İçeriğe geç

Çılgınlar

Bölüm 3 · 20 dk okuma

Çılgınlar

Bölüm 3

3.Bölüm : Karanlık Geçmişten Gelenler

Bir bakış bazen seni sevmek ister bazense öldürmek.

Uyarı: Bu hikaye içerisinde şiddet, kan, kavga, küfür vb. ögeler bulunmaktadır.

Karan B Blok, Kat 20

Elindeki eldivenleri çıkaran doktor derin bir nefes verdi. Bugün toplamda on tane denekten gerekli numuneleri almıştı ve bedenlerini soğuk dinlenme alanlarından bir tanesine göndermişlerdi. Doktorun içerisinde anlamsız bir korku içerisindeydi. Arkadaşı yanına geldi "Kenan Bey seni istiyor" dedi. Doktor "Neden?" dedi. Arkadaşı "Ne bileyim kızım git öğren" dedi ve gitti.

Doktor derin bir sessizlik ve korku içerisinde Kenan'ın odasına doğru yola koyuldu. Takvimler 10 Ağustos 2024 tarihini gösteriyordu. Doktor Kenan'ın kapısının önüne geldiğinde kapıya vurmadan kapı açıldı. O kasvetli odaya girdiğinde Kenan tam karşısında gazete okuyordu. "Hoş geldin Yaren" dedi Kenan. Yaren "Ho-hoş buldum Kenan Bey" dedi. Kenan gazetesini indirdi, bandajını düzeltti. Saçları her geçen gün daha da beyazlıyordu ve yüzündeki kırışıklar artmaya başlamıştı.

Yaren Kenan'ın masasının önünde durdu "Efendim beni istemişsiniz." Kenan "Evet, Yaren şimdi aramızda geçen bütün tatsızlıkları unut ben seni afettim. Şimdi sen yeni numuneler için Kat beşte bulunan laboratuvara gideceksin" dedi. Yaren anlamaz bakışlarla "Efendim hangi tatsızlıktan söz ediyorsunuz?" dedi. Kenan gülümseyerek "Geçen günlerde yanlış bir numune hatası yapmıştın. Onun için" dedi. Yaren kaşlarını çatarak "İyi de efendim o numune hatasını ben yapmadım Selda Hanım yaptı." Kenan kaşlarını çatarak "Selda mı?" Yaren "Evet Kenan Bey hatta Selda Hanım numuneleri karıştırdığını anladığında hemen değiştirdi ama zaman çok geçti" dedi. Kenan kahvesinden yudumladı "Emin misin?" Yaren "Efendim gerçekten öyle istiyorsanız laboratuvar başkanı Halit Bey'e sorabilirsiniz" dedi. Kenan "Tamam kızım çıkabilirsin" dedi. Yaren odadan çıktı. O anda Selda Hanım geldi. Yaren'e küçümseyerek baktı. "Çekil önümden" dedi ve kapıyı çaldı. Yaren oradan uzaklaştı.

Selda içeriye girdi "Nasılsın Kenan" dedi. Kenan içinden "Yine geldi baş belası" dedi ama Selda'ya yapmacık gülümseyerek "İyiyim sen?" Selda gülerek "Benden nefret ettiğini biliyorum ama biz seninle iş ortağıyız artık bunu biliyorsun." Kenan sabır dilenircesine nefes verdi. "Ne istiyorsun Selda?" Selda "Senden gerekli bütçe dosyasını geçen hafta istemiştim onu almaya geldim." Kenan "Bütçe dosyası?" Yaren kaşlarını çatarak "Hani geçen hafta sözleştiğimiz bütçe dosyası vardı sen bana şirketin kazanç vergilerinin her haftanın pazar günlerinde yarısını verecektin. Ne çabuk unuttun?" Kenan "He onlar. Selda bunlardan önce neden numuneleri karıştırdın?" Selda anlamaz bakışlarla "Ne alaka?" Kenan "Bana yalan söyleme" Selda korkuyla "Ya neyden bahsediyorsun anlamıyorum." Kenan "Anlamıyormuşsun gibi konuşma Selda! O numunelerini neden değiştirdin?" Selda "Ya sen bana iftira atıyorsun." Kenan sinirlenerek "Selda! O numunelerini neden değiştirdin bana gerçekleri söyle!" Selda bir adım geri atarak "Anlamıyorsun onu ben yapmadım" dedi. Kenan "Ama oradaki insanlar öyle demiyor." Selda "Ya onlar bir olup beni sana kışkırtıyorlar anlamıyor musun?" Kenan "Selda senin huyunu ben çok iyi biliyorum. O numuneleri neden değiştirdin?" Selda "Ben gideceğim ama bana anlaşmamız gereken bütçe dosyasını ver."

Kenan başını olumsuz anlamda sallayarak "Seninle geçen perşembe birlikte olduğumuz gecede sen sarhoştun ve ben o zaman sana bir kağıt imzalattım. Sende babanın o lüks o mükemmel, yenilmez şirketin yetkisini tek imzada verdin." Selda "Ne?" diye bağırdı. Kenan gülerek "Evet işte imzan ve kağıt." Selda korkulu gözlerle bakarken "Kesin yalan bu" dedi. Kenan daha sonra Selda'ya babasının imzasını gösterdi. Daha sonra "Aynı gece baban bir başka kadınla birlikte olurken sarhoştu ve o da bunu imzaladı" dedi. Selda dolan gözlerle "Ne yaptın?" dedi. Kenan "Şimdi defol git" dedi ve adamlarına emir verdi. Selda yaka paça infaz odasına götürüldü ve o gün son nefesini infaz odasında verdi.

İzem

Sabah uyandığımda annem ve Berk her şeyi halletmişti. Berk "Ablacığım günaydın. Maşallah kış uykundan ancak uyanabildin." Berk'e bakmadan "Günaydın anne" dedim. Annem gülümseyerek "Günaydın" dedi. Berk "Günaydın abla" dedi. Ona yapmacık bir gülümseme ile "Günaydın kardeşim." diyerek elimi yüzümü yıkamaya gittim. Çıktığımda "Anne keşke beni uyandırsaydın sana yardım ederdim. Uyanamamışım" annem "Ah güzel kızım sizin için uzun bir görev bekliyor anlaşılan. Sen dinlen canım hem ne var şurada iki üç şey var." Anneme gülümseyerek bakarken "Berk de erken uyanmış" dedim.

Annem "Valla kızım ben sabah namazına kalktığımda kendisi balkonda şiir okuyordu." Hafiften gülerek "Şiir?" dediğim gibi annem ve ben kahkahalara büründük. Annem gülüşünün arasında "Bilmiyorum ki kızım herhalde aşık oldu" dedi. Gülerken "Bence de" dedim. Berk bizi gülerken gördü ve yanımıza geldi ve "Kız ne oldu da bu kadar gülüyorsunuz?" ben "Berk, kardeşim sabahın köründe aşka gelip ne diye balkonlarda şiir okuyorsun?" dedim. Berk'in yüzü kızarırken annem "Aman kızım üzerine gitmeyelim baksana benim sarı civcivim oldu horoz Bibik" dedi ve o anda daha fazla kahkaha attık. Berk "Artık yeter, artık dayanamıyorum artık gerçekten yeter" dedi.

Kapı çaldığında kapıyı açmaya gittim. Kapıyı açtığımda karşımda Uraz'ı gördüm. Şaşkınlıkla ona bakarken o da aynı şekilde bana bakarken "Uraz hoş geldin" dedim. Uraz kafasını sallayarak "Hoş buldum" dedi gülümseyerek. Daha sonra "Asım abinin bir işi çıkmış diğerleri gitti tek siz kaldınız bende arabamla sizi almaya geldim." Bende gülümsemesine karşılık vererek "Tamam biz çıkıyoruz" dedim. Uraz üstüme bakarak "Pek sen uykundan çıkamamış gibisin" dedi. Uraz'a ters ters bakarken bıyık altından gülmeye başladı.

Kapı önündeyken "İçeri gel" dedim. Uraz içeriye geldiğinde "Oo kimler gelmiş kimler" dedi. Uraz beyaz bir tişört ve siyah pantolon giymişti ve saçları yine dağınıktı. Annem Berk'e zorlukla mavi takım elbisesini giydirtmişti. Odama çıktım ve dün gece valizimi ayarlarken kendime ayarladığım kıyafetlerimi giydim. Üzerimde siyah kısa kollu tişört altımda siyah pantolon giymiştim. Siyah giymeyi seviyordum. Saçlarımı topladım.

Aşağıya indiğimde annem zorla yaptığı dolmaları bizimkilere yediriyordu. Ben inerken Uraz ile göz göze geldim. Uraz gözlerini benden çekmeyerek dolmasını yedi. O anda annem Berk'e "Sen oralarda bayılırsın zaten incecik bir şeysin" dedi. Berk "Ya anne yedim ya bir sürü bir şey" demesine rağmen annem ağzına iki tane de börek yedirdi. Uraz ise "Narin Hanım gerçekten sağ oldun" dedi. Annem "Uraz sen benim evladım gibisin Hanım demene gerek yok dedi." Uraz gülümseyerek "Narin abla?" annem "Olur, istersen anne de diyebilirsin" dedi ve Uraz yine o güzel gülüşüyle anneme karşılık verdi. Benim indiğimi gören annem "Kızım gel hadi biraz yemek ye" dedi. "Ann-" demeye gelmeden annem masadan kalktı ve gelip dolmaları yedirdi. Dolmalar ağzımda dopdoluyken annem "Kaç yaşına geldiniz hala ben ellerimle yediriyorum" dedi yapmacık siniriyle. Annem daha sonra börekleri getirirken "Anne doydum" dedim. Annem "Sen ve doymak? Sus kız daha yeni uyandın açsındır" diyerek kıymalı böreklerini yedirdi.

Karnım tam doyduğunda annem "Tamamdır" dedi. Berk "Narin Sultan yani sen bir restoran açsan yeminle çok ünlü olursun" dedi. Annem "Hadi hadi gidelim" dedi. Valizimi göremeyen annem "Kızım valizin nerede?" dedi. Unutkanlıkla "Aa unutmuşum hemen getiriyorum" diyerek yukarı çıktım. Valizimi alırken son kez odama baktım ve kapıyı kapattım. Aşağı ilk inerken valizlerimiz yoktu. Anneme "Anne sizin valizler nerede?" dedim. Annem gülümseyerek Uraz'a baktı ve "Sağ olsun Uraz oğlum onları arabanın bagajına taşıdı" dedi. Sonra "Tekrardan teşekkürler evladım" dedi. Uraz ise "Ne demek rica ederim" dedi. Sonra "E hadi gidelim" dedim. Elimde valizlerle giderken Uraz "Eğer taşıyamıyorsan götürebilirim" dedi. Ona bakarak "Sağ ol ben götürürüm" dedim. O sırada valizi tam manasıyla taşıyamadım ve elimden valizi aldığı gibi götürdü. Olduğum yerde kalırken annem yine o hep bağladığı yazmasının önü düzelterek "Hadi gidelim" dedi. Dışarıya çıktığımızda Uraz yanımıza geldi Uraz "Başka bir şey var mı?" annem "Yok evladım" dedi.

Uraz'a döndüm ve gözlerimiz kesişti. Uraz'a "Teşekkür ederim" dedim. Uraz "Rica ederim" dedi ve göz kırptı. O an derin bir nefes aldım ve o his oluşmaya başladı. Ben bu Uraz ile silinen geçmişimde neler yapıyordum? Neler yapmıştık? Neden böyle anlamsız hisler dışında daha farklı şeyler hissediyordum?

Uraz siyah cip tarzı bir arabayla gelmişti. Arabasının önünde otururken annem evin kapısını kilitlemeye başladı o sırada Berk "Anne Allah aşkına evin kapısını mı kilitliyorsun yoksa Topkapı Sarayı'nın mı?" Annem "Oğlum hılı var hırsızı var ne olur ne olmaz sen benim işime karışma" dedi. Berk geri çekildi ve "E bu hırsız camları kırarak girer" dedi. Annem "Oğlum camlarda demir var nasıl hırsız girmesini bekliyorsun?" Berk "He pardon görmemişim" dedi. Bende "Berk ne kadar safsın" dedim. Berk bana dönüp yan yan bakarken "Sen Uraz ile bakışmalardan kurtulabildin mi?" dedi. Kaşlarımı çatarak "Berk" dedim. Annem en sonunda beşinci kilidini çevirdiğinde "Hadi gidelim" dedi.

Bahçe kapısından çıkarken Berk "Anne hani sen Uraz'a oğlum diyorsun ya bence artık damadım diyebilirsin" dedi. Annem onu duymamış olacak ki "Efendim oğlum" derken Berk'in kafasına bahçe kapısının yanında duran şişeyi fırlattım. Berk acıyla inleyince annem "İzem ne yaptın?" dedi. Bende "Anne boş boş konuşup sinirlerimi bozuyor" dedim. Annem Berk'in kafasına bakarken "Oğlum çok mu acıdı?" dedi. Berk "Ah annem ah görüyorsun abla dedik bağrımıza bastık geldi kafamıza şişe fırlattı." Berk'e bakarak "Berk oyunculuğu bırak" dedim.

Arabanın yanına geldiğimizde Berk bana dönerek "Annem ile biz arkada oturacağız sen öne geç" dedi. Kaşlarımı çatarak "Berk, arkada üç kişilik oturma alanı var hani" dedim. O sırada Berk elinde çantasıyla "Kusura bakma ablacığım ama bagaja bir şey sığmıyor maalesef" dedi. Ona bakarak "Bilerek yapıyorsun değil mi?" dedim. Berk bana sırıtarak "Önde daha iyi bakışırsınız" diyerek arka koltuğa binince Berk'e iki tane yumruk geçirdim ama çoktan kapı kapanmıştı. Daha sonra önde yolcu koltuğuna oturdum ve emniyet kemerini bağladım. O sırada Uraz da arabaya bindi ve "Her şey tamam değil mi?" diye sordu. Hepimiz onaylayınca araba çalıştı ve o restorana yola çıktık.

İçimde amansız bir endişe ve korku vardı. Aynı zamanda silinen geçmişimde bizler neydik, nasıldık, bunları bilmek istiyordum.

⬜

Kenan elindeki dosyaları çevirirken kapısı çaldı. Gelen en yakın dostu Nihat'tı. Nihat onun çocukluk arkadaşıydı ama bu şirketten haberi ancak on yıl önce olmuştu. Nihat "Kardeşim" diyerek geldi. Kenan masasının önündeki sandalyelerden birini göstererek "Otursana" dedi. Nihat oturduğunda Kenan "Ee ne içersin?" dedi. Nihat "Bir kahveni içerim" dedi. Nihat kol saatinden kahve makinesine bildiri gönderdi ve makine kahve yapmaya başladı. Kenan "İşler nasıl gidiyor?" dedi. Kenan "Yorucu" dedi. Nihat "Niye? Sen buralara gelmek için elinden gelen çabayı yapıyordun. Yoksa pişman mı oldun?" Kenan, Nihat'ın yeşil gözlerine kararlılıkla bakarak "Elbette hayır hatta sırf daha iyi büyütebilmek için elimden geleni yapıyorum" dedi. Nihat ise "E o zaman sorun ettiğin şey ne?" dedi.

Kenan koltuğunu dikleştirdi. Makineden ses gelince Kenan kahveleri aldı ve birini Nihat'a verdi. Nihat kırklı yaşlarındaydı. Yeşil gözlü, sivri burunlu, kahverengi saçlıydı. Kenan soğuk bir sesle "Şu zenginler için pazarladığımız numunelerin artık sonlarına gelmeye başladık ve elimizde çok azı var" dedi. Nihat "E yeni numuneler için bir şey yapamıyor muyuz?" Kenan "Maalesef bu zenginler için ayarladığımız numuneler zor bulunuyor. Çünkü diğer şirketlere sattığımız numuneler için daha fazla malzeme alıyoruz" dedi. Malzemeden kastı insanlardı.

Nihat "E bu ay isteyenlere gecikeceğini ve bir sonraki aya vereceğini söyle." Kenan "Bunca yıldır böyle bir şey yoktu ve zenginler diğerlerinden çok bize güveniyorlar ve ben onların güvenlerini boşa çıkarmak istemiyorum." dedi ve sonrasında "Fırat ailesi çok köklü bir aile, o aile her ay numune istiyor ve bizlere neredeyse on beş milyon dolar para veriyorlar yani bu çok büyük bir yatırım." Nihat "Peki ne yapacağız?" Kenan camdan o cadde görünümlü bahçeye bakarak "Melis Temiz ile çalışacağım" dedi ve Nihat şaşkın gözlerle arkadaşına baktı.

⬜

İzem

Restoranın önüne geldiğimizde arabadan indik. Restoran büyüktü. Yeşil renkli ve büyük camlıydı. Araban indiğimizde yanımıza bir adam geldi. Adam "Narin Hanım güvenlik gerekçesi ve protokol yüzünden sizleri alacağız. Merak etmeyin görüşme taleplerinizde görüşmeler olacak." Berk "Emin misiniz?" adam "Elbette efendim bizler sizlere yalan söylemiyoruz. Bize bildirilen emir budur." Uraz "Güvenin, bizim adamlardan zaten." Berk "Anne" dedi. Uraz'a bakarak "Annemin gerçekten güvenli olacağından emin misiniz?" Uraz "Elbette zaten o yerleri Asım abi hazırladı." Annem "Merak etmeyin canlarım benim. Zaten Astım Bey bana gösterdi oraları resmen bir ev gibi güvende olacağım." anneme Berk ile aynı anda sarıldık. Sonra annem "Hadi hoşça kalın ballarım, Allah yardımcınız olsun" dedi ve o adamlar beraber kendi valizlerini alıp gitti. Bizlerin valizlerini ise başka adamlar aldı.

İçeriye girdiğimizde Asım ve diğerleri ayaktaydı. Hera "Sonunda beklemekten ağaç olduk." Berk "Daha köklerin çıkmamış hala fidan konumundasın" dedi alayla. Hera "Komik mi?" dedi. Berk "Evet" dedi. Asım "Tamam, Bismillah yeni geldiniz hemen kavgaya koyuldunuz." Ahsen "Ee bizlere gerekli bilgiler verilecekti" dedi. Asım "Hepimiz buradaysak Yakup ve buraların sahipleriyle konuşma vakti."

Asım bizleri önce bir merdivenle yukarı çıkardı, tuvalete giden koridora geçti ve yangın merdivenin kapısının önünde durdu. Daha sonra kapıyı açtı ve merdivenlerden aşağı indik. Merdivenlerin sonuna geldiğimizde bir duvarla karşılaştık ve Asım bir şey mırıldandı. Daha sonra kapı açıldı. İçerisi o kadar büyüktü ki ağzımız açık bir şekilde girdik. Hepimiz girdikten sonra önümüzde toplam on kapıdan geçtikten sonra asıl büyük alana girdik. Burası kocaman bir tesisti. Bilgisayarlar, silahlar, cihazlar, kablolar, büyük ekranlar vs. bu sefer daha büyük şaşkınlık yaşadık.

Asım bir tane odanın kapısında durdu. İçeriden "Sen o hıyardan ayrılarak iyi yaptın" diye bir erkek sesi geldi. Daha sonra "Hem bak hayatın düzeldi" dedi yine o erkek sesi. İçeriye girdiğimizde ise dört tane kız ve iki tane erkek vardı. Bizleri görünce bir tane kısa boylu ve gözlüklü kız "Oo bizim Çılgınlar gelmiş" dedi. Anlamaz bakışlarla bakarken bir tane tok sesli bir erkek sesi duyuldu. Sol tarafımıza baktığımızda bizlere gelen adamı gördük. Adam kırklarının başlarındaydı ama saçları gür ve siyahtı. Gözleri kahverengiydi. Sivri burunlu birisiydi. Üzerinde ise siyah takım elbise vardı. Asım "Vay vay kardeşim Yakup" dedi. Demek namı değer Yakup buydu. Yakup gülümseyerek "Oo kardeşim" dedi ve tokalaştılar. Uraz, Yakup'un elini sıkarak "Abi" dedi. Yakup "Evlat" dedi ve sarıldılar. Aynı şeyi Bulut'ta yaptı.

Asım "Bunlar ise bu restoranı kuranlar ve bizlere yardım edecek ekip" dedi dört kızı ve erkeği göstererek. Yakup bizim önümüze geldi ve "Merhaba Çılgınlar. Ben Yakup" dedi. Sırasıyla herkes kendini tanıttı. Ardından o dört kızdan biri öne çıktı "Ben Mine" dedi. Mine uzun kahverengi saçlara sahipti. Gözleri de kahverengiydi. Gözlük takıyordu. Burnu hafif kalkık ve ucu hokkaydı. Daha sonra hepimizden belki de boyu en küçük olan bir kız çıktı. Siyah saçlıydı, gözleri kahverengiydi. O da gözlük takıyordu kız "Ben Ceylin" dedi. Ceylin'in yanında ondan uzun olan kısa, kahverengi saçlı ve ela gözlü bir kız çıktı. O da gözlük takıyordu. Kız "Ben Ceylinnur" dedi. Daha sonra arkasından siyah kısa saçlı, kahverengi gözlü bir kız öne çıkarak "Adım İnci" dedi.

Masanın arkasında elinde bir kitaba bakan erkek kafasını kaldırdı ve "Ben Erdem" dedi. Bu daha demin odaya girmeden önce duyduğum erkek sesine tıpatıp benziyordu. Erdem siyah kısa saçlı, kahverengi gözlü birisiydi ve o da gözlük takıyordu. O sırada Rüzgar "Neden hepiniz gözlüklüsünüz?" dedi. Erdem "Akşam sabah demeden şu Karan ekibini yıkmak için bilgisayar başlarında olunca mecburi" dedi.

Asım "Şimdi çocuklar bizler sizlere için gerekli planlamalar yaptık. Biliyorsunuz ama hafızanız sildi ama sizin zamanınızdan bu zamana kadar birçok deney girişimlerine sebebiyet verdiler. Hatta sizden öncede bu deney işleri vardı." Yakup "Bizler sekiz yıl boyunca gerekli ekiplerle ve savcılarla bunları yapsak bile onlarla beraber aramamıza rağmen bulamadık ve bu dava iki yıl önce sonlandı ama bizler Yaşayan Ölüler ile birlikte çalışmaya başladık ve bu iki yıl içinde gerekli bilgilere ulaştık."

Asım "Bizim sizlerden isteğimiz bunları yaparken hem hafızanızı geri getirmek hem de bize yardımcı olmanız. Karan çok büyük ve tehlikeli bir tesis hatta Türkiye'nin ileri gelen bazı zengin aileler bile bu ekipte çalışmaktadır. Kenan ise çok tehlikeli bir insan onun aklı bambaşka çalışıyor" dedi.

Hera "Şimdi sizler çok güçlü bir tesisten bahsediyorsunuz, bir şey bulduğunuzu iddia ediyorsunuz. Şimdi güya bizim hafızalarımız yerine gelince çıkış yollarını bulabileceğimizi iddia ediyorsunuz. Kusura bakmayın ama böyle büyük bir tesis ile bizim yarım akıllı geçmiş ve bu kıç kadar ekiple biz nereye kadar gidebiliriz Allah aşkına?"

Asım "Hera. Biliyorum haklısın ama bizler bu iki yıl boyunca Karan tesisine çalışan birçok merkez yerleri bulduk. Tabii bazılarını ortadan kaldırdık ama onlar küçüklerdi. Şimdi bizler kendimiz farklı bir küçük tesis oluşturduk ve diğer kulübelere giden bilgiler aslında bize geliyor ve biz gerekli yönlendirmeler yapıyoruz ama sistemimiz güçlü değil bunu iki yıl önce yani dava kapanmadan önce bizzat polislerle yaptık. Ama maalesef gerekli bilgilere tam manasıyla ulaşamadık ama şimdi elimizde daha güçlü bir sistem var."

Hera "E o zaman gidin polise gidip söyleyin." Yakup "Polislere birçok kez ihbarda bulunduk ama onlar bizle irtibata geçmedi çünkü sekiz yıl boyunca bir hiç uğruna çalıştılar aynı zamanda sistem bozukluğundan iyiden iyice bizlere karşı nefret oluşturuldu o yüzden bunu kendi aramızda halletmek istiyoruz."

Asım "Şimdi bizler planlarımızı yapmaya başladık ve elimize toplamda diğerlerinden daha etkin altı merkezin olduğunu öğrendik. Bunları sırasıyla ve zamanla ele geçirmeye çalışacağız ve biz sizlerden yardım istiyoruz. Bu süreç zarfında hafızalarınız gelmesi için elimizden geleni yapacağız sizden tek isteğimiz bize yardımcı olmanız."

Öykü "Nasıl yardımcı olacağız?"

Asım "Bizler orada rahat etmeniz için sizlere dövüş, silah, koşma vb. bazı eğitimler vereceğiz. Bu eğitimler sonucunda seviyenize göre gerekli işlemler yapacağız." dedi.

Yakup "Bizimle bu yolculuğa çıkmak istiyor musunuz?" dedi. Uraz ve Bulut aynı anda "Evet" dediler. Sonra Ahsen "Evet" dedi. Berk daha sonra "Bende varım sizinle" dedi. Rüzgar "Kabul" dedi. Geriye Hera ve ben kalmıştım. Önümde büyük bir macera bekliyordu. Katlanabilecek miydim, bilmiyordum. Bunca hazırlık bunca istek varken belki de başarabileceğimize inanıyordum o anda Hera "Bende katılıyorum" dedi. Tüm gözler bana çevrilince bende "Tamam" dedim.

Asım "Bizler sizinle gerekli araştırmaları yaptık" dedi. "Dövüş için gerekli kişi sayısı altı olacak" dedi. Yakup "Kimler dövüş yapmayı biliyor?" dedi. Bulut ve Uraz parmaklarını kaldırdılar aynı anda Hera da parmağını kaldırınca şaşkınlıkla gözlerimi ona çevirdim. Sadece bende değildim. Hera "Ne var canım kendimi koruyabilmek için gerekli tüm dersleri aldım. İnanmıyorsanız sizlere belgem var kanıtlayabilirim." Yakup gülümseyerek "Aferin" dedi.

Geriye beş kişi kalmıştı. Asım "Şimdi sizlerin eğitmenleriniz arkadaşlarınız olacak. Bu üç kişi sizlerden birini eğitecek" dedi. Berk "Niye hiç eğitmenleriniz yok mu?" dedi. Asım "Var ama onlar zaten eğitimdeler ve şu zamanlarda eğitmenleri bulmakta zorlanıyoruz" dedi. Bulut "O zaman ben" dedi ve hepimizin yüzlerine baktı. Ardından Ahsen'in yüzüne baktı ve hafif gülümseyerek "Ahsen" dedi. Ahsen ise gülümseyerek "Tamamdır" dedi. Berk "Bunlar cilveleşmekten eğitimi unutur Berk söyledi dersiniz. Astım abi dikkat edin yani" dedi. Berk öfkeyle ona bakınca Berk bakışlarını farklı yere çevirdi.

Hera sinsi gözlerle bana bakmaya başladı. Evde yaptığımız tartışmanın hıncını benden şimdi alacak gibiydi. Kafamı kaldırarak ona baktığımda kaşlarını kaldırdı ama bakışlarını yanımda duran Rüzgar'a çevirdi. "Rüzgar" dedi. Rüzgar'ın kulağına fısıldayarak "Sen dövüş bilmiyor musun?" dedim. Rüzgar hafif gülümseyerek "Elbette biliyorum ama öğretmenimin eğitimini merak ediyorum bücür" dedi. Hera kaşlarını çatmış bizlere bakarken Rüzgar "Tamamdır ama inmiş kaşlarını düzelt aksi takdirde ben korkmaya başladım" dedi yapmacık bir sesle. O anda Hera'nın gülümser gibi olduğunu gördüm.

Sona Uraz kaldı. Bakışlarımız kesiştiğinde hafif gülümseyerek "İzem" dedi. Ben yapmacık bir sırıtmayla "Ben olmayayım sen bence Berk'i al ben başka işlerle olurum" dedim ve tam geriye gidecekken Berk "Olmaz Olmaz sen dövüş eğitimi al ablacığım sen güçsüzsün, zayıfsın, kendini koruyamazsın, adam döveceğim derken kendini döversin sen al eğitimini" dedi. Berk'e bakarak "Sağ ol ya ne kadar güzel söyledin çok teşekkür ederim" dedi. Berk sırıtarak "Ne demek teşekkür ederim" dedi.

Asım "Bence İzem sen Uraz ile eğitim al biz Berk'e farklı bir iş ayarladık" dedi. İstemeden de olsa "Tamam" dedim. Uraz'ın yüzünde ise zafer gülüşü vardı.

Berk "Benim işim ne? Yoksa tuvalet mi temizleyeceğim Astım abi?" Asım "Aslında Astım dediğin için diyecektim ama senin işin ayrı" dedi. Yakup "Sen küçüklüğünden beri harita yapmayı çok severmişsin hatta annenle konuştuğumuzda seni okula gönderdiği zamanlarda çizmeye alıştığında her gün mahallenin bir haritasını çıkartırmışsın. Bizim haritacılarımız var ama senin deneyimin olduğunu düşünüyoruz çünkü sen küçükken neredeyse Karan tesisinin çıkışına kadar planlamalar yapıp harita çıkartmışsın. Bu yüzden seni eğitmek için Ceylinnur'u yanına göndereceğim" dedi. Ceylinnur bir abla edasıyla "Gel" dedi ve onlar gitti.

O sırada Ceylin "Öykü sen ise zamanından beri bilgisayarlarla iç içesin. Hatta sırf kendini geliştirebilmek için bilgisayar kurslarına yazılmışsın doğru mu?" dedi. Öykü "Do-doğru" dedi. Ceylin "O zaman seni bizim bilgisayar bölümümüze alacağız" dedi. Öykü heyecanla "Gerçekten mi?" dedi. Ceylin başıyla onayladı ve "Hadi şimdi gidelim bu süreç boyunca ben senin yanında olacağım" dedi.

Onlar çıkınca Erdem "Evet, herkes işini anladığına göre ben sizleri dövüş eğitimi almanız için eğitim alanına götüreceğim" dedi. İnci ise "Asım, Yakup ve ben ise ayarladığımız planı tamamlamak için toplantı yapacağız" dedi. Erdem "Mine" dedi. Mine dalgın dalgın dışarıya bakarken Erdem "Mine!" diye bağırınca kız yerinden zıpladı. Mine "Ne var ya?" dedi. Erdem "Yine o hıyarı mı düşünüyorsun kız? Bırak onu hadi işimiz var" dedi. Mine "Ne işi?" deyince Erdem "Çamaşır yıkayacağız ben adamlarımı topladım sen bize deterjan getir" dedi. Mine "Tamam" deyince Erdem öfkeyle "Kız Allah aşkına Çılgınların şu üyelerini eğitim alanına götüreceğiz kalk" dedi. Mine ayağa kalktı. O sırada Erdem bize "Ya o şimdi şu son sıralarda on bir ay önce onu yarı yolda bırakan bir adama aşık oldu. Sonra bunlar ayrıldı tekrar barıştı şimdi tekrardan o hıyar herif ayrılmış onun üzüntüsünden ne yaptığını bilmiyor" dedi.

Biz altı kişi eğitim alanına gittiğimizde eğitim alanı çok büyüktü. Duvarlar siyahta ve bazı yerlerde kırmızı şeritler vardı. Yaklaşık yirmi tane küçük kare şeklinde arenalar vardı ve bazı kişiler burada eğitim alıyordu. Erdem "Herkes seçtiği kişiyle şu üç arenaya çıkacak. Sizler orada eğitim alacaksınız. Haftanın sonunda ne kadar ilerlemişsiniz buna bakacağız" dedi ve giderken "Allah kolaylık versin" dedi ve gitti.

O anda Mine "Şurada soyunma odaları var oradan gerekli kıyafetleri alacaksınız" dedi. Hepimiz dövüş elbiselerinin içindeyken arenalara çıktık. Uraz ve ben karşı karşıya kalmıştım. Uraz "İlk başta kolaydan başlayalım sonra zora doğru gideriz" dedi. Tabii bilmediği bir şey vardı ben küçüklüğümden beri karate kursuna gidiyordum. Tabii Berk bunu çaktırmamıştı. Allah'tan çaktırmamıştı. Hatta karate kursunda siyah kuşağa geçmiştim. Asıl şimdi sen benden kork Uraz Bey. Uraz'a "Bence direkt önemli dövüş stillerinden bahset o şekilde başlayalım." Uraz afalladı ve daha sonra kaşlarını kaldırarak "Hay hay" dedi.

⬜

Camdan caddeye bakan Kenan yine elindeki kahveyle derin derin düşüncelere dalmıştı. Kapı çaldığında Kenan şifreyi söyledi. İçeriye bir kadın girdi. Kenan onu görünce gülümseyerek "Melis Hanım. Hoş geldiniz" dedi. Melis, uzun boyluydu. Uzun, dalgalı ve hafif kızıla çalan saçları vardı. Gözleri yeşildi burnu hafif kalkık ve ucu hokka şeklineydi. Melis gülümsemeye bile tenezzül etmeden "Merhaba" dedi.

Kenan sandalyesine oturdu ve karşısındaki koltuğa oturması için Melis'e "Buyurun oturun, bir şey ikram edeyim mi?" dedi. Melis tehditkar bakışlarıyla oturdu ve "Lüzumu yok" dedi.

Kenan, Melis'i biliyordu. Melis yani Melis Temiz, bu deneyleri başlatan asıl kişiydi. Ne kadar Kenan kendini büyütse bile Melis'in projeleri Kenan'ın projelerinden daha acımasızdı.

Melis "Beni çağırmışsınız." Kenan hafif gülümseyerek "Evet. Sizinle bir iş yapmak istiyorum." Melis kaşlarını kaldırdı. Daha sonra alaycı bir ifadeyle "Ben ne zamandır başka biriyle iş yaptığımı görünüz." Kenan "Hiçbir zaman" Melis "E o zaman? Hani beni boşu boşuna çağırdınız." Kenan elinde kalem döndürürken "Aslında hayır. Çılgınlar kaçtı." dedi. Melis kaşlarını çatarak "Ne?" dedi. Daha sonra öfkeyle "Yani koskoca tesiste kaçırdınız öyle mi? Peki ne zamandır?" Kenan "On dört yıl önce" dedi.

Melis "On dört mü? On dört yıl önce öyle mi?" Kenan umutsuzca başını salladı. Melis sinirden "Ve benim şimdi haberim oluyor! Onların ne denli değerli olduklarını ben anlatmıştım sana ve sen onları elinden kaçırdığını söylüyorsun! Aptal!" diye bağırdı.

Kenan "Bak biliyorum, haklısın. Tesisimizden birileri onları kaçırmıştı. Tabii Ceren onları bulmuştu ama Yakup onları kurtarmış. Oradan yaralanan bir güvenlikçi söyledi." Melis "Yakup, bildiğimiz Yakup" dedi. Kenan ise "Evet" dedi. Melis sinirle "Yani o düzenbaz piçin eline sen 'En İyi Kurbanlar' başlığındaki o projenin en önemlilerini bıraktın öyle mi?" Melis ayağa kalktı. Sonra Kenan'a tükürdü. "Yazıklar olsun" dedi ve çıkmaya yeltendi ama kapı açılmadı. Melis sinirle "Aç şunu" dedi. Kenan ise "Biraz sakinleşir misin? Onların yerini bulmaya çalışıyoruz ve en büyük tahminimiz Yakup'un elinde oldukları. Ben buraya seni senin projelerin dahilinde çalışıp onları bulmak."

Melis "Ya sen bu teknolojiyle bunları bulamadıysan benim projelerimle nasıl bulmayı düşünüyorsun?" Kenan "Çünkü projelerin iyi. Hatta bizim yazılımcılarımızdan bile iyi. Eğer onlarla ekstra çalışmaya girersek Karan şirketi büyür aynı zamanda senin kariyerinde güzel bir artma olur. Bak ben bu zenginler ile yaptığımız çalışmalarla onlarda bizlere destek veriyor." Melis "Sence bu umurumda mı?" Kenan "Yüz milyon dolar" dedi. Melis "Ne?" dedi. Kenan "Eğer bizlere yardımcı olursan seni Karan ekibinin laboratuvarının başına koyacağım ve sana her hafta elli milyon dolar. Her ay sonunda ise yüz milyar dolar vereceğim" dedi.

Melis kaşlarını kaldırdı ve "Tamam ama eğer bana en ufak bir yanlışın olursa seni kendi ellerimle öldürürüm anladın mı?" dedi. Kenan hevesle "Anladım" dedi ve elindeki kumandayla yeşil tuşa bastı ve Melis çıktı.

Bu işi hallettiği için kendisiyle gurur duyuyordu ve koltuğa oturdu. Daha sonra o meşhur masa yine tavandan indi ve not defterini eline alarak yazmaya başladı;

"Silüetler bir insanın hafızasında yer edinir ama zamanla kaybolur. Ben ise o sekiz silüeti asla unutmadım. Kaçırdım ama bunu şimdi bu not defterine yazamıyorum ama projeler ulaştığımda yeni bir deftere ihtiyaç duyacağımdan eminim."

⬜

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.