[Bu kitabın şarkısı: Owsey-Thousand of summer twilights]
sebep olarak şunu diyeceğim 2019 yılında bu kitabı yazarken çok dinliyordum o yüzden çok yazma isteği de doğurtuyordu... fazla uzatmayacağım alt kısımda ki kısa açıklamalarımı okursanız sevinirim...
-
-
Herkese merhaba,
wattpad hesabımdaki kitaplarımı buraya taşıma kararı aldım, saçma açıklamalara takılmayın.
Bunu okuduysanız canınızı sıkmadan çabucak hikayeye başlamanızı istiyorummm, ilk bölümlerde sıkılıp bırakmayın sakın.m>
Başladığınız tarih:
!!!: Ayrıca 1820 kitabıma da beklerim sizi. Tamamen zamanda yolculuğu esasa alan fantastik, romantizm ve dram içeren sürükleyici bir Jenlisa kurgusu :) İyi okumalar>
:+:
"Lalisa." Göğüs kafesimde hissettiğim baskı ile gözlerimi bacaklarımın arasında ki kıza çevirdim. "Efendim?"
Sorduğum soruyu umursamadan geri çekilmiş, iki elini dizlerine bastırmış ovmaya başlamıştı, ''Chomill...'' sırtımı koltuk başlığına yaslayarak alt dudağımı kıvırdım, bir şey isteyeceği zaman hep böyle yapardı.
Önce göğsüme kafasını yumuşacık saçlarının koynuma yayılacağı şekilde yaslar, sonra bana alt dudağını büzerek bakardı.. ve şu hitap şekli ile seslenince bi' milyon ihtimalle ya bir şey isterdi, ya da en sevdiği çikolatadan almam için yalvarırdı. Her türlü bir şey isterdi... Jennie ile çok yakındık, fazlasıyla. Dedem ve dedesi çok yakın olduğundan normal olarak babalarımızda yakındı ve çocukluğumuz hep birlikte geçmiş, birlikte büyümüştük. Birlikte giyinir birlikte duş yapardık. Bu halimizi hiç garipsemedik, dışarıdan gören bir kişi bize sevgili derdi ama şahsen ben öyle demezdim, çünkü biz böyle alışıktık.
Ben düşüncelere dalmışken dizlerimi ovmayı bırakarak üzerime eğildiğinde kaşlarımı kaldırarak gözlerimi hafifçe belirtmiş onu izlemeye koyulmuştum.
"Bir şey istiyorum." Kulağıma fısıldayan sesinden usulca süzülen sıcak nefesi, koynumdan sırtıma bi' ürperti getirmişti. Dudağımı bir iki kere açıp kapattıktan sonra tekrar açarak fısıldamayı başardım. "Ne istiyorsun güzelim?" Dudağını ısırarak koltuk ile arasında beni iyice sıkıştırdığında, ben de yarattığı etkiyi abartılı bi' öksürük ile açıklamaya çalışmıştım, anlamıştır diye varsaymıştım. Ki anlamıştı da, bu kız neden böyleydi?
Kıkırdayarak geri çekilmiş, omuzlarıma ellerini koyarak sıkmıştı. Gözlerinde ki sönmeyen o parıltı onda çocuksu bir eda oluştururken, gülümserken kıvrılan dudakları ve her detayına kadar ince ince kıvrılmış kirpikleri ile herkesi büyüleyen kedi gözleri,. O herkesten daha farklı ve güzeldi, çocukluğumuzdan beri hep güzel bulmuştum onu ve gittikçe güzelleşiyordu. Ona dikkatimi tam verdiğimde ise dalıp gitmiş gözlerime iki elini savuruyordu.
"Çikolata istiyorum, Lisa." Sırıtarak onu yavaşça ittiğimde doğrulmuştu, doğrulduğu gibi oturduğum sıcacık yerden kalktım ve paltomu alarak koluma girmesini bekledim, kolumu çekiştiren iki eli ile beni kendisine çekerek kolumu göğüsleri arasına aldı. Yanlış anlaşılacağımızdan korkuyordum.
Markete vardığımızda önüne gelen her çikolatayı alması ile alnımı ovuşturarak gülmüştüm, bu hareketini her zaman yapardı. Bir çikolata istediğini söyler fakat marketi satın alırdı, bu yüzden her zaman cebime daha fazla para alarak yola çıkardım. Her çikolata alışında bana dönerek oluşturduğu pis gülümsemesine her zaman alnımı ovuşturarak gülerdim. Bu her zaman aramızda olan bir gelenek gibiydi, her gün yaşanırdı. Dokunuşlar, tensel yaklaşmalar çocukluğumuzdan beri olduğundan beri ikimizde yargılamıyorduk.
Eve vardığımızda masaya serdiği çikolataları, giydiği panda pijaması arasına sıkıştırarak televizyonun önüne kurulmuştu. Açtığı çizgi filmi izlerken koltuğa kurulmuş onu izliyordum, kıpırdaşan vücudu, rahatsız olduğunu belli ederken gözlerimin üzerinde olduğunu bilmesi de beni ayrı bir huysuz ediyordu. Bana hızlıca döndüğünde istemsizce bakışlarımı televizyona çevirdim. Elinde ki çikolatasını dudakları arasında emerek dolu ağzı ile bana seslenmesi tekrar gülmeme sebep olmuştu. "Gülmesene ya!" ovduğum alnımdaki parmaklarımı şişirdiğim yanağıma bastırarak dilimi çıkarmıştım.
Ağlamaklı sesle önüne döndüğünde ayağa kalkarak mutfağa ilerledim, kapıdan çıkacağım an yattığı yerden belime dürttüğü ayağına alaycı tavırla gözlerimi kısarak baktığımda ıslık çalarak ayağını belimden yavaşça geri çekmeye başlamıştı. Ellerini göğsüne çekerek boğuk sesi ile kendince bir şey gevelediğinde yukarı diktiğim kaşlarım ile kafamı yukarı aşağı sallayarak ayağına bakıyordum. "Chomill?" Yanına yaklaşarak göğsüne çektiği ellerini iki elim ile kavradım. Bileklerini sıkan ellerimden kurtulmak isterken kucağına çıkarak dizlerimin üzerinde doğrulmuştum.
Boynuna yaklaştırdığım dudaklarıma kaşlarını çatarak engel olmak istediğin de boynuna fısıldayarak ürpermesini sağlamıştım. "Belimden huylandığımı biliyorsun Jen, bu hoş değildi bebeğim." Daha da yaklaşarak kulak arkasına dudağımı hızlıca değdirip geri çektim. Ellerimi üzerinden çektiğim de bileklerini kendisine çekerek öpmüş ve ovmuştu. Sırıtarak mutfağa ilerlediğim de kapıyı ardımdan kapatarak buzdolabına elimi attım. Salata için gerekli olan malzemeleri tezgaha çıkararak Jennie'ye seslendim. "Ara öğün de ne yemek istersin!" Ses gelmeyince oflayarak salatanın ucunu dikkatlice kesmeye başladım. Kapıya dokunan iki el ittirdiğin de şeklimi bozmayarak limonu salataya sıkmıştım. Belime sardığı kolları ile alt dudağımı ısırarak sinirden imalı bi' gülüş çıkarmıştım dudaklarımdan..
"C'homill, boynuma üflemen hoş değildi." Belim de sıktığı iki eli, hareket etmemi engellerken ona doğru dönüp salata tabağının altını başına yasladım. "Başka bi' yerinden huylanıyor musun sanki?" Şişirdiği yanaklarını göğsüme bastırdığı alnı ile yavaşça püfleyerek verdiğinde tezgah ile kendi arasında sıkışmam beni rahatsız ediyordu.
Beni bu ikinci kere sıkıştırmasaydı ve ben arada kalmaktan rahatsız olmuştum. Ellerinden ayrılarak salata tabağını karnı ile elleri arasına sokuşturarak saçımı arkaya attım. Odama hızlıca ilerlediğim de üstümü değiştirmek için açtığım dolaptan sarı tulumu alarak hızlıca giyindim, sportif beyaz bi' ayakkabı alarak dış kapının anahtarını sola çevirdiğim anda bana seslenen Jennie'ye döndüm. Omzunu kapıya yaslamış, eğri bir şekil de duruyor, salatasını kemiriyordu.
Kaşlarını yukarıya kaldırarak beni süzmüştü. "C'homill, bu saatte nereye böyle hmm?" Dişleri arasında sertçe ısırdığı havuca bakarak yutkundum, çocuksu bi' yapısı olmasına rağmen bazen gerçekten bi' psikopata dönüşebiliyordu.
"Rosé ile buluşacağım Jennie?" Kapı kulpunu aşağı çevirerek kendime çektiğim de alaycı bir gülüş atıp içeriye geri döndü. "O kızdan nefret ediyorum." Kapıyı kapatarak koltuğuna yayıldığında kulpu gıcırtılı bi'ryavaşlıkta bırakırken kaşlarımı çatarak dudaklarından çıkan o söze dikkat ettim.
Beni neden kıskanıyordu ki? Her neyse diyerek güneş gözlüğümü saçıma yerleştirdiğim de kapıyı kapatarak merdivenlere yöneldim. Evin anahtarını almayı unutmuştum, mükemmeldi. Jennie kapıyı bana açamayacak kadar inatçı bi' insandı. Sadece yemekte ve çikolatada enerjisi tam olurdu o kadar, Rosé'den nedense nefret ediyordu ve şimdi kapıyı asla açmayacaktı...
Elimle alnıma defalarca vurduğumda bileğimi yavaşça kavrayan parmaklara gözlerimi çevirdim. "İyi misin Lalisa?" Kızarmış avuç içimi göz hizama getirdiğim de Rosé'nin kıkırdaması dikkatimi çekmişti.
"Komik olan ne?" demiştim alaycı bir tavırla, ama o beni takmayıp kaküllerimin arasına soktuğu işaret parmağıyla alnımda dairesel küçük halkalar çizmeye başladı. Kızardığını hissettiğim alnıma, yayılan yoğun krem kokusu ile gözlerimi açarak Rosé'ye baktım. Dikkatini alnıma vermiş, elinde ki krem ile yavaşça kremi kızarıklığa yayıyordu. Bana doğru eğilen boynundan süzülen hafif şeker kokusu sırıtmama sebep olmuştu, etrafım glütenli insanlarla doluydu. Bi' insan nasıl bir bütün şeker olarak yaşıyordu ki? Oysa ki ben glüten içeren her şeyden nefret ederdim, bu çikolata olsa bile... nefret ediyordum.
Gömleğinde ki iki düğme gözümün önün de birden açıldığında göz hizama gelen sütyeninin danteli ile gözlerimi hızlıca açarak yutkundum, kafamı kenara çevirdiğim de iç çekerek geri çekilmişti. "Başını bana çevirmezsen alnını ovamam." Parmaklarımı birbirine birleştirerek kalan kremi hızlıca yaydığımda ısırdığım dilim ile işim bittiğin de ona baktım. Gözlerini devirerek ellerime bakıyordu. Bankta tam doğrulduğum da gözleri yakasına gitmişti, göz ucuyla onu izlerken titreyen elleri ile düğmelerini iliklerken zor duyabileceğim bi' tonda fısıldadı. "Neden çekildiğini anladım, Teşekkür ederim."
Mırıldanarak etrafa bakınmaya başladığımda gülümsedi. "Önemli değil, normal böyle şeyler." İç çekerek ayağa kalktım, peşimden Rosé'de kalkınca koluma girerek bana bir yer hakkında bahsetmeye başladı. Kısa süre sonra istediği Cafè'ye ilerlemeye başlamıştık.
....
Boş salata tabağını, işaret parmağımla ileri geri çevirirken yere düşmesi ile gözlerimi devirip, iç çekmiştim. Getirdiğim bi' poşete cam kırıklıklarını toplamıştım o sırada elime batan cam parçaları dudaklarımdan ufak inlemelerin çıkmasına sebep olmuştu. Parmağım neredeyse derince kesilmişti ve canımı yakıyordu, getirdiğim bi' süpürge ile ise kırıkları alarak çöpe atmıştım. Merhem almak için banyoya ilerlediğim de Lalisa'nın yükseğe koyduğu merhemle bakıştım, boyum yetmiyordu...
Parmaklarımı ılık suda gezdirirken Lisa'ya lanet okuyordum. Eve geldiğin de merhemi kaküllerine bulaştırarak kafasına tutkal sürecektim. Bulduğum yara bandı ile parmaklarımı kapatırken aklıma gelen bi' şarkı ile mırıldanmaya başladım. Bu Lisanın en sevdiği şarkılardan bir tanesiydi. Genellikle uyumaya çalışırken söylerdi.
Lalisa hala gelmemişti, gün gece yarısını geçmiş saat dörde geliyordu. Karanlık odada kendime çektiğim dizlerime kollarımı sararak alnımı yasladım. Aptaldı, karanlıktan nefret ettiğimi biliyordu. Sarı çiyan, çakma sarı... Geri gelirse onu öldürecektim.