İçeriğe geç

Çılgınlar

Bölüm 2 · 16 dk okuma

Çılgınlar

Bölüm 2

2.Bölüm : Sırların Başlangıcı

Ayrılıklar acımasızdır tıpkı güvendiğin birinin arkasından bıçaklaması gibi.

Uyarı: Bu hikaye içerisinde şiddet, kan, kavga vb. unsurlar bulunmaktadır.

8 Ağustos 2010

Çocuklar kamyondan indirildi ve ormanlık alanın içine bırakıldı. Maskeli o adam çocukların gitmesi için patikayı takip etmeleri gerektiğini söyleyerek gitti. Çocuklar ne olduğunu anlayamadan kamyon yanlarından geçip gitti. Çocuklar kamyonun arkasından bakarken Öykü ağlamaya başladı. Ahsen onu sakinleştirmeye çalışırken Uraz "Ne olacak şimdi?" diye sordu. İzem, Uraz'a kırgın bir şekilde baktı sonra bakışını bir tane meşe ağacına çevirdi. Uraz da aynı şekilde oraya bakınca onlara gülümseyerek bakan birini gördüler.

Bu ta kendisiydi. Ceren idi. Ceren gülümseyerek "Selam küçük sıçanlar. Sizi buraya getirmelerini ben emrettim. Aslında ilk başta benim haberim yoktu ve peşinizden koşmaya başladım ve güvenliklere haber verdim ama daha sonra şoförünüz bana haber verince güvenlikleri durdurdum. Tabii şoföre buraya sizi getirmesini söyledim. Elbette yalnız gelmedim."

Çocuklar adeta oldukları yerde kalmışlardı. Ceren daha sonra "Sizin en iyi denek kurbanlarımızdan olduğunu biliyordum ve bu yüzden size yardım ediyordum ama siz bunu bilemezsiniz zaten hafızanız geçici olarak onları sildi. Neyse, şimdi sizlerde bizlere gerekli olanları baygın bir halde istediklerimizi alamadık şimdi sıçanlar, sizlere ufak bir tedavi yapacağız." O anda beş doktor ve dört infazcı geldi. Çocuklar ne demek istediklerini anlayamamışlardı ama hep beraber yavaş yavaş geri geliyorlardı. O anda bir silah patlaması duyuldu. Çocuklar ne olduğunu anlayamazken doktorlardan ikisi yere düşmüştü. Ceren ve çalılıkların içindeki güvenlikler silahlarını çıkarıp ateş etmeye başladı. O anda İzem "Kaçın arkadaşlar!" diye bağırdı. İzem, Berk'in kolunu tutarak koşmaya başladı o anda bir güvenlik önlerine çıkınca yine bir silah patlaması oldu ve İzem ile Berk bağırdılar ama güvenlik yere yığılmıştı ve İzem ile Berk kaçtılar. Diğerleri de aynı şekilde yaptılar. O anda herkes farklı yerlere dağılarak Çılgınlar adını verdikleri bu gruptan ayrıldılar.

Ceren etrafına bakıyordu ama kimse yoktu. Doktorlar, infazcılar ve güvenliklerin hepsi ölmüştü. "Kahretsin" dedi. "Aptallar! Bir işe yaramıyorsunuz" diyerek bağırdı. O anda simsiyah giyimli biri geldi. Ceren anlamaz bakışlarla bakarken adam konuştu "Bilir misin Ceren bir zamanlar bundan hiçbir şey olmaz deyip beni aşağıladınız o adamı?" Ceren korkulu gözlerle "Yakup" dedi. Adam gülerek "Ta kendisi" dedi. Ceren "Lütfen, bana bir şey yapma tamam bak çocukların peşine düşmem söz." Yakup maskesini çıkarttı ve gülerek "Sence tek sorun çocuklar mı?" Ceren "Bak ben o tesisi yıkamam o şu an çok güçlendi yapamam." Yakup "Ben sana zaten o tesisi bitir demiyorum. Zaten en yakın dostun seni sattı." Ceren anlamaz bakışlarla bakınca "Sen güvenlik kameralarından bu çocuklara bakarken sana gelen sana gelen içecek vardı." Ceren "E-evet" Yakup "İşte hani sen buralarda yorulma diye iç diye verilen." Ceren sinirle "Evet" dedi. Yakup "He işte o içeceğin içinde zehir vardı ve onu koyan Kenan'dı çünkü adamlarımdan birine emir vermiş adamlarımdan biri bana gelip söyledi." Ceren "Olamaz" demeye kalmadan yere yığıldı ve ağzından köpükler çıkmaya başladı. Yakup ise onun kulağına eğilerek "Bazen en yakın dostuna bile güvenmemek lazım çünkü imparator tek kişi olur, iki kişi değil" dedi ve gitti.

14 Yıl Sonra

İzem

Elimde poşetlerle zar zor rampayı çıkarken dondurma yiyen kardeşim Berk'e baktım. Daha sonra "Berk, Allah rızası için şu elimdeki poşetlerden birkaçını alır mısın kolum koptu ya." Berk oralı olmadan "Valla ablacığım çilekli dondurma güzelmiş tavsiye ederim" dedi. Öfkeyle "Berk!" diye bağırınca Berk yerinden sıçrayıp dondurmasını düşürdü ve bana öfkeyle baktı. Berk daha sonra oflayarak elimdeki poşetleri aldı. Sanki ben bir şey yapmamışım gibi "Bana oflama valla biraz sen taşı hem sen erkeksin senin gücün benimkinden daha fazla, yirmi beş dakikadır poşetleri taşıyorum azıcık acı ya." Berk "Az kas yapmış olursun ne abarttın ya" diye bana dil uzatınca sertçe kalçasına tekme attım. Acıyla tıslayan Berk "Tamam be şaka da yapmayacağız" dedi ve o anda gülmemek için kendimi zor tuttum.

Eve geldiğimizde bahçe kapısını Berk açarak başını eğdi ve "Madam" diyerek bana yol verdi ve ben de gülümseyerek "Sebastian" dedim ve bahçeye girdik. Burası bizi sahiplenen ve bizi çocukları gibi gören Narin annemin eviydi. İlk başlarda herkes gibi Narin Hanım diyorduk tabii bazıları teyze diyordu ama daha sonra bizleri evine alıp ve bizi evlatlık olarak sahiplenince "anne" demeye başladık. Kim bilir benim kendi öz anneme ne olmuştu? Neredeydi? Bilmiyordum. Tabii geçmişimi hatırlamıyordum sadece on dört yıl önce birileri ile birilerinden kaçtığımızı hatırlıyordum ama o kişileri hatırlayamıyordum. Sadece Berk'i hatırlayabiliyordum. Zile bastığımda kapıyı tonton yanaklı annem açtı. Sıcak bir gülümseme ile "Hoş geldiniz canlarım" dedi. Berk "Hoş bulduk annelerin en güzeli" dedi. Bende "Hoş bulduk anneciğim" diyerek içeri girdik.

Narin annem altmışlı yaşlarının başlarındaydı. Küçük boylu, tonton yanaklı ve masmavi gözleri sahipti ve başörtülüydü. Başına hep annesinden kalma yazmalarını takıp gezerdi. On dört yıl önce eşi inşaatta çalışırken düşüp vefat etmişti. Aynı yıl içerisinde oğlu Ahmet ise şehit olmuştu. Ahmet abinin fotoğrafları vardı ve tıpatıp annesine benziyordu; mavi gözleri, yanaklarının şişkinliği, kahverengi saçları. Eşi Hasan abi ise uzun boylu, siyah saçlı ve ela gözlüydü. Ne zaman onlardan bahsetse annemin gözleri yaşlarla doluydu.

Tabii evin gelirlerini kendi emekli maaşıyla geçindiriyordu. Bizler ise büyüdüğümüzde ona yardımcı olabilmek için bir tane kafede garson olarak çalışmaya başladık. Tabii annem buna çok kızmıştı ama bizim ısrarlarımız üzerine kabul etmişti ve bugün izin günümüzdeydik.

Bizleri ise sokakta kaçarken görmüştü. Aniden ona çarptığımızda özür dilemiştik ve koşmaya başlamıştık. Kadın ne olduğunu anlayamamıştı tabii. Daha sonra sığındığımız bir yetimhanede tekrar bizi bulmuştu. Bizlere yardım etmeye başlamıştı. Aradan üç ay geçince bizi almak için gelen bir tane ekipten bizi evine alarak saklamıştı. Ardından bizleri evlatlık alarak aldı ve o günden sonra hep bizimle ilgilendi.

Aniden zil çaldı. Anneme dönerek "Anne birini mi bekliyorduk?" dedi. Annem "Hayır kızım, belki komşulardır ben bakayım" dedi. Annemi durdurarak "Anne sen dur ben bakarım" dedim ve kapıya yöneldim annem arkandan "Dikkat et" dedi. Kapıyı yavaşça açtığımda karşımda bir adam duruyordu. Otuzlu yaşlarında siyah saçlı bir adamdı. Güneş gözlüğü takmıştı. Yüzünde çizikler vardı ve dudakları patlaktı. Adamı görünce yandaki ayakkabılıktan ayakkabı çekeceğini aldım. Adam tok sesiyle "İzem Akkaya?" diye sordu. Tedirginlikle "Buyurun benim" dedim. Adam "Ben Asım. Asım Duran. Buraya daha önce yani hafızanızı unuttuğunuz dönemdeyken sizleri gözleyen ajanım. Korkmanıza gerek yok. Karan ekibi ile bağlantımız yok." Kaşlarımı çattım. "Karan mı?" o anda hafızamda silik görüntüler vardı. Küçük çocuklar, bir tane kadın, beyaz bir adam, Karan yazılı tabela. Kalbim acımaya başlamıştı. Annem "Kimmiş?" diye gelince karşısındaki adamı görünce korktu ve beni geri çekmeye çalıştı. Beni geri çekmeye çalışırken adamın arkasından bir ses duyuldu "İçeri girecek miyiz yoksa kapı önünde mi olacağız? Birde gizlilik en temel görevimiz dersiniz." adamın boyu yüzünden kimin konuştuğunu görememiştik. Asım denilen adam "Eğer izniniz olursa burada konuşmak istiyoruz." Annem "Neden? Başka yer mi yok?" Asım "Hanımefendi anlıyorum ama en güvenli yer burası1 dedi. Berk "Kapıdan gelemediniz gene kim yemek getirdi de dedikoduya daldınız" diyerek geldi. Anneme dönerek "Anne gelsinler" dedim. Annem tereddüt etse de "Tamam" dedi. Nedense içimde ona güvendiğim bir his vardı hatta sanki onu tanıyordum. Asım'ın yüzünde zafer gülüşü oluştu ve içeri girdi. O anda annem "Rica etsem ayakkabılarınızla içeri girmezseniz çünkü evi daha dün temizledim" dedi. Asım "Kusura bakmayın" diyerek ayakkabısını çıkardı. Asım'ın arkasından altı kişi daha geldi üçü erkek üçü de kızdı. Onları görünce içimde kıvılcımlar patlamaya başladı. Sanki onları daha önce tanıyor gibiydim. Kafamı salladım ve onlara tekrar bakınca onlarda aynı benim gibi tepki verdiler.

Onlar içeriye girince annem "Size ne ikram edeyim?" diye sordu. Kimseden ses çıkmayınca Asım "Sağ olun ama biz önemli bir şey konuşacağız. Rica etsem bir odada sadece bu sekiz kişiyle konuşma yapsak?" annem tereddüt edip bana bakınca ben onaylar gözlerle ona baktım daha sonra annem "Misafir odası var hemen şu meşe kapıda, oraya gidebilirsiniz" dedi. Asım teşekkür etti ve odaya girdik.

Hepimiz koltuklara oturduk. Hepsinin yüzlerine bakarken "Önce kendinizi tanıtın" dedi. O anda Berk "Nedenmiş?" deyince Asım sabır çekercesine nefes verdi ve daha sonra "Tanışırsanız daha rahat edersiniz. Hem siz sadece bir günlük falan olmayacaksınız." Berk "Tamam ben Berk, yirmi iki yaşındayım" dedi. Sıra bana gelince soğuk bir sesle "Ben İzem, yirmi dört yaşındayım" dedim.

Hemen karşımda üçlü koltuğun sol köşesinde oturan; sarı ve uzun saçlı, kahverengi gözlü, burunu hafif kalkık ve ucu hokka şeklinde olan, üzerinde kırmızı bir elbise, ellerinde siyah eldivenler ve dudaklarındaki koyu ruj ile belki de aramızdaki en şık giyimli olan kız "Ben Hera, yirmi altı yaşındayım" dedi sert ve soğuk bir sesle. Bu kız neden bu kadar soğuktu? Onunla göz teması kurduğumda beni öldürecekmiş gibi baktı ama içimde yine o tanımışlık hissi oluştu.

Hera'nın yanında oturan ve Hera'ya oranla daha neşeli olan bir kız daha vardı. Kızın saçları kısaydı ve saçları kahverengiydi. Burunu hafif kalkık ve ucu hafif sivriydi. Yine gözleri saçları gibi kahverengiydi. Üzerinde çiçekli gömlek ve altında diz kapağının biraz daha altında biten çiçekli bir etek giymişti. Neşeyle "Ben Ahsen, yirmi dört yaşındayım" dedi. Hera ise gözlerini devirdi.

Ahsen'in yanında oturan bir kız daha vardı. Utangaç tipi vardı. Kız uzun siyah saçlara ve kahverengi gözlere sahipti. Utangaç bir şekilde "Be-ben Öykü" dedi. "Yirmi bi-bir yaşındayım" dedi. Öykü'nün üzerinde kahverengi tişört ve altında ise siyah pantolon vardı. O anda Berk derin bir nefes çekip ona bakarken yakaladım. Aynı şekilde Öykü bakınca yanakları pembeleşti. Berk baktığımı görünce hemen kendini düzeltti.

Öykü'nün çaprazında tekli koltukta bir erkek oturuyordu. Uzun boylu ve yapılı bir vücudu vardı. Siyah saçlara ve gözlere sahipti. Üzerinde gri tişört ve altında ise koyu gri tonlarında pantolon vardı. O ise Ahsen'e bakarak "Ben Bulut" dedi. Ahsen ona gülümsedi. O anda Berk "Hani bizde buradayız" dedi.

Bulut'un yanındaki ikili koltukta oturan erkeklerden birisi öne atılarak "Ben Rüzgar, yirmi altı yaşındayım." Rüzgar siyah saçlara, hafif kalkık buruna ve kahverengi gözlere sahipti. Üzerinde beyaz tişört altında ise siyah pijama vardı.

Rüzgar'ın yanında oturan diğer erkeğe sıra geldi. O sırada kolundaki gümüş saatte oyalanan o erkek başını kaldırdı. Uzun boyluydu, yapılıydı. Saçları siyah ve dağınıktı. Üzerinde siyah gömlek ve altında da siyah pantolon vardı. Sırtını dikleştirdi ve "Ben Uraz, yirmi altı yaşındayım" dedi. O anda bakışlarımız kesiştiğinde içimde farklı bir his oluştu. Tanımışlık hissinin dışında bambaşka bir histi bu. Kafamı salladım. Ne diyordum ben? O anda gözlerimi Asım'a çevirdim ama hala gözleri üzerimde hissediyordum.

Asım memnun bir ifadeyle "Evet şimdi şuna eminim hiç kimse birbirini hatırlayamıyor. Sadece Berk ve İzem dışında değil mi İzem?" kafamı olumlu anlamda salladım ama bunu nereden biliyordu?" Asım "Şimdi sizler Karan ekibinin birer deneklerisiniz. Orada hem çocuklar hem de büyükler de denek olarak kullanılıyordu. Sizleri oradan kaçıran bir kişi vardı. O kişi Yakup Erdem'dir. Yakup sizi aldığında bir kamyona koyuyor ama kamyon şoförü aslında Kenan yani Karan tesisini kuran kişi. Sonrasında ormanlık bir alan getiriliyorsunuz ve orada Ceren adında bir kadın var. Ceren sizlerden eksik deney numunelerini sizden alacakken Yakup ve adamları sizleri kurtarıyor ve sizler ayrılıyorsunuz." tek nefeste Asım'ın anlattığı şeyi dinlediğimde şaşkına dönmüştüm.

Hera "Peki sizler bizi neden topladınız? Yani bizi niçin istiyorsunuz?" Asım "Sizler daha önce başarılmamış bir durumu yaptınız. Yani O Karan tesisinden kaçtınız. Bunu deneyen çok insan oldu ama maalesef onların hepsi öldü. Aynı olay sizlerin başına geldi ama siz kurtuldunuz. Üstelik sizler önemli numunelersiniz." demek bizi kovalayan Karan ekibiydi. Hera sertçe "Yani bizi kuklanız yapmak istiyorsunuz." Asım "Asla öyle bir şey yapmıyoruz. Sadece yardım istiyoruz ve birlikte bir şeyler başarmak istiyoruz. Bakın birçok polis, jandarma, özel harekat hepsine söyledik ve onlarla beraber araştırma yaptık ama o Karan tesisini bir türlü bulamadık ve o dava iki yıl önce önce kapandı. Sonra bir grup ile anlaşma yaptık ve bunu kendi içimizde halletmek için sizler ise orada zaman geçirdiniz. Şu an hafızanız tam anlamıyla yerinde değil ama zamanla düzelirken belki o anları hatırlarsınız. Böylece oraya giden yolları bulabiliriz." Hera "He yani bahsettiğiniz koskoca tesis bizim hafızamızın yerine gelip orayı hatırlayacağımız bilemeyecek ve bunun için önlem almayacak."

Asım "Sence biz bunları gözden geçirmedik mi zannediyorsun?" Hera sadece sessiz kaldı. Ahsen "İyi de ya yalan söylüyorsanız? Ya bizi tuzağınıza düşürüyorsanız? Hem biz nasıl o giden yolu bulacağız Allah aşkına? Ayrıca Hera haklı." Asım "Biliyorum güvenmemekte haklısınız ama sizler küçükken bir olup gizlice bahçe yerleriniz gördünüz, çıkışlara baktınız hatta neredeyse yakalanma derecesine geliyordunuz. Ayrıca elbette Hera haklı ama biz gerekli planlamalar yaptık" dedi. Rüzgar "Peki ne malum arkadaşlığımız?" Asım o anda cebinden fotoğraflar çıkardı. Bir tane fotoğraf üzerinde sekiz tane çocuk vardı. Dört tane kız birbirlerine sarılmışlardı. Erkekler ise pozlar vermişti. Gözüm ise benim küçüklüğüme tıpatıp benzeyen kızın üzerinde durdu. Yanımda sarı saçlı oğlan vardı ve bu Berk'ti. Omzumun altına bir kız almıştım ve bu Ahsen'e çok benziyordu. Asım "İşte örneği burada eğer hala inanmıyorsanız İzem ve Berk'in yurtta çekindikleri ufaklık fotoğrafları var." Adam onları çıkarınca bende olan fotoğraflarla aynıydı. O zaman herkes yavaş yavaş Asım'a güvenmeye başladı.

Hera "Ne malum bu iki kişinin de sizinle beraber bizi tuzağa düşürmediği?" o anda ben "Ya sen ne saçmalıyorsun? Bizde daha bugün sizinle daha yeni tanıştık hem bu Asım denen şahsı da bugün tanıdık." Berk'te araya atılarak "Elbette ablam haklı. Bizde daha bugün Astım'ı tanıdık." Asım gözlüğünü düzelterek "Adım Asım, Astım değil. Aynı zamanda dedikleri doğru. Onlar beni daha yeni tanıdılar." Hera gözlerini devirdi. Öykü "Peki bütün bunları siz nasıl biliyorsunuz? Madem biz arkadaştık, bizim yaşadığımız şeyleri siz nasıl biliyorsunuz?" Asım "Aslında bu uzun konu ama kısaca şunu söyleyeyim ben bu tesiste kaçak çalışandım hatta sizlerin son kaçma dönemlerine ben patronların yanında çalışmaya başladım ve izleri hep kameralarla izledim ve bazı dostlarımla sizleri takip ederek gereken bilgileri verdi."

Uraz "Peki madem yıkacağız hep beraber yıkalım bu tesisi, ben varım açıkçası" dedi. ben "Ona nasıl bu kadar hemen güveniyorsun?" Uraz bana baktı ve yine içimde anlamsız his oluşmaya başladı. Uraz bana bakarak "Çünkü ben bu adamla yaklaşık on üç yıl boyunca yanındayım hatta Bulut'ta on yıldır bizim yanımızda. Yani sizleri Asım'ın bulmasında bizim payımız oldu." O an odada benle beraber diğerleri -Asım, Bulut ve Uraz hariç- "Ne?" dedik. Ben "O zaman bizi nasıl tanıyıp hatırladınız?" Uraz hafif gülümseyerek "Asım'ın elindeki fotoğrafları kim verdi zannediyorsunuz? Hem bazı anılar aklımda canlandı yani silik bir şekilde. Biraz da bu anılar yardımcı oldu" diyerek göz kırptı.

Berk "O zaman bende sizlere inanıyorum ve ben geliyorum. Astım'a ve Uraz'a güvendim." Asım "Astım değil Asım" dedi. Ahsen gözlerini Bulut'a çevirip "Demek sende bu işin içindeydin" dedi hem şaşırmış hem de merak etmiş bir şekilde. Bulut ise gülümseyerek "Tabii bu işte parmağımız oldu prenses, Asım abi güvenilir bir insan" dedi ve Ahsen'e göz kırptı. Ahsen'in yanakları kızarmaya başlayınca Berk "Allah rızası için flört etmeyi başka yerde yapsanız hani önemli bir konu konuşuyoruz." Bulut sert bir şekilde Berk'e bakınca Berk el hareketi çekti. Ben "Tamam. Berk bir sus kardeşim. O zaman size inanarak bende ekibinize katılıyorum."

Uraz'ın bana baktığını ve sırıttığını gördüm. Ona karşılık kaşlarımı çatarak bakınca sessizce güldü ve gülüşü bana tatlı geldi. Ne saçmalıyordum yine? Uraz gülen yüzüyle başka yere baktı. Ahsen ise "O zaman bende varım." Bulut "Kararlarında iyisin prenses" dedi. Ahsen biraz cilve yaparak "Her zaman öyleyimdir" dedi. Berk "Ya sabır ya selamet" dedi. Öykü'nün bakışları ben ve Berk arasında mekik dokuyordu. Öykü "Siz kardeş misiniz?" diye sordu hevesle. Berk hemen "Evet zaten en başından beri kardeşim diyoruz." Öykü "Biliyorum ama sormaya fırsat olmad-" Hera "Yani konumuz şu anda bunların kardeş olup olmadığı mı?" Ahsen hemen "Hera" dedi. O anda Öykü "Merak ettim" dedi. Hera başka yere bakarak "Tamam" dedi. Öykü "Bende katılıyorum" dedi. Geriye Rüzgar ve Hera kalmıştı. Rüzgar "O zaman bende katılıyorum" dedi. Geriye Hera kalmıştı. Zaten hem inatçı hem de nedense gıcık bir tipi vardı. Hera Rüzgar'a baktı ve aralarında bir bakışma oldu. Hera "Tamam kabul ediyorum ama eğer bunun altından bir şey çık-" Asım "Tamamdır o zaman. Çılgınlar ekibi yola çıkıyoruz."

Hera öfkeyle "Ya ben sözümü bitirmedim." Asım "Merak etme devamında ne diyeceğini biliyorum" dedi. Berk "Astım abi sen niye bize Çılgınlar diyorsun?" Asım sabır dilercesine nefes verdi ve sanki zoraki bir sakinlikle gülümsedi ve Berk'e cevabını verdi. "Öncelikle adım Astım değil Asım. Çılgınlar ismini siz küçükken kendi aranızda vermiştiniz o anlamda dedim." Berk olumlu anlamda başını sallayıp "Tamam, teşekkürler Astım abi" dedi. Berk adamın ikide bir adını yanlış söyleyip duruyordu çünkü bunu bilerek yapıyordu. Genelde böyle isimlere takınca her zaman ve bilerek yanlış söylerdi.

Asım "Bilerek yapıyorsun değil mi?" deyince Berk gülümsedi ve o anda tekrar Öykü'ye baktı ve Öykü de aynı şekilde ona baktı. Berk kesin Öykü'ye aşık olmuştu ama bunu ne zaman dile getirecekti bilmiyordum.

Asım "Neyse şimdi Etimesgut'un içerisinde Yaşayan Ölüler Restoran'ı var ve orada sizin için gerekli olan bilgiler verilecektir. Aynı zamanda orada sizi kurtaran Yakup da orada" Hera "İsimi çok düşünmüşler mi?" dedi hafif sırıtarak. Odadan çıkarken Berk kapıda Asım'a "Astım abi sen acaba bizim şu aşağıdaki evde oturan Urfalı Astım mısın. Çünkü şive kayman benziyor da." Asım "Ya sabır" diyerek yanından gitti.

Annem bizleri görünce "Gelin sofra hazır" dedi. Asım "Biz yemesek işimiz var" dedi. Annem "Olur mu evladım öyle hem yorgun ve açsınızdır hem de hava karardı ayrıca şiddetli yağmur yağacak diyorlar. İsterseniz bir gece burada yatın." Annem öyle bir söylemişti ki ben bile ikna olmuştum. Asım "Gerçekten ziyanı yok sağ olun" dedi. O sırada Hera "Gerçekten yer yatağında filan mı yatacağız? Bence gitsek daha makul olur ayrıca yemekleriniz yağlıdır ben yağlı yemek sevmem." O an aniden sinirle "Ya sen niye böylesin? Kadın kötü bir şey yapmamış insan gibi bir şey sormuş ayrıca sen insanların kalplerini çok çabuk kırıyorsun bakıyorum. Ayrıca yemekler yağlı değil çünkü annem çok az bile olsa yağlı yemek yapmaz."

Hera tam bir şey söyleyecekken "Annemin bu iyi niyetine karşılık kaba davranamazsın. Maşallah dışarıdan güzelsin ama içinde asla. Eğer istemiyorsan kapı orada çıkıp gidebilirsin kimse seni burada zorla tutmuyor." Hera yine bir şey söyleyecekken Asım "Ama kızlar yeter" dedi. Hera ise "Zaten sizde kalan kim ördek. Ben gidiyorum" dedi. Arkasından "Sen önce kendine bak" dedim. Annem "Kızım neden böyle yapıyorsun sakin ol." Asım da "Annen haklı İzem" dedi. Hera tekrar geldiğinde "Kapının üzerinde anahtar yok ve kapı kilitli" dedi. Annem "Şu mavi dolapta kızım" dedi. O anda Ahsen "Yeter. Aa ama iki kocaman insan küçük çocuklar gibi kavga ediyorsunuz. İkinizde suçlusunuz" dedi. Asım'a dönerek "Asım abi, bence bu gece hepimiz yerlerimizde dinlenelim. Yarın sabah daha dinamik bir şekilde uyanırız" dedi. Bulut "Katılıyorum" dedi. Asım "Tamam o zaman herkes dinlensin. Yarın sizleri alacağız" dedi. Annem "Berk arkadaşlarını geçir" dedi. O sırada Rüzgar kaşlarını kaldırarak "Hera" dedi.

Hera annemin önüne geldi ve "Sizlerden özür dilerim gerçekten öyle demek istememiştim affedin" dedi. Annem şefkatle "Merak etme güzel kızım ben kırılmadım, sen beni annen gibi gör kapım sana ve arkadaşlarına hep açık bunu bil" dedi. Hera annemin elini öpüp alnına koydu ve gülümseyerek sarıldılar. Daha sonra bana sadece öyle bir bakıp gitti. O anda ben "Peki annemin güvenliği ne olacak Asım? Çünkü peşimizde kocaman bir ekip var ve annemin güvenliği tehlikede" Asım gülerek "Merak etme İzem anneni de yarın alacağız o da bizim güvence altında kalacak" dedi. Annem "Peki bu ev ne olacak" dedi. Asım "Uygun zamanlar içerisinde gelebilirsiniz" diyerek gitti. Annem "Evlatlarım üçtü şimdi dokuz oldu" dedi. O gece derin bir uykuya daldım.

⬜

Uraz

O evden çıktıktan sonra tek başıma yürümeye karar verdim. O evde onu görünce mazilerimde kalan o kız canlanmıştı. O İzem'di. Her bakımdan ayrı bir güzeldi ve onu şimdi böyle görmek bana bir rahatlama hissi uyandırıyordu.

Anılarım silik bir şekilde canlanırken İzem ile aramızda geçen dostluklar canlanıyordu. Ben küçükken cılız olduğum için utanırdım ama o hiç benim dış görünüşüme bakmadan arkadaşlık kuruyordu. Tabii ben ona zaman içerisinde sevmeye ve aşık olmaya başlamıştım ve o zaman o ilk aşk duygusunu yaşamıştım. Evet belki küçüktüm ama aşık olmuştum işte. Ona çiçek toplayıp götürdüğümde ilk kez benim yanağıma öpücük kondurup gitmişti. O zaman daha çok sevmeye başlamıştım onu.

Şimdilerde bana bir yabancı gibi bakıyor haklı çünkü hafızasında o güzel anılarımız silinmişti. Kim bilir belki zaman içerisinde anıları canlarını ve beni hatırlar. Hatırlamasını çokça isterim.

  • Umarım bölümü sevmişsinizdir. Buraya kadar okuduğunuz için Teşekkürler ☺️
Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.