Zorlukla yutkundum. Boğazımın kuruduğunu, kalbimin göğüs kafesimi delmek istercesine çarptığını hissedebiliyordum. Aras’ın o nefes kesen örümcek dövmesi ve tıkır tıkır dizilmiş karın kasları tam karşımda dururken, beynimdeki bütün mantık hücreleri tek tek istifa etmişti. Adam resmen tehlikeli bir cazibe merkezi gibiydi.
Aras, gözlerimi dövmesinden ayıramadığımı görünce bakışlarındaki o muzip ışığı biraz daha parlattı. Dudaklarının kenarı yukarı doğru kıvrılırken, fısıldar gibi bir sesle konuştu:
"Başka dövmelerim de var..." dedi, ela gözlerini gözlerime kenetleyerek. "Ama... Şu an için dükkan ortamında gösteremem tabii."
Duyduğum şeyle yanaklarımın saniyeler içinde alev aldığına yemin edebilirim. Utançtan kıpkırmızı olmuştum. Başka dövmeler mi? Ve şu an gösteremeyeceği yerlerde mi? İç sesim kafamın içinde duvarlara tırmanıyordu: Kızım Yıldız, adam seni kendi dükkanında resmen nakavt etti, acilen toparlanman lazım!
Başımı hafifçe iki yana sallayıp utancımı gizlemeye çalıştım ama içimdeki o rekabetçi, inatçı kız bir anda devreye girdi. Hep o mu beni utandıracaktı? Biraz da o paniklesindi!
Derin bir nefes aldım, utancımı arkama itip tüm cesaretini toplamış bir Yıldız olarak gözlerimi doğrudan onun o ukala gözlerine diktim. Dizlerimin üzerinde hafifçe doğruldum, aramızdaki mesafeyi biraz daha eriterek yüzümü yüzüne yaklaştırdım.
"Bende de var..." dedim, sesimin pürüzsüz ve olabildiğince kendinden emin çıkmasına gayret ederek. Yüzüme gizemli bir gülümseme yerleştirdim ve ekledim: "Belki... Bir gün ben de sana gösteririm?"
Sözüm biter bitmez, Aras’ın o dünyayı ben yarattım edasıyla duran kendinden emin ifadesinin anlık olarak donduğunu gördüm. Evet, işte tam olarak bunu istiyordum!
Bu şaşkınlığının üzerine pastanın çileğini koymak için Aras’a muzipçe bir göz kırptım.
Aras’ın bakışları bir anlığına köprücük kemiğimdeki yusufçuklara, oradan da yüzüme kaydı. Yutkunma sırası bu kez ona geçmişti. O her şeyi kontrol altında tutan, rahat tavırlı çilingirin afalladığını görmek içimdeki bütün sakarlık hissini silip süpürmüştü.
Aras kollarını yaslandığı yerden çekip hafifçe öne doğru eğildi, şaşkınlığını hemen toparlamaya çalışsa da sesindeki o anlık titremeyi yakalamıştım. "Demek sende de var Yıldız'ım..." dedi, ses tonu bu kez dalga geçmekten çok uzaktı, daha koyu ve derindi. "Ve belki gösterirsin?"
"Belki," dedim geri adım atmayarak. "Tabii uslu bir çocuk olursan."