İçeriğe geç

ÇİFT YILDIZ

Bölüm 15 · 5 dk okuma

ÇİFT YILDIZ

Bölüm 15

GERÇEKLİĞE BİR DAVET I

GERÇEKLİĞE BİR DAVET I

Ertesi gün, Güneş sabah erkenden kalkıp Yusuf'u ziyarete gitmek için hazırlanırken Ebru kapısının aralığında belirdi. Güneş; "Ne o, sabah kuşu mu olmaya karar verdin bu aralar?"

Ebru ayık gözlerle gülümseyerek; "Bir sabah kuşumuz var, ikinciyi ne yapalım?"

Güneş duvara montalı boydan aynasının karşısında, dün gece aldığı duştan kalma nemli saçlarını tarıyordu. Ebru dağınık yatağın üzerine, bir ayağını altına alarak oturdu. Güneş; "Hadi, sende kalk hazırlan. Bugün sana ihtiyacım var."

Ebru; "Yusuf'u görmeye gidiyorsan bende geleceğim zaten. Diğer planın ne?"

Güneş; " Dolabıma bir baktım da uzun bir elbise almam gerektiğine karar verdim ve senin zevkine güvenmesem de... Elde bu var ne yapalım? O yüzden benimle gelsen fena olmaz." Esprili sözleri arkadaşını eğlendirse de, Ebru tek kaşını kaldırıp alınmış gibi yaptı; "Hayır olsun, evleniyorum da haberim mi yok?"

Güneş; "Tabi, ben seni şeye vereceğim. Akgün'ün yanındaki uzun saçlı çekik adama, neydi kız adı?"

Ebru sırıtarak; "Heeeh şimdi anlaşıldı. Akgün demeye başladığına göre onun davetine gideceksin."

Güneş; "Gideceğiz, yarın. Birlikte yani. Ben nereye sen oraya."

Ebru yatağa sırt üstü yatarak gözlerini ovaladı. Sesli bir esnemeyle karışık; "Çekik gözü adamı bana ayarlarsan gelirim."

Güneş; "Alasını bulurum sana, tabi önce şık elbiseler bulmamız gerekiyor." Sabahları her ne kadar neşeli geçse de, diğer günlere göre içlerinde bir burukluk taşıyorlardı. Güneş hazırlandıktan sonra aşağı mutfağa inerken, Ebru odasına girip oldukça spor kıyafetler tercih ederek giyindi ve mutfaktaki alat semet hazırlanmış kahvaltının başına oturdu. Birlikte kahvaltılarını yaparken gidecekleri mağazaları, takıcıları ve caddeleri konuşmaya başladılar. Ananene'nin uyanmasına daha yaklaşık bir saati olduğu için ona ufak bir not bırakarak evden çıktılar.

Evin yanında, çatının altında kalan boşluktaki beyaz Mercesed'i işaret ederek Ebru; "Bunu geri vereceğiz değil mi? Yoksa bir güzel haşadını çıkardıktan sonra mı versek? Yoksa satıp parasını bir güzel yesek mi?" Parmağını çenesine koyarak düşünceli vaziyette; "Bence sen bunu taksisini çaldığın şoföre hediye et, adama borçlusun zaten. Ne dersin?"

Güneş; "Yazar hanım, kurgularını arabadan uzak tut. Merak etme yarın gece sahibine teslim edeceğim. Bende kalması tehlikeli."

Şoför demişken, Güneş dün sabah komşularına çıkışarak zorla aldığı taksiyi, polis memurları aracılığı ile sahibine teslim ettikten sonra, yaşlı anne ve oğlundan da gidip özür dilemeyi ihmal etmemişti. Neyse ki anlayışlı çıktılar ve sorun oracıkta halloldu.

İkisi de ananenenin arabasına bindiler. Ebru; "O zaman, yarın davete giderken ben süreceğim. Bu fırsat bir daha nerde geçer elime, klas arabayı bulmuşuz." Şoförlüğü korkutucu olduğu için, özellikle ananene onun araba sürmesine izin vermiyordu. Beceriksiz değildi, sadece fazla hızlı ve heyecanlı davranıyordu. Beraberinde sürdüğü araba da oradan oraya savrularak içindekileri çalkalıyordu.

Güneş motoru çalıştırıp yola çıkarken, anlayışla gülümseyerek; "Tamam tamam, sen sürersin."

On beş dakikalık hastane yolculuğunda, Ebru radyodan açtığı şarkıya arada bir usulca eşlik ederken, Güneş sessiz kalarak yolu izlemişti. Dostunun, o odada sargı bezleri içerisinde yattığını bilirken, üstünde çalıştığı davadan başka bir şey yapmak istemiyordu. Gitmeye hiç niyeti olmadığı davete gitmesini teşvik eden şey de bu olmuştu. Hastaneye yaklaşınca radyonun sesini kıstılar. Arabayı yine açık otoparka park ederek bahçeden geçip binaya doğru yürüdüler. Dünün aksine, hastanede ki kalabalık ve kaos ortamı tamamen dağılmış ve hastane eski düzenine dönmüş gibiydi. " Bin lira..." diye bağırarak kırmızı karanfil satan çocuğun yanında, rüzgargülü satan orta yaşlı bir kadın satıcı belirmişti. Hastaneden içeri girip yoğun bakım odalarının olduğu kata çıktılar.

Güneş, dün hastaneden ayrılmadan önce gerekli güvenlik önlemleri için meslektaşlarından ricada bulunmuştu. Bugün gördüğü üzere ricası gerçekleşmişti. Gerçi söylemese bile Tarık komiserin gerekli her şeyi düşünerek yoluna koymaya çalışacağını biliyordu. Yoğun bakım koridoruna açılan geniş alan, yakınını bekleyen insanlarla yığılıyken, bu defa odalara girmelerine izin verilmiyordu. Hastalar için de en sağlıklı olanı buydu nihayetinde. Güneş, güvenlik görevlisinden ziyade güvenliği sağlayanların polis memuru olduğunu fark etti. Polis merkezinden aşına olduğu fakat tanışmadığı üç memur, yoğun bakım koridorunun emniyetinden sorumluydu. Bu sıkı tedbirin sebebinin içeride yatan hastaların da polis merkezine bağlı çalışanlar olmasından kaynaklı olduğunu düşündü. Polis merkezine girerken kullandığı kartı gösterip, Ebru ile birlikte Yusuf'un odasına geçtiler.

İçeri girdiklerinde, büyük camlı gözlüklere sahip kısa ve oldukça kabarık saçlı; beyaz şapka ve elbise içerisindeki hemşireyi, Yusuf'un üstünü örterken gördüler. Anlaşılan pansumanı yeni bitmiş ve şişenin doluluğuna bakılırsa yeni bir serum takılmıştı. Bu defa yüzü kapıya dönüp vaziyette yine yüz üstü yatıyordu. Güneş ve Ebru hemşireye fısıldayarak kolay gelsin dileklerini ileterek kapayı kapattılar.

Güneş; "Dünden bugüne nasıl oldu, hiç uyandı mı?"

Hemşire; "Pansumanlarını her on iki saate bir değiştiriyoruz. Yaraları hızla kapanmaya başladı, fakat ilaçlar ve ağrı kesiciler onu hala uyutuyor. Dün gece biraz uyanır gibi oldu fakat sersem gibiydi. Birisini sordu. İsmi neydi? Şimdi tam hatırlayamadım."

Hemşire kısa birkaç saniye düşündükten sonra devam etti; "Çıkaramadım inan ki. Zaten sonra yine hemen uykuya daldı. Uyuması onun için daha iyi, daha az acı çeker en azından."

Güneş; "Peki, teşekkürler. Kolay gelsin size."

Hemşire odadan çıktıktan sonra Güneş, çok sıkı veya gevşek olmasından endişe duyduğundan dolayı sargı bezlerini kontrol etti. Özenle ve kararınca yapılmış pansuman, yaralarını bir güzel kapatmıştı.

Ebru; "Seni ve ya Tarık abiyi mi aradı acaba? Yanında kimse kalmıyor mu?"

Güneş; "Kimi var da kim kalsın? Gerçi Tarık komiser kalmıştır büyük ihtimalle." Elini açıkta kalan yerlerde gezdirerek varlığını hissettirdi. Destekler gibi yara almamış ve sargının dışında kalan sırtını sıvazladı. İçine yerleştirdiği güç, onu mücadeleye teşvik etmiş olmalıydı. Bir günü tam doldurmadan, kısa da olsa uyanmış olması bunun alameti olabilirdi. Yatağa dokunmamaya dikkat ederek önünde eğilip alnını yokladı. Biraz ateşi olsa da bunu normal kabul etti. Alnındaki elini saçlarına doğru yatırarak şakağını okşadı. Huzursuzca kaşlarını çatıp başını kıpırdattı. Hemşirelerin arada bir gelip yaralarını tedavi için ona dokunması, onu oldukça huzursuz etmişti anlaşılan. Duymasını umut ederek Ebru, geçmiş olsun dileklerini iletti. Sonra geldikleri gibi sessizce odadan ayrıldılar.

Hastaneden çıkıp arabaya doğru ilerlediler. Yusuf'u öyle görmek Ebru'nun içindeki tüm neşeyi hüzne çevirmişti. Günün geri kalanında neşeden ve hevesten yoksun şekilde mecburen mağazaları gezerek, otel açılışına uygun kıyafetler ve tamamlayıcı parçalar aldılar. Eve geri döndüklerinde saat çoktan dokuzu geçmişti. Yarına dinç ve sağlıklı bir zihinle başlamak için, ananeneyi sevindiren haberi verdikten sonra, odalarına çekilip uykuya daldılar.

💫💫

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.