İçeriğe geç

Çiçeğim Küsene Dek

Bölüm 1 · 3 dk okuma

Çiçeğim Küsene Dek

Bölüm 1

Birinci Bölüm - Ağlamak

Sevgili günlük,

Ben normal bir kızım.

Kalabalıktan bir sağa bir sola geçiyor, insandan arabaları makaslayıp hareket ediyordum. Aynı zamanda kafamı hafifçe göğe kaldırıp yürümeye çalışmak zordu. Kaldırmasam da yasaklı şeyi yapacakmışım gibi hissediyordum. Dikkatimi başka yöne çekebilirim belki diye sağa baktım, aynalı bir camı olan dükkanın yanından geçiyordum. Aynadan kendimi kontrol ettim. İnceydim, hafif kıvrımlı bir vücudum vardı. Kim görse iç çekiyordu. Saçlarım kahverenginin açık bir tonuydu, ve dalgalıydı. Yataktan dahi böyle kalkıyormuş gibi görünmek için onlarca işlemden geçiriyordum onları. Makyajım da yerli yerindeydi. Dudaklarım dolgun, doğal bir pembe tonundaydı. Çenem çıkkın, elmacıkkemiklerim belirgin ve yanaklarım şekillendirdiğim için normalde olduğundan daha çökük görünüyordu. Bir modellik ajansıyla çalıştığım on metre öteden belli oluyordu, annem bununla övünüp duruyordu.

Yeniden yukarı baktım. “Sakın, sakın, sakın!” dedim kendi kendime. Maskaram suya dayanıklı, kolay kolay akmayan, çıkmayan, bulaşmayan bir marka da olsa yasak yasaktı. Ağlayamazdım. Hayır, ağlamayacaktım. Hıçkırıklarımı yutacak, kalabalığı geçince kafama küçük bir yumruk atacak ve susacaktım. Eğer ki bu yeterli olmazsa kollarıma iki çimdik atardım ve sertçe alt dudağımı ısırırdım, kısacası kesin olarak ağlama isteğimi dindirecektim.

Yayalar için tozun toprağın içine bulanmasına rağmen dimdik bekleyen trafik ışığının rengi yeşile döner dönmez hızla yürümeye başladım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Kaybolacağımdan emindim, zavallı ailemin kalbine inecekti. Okulu da ekmiştim ilk kez. Birçok dersten geri kalacaktım, belki de sözlüde direkt olarak tam not almamı sağlayacak bir proje ödevine katılma şansımı da kaybediyordum. Ya da futbol takımından çıkarılmış bile olabilirdim. Öğretmenlerimden birinin yardıma ihtiyacı olduğunda elimi hevesle kaldıramayacaktım. Tanrım, tüm bunlardan mahrum kalıyordum. Biri benim yerime geçecek, yarışta benden önce gelecekti. Ne kadar da kötü birisin, dedi kafamdaki ses.

Ağlamamalıyım.

İnsanların çoğunun yaya geçidinden geçeceğini tahmin ettiğimden kapısı güneş görmekten, kolonları her an işinden istifa edecek ve iki katlı küçük binanın yıkılmasına yol açacak gibi duran binanın sararmış bir girişine sokuldum. Bu binada yaşayan canlılar en fazla böcekler, kıllı bacakları olan örümcekler ve belki de sokak kedileriydi. Küçük sığınağım pislikten ölüyor olsa da beni saklayacak kadar güvenli geliyordu kulağa böyle düşününce.

Kalabalık dinene kadar orada hareketsizce duracak, sakinleşmeyi bekleyecektim. Sonra da okula gidecek eksik olan derslerimi tamamlayacak, arkadaşlarımla vakit geçirecektim. Evet, kesinlikle her şey yolundaydı.

O sırada beklemediğim bir şey oldu ve kapı gıcırtısına ve o eski püskü görüntüsüne rağmen hızla açıldı. İçinde tahtakuruları yaşadığına emin olduğum ahşap alnıma çarpınca sallanarak kötü bir cadının gülmesini andıran sesle durdu.

“Ah!” Boşta olan sol elimle alnımı ovuştururken kapıdan çıkacak olan kişiyi görmeye çalışıyordum. Az önce saydığım canlıların dışarı çıkma ihtiyacı duymayacağına emindim. Yoksa lanetli bir evin boğularak ölmüş çocuğunun hayaleti falan mıydı?

Değildi.

Elinde küçücük bir saksı taşıyan ve etrafa şaşkın şaşkın bakan bir etten kemikten sıradan bir insandı, tabii hayaletler bu tarz kılıklara bürünme konusunda filmlerde geçenlerden daha yetenekli değilse. Birkaç saniye ikimiz de neler olduğunu kavramak için sessiz kaldık.

“Ben, çok özür dilerim. İyi misiniz, bir yerinizi incittim mi?”

İncitmişti ancak bunu kabul etmenin ikimize de bir şey katmayacağından emin olduğum için yalnızca gülümseyerek kafamı iki yana salladım.

“Sorun değil, iyiyim ben.” Dedim ve geçebilmesi için iki adım kenara kaydım. Geçmeden önce elindeki saksıyı bana doğru uzattı.

“Bunu alın lütfen.” Gözlerimi kırpıştırdım. Hiçbir şey anlamamıştım.

“Efendim?”

“Bu çiçeği alın, sizin olsun.”

“İyi de neden ki?”

“Özrümün bir parçası olarak varsayın.” Deyip küçük toprak rengi saksıyı elime tutuşturdu, arkasına dönüp kalabalığa karışmak üzere adımlamaya koyuldu.

“Affedersiniz!” Diye bağırdım, bana yakışmayacak bir ses tonuydu ama neyse ki etrafımda bu halimi görecek kimse yoktu.

Arkasını dönmedi yalnızca durdu. Bu gürültünün içinde beni duyabilmesi aslında şaşırtıcıydı. Kafasını hafifçe sola döndürdü ne diyeceğimi beklercesine. Onu da o sırada fark ettim.

Aklımdan geçenler in gerçek olma ihtimali yüzünden kelimeler ağzıma tıkılıverdi. Homurdanır gibi anlamsız sesler çıkardığımı fark edince daha fazla beklemeden koşmaya başladı. Kapüşonunu da kafasına geçirmesi ile gölge gibi kararan silüeti kalabalığın arasında sağa sola çarpıp özürler dileyerek görüşümden çıkıp gitti. Ben ise elimde bir saksıyla kaldım öylece.

Yukarı bak, diye fısıldadım kendime. Yukarı bak ki ağlamayasın…

Bölüm sonu

1 yorum