💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔💔
Kutunun içindekini çıkardım ve ışıl ışılve göz kamaştırıcı olan şeyi aynanın karşısında üstüme tuttum.
Bu bir elbiseydi..
İlk defa bir elbisem olmuştu..

(Aslında elbise bu değildi ama instada gördüğüm elbiseyi bulamadım buna benzer bir şeydi. Eğer beğenmediyseniz beğendiğiniz bir elbiseyle düşünebilirsiniz. ♡♡)
Aynadaki yansımamla gözlerim dolmuştu eğer benimde bir elbisem olsaydı bana çok yakışırdı. Yıllarca eşofman giymek yerine güzel güzel elbise giyerdim ama benim hiç elbisem olmamıştı.
Elbiseyi yatağıma bıraktığımda kutunun içinde birde topuklu ayakkabı olduğunu gördüm.
(Beğenmediyseniz aklınızdakiyle devam edin lütfen.♡)
Ama bu çok yüksekti ben bununla yürüyemezdim ki. Ayakkabıları alıp giydim ve ayağa kalktım aynın karşısına paytak paytak yürüyerek gittim.
"Ohaa" ağzımdan bir şaşkınlık nidası fırladı çünkü çok uzun olmuştum. Zaten kısada değildim. 1.70 olan boyum 1.80'nin üzerine çıkmıştı.
Uzun olmak harika bir şey yaa.
Tam o sırada kapı açıldı ve içeri süslü pakize girdi.
"Ayyy! Çok güzel olmuş! Gerçekten benim kızım gibisin artık."
Sadece topuklu ayakkabı giydiğim için söylemişti bunları..
Hemen yataktaki elbiseyi alıp elime tutuşturdu. Bu arada topuklu ayakkabılarla bir hayli ondan uzun olmuştum. O yüzden kafasını kaldırarak konuştu.
"Hadi git elbisenide giy. Davete 4 saat kaldı. Acele etmemiz lazım." Beni ittirerek lavaboya soktu. Ama buraya girerken neredeyse düşüyordum. Yürüyemiyorum! Biri bana yardım edebilir mi?
Üstümdekilere çıkarıp hemen elbiseyi giydim lavabo aynasından kendime baktım.
Harika olmuştum..
Aynadan kendime buruk bir gülümsemeyle bakarken aklım geçmişte yaşadığım olaylara gitti..
Defne Gül 8 yaşında iken...
Annem elimden tutmuş beni odasına doğru sürüklüyordu. Odasına girdiğimde beni koltuk altlarımdan tutarak adeta yatağa fırlattı.
Aniden yatağa çarpmamın etkisiyle korkudan ağlamaya başladım. Gözlerimden yaşlar ardı ardına akarken bu annemin umrunda değildi.
Onun umrunda olan her zamanki gibi kıyafet ve makyajdı.
"Bir kere kız gibi olup elbise goy be!"
Dolabında çıkardığı elbiseyi yüzüme fırlattı. Gözyaşlarım elbiseye bulaşmıştı.
Hemen yanıma gelip suratıma bi tane tokat indirdi.
"SUS ARTIK! ELİMDE KALICAKSIN BİR GÜN!"
Hiçkırık seslerim çıkmasın diye dudaklarımı sımsıkı kapattım. Ses çıkmıyordu ama gözlerim..
Gözlerim yardım çığlıkları atıyordu ama kimse bunu farketmiyordu.
Üstümdekileri çıkartıp elbiseyi zorla bana giydirdi.
Elbise sevmiyordum. Diğer yaşıtlarım elbise giyiyor olabilir ama ben giymek istemiyorum. Onu giyince daha fazla zarar görüyorum. Oyuncaklarımı oynarken emeklemem gerekiyordu ve elbise yüzünden açık olan dizlerim acıyordu, düştüğümde dizlerimin daha fazla zarar görmesini sağlıyordu, rahat edemiyordum ama annem bunu anlamıyordu.
Kızım diye elbise giymek zorunda olduğumu düşünüyordu.
Elbiseyi bana zorla giudirdiğinde ayağa kalktı ve beni baştan aşağı süzdü.
"Artık şimdi gerçekten bir kız gibi görünüyorsun."
Ayağa kalkmasını fırsat bilerek hızlıca kapıya koştum. Odadan çıktıktan sonraki hedefim bahçeye çıkmaktı ama nereden bilebilirdim ki düşeceğimi..
Merdivenlerden elbisenin eteğine takılıp merdivenlerden düşmem bir oldu.
Yuvarlana yuvarlana merdivenler bittiğinde acı içinds çığlıklar atıyordum her yerim acıyordu.
Özellikle kolum..
Gözlerimin kararmasıyla kendimi dipsiz bir kuyuda buldum.
....
O günün sonunda gözlerimi hastanede açmıştım ve özellikle kolumun acıması kırıldığı içindi.
O zamanlar elbise sevmiyordum ama şimdi sadece heves ediyordum. Hala sevmiyorum ama güzel duruyor.
Kapının dışından "Defne çıksana artık ağaç oldum burada." Sesi gelmesiyle son kez kendime bakıp lavabodan çıktım.
"Harika olmuşsun." Dedi beni baştan aşağı süzerek. Ona cevap olarak sadece kafamı salladım.
Ben zaten harikayım.
Beni kolumdan tutup sürüklemeye başladı. Ama ayağımın takılmasıyla düşmekten son anda kurtuldum.
"Ben bu ayakkabıyı giyemem."
Bana döndü ve
"Neden?" Dedi.
"Ben daha önce hiç topuklu ayakkabı giymedim. O yüzden bunlarla yürüyemiyorum."
Gözlerini kısıp elini çenesine koydu ve düşünmeye başladı yaklaşık 30 saniye sonra bir şey bulmuş olmalı ki "Gel benimle" dedi.
Onu takip ettim ve yatak odalarına gelmiştik. Ama bir tane odaya girdi bende onu takip ettiğimde buranın giyinmene odası olduğunu gördüm.
Dolaplarım kapakları camlıydı ve içindeki her şeyi görebiliyordunuz. Bir taraf süslü pakizeninken diğer taraf onundu. Bir taraf cıvıl cıvıl renkliyken diğer taraf full koyu renkler ile kaplanmıştı.
Uyumlarınada diyecek laf yok!
Süslü pakize elinde tuttuğu bir ayakkabıyla yanıma geldi ve elime verdi ayakkabıyı.
"Al bunu giy bunlar daha rahat ve daha az topuklu. Bunlarla daha rahat yürüyebilirsin." Dedi ve devam etti.
"Birazdan makyözler gelecek salona in."
Ona cevap vermedim ki oda bunu umursamadı ve odadan çıkıp gitti. Bende odadaki pufa oturup önce ayağımdaki ayakkabıyı çıkardım sonra onun verdiği ayakkabıyı giydim.

(Beğenmediyseniz aklınızdakiyle devam edin.)
Buda topkuluydu ama en azından daha rahattı ve artık yürüyebiliyordum. Elimdekileri yere koyup salona indim. Makyözler çoktan gelmiş önce süslü pakizenin saçını yapmaya başlamışlardı.
"Defne Hanım siz buraya oturacaksınız." Dedi genç bir kız ve beni bir koltuğa oturttu.
Gözlerimi kapattım ve kendimi onlara bıraktım zaten saçımla oynayan kız uykumu getirmişti. Gözümü kalattığımda kısa bir uyku çekmiş bile olabilirim.
2.5 Saat Sonra
"Defne Hanım gözlerinizi açabilirsiniz, her şeyiniz tamamlandı." Dedi aynı kız.
Yavaş yavaş gözlerimi aynanın karşısına gitmek için ayağa kalktım ve onun sesini duydum. Süslü pakizenin..
"Aman tanrım çok güzel olmuşsun. İşte tam benim kızım gibi olmuşsun." Dedi.
Surekli son cümlesini söylüyordu ama benim onunla yakından uzaktan alakam yoktu.
O esmerdi ben sarışın.
O kahverengi gözlüydü ben mavi.
Onun yüzü yuvarlak şeklindeyken benimki daha çok keskin hatlara sahipti.
Huyumuz bile zıt.
Biz birbirimizin tam zıttıyız.
Bazen onun kızı olup olmadığıma şüphe ediyordum. Acaba beni evlatlık almış olabilirler mi?
Aynanın karşısına geçtim ve kendime baktım.
Harika değil muhteşem olmuştum. La ben bildiğin 18'lik çıtır kız olmuşum ya!
Odama geri çıktım ve sıkıntıdan matematik testi çözmeye başladım.
Yaklaşık yarım saat sonra yardımcımız Ayşen Abla geldi. "Kızım Kenan Bey seni çağırıyor davete gidecekmişsiniz. Bu arada çok güzel olmuşsun güzel kızım." Dedi gülümseyerek.
Tebessümle ona baktım ve dayanamadım ve Ayşen Ablaya sarıldım. "Teşekkür ederim ablam."
Sarılmama beklemeden karşılık verdi. Bir süre sarıldıktan sonra benden ayrıldı ve "Onlari daha fazla bekletme sonra sana kızmasınlar." Dedi.
Haklı olduğu için Ayşen Ablaya görüşürüz diyip odadan çıktım ve ayakkabıların çıkardığı tak tak sesleriyle evin kapısına gittim. Orada beni bekliyorlardı.
Babam beni baştan aşağı rahatsız edici bakışlarla süzdükten sonra hiç bir şey demeden dışarıdaki arabaya gitti ve bindi.
Bende onun arkasından süslü pakizeyle beraber arabaya bindim.
Tam araba hareket edecektiki babamın telefondan her ne görüp "ALLAH KAHRETSİN" diye kükremesiyle araba durdu ve o sözlerine devam etti.
"HEMEN ARABADAN İNİN AHMET SENDE ARABAYI DOĞRU ŞİRKETE SÜR!" Dedi değişmeyen ses tonuyla.
Korku ile yanımdaki kadın ile beraber arabadan indik. Araba bizim indikten 1 saniye bile geçmemişken arabanın lastiklerinden tiz bir ses yükseldi ve lastikler yeri eze eze bahçeden çıkıp gitti.
"Ne oldu birandaki?" Dedi
"Hiç bir fikrim yok." Diye yanıtladım onu.
(Medyadaki şarkıyı burada açmanızı öneririm.♡)
Oflayarak eve doğru gitti bende arkasından eve gittim. Normalde odama çıkardım ama canım hiç istemedi odaya çıkmak ve terasa çıktım bahçemizdeki ağaçları çicekleri izledim. Baktım ama göremedim.
Bakmakla görmek arasında çok fark vardır. Herkes bakar ama herkes görmez tıpkı duymakla anlamak arasındakı fark gibi. Herkes duyar ama herkes anlayamaz.
İçimde nedense bir burukluk vardı. İlk defa dışarı çıkacaktım ama oda olmamıştı. Acaba bu dört duvar dışındaki dünya nasıl? İnsanlar? Hayvanlar? Televizyonda gördüğüm yada internette gördüğüm turistik yerler, ünlülerin eğlendiği mekanlar, marketler nasıldı? Bir insan marketi bile merak eder mi? Eder. Ben ediyorum. Çünkü ben hiç evden çıkmadımki. Çıkarmadılar!
Evdeki insanlar dışında tanıdığım hiç kimse olmamıştı. Herkesin bir sürü onlarca arkadaşı varken benim bir tane bile yoktu.
Yalnızdım.
Yapayalnızdım.
Küçükken iki bebeğim vardı. Birini sağ elime alır birini sol elime sağ elimdekj bebeği konuştururken kendi sesimi sol elimdeki bebeği konuştururken sesimi inceltirdim. Tek başıma iki kişi olurdum. Benim tek bir arkadaşım vardı oda bendim. Ben kendimle arkadaş olurdum. Bu durum bazılarına delice, saçma gelebilir ama insan yalnız olunca kendisiyle arkadaş olur.
Ortaokula geçtiğimde bütün oyuncaklarımı aldılar. Zaten çok bir oyuncağım yoktu toplasan bir elin parmaklarını geçmezdi. Taa ortaokulda başladı beni derslere zorlamaları. İlkokuldada zorluyorlardı ama o kadarda çok değil.
Her yeni sınıfa geçtiğimde, her bir üst sınıfa geçtiğimde beni daha çok zorladılar. Bazen dediklerini yapmadığımda çılgına dönüyorlardı ve o gün ve sonraki 3 gün benim acıdan kıvrılmama, inim inim inlememe sebep oluyordu.
Ama bu dersleri sevmeme engel değildi. Dersleri seviyordum ki çalışıyordum, sınavlarda 90 puanın altına düşmüyordum. Ama bu onlara yetmiyordu, onlar bende 100 puan bekliyordu her dersten. Gerçi onlarda değil o, sadece Kenan Kızılay.
Öz babam...
Süslü pakize dersleri önemsemiyordu.
Nolurdu beni önemseyen bir babam,annem olsaydı?
Nolurdu beni koruyan bir abim olsaydı?
Nolurdu benim yalnızlığımı dağıtacak,bana ortak olacak bir kardeşim olsaydı?
Bana beni insanmışım davransaydı bana yeterdiki. Beni zorlamasına gerek yoktu..
Ben böyle düşüncelerimle dalmışken kaç dakika geçmişti bilmiyorum ama yardımcımız Ayşen Abla geldi.
"Kızım saatlerdir burada oturuyorsun. Üşümedin mi? İçeri geçelim mi?"
"Ne? Kaç saattir burada oturuyorum?"
"Yaklaşık 2 saattir. Ses etmeyeyim belki yalnız kalmak istiyorsundur dedim ama üşümüşsündür üzerin ince. Hadi kızım içeri geçelim."
"Ama davet? Davete gidecektim ben? Dışarı çıkacaktım?" Dedim hüzün dolu gözlerle.
Karşımdaki kadının gözleri doldu. Bir kaç saniye konuşamadı benden gözlerini kaçırdı.
"Kızım onlar seni bıraktı."
"Bıraktı derken? Nasıl?"
"Kenan Bey senin gelmeyeceği söyledi."
Bıraktılar seni,istemediler. Senin dışarı çıkmanı bile uygun görmediler. İstemiyorlar kızım seni anlasana!
İç sesimin söylediği doğruydu. Beni istemiyorlar gerçi ne zaman beni istedilerki.
Yavaşça oturduğum yerden kalktım ve yavaş adımlarla odama gittim. Çalışma masama oturdum ve matematik kitabımı çıkardım ve çözmeye başladım.
Daha ilk sorumu bile yeni okumaya başlamışken ikinci sorunun üstüne bir su damlası düştü. Devamının gelmesi çok zaman almadı. Ardı ardına su damlası sorunun üstüne düşüyordu. Elimi yanağıma koydum. Ipıslaktı...
Ağlıyordum...
Peki neden?
Neden ağlıyorum?
Böyle yapacakları belli değil miydi zaten?
18 yıl boyunca benim dışarı çıkmama izin vermeyenler birden izin vermeleri garip değil miydi? Tuhaf değil miydi?
Neden inanmıştımki onlara? Onunların inanılacak bir tarafi var mıydı ki ben inanmıştım?
Gözyaşlarım hıçkırıklarla birleştiğinde kolumu masaya yasladım ve kafamı kolumun üstüne koydum.
Hıçkıra hıçkıra ağlıyordum ve her zamanki gibi yanımda kimse yoktu.
Ben ailesi olmasına rağmen yalnız kalan o çocuklardandım.
Büyüyememiş,çocukluğunu yaşayamamış o çocuklardandım.
Yalnızdım..
Yapayalnız..
Kaç dakika geçmişti bilmiyordum ama kapım tıklatıldı ve bende yavaşça kafamı kaldırdım. Dolu gözlerle kapıya bakıyordum kim gelecek diye.
Kapım açıldı ve içeriye uzun,kalıplı,siyah takım elbiseli ve kulağında kulaklığa benzer bir cihaz vardı.
"Defne Hanım sizi Kenan Bey davete çağırıyor. Sizde gekecekmişsiniz."
"N-nasıl?"
"Defne Hanım kaybedecek vaktimiz yok! Kenan Bey acilen gelin dedi."
"Ama daha bir kaç saat ön-"
"DEFNE HANIM KENAN BEY GELIN DEDİ! SİZİN BAHANENİZİ DİNLE DİYE GÖNDERMEDİ BENİ!"
Adamın aniden kükremesiyle yerimde sıçramıştım. Bağırması hatta kükremesine gerek var mıydı? Ben hala ona şaşkın şaşkın bakarken beni kolumdan tuttu ve sürüklemeye başladı.
"Ama beni istemiyor."
"Daha bir kaç saat önce beni burada bırakıp gittiler."
"Heeyy sana diyorum."
Beni hiç takmadam arkasından sürükleyerek dışarı çıkardı ve o an başımdan aşağı kaynar sular döküldü.
Evimizin korumaları yerde yatıyorlardı her yer kan olmuştu. Ayşen Abla onuda vurmuşlar mıydı?
"Bırak beni!"
Beni yine takmadı. Bu sefer hem daha yüksek sesle söyledim hemde tırnaklarımı eline geçirdim.
"Sana beni bırak dedim!"
Arkasına dönüp yüzüme bi tane tokat geçirdi.
"KAPA ÇENENİ SÜRTÜK!"
Daha bir kaç dakika önce duran gözyaşlarım tekrar akmaya başlamıştı. Hemde daha hızlı. Ama bu sefer bir fark vardı. Bu sefer korku ve dehşetten ağlıyordum.
Siyah büyük bir arbanın yanına geldiğimizde arka kapısını açıp beni içine fırlattı. İçeri fırlatılmamla kapılar kitlendi ve araba saatler önce onun arabası gibi yerleri ezerek,ince bir ses çıkartarak yolları ezmeye başladı.
Deli gibi ağlıyordum,camlara vurarak bağırıyordum.
"YARDIM EDİN!"
"İMDATT!"
"YALVARIRIM YARDIM EDİN!"
"KURTARIN BENİ!"
Ve daha nicesi...
Arabanın ön koltuğunu göremiyordum engel vardı. Bu sırada araba o kadar hızlanmıştıki adeta uçuyorduk.
Camdan dışarı baktığımda başımdan aşağı kaynar sular tekrar döküldü.
Önümüzde bir uçurum vardı ve biz çok hızlı gidiyorduk,durmuyorduk...
Ve o an gelmişti... Hevesle giydiğim elbisenin kefenim olacağı ana gelmiştik..
Araba taklalar atarak yuvarlanırken kafamı sertçe bir yere çarptım ve bilincim yavaş yavaş kapandı.
Nereden bilebirdim ki ilk defa heves ederek giydiğim elbisenin ölümüme yol açacağını?
Nereden bilebilirdim ki ilk defa dışarı çıkmamın bedelini canımla ödeyeceğimi?
Nereden bilebilirdim ki o adamın bizim korumalarımızdan biri olmadığını?
Nereden bilebilirdim ki bu kazanın tüm hayatımı tepetaklak edeceğini?
Nereden bilebilirdim ki tüm hayatımın ufak gibi gözüken ama sonucu çok büyük olan bir hatanın sonucunda olduğunu?
......
Oylarınızı ve yorumlarınızı bekliyorum her yorumunuz benim için çok kıyametli aynı şey oylarınız içinde geçerli unutmayınız.♡
Bir sonraki bölümde görüşürüz kendinize iyi bakın. ♡
E.K.