Açelya, bu güzel bahçedeki iris çiçeklerini ve beyaz zambakları seyrederken bir taraftan da ressamı dinledi. Adam konusurken konudan konuya atlıyor, anlattıklarını yarıda kesiyordu. Açelya,bir süre sonra ressamın sözünü keserek resimler hakkında bir soru sordu:
-" Her resminizde kendinden geçmiş kadınlar, kırmızı çiçekler kokluyorlar. Oysaki burada iris ve beyaz zambaklardan başka kırmızı çiçek demeti göremiyorum. Tuvaller hâyal ürünü müydü? "
Ressamın yüzünde tuhaf bir gülümseme belirdi. Acı, hâyal kırıklığı ve tatmin olmus bir hâl vardı bu gülümsemede. Açelya'nın dikkatini açık renkli çiçeklerdeki parlak al lekeler çekti. Sanki fışkırarak oluşmuştu bu lekeler. Ressam anlatmaya başladı:
-" Çok eskiden, çok güzel bir sevgilim vardı. Kızıl renk giysiler ona çok yakışıyordu. Kızıl elbise giyindiğinde gözlerimi ondan alamazdım. Tıpkı bir çiçek gibiydi. Zehirli bir çiçek... Saf, güzel ve narin görünürdü,ama zehirliydi. Beni ve bir başka erkeği aynı anda zehirliyordu... Her gün ona olan saf sevgimi öldürüyordu. Tükenmek bilmez aşkım,bir gün tükenecekti elbet. Sadece benim olsun istiyordum! O güzel kadın yalnızca benim olmalıydı. "
Adamın sesi değişmişti.