İçeriğe geç

Çiçeğim Küsene Dek

Bölüm 7 · 6 dk okuma

Çiçeğim Küsene Dek

Bölüm 7

Altıncı Bölüm - Başlamak

Sevgili günlük,

Ben başlangıcı yapmış bir insanım. Bugün kısa kesiyorum çünkü heyecanlıyım. İlk kez tamamen kendi başıma bir iş yapacağım. Ve başaracağım. Evet! Kendime güveniyorum!

Arkın sinirliydi. Hem de çok.

Bahçeye gelip her zamanki gibi arka kısımlardaki, ceviz ağacının altında kalan banklarda oturuyorduk. Daha doğrusu ben heyecandan ayaktaydım, diğer üçü oturuyordu.

Sevgi ortamı sakinleştirmeye çalışırken Burak pürdikkat beni dinliyordu. Ama Arkın sinirden patlamak üzereydi.

“Ne demek daha doğru düzgün tanışmadığın biriyle akşamın 7sinde dışarı çıkacaksın. Hem de bahane olarak ailene bizi sunmak istiyorsun! Sen çıldırdın mı?”

Ben de ona karşılık olarak ters ters baktım ancak aldırmadı. Hala en ters kim bakıyor yarışmasında o birinciydi.

“İlk defa sizden böyle bir şey istedim. Gerçekten bu kadar sert olmak zorunda mısın?”

“Evet! Sen saçmalıyorsun.”

Arkın ayağa fırlayınca Sevgi de hemen ardından kalkıp kolunu tuttu. “Kendine gel Arkın artık yeter.”

“Ben-” Burak onun sözünü kesti. “Lila bizden ilk kez böyle bir şey istiyor. Demek ki gerçekten o kişiye güvenmiş olmalı. Bu noktada onu kırmak istemiyorum.”

“Burak haklı.” Dedi Sevgi de. Böylece kırılmış olan umudum, mutluluğum ve hevesim biraz olsun toparlandı. Ne var ki Arkın hala kaşları çatık bir biçimde dikiliyordu. Onun bu hali bana bir baykuşu anımsatıyordu. Dikkatli ve öfkeli bakan bir baykuş.

“Lila…”

“Arkın.”

“Gitme.”

Bunun üzerine Burak gülmeye başladı. “Oğlum sanki eşi dostu bırakıp Milano’ya gidecek. Altı üstü bir arkadaşıyla buluşacak. Bu kadar büyütülecek bir şey yok.”

“Kesinlikle. Hem o kadar da yabancı değilmiş oturup daha önce konuşmuşlar. Ayrıca kafede buluşacaklarmış yine. Toplum içinde yani.”

“Yine de…”

Onlar bu şekilde tartışırlarken ben saatimi kontrol ettim. Dersin başlamasına 3 dakika kalmıştı. Bu kimya dersi son ders olduğundan çıkışta yani 4.45’de direkt olarak çıkacak ve kafeye gidecektim. 7’ye kadar orada oturup bekleyecektim. Bu esnada katılmış olmam gereken okul sonrası sayısal kursuna da katılmayacaktım. Arkadaşlarımdan istediğim yardım da buydu. Benim yokluğumu öğretmene güzelce açıklamaları ve bu durumun aileme gitmesini engellemeleriydi.

Normalde olsa asla kurslarımı aksatmazdım ancak bu hayat memat meselesiydi. O yüzden bir kerelik aksatmaktan sorun olmazdı.

Yani değil mi?

“O zaman seninle ben de geleyim.” Dediğini duydum Arkın’ın hayal dünyamdan çıkmadan hemen önce.

Kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım. “Bu sence de çok abartılı olmaz mı? Arkın altı üstü bir arkadaşımla buluşacağım. Sorun yok, gerçekten.”

“Ama o arkadaşın erkek.” Dedi fısıldarcasına.

“Yani?”

“Bazen salak mısın yoksa salağa çok iyi mi yatıyorsun anlayamıyorum.” Arkasına bir kere bire bakmadan hızlı adımlarıyla yanımızdan ayrıldı. Arkasından tam anlamıyla bakakaldık.

Baykuş gecenin göz kamaştırıcı karanlığını hızla geride bırakmak istercesine uçup gitmişti konduğu daldan.

“Bunun derdi ne ya?” deyiverdi Burak. Sevgi ise omuz silkerek cevapladı onu.

***

Kafamı kollarımdan kaldırdım. Kahretsin! Uyuyakalmıştım. Hemen beyaz kordonlu saatime sarıldım.

18.45

Oh şükür! Geç kalmamıştım. Sadece biraz aptallaşmıştım uzun süre uyuduğum için. Tamı tamına 2 saattir aynı pozisyonda uyumaktan kollarım uyuşmuş, ayaklarım ağrımıştı.

Eyvah! Kesin alnımda ve yanaklarımda kırmızı kırmızı izler çıkmıştı.

Çantamı alelacele açıp mor yuvarlak aynamı çıkardım ve kendimi kontrol ettim. Tam da tahmin ettiğim gibiydi. Berbat görünüyordum.

Yine aynayı çıkardığım cepten pudramı çıkardım. Yüzümü mahvetmemesi için çok fazla makyaj yapmıyordum bu sebeple fondötenim yoktu. Pudra da pek işe yaramazdı ancak yine de denemek zorundaydım şansımı.

Pudra süngerini pat pat suratıma vururken bir yandan da kendi kendime söyleniyordum. Ne diye uyumuştum ki? En son geometri soruları çözüyordum. Sonra iki dakika kafamı kitabın üzerine koymak istemiştim ve sonuç bana bu kadar pahalıya patlamıştı işte.

Kendime sinirliydim. Kafama sağ elimle yaptığım yumruğu vurup sol koluma bir çimdik attım. Bu her zaman yaptığım bir şeydi. Ne zaman bir şeyi yanlış yapsam ya da o şeyde istediğim kadar başarılı olamasam kendime böyle ufak cezalar veriyordum.

“İyi akşamlar Mukaddes abla.” Yangının sesini duymadan hemen önce kapıdan içeriye adım attığındaki o hafif kızarmış yüzünü aynadaki yansımadan görmüştüm.

“İyi akşamlar Yangın’cığım. Bu hanımefendiyi beklettin onca zaman, bir kahve ısmarla da gönlü olsun.

Bir yandan gülerken diğer yandan pudramı ve aynamı çantama tıkıştırdım, kitabımı kapatıp kenara ittirdim. Önümde sadece listeler defterimle kalemim kalmıştı.

“Hoş geldin.” Dedim gülümseyerek.

“Hoş buldum.” Dedi gülümseyerek.

Hırkasının kollarını dirseklerine kadar çekmek üzere bir harekette bulundu ancak sonra benle göz göze gelince gerçekliği hatırladı ve bundan vazgeçti.

Ortamın kasvetli havasını değiştirmek için defterimi açtım. Ve lafa başladım. Bu konuşmayı daha önce kendi kendime 8 kere çalışmıştım.

“Şimdi, benim şöyle bir fikrim var-”

Sözümü kesti. “Öncelikle şunu söyle, beni yaşamaya ikna edebileceğine gerçekten inanıyor musun?”

Bir anda ciddileşmişti. Aynı Arkın’ın baykuş hali gibiydi karşımdaki Küskün.

“Evet.” Dedim tereddütlü bir şekilde. Yapabilir miydim ki?

“Peki nasıl?”

Öksürdüm. Bu sorulara da hazırlamıştım kendimi. O zaman neden titriyordum şimdi yaralı bir kedi gibi? Neyden korkuyordum, neden korkuyordum?

Nefes al, üç saniye tut, nefes ver. Beş tur tekrarla.

“Ben listeler yapan biriyim. Aklına gelebilecek her şeyin listesini yapıyorum. Burada yaşamak için sebepler listem de var. Bu sebepleri sana gösterirsem belki…”

“Belki ne?”

“Belki o zaman yaşamak istersin?” dedim soru sorar bir edayla. Başını iki yana salladı. “Bunu yapabileceğini düşünmüyorum ama yine de seni dinleyeceğim. Anlat bakalım planını.”

Zorla tebessüm yerleştirdim dudaklarıma ki dolu gözlerimden dudaklarıma kaysın odağı.

Ölüm konusunda hep bu kadar narin ve kırılgan olmuştum. Ölümden çok korkuyordum ama sevdiğim ve hatta tanıdığım herhangi birinin ölmesinden kelimenin tam anlamıyla ölesiye korkuyordum. İronikti ama böyleydi gerçek.

Şimdi Yangın da karşımda, çoktan üzerine yıldızlar çizmek istediğim yaralarıyla oturuyor ve bana ölmek istediğini ima ediyordu. Benimle aynı yaşta olan bir gencin hayatı daha son bulmak üzere yuvarlanıp gidiyordu yokuş aşağı.

Hayır! Buna izin veremezdim.

Defterimden ‘Yaşamak İçin Sebepler’ listemi açtım. Yutkundum ve Yangın’a döndüm. Ağlamamalıydım, hayır ağlamayacaktım.

“Bir sayı söyle 0 ile 50 arasında.”

Hiç düşünmeden, “17” dedi. Ben de 17. Maddeyi okudum.

17. Kendine çiçek almak. Bunu bir başkasının yapmasını beklemek zorunda değiliz, en güzel sevgilimiz kendimiz. :)

Bunun üzerine kıkırdadı. “Bir çiçekçiye kendine çiçek alması mı iyi gelecekmiş.”

Haklıydı ama bozuntuya vermeyecektim.

“Daha önce denedin mi?”

“Hayır.”

“Sus o zaman konuşma Şukufe.”

Ups, içime Sevgi kaçmıştı galiba.

Neyse ki kıkırtısı kahkahaya dönmüştü. Bunu görünce rahatlayarak derin bir nefes aldım. Tamam, güzel gidiyordum.

“Küskün, Şukufe… Daha başka nasıl isimlerim var acaba?”

BEN. O. GÜN. ONA. KÜSKÜN. MÜ. DEMİŞTİM.

Kahretsin!

“Detaylara takılmayalım Yangın Bey.”

“Pekala Lila Hanım.”

Kitaplarımı ve kalemimi de çantama attım, listeler defterimi elime aldım ve ayağa kalktım. “Hadi hadi durma, gidip kendimize çiçek almamız lazım.”

O ise dediğimi yapmadı. Geniş, krem rengi sandalyede geriye yaslandı. Kollarını da kenarlarına koydu, gözlüğü yine burnunun üzerinde kaymıştı. Düzeltmek istedim sebepsiz.

Havadaki kahve kokusuna ve Mukaddes ablanın, sanırım adı öyleydi, ısrarına dayanmak çok zordu bu durumda. İnsan kalkıp kendine kocaman bir bardakta kahve yapmak istiyordu dışarıdaki sıcağa rağmen.

“Benim de bir şartım var bu listeye uymak için.” Sesi kendinden emin, tok bir şekilde çıkmıştı. Normalde olsa bana karşı çıkılmasına darılırdım ancak şimdi Küskün’ün bu tavrı bana hala savaştığı izlenimini verdiğinden memnundum halimden.

“Dinliyorum.” Dedim biraz önce oturduğum sandalyeye sol kolumu yaslarken.

“Sana verdiğim bitki, küstüm çiçeği solana kadar uyacağım bu maddelere. Çiçeğe nasıl bakarsan bak bir gün elbette solacaktır ve ben de o gün geldiğinde kararımı vereceğim.”

Endişeyle, “Ne kararı?” diye bağırdım. Müşterilerin şu an bana bakması umurumda bile değildi.

“Seninle daha fazla konuşup konuşmayacağım dolayısıyla listeye devam edip etmeyeceğim kararı.”

Oh! Neyse ki düşündüğüm şey değilmiş.

Elimi uzattım neşeyle. Sesimi de dersini aldığım üzere daha sevimli bir hale getirerek “anlaştık” dedim. O da bana karşılık verdi. Böylece ilk anlaşmamızı yapmış olduk.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.