İçeriğe geç

ÇIKMAZ

Bölüm 6 · 7 dk okuma

ÇIKMAZ

Bölüm 6

Gerçekliğin Ağaçları

🎶Herr Mannelig\ Haggard

Bundan uzun yıllar önce diyarların birinde ağaçlarıyla ünlü bir orman varmış. Bu dikenli ağaçlara gidip 'Gerçekler' diye fısıldandığında rüzgar hafifçe eser, kişinin kulağına gerçekliğini fısıldarmış. Bu gerçeklik kimi zaman kişinin bilip de reddettiği kimi zaman da ağaçlar olmadan asla öğrenilemeyecek şeyler olurmuş. Eğer kişi gerçekliğini kabul etme erdeminde bulunursa ağaç hafifçe titrer kozalaklarından birini yüzleşme cesareti gösteren insana sunarmış. Eğer bu kozalağı yedi gün yedi gece toprağa gömerseniz size dünyanın en parlak elması olarak geri dönermiş. Lakin eğer gerçekliğinizden kaçar ve duyduğunuz öfkeden ormana zarar vermeye kalkarsanız ormanın ruhunun gazabına uğrarmışsınız. O ruh öyle bir ruhmuş ki ormana gireni çıkanı, gerçekliklerini bilirmiş. O ruh ki insanlar gibi ete kemiğe bürünebilirmiş, içinde yaşayan kuşları gibi uçabilir nehrindeki balıklarla beraber yüzebilirmiş. O ruh ki ormanın ağaçlarının, içinde yaşayan hayvanların ve ormana ait olan ne varsa hepsinin efendisiymiş. Yem yeşil zümrüt gözleri, uzunca kömür saçları, mermer gibi bir cildi varmış. Bir kez görenin bir daha asla unutamayacağı güzel bir kadın silüetindeymiş. Zaman akıp geçmiş ve ormanın namı denizin ötesine ulaşmış. Zengin bir krallığın iki prensi bu hikayeyi duyup yola koyulmuşlar. Fırtınalı denizi aşmışlar, ormanın bulunduğu tepeyi tırmanmışlar. Yorgun düşseler de bu yorgunluk ne meraklarını bastırabilmiş ne de açgözlülüklerini. Ormana ulaştıklarındaysa gözlerine inanamamışlar. Hiç görmedikleri türlerde şakıyan kuşların dökülen şelaleye karışan mistik sesi, hiç solumadıkları kadar temiz bir hava ve ilk defa şahit oldukları yeşillikte ağaçlar... Bir masalın içindeymiş gibi zarif adımlarla gerçekliğin ağaçlarına doğru ilerleyen iki adam... Biri genç, aç gözlü, hırsından nerdeyse kör. Diğeri ağır başlı, asil ama kalbi yaralı ve aklı zehirli...

Genç olan yaklaşmış ve fısıldamış, rüzgar esmiş genç adamı ürperterek. Duydukları gözlerini öfkeye boyamış "Bir kralın onurlu kalbinden yoksunsun." Sanki orman genç prensi tehdit ediyormuş. Öfkeyle ağaçlara bakan prens asaletten yoksun kötü sözler sarfetmiş öte yandan ağabeyi ayaklarının altına düşen kozalağa yüzünde hüzünlü bir gülümsemeyle bakıyormuş. Genç prens kıskanmış ama belli etmemeye çalışmış. Prensler ormanın meraklı ruhunun bakışlarından habersiz ormandan ayrılmışlar. Ülkelerine dönmüşler. Küçük prens inanmamış. Kozalak denen odun parçası nasıl olur da elmasa dönüşürmüş ki? Yedi gün yedi gece geçmiş ama ağabeyi elması ona göstermemiş. Sonunda evlerine vardıkları zaman kraliyet ziyafetinde tüm asillerin önünde büyük prens görkemli elmasını krala sunmuş. İnsanların hayret ifadeleri yerini takdire bırakmış. Bu olaydan sonra ormanın namı deniz aşırı ülkelerde daha da artmış .Ormana gidip elmasla dönenler ve öfkeyle dönenler de çoğalmaya başlamış. Kıskançlığından perişan olan küçük prens bir kafileyle beraber tekrar ormana gitmeye karar vermiş. Yine fırtınalı denizi aşmış ve yine ormana hayranlık duymuş. Tam ağaçlara yanaşacağı sırada zümrüt gözleriyle ormanın ruhu ortaya çıkmış. Ormanda kabul görmediğini, bu topraklara kötü niyetle ayak bastığını ve şu an gitmediği takdirde prensi lanetleyeceğini belirtmiş. Söyleyeceklerini söylemiş ve bir hayalet gibi hiç var olmamışçasına yok olmuş. Hayranlıktan kalbinin ağzından çıkacağının sanan prens bir kere daha şansını denemiş ve ağaca fısıldamış. Bu safer ağaç titremiş ve ayaklarının dibine kozalağından sunmuş. Bu sefer rüzgar prensin kulağına 'Ruha aşık oldun.' diye fısıldamış. Bunu duyan küçük prens ağacın ona sunduğu kozalağı büyük bir mutlulukla kabul etmiş. Ormandan çıkmış çıkmasına ama ülkesine bir türlü dönememiş. Bir kere daha ruhu görmek istemiş. Ormana yakın bir yerde kamp kurmuş ve her gün ormanı ziyaret etmeye gitmiş. Ruh hiç bir zaman ona görünmemiş. Bir gün yine ormanı ziyarete gittiğinde ağabeyini görmüş. Ormanın içine doğru ilerliyormuş. Ağabeyi gözden kaybolana dek beklemiş.

Çok önemsememiş ağabeyinin neyin peşinde olduğunu. Ruh onu görmeye gelebilir diye ağaçların yanında beklemiş. Öte yandan büyük prens her gördüğü ağaçta her gördüğü hayvanda hayran kalıyormuş. Ormanı büyük bir hayretle keşfediyormuş. Küçük prensin büyük bir hasretle beklediği güzel ruh ağaçlara, gölgelere ve göğe saklanarak büyük prensi izliyormuş. Genç adam her yeni gördüğü şey karşısında hayrete kapılırken Ruh da onun komik yüz ifadelerine gülüyormuş. Bir süre bu böyle sürmüş. Prensler ormana gelmişler, küçük prens girişte ruhu beklerken büyük olan her gün ormanın farklı bir tarafına keşfe çıkmış. Bir gün ormanın içinde bir mağara bulmuş büyük prens. Merakla mağaraya girmiş. Güne rağmen mağara geceymiş. Prens çaktırmasa da biraz korkmuş. İçeriden ürpertici sesler geliyormuş. Arkasını dönmüş. Niyeti geldiği yönden geri gidip mağaradan çıkmakmış. Ama karanlıktan başka bir şey yokmuş arkasında. Mağaranın girişini bir türlü bulamamış. Mağaranın içindeki ayı kükremesini andıran sesler git gide prense yaklaşıyormuş. Karanlıktan hiç bir şey göremese de iri yaratığın soluklarını hissedebiliyormuş. Hayvan pençesini kaldırmış. Tam o esnada hayvanla prens arasında ateşten bir duvar oluşmuş. Ateşlerin ortasında da genç bir kadın varmış. Ateşten duvarı kurt başlı ayıya doğru sürüyormuş. Ayı ormanın derinliklerinde kaybolana dek buna devam etmiş. Sonra ateşi söndürmüş. Elinde narin bir kıvılcım yakmış ve prensi mağaradan çıkarmış. Prens minnettarmış ama ondan öte hayran kalmış. Ormana dair en çok Ruha hayran kalmış. "Teşekkür ederim." demiş mağaranın çıkışında. Sesi Ruha şarkı gibi gelmiş. Prense bir tebessüm bahşetmiş. Ormana yarın tekrar geldiğinde ona rehberlik edeceğini belirtmiş. Ruha reverans yapan prens ertesi gün tekrar gelmek üzere gitmiş. Ruh prensin varlığından memnunmuş. Prens bu topraklara ayak basan nadir temiz ruhlardanmış. Elli yıldan beri ormana gelen ilk temiz kalpmiş. Yorgunmuş belki, aklı hastaymış ama içinde karanlık yokmuş. Ruh ilk gerçekliğini duyduğu an prense ilgi duymaya başlamış. Prens açlıktan ölmek üzere olan bir çocuğa el uzatıp saraya almış. Çocuktan biraz büyükmüş yine de onu korumak istemiş. Çocukla ilgilenmiş ve çocuğun gözü pek bir şövalye olmasını sağlamış. Beraber savaşa çıkmışlar. Çocuğun arkasını kollamış. Güvenmiş çocuğa. Çocuk sahip olduğu tek arkadaşmış. Savaş öyle bir hal almış ki prens neredeyse kaybediyormuş. Düşman etrafını sarmış. Güç bela canını kurtarmış prens. Yaralı ve bitap bir haldeymiş. O sırada arkadaşı çıkmış, dikilmiş karşısına ve kastetmiş kurtarıcısının canına. Prens yıkılmış. Kendini savunacak hali kalmamış ve ihanetin ağırlığıyla bayılmış. Gözünü açtığındaysa arkadaşı çoktan ölmüş. Askerler prense yetişip onu kurtarmışlar. O gün bu gündür prens kimseye güvenmemiş ve kılıcına küsmüş. Tahttan vazgeçmiş ve yıllarca tek bir gerçek nefes uğruna mücadele vermiş. Ormana gelince de mücadelesi son bulmuş. Orman prense nefes olmuş. Ruh tüm bunları nahif bir rüzgarın fısıltısında duyunca etkilenmeden edememiş. Prense rehberlik etmeye başlamasının sebebi de buymuş. Bir gün genç adamın elinden tutmuş ve onu kuşlar gibi ormanın göğüne çıkarmış başka bir gün balıklarla yüzmüşler, başka bir gün de şelalenin altındaki parmak perileriyle oynamışlar. Ağaçlardan meyve yemişler ve kuşlarla şarkılar söylemişler. Günler böyle böyle bir birini kovalamış. Bu süreçte de küçük prens beklemekten hiç vazgeçmemiş. Bir gün sıkılmış ve ağabeyini takip etmeye karar vermiş. Görmüş Ruhla beraberken gülen yüzlerini ve duymuş kahkahalarının şakıyan sesini. İçi parçalanmış. Sanki biri kalbini ateşe vermiş. O her gün bitmeyen bir sabırla göz ucuyla bile olsa ruhu görmeyi beklerken o ruh burada ağabeyiyle gününü gün ediyormuş. Öfkeden gözü dönen prens kaçarak ormandan çıkmış. Ruh küçük prensin öfkesini görse de umursamamış. Güçlü oluşuna çok güvenmiş. Zaman biraz daha akmış ve yine bir gün nehir kenarında eğlenirlerken ormana yüzlerce kötü niyetli adam ayak basmış. Bunu hisseden Ruhun birden ifadesi değişmiş. Meraklanan prens ne olduğunu sormuş. Ruh da anlatmış. Birileri geliyor, ormana zarar vermeye demiş." Daha önce buraya ayak basanlar da var aralarında ilk kez gelenler de ama başlarında kardeşin var." demiş. Endişelenip ağaçların yanına gitmişler. Küçük prens askerlerine emretmiş "Ateşe verin ormanı." Ağaçlar yanmaya başlamış ama Ruh ateşi askerlere geri püskürtmüş. O hengamede küçük prens büyük prense kılıç çekmiş. Diz çöktürmüş ağabeyine ve dayamış kılıcın soğuk demirini boynuna bunu gören Ruh korkmuş. Yüz yıllardır varmış ama ilk defa birini sevmiş ve şimdi o biri ölümle tehdit ediliyormuş. Ateşi geri püskürtmeyi bırakıp yağmur yağdırmış. Yağmur öyle şiddetliymiş ki sanki gök ruhun yerine ağlıyormuş. Küçük prens Ruha da diz çöktürmüş. "Bana gelmedin, bana gelmediysen kimseye de gidemezsin." demiş ve Kılıcıyla Ruhu sırtından kesmiş. Sıranın büyük prense geldiğini gören ruh sürünerek gerçekliğin en görkemli ağacına yaklaşmış ve elini kaldırıp gözünü yummuş. O tek ağa. dışında ormanda ne var ne yoksa taşa dönmüş. Ruh eli yukarda bir heykele dönüşmüş. Küçük prens heykele döndüğünde kılıcı ağabeyinin boynuna indirmek üzere havadaymış. O günden sonra kimse ormanı bulamamış. Rivayete göre orman bulunduğunda Ruhun taş laneti de çözülecek ve orman eski ihtişamına kavuşacakmış. Her masalın sonunda olduğu gibi bizimkinde de gökten üç elma düşmüş. Biri büyük prens gibi korkakların, diğeri küçük prens gibi hırsından kör olanların, sonuncusu da gücüne fazla güvenip Ruh gibi gafil avlananların başına düşmüş...

SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.