam..." Son cümleyi fısıldayarak söyledi. Kapıyı kapattı. "Neyi bekliyorsun?" der gibi baktı bana ve eliyle kalkmamı işaret etti.

Kalktım. Yanına gidip ellerini tuttum. Hızlıca geri çekti.

"O Atalay denen herifin elini de tuttun sen galiba? Abilerin eli yalnızca yanından bir erkek geçerken kısmetin kapanması için tutulur. Bunu aklının bir köşesine yaz. Ama sadece bir köşesine yaz. Diğer yerleri Atalay ile dolu olabilir. Rahatsızlık vermeyelim gereksiz bilgilerle."

"Saçmalama lütfen. Affet ya. Hadi barışalım Oğuz. Lütfen. Uyku sersemi dedim ben onu lütfen affet ya! Ağzımdan çıktı abi lafı. Gerçekten. O Atalay meselesi de geçmiş gitmiş birşey. Uzatmayalım lütfen."

"Hadi abicim sen aşağıya in bence çünkü ben senin neyden bahsettiğini gerçekten anlamıyorum. Ayrıca bana bir daha Oğuz deme. Abinim ben senin."

Hiç konuşmadan bıkkın ve pişman bir şekilde aşağıya indim. Koltuğa oturacaktım ki Oğuz benden önce geçip koltuğa uzandı.

"Bende oturabilir miyim? Biraz toparlan istersen."

"Yoo. Sen git kahvaltıyı hazırla hadi. Sanki her sabah gelip televizyon izliyorsun. Kahvaltı hazır olunca Sinan'ı uyandır. Gece geç yattı o."

"Tamam." dedim sıkıla sıkıla. Çünkü bu tavırları benim yaptığım şeyden daha kırıcıydı. Tamam bir hata yaptım ben evet ama bu kadar da abartmamalıydı bence. Şimdi 1 ay onun küslüğünü çekecektim. Yani büyük ihtimalle öyle olur.

Yarım saat sonra Oğuz seslendi.

"Hadi kızım nerde kaldı kahvaltı? Karnım acıktı benim!"

"Benim de karnım aç ama birşey demiyorum. Gelip yardım etsen 10 dakika içerisinde hazır olurdu. Ayrıca herşey hazır olsa bile çay demlenmeden nasıl içeceksiniz?"

"O senin işin, ben bilemem. Sinan'ı uyandır canım sıkıldı. Biraz sohbet ederiz hem onunla."

"Ben varım ya Oğuz benimle konuş ya! Karınım ben senin abartma lütfen. Uyku sersemi söylemişim onu diyorum. Ayrıca Atalay konusunu da abartma. Yabancı bir isim koysaydım daha mı iyiydi. O zaman daha çok karışırdı ortalık. Hadi affet bitsin bu çile. Bak yarın senin doğum günün. Yarın seninle küs olmak istemiyorum. 27 olacaksın değil mi?"

"Hayır. 26 yaşıma yeni gireceğim. Ayrıca senin aklın başına gelene kadar abartmaya devam edeceğim ben."

"Ya valla benim aklım başıma geldi! Yemin ederim geldi ama affet artık ya. Her gün yalvardığım tek insansın!"

"Sen kimi isterdin küçük hanım?"

"Kavganın üzerine kavga etmek istemiyorum. Sinan'ı uyandırdıktan sonra kahvaltıyı masaya yerleştiririm."

"Hı hı." dedi televizyon izleyerek. Sinan'ın odasına gittim. Kapıyı çaldım. "Gel!" dedi Sinan. Kapıyı kapattım ve anlatmaya başladım.

"Günaydın Sinan'cım."

"Günaydın yenge. Hayırdır bir problem mi var? Bizim oğlan birşey mi yaptı sana?"

"Valla artık yengen miyim yoksa dünya ahiret bacın mıyım bilmiyorum."

"O ne demek ya? Bir doğru düzgün anlat şu işi."

"Dün beni kaçıran o adamlar yolumuzu kestiler. Bende ona ilk aşkımın ve aynı zamanda da ilk sevgilimin adı olan Atalay lakabını takmıştım. Adını bilmiyordum ama o zamanlar. E adını öğrenene kadar sürekli Atalay diyince artık adını bilsem bile unutup Atalay diyorum."

"O yüzden mi o adı verdin? Yenge Oğuz çıldıracak. 9 sene çenesinden kurtulamazsın!"

"Dur da bir dinle. E birde eve dönerken Oğuz beni kucağında taşımıştı. Bu Atalay'ın kim olduğunu evde öğrenmek istediğini ve söylemek zorunda olduğumu söyledi. Bende tamam dedim. Unutur sanmıştım çünkü. E bende Oğuz'un kucağında uyuyakaldım ve evde ona farkında olmadan 'Oğuz abi' dedim."

"Tahmin edeyim, abinmiş gibi davranıyor değil mi?"

"Evet... Ve ne yaparsam yapayım affetmiyor. Yardım et bana."

"Onun seni affetmesi için küslük sebebini ortadan kaldırman gerekiyor."

"Nasıl yani?"

"Bu çocukla görüşüyor musun sen hâlâ?"

"Yemin ederim evlendiğimizden beri görüşmedim. Valla diyom bak. Görüşmedim bir daha onunla, en son 13 yaşındayken görüştüm. Söyleme ona. Lütfen."

"Onun için sormadım sakin ol. Lafı dolandırmadan söyleyeceğim. Onu öldürmen lazım."

"Ne! Hayır bunu yapamam."

"Seni affetmesini istemiyor musun?"

"Ya banane diyip geciştirirse? Umursamazsa? O zaman ortada kalırım işte."

"Öyle birşey olmaz. Sen merak etme."

"Yarın onun doğum günü. Ve ben yarın mutsuz bir şekilde geçsin istemiyorum. Ya normal geçsin ya da çok güzel geçsin. Doğrusu bizim normalimiz olaylı ama neyse."

"Sen de haklısın be yengem."

"Onu nerde bulabilirim? İnternetten birşey satın almıyorum ki yerini görebileyim!"

"Yenge bak ben hissediyorum. Genelde bu tür bir olay olduğu zaman bunu kimse bilmese bile en fazla bir hafta içerisinde o kişi ile en olmaması gereken kişilerin yanında karşılaşırsın. Yani bak en fazla 5 gün veriyorum. 5 gün içerisinde o Atalay p*çi bu eve gelmezse bende hiçbirşey bilmiyorum!"

"Mal mal konuşma lütfen. Eyvah! Oğuz seni uyandırmamı söylemişti ama ben sana anlatacağım diye iyice lafa daldık. Allah'ım lütfen çok kızmasın ya! Ne! Yarım saat geçmiş. Koş Sinan koş!"

Kapıyı telaşla açtım. Bir de ne göreyim! Oğuz sırıtarak elleri cebinde kapının önünde bizi dinliyormuş.

"Hass*ktir..." dedim ve iki adım geri gittim. O ise gülerek "Terbiyesiz ya!" dedi. Ama hemen kafasını iki yana sallayarak ciddiyetini korumaya çalıştı.

"5 gün içerisinde o Atalay denen herif bu eve gelecek ve gözümün önünde onu öldüreceksin. Yoksa Emre'ye yapamadıklarımı ona yaparım. İlk aşkına kıyabilecek misin iyilik meleği?" dedi son cümlede birşey ima etmeye çalışarak. Aşırı utanmıştım. Gözlerimi kapatıp oflamaya başladım.

"Merak etme. Senin elini kana bulamayacağım. Ben ortadan kaldıracağım onu. Sen lütfen birşey yapma."

"O kadar korkma bence. Dediklerini duyunca biraz yumuşadım sanki."

"Ne duydun? Yani ilk ne duydun?"

"Sinan'a günaydın demeni duydum ilk."

"En başından beri duydun mu?"

"Evet. Onunla görüştüğünü de..."

"Oğuz gerçekten en son 13 yaşındayken gördüm onu. Yemin ederim! Evlendiğimizden beri görmedim onu. Sosyal medya hesaplarını bile görmedim ya!"

"İyiymiş ama bu yetmez ki. Sinan sana yapman gerekeni söylemiş."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.