Babamın sesiyle içeri gittim; yine kızmasından korkuyordum. Annemin orada olduğunu görünce biraz rahatladım. Annem kahvaltı sofrasını kurarken masaya oturdum. “Anne, bugün arkadaşlarımla buluşabilir miyim?” diye hevesle sordum. Annem cevap vermeden önce babama baktı. “Çıkamazsın bugün, seninle işimiz var,” dedi babam. Babamın benimle ne işi olabilirdi ki? Arkadaşlarım gezerken benim babamla gitmek zorunda olmam canımı sıkmıştı. “Ama neden?” diye sordum bu sefer; sorumu babama yöneltmiştim. Babam cevap vermek yerine gözlerini kısıp bana baktı. Cevabımı almıştım. Susmam gerekiyordu; yoksa hiç iyi şeyler olmayacaktı… Babam beni kolumdan tutup götürdü. Altmışlı yaşlarda, kilolu bir adamın önüne attığında yere çarpan dirseklerimin acısıyla yüzümü buruşturdum. O an babamla adamın konuşmaları bana bir uğultu gibi geliyordu. Arada adamın attığı kısa kahkahaları duymaya başladım. Ardından babamın ayak seslerini duydum. Gitmişti… Kolumdan tutup beni kaldırmaya çalışan ele baktım; buruşmuş parmakları yaşını belli ediyordu. Kirli elleri beni ayağa kaldırırken önce kendimden, sonra adamın dokunuşlarından iğrendim. Beni yatağa ittiğinde anladım: Babam beni satmıştı. Adamı ittiğimde sadece sarsıldı; kilosu onu itmemi engellemişti. Beni tekrar kolumdan yakalayıp yüzüme doğru yaklaştı. Burunlarımız birbirine değerken konuşmaya başladı. “Şimdi uslu bir kız ol ve sözümü dinle, sürtük.” Benimle böyle konuşması bile öfkemi artırırken, bana bunları yapan herkesin bir gün öleceğine dair kendime söz verdim. O konuşurken arkasında duran vazoyu tek hamlede elime aldım ve sertçe sehpanın kenarına vurdum. Kırılan vazoyu adamın göğsüne sapladığımda yüzüme kan sıçramıştı. Her şey çok ani gelişirken yere düşen adama ve elimdeki kırık vazoya baktım. Damarlarımda akan kanı hissederken, adrenalinle dolup taşan bedenim ilk defa böyle bir şey yaşıyordu. Bir cinayet işlemiştim ve bunun altından nasıl kalkacağımı bilmiyordum. Bir süre sonra olanları tamamen idrak etmeye başladım. Sorumluluğumun farkına vardım: Birini öldürmüştüm ve bunu kimsenin bilmemesi gerekiyordu. Yerde yatan bedene bakarken solmuş beyaz tenine gereğinden fazla bakınca midem bulandı. Kusmamak için kendimi tuttum ama daha fazla dayanamayınca odadan hızlı adımlarla çıktım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Tek istediğim buradan defolup gitmekti. Koşmaya başladım. Kaç dakikadır koştuğumu bilmiyorum ama düşüncelerimden kaçmanın tek yolu buydu. Soluklanmak için durduğum sokakta gördüğüm bir tabela dikkatimi çekti. Renkli ışıklarla süslenmiş, yanıp sönen pembe tabela çok güzel görünüyordu. Adeta büyülenmiş gibi izliyordum. Tabelaya odaklanmışken dükkânın içinden yaşlı, kısa bir kadın çıktı. Güler yüzlü kadın bana doğru gelmeye başladı. Tabelayı okuma fırsatı bulduğumda buranın bir çiçekçi dükkânı olduğunu fark ettim. Oldum olası çiçeklere hep bir ilgi ve merak duymuştum. Kadın konuşmaya başlayınca gözlerimi tabeladan çekip ona sabitledim. Koyu kahverengi gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Yüzüme daha dikkatli bakmaya başladığında yüzümdeki kurumuş kan lekelerini fark etti. Yüzünü buruştururken bana bir zarar geldiğini sanmış olmalı ki bedenimi süzmeye başladı. Akşamüstü olan soğuğa ve kara rağmen ceketsiz çıktığımı fark edince bakışları tekrar yüzüme döndü. “Kızım, biri sana bir şey mi yaptı? İyi misin?” Sorusu biraz da olsa içimi ısıtmıştı. Birilerinin beni düşünmesi iyi hissettirmişti. “İyiyim, bir şey olmadı,” dedim. Cevabım kadının içine sinmemişti ama fazla sorgulamak da istemiyordu. “Gel kızım, gel. Üşümüşsün.” Kadının narin dokunuşları beni hafifçe çiçekçi dükkânının içine doğru yönlendirdiğinde karşı çıkmadım. Soğuktan üşümek bile işlediğim cinayeti unutturamazken, kadının bana karşı davranışları hâlâ iyi insanlar olduğunu hatırlattı.
Bölüm 1
İlk Yemin(Giriş)
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.