Oyunların yeniden başladığı bu karanlık mekânda, Chishiya'nın aklında sadece hayatta kalmak yoktu. Her bir adımında, çevresindeki oyuncuların paniğiyle birlikte artan gerilimde bir parıltı buluyordu. Ancak, bu sefer bir şey daha vardı kafasında: Sarı papatyası.
O, yavaşça odanın köşesinden çıkıp gelen gizemli kızın kendisiydi. Adı Kira’ydı ve karanlıkta parlayan sarı elbisesiyle adeta bir güneş gibi parlıyordu. Kira, 22 yaşında, cesur ve zekice hareket eden bir genç kızdı. İçindeki hayatta kalma arzusuyla dolup taşarken, Chishiya'nın soğuk aklına sıcak bir dokunuş getiriyordu. İlk karşılaşmalarında, Chishiya'nın kibirli tavırlarına rağmen, Kira'nın özgüveni onu etkiledi. Bu yüzden, Chishiya, Kira'nın gizemini çözme arzusuyla dolmuştu.
“Beni izleyin,” dedi bir gün ona, “bu sefer işler farklı olacak.” Ve o an, Kira'nın gözlerinde bir şey gördü; bir hedef, bir amaç. Onun yanında olmak, hayatta kalmanın ötesinde bir şey ifade ediyordu. Bir sonraki oyun başladığında, Chishiya ve Kira, birlikte bir takım oluşturmuşlardı. Oyun, hem zeka hem de çeviklik gerektiriyordu; bir labirentte hayatta kalma mücadelesi verirken, Chishiya'nın zekası ve Kira'nın çevikliği birleşmişti. Çeşitli bulmacaları çözerken, Chishiya'nın doğru yönlendirmeleriyle Kira, labirentte hızla ilerliyordu. “Beni takip et,” diyordu Chishiya, “her şey senin hızına bağlı.”
Kira, Chishiya'nın zeka dolu stratejileriyle birlikte hareket ediyor, her zorluğun üstesinden geliyorlardı. Ama bu oyun, sandıklarından çok daha karmaşıktı. Aniden, labirentin duvarları titremeye başladı ve Chishiya'nın aklına bir şüphe düştü. “Bu bir tuzak,” diye düşündü. O an, Kira’nın gözlerinde bir panik belirdi. “Ne yapmalıyız?” diye sordu. “Sakin ol,” dedi Chishiya, “bir planım var.” Zekasıyla, Kira’nın hızını ve çevikliğini kullanarak, labirentten kaçış yolunu bulmaya çalıştılar. Ancak, her bulmaca çözülürken daha da zorlaşıyor, zamanları hızla azalıyordu.
Tam her şey yolunda gidiyormuş gibi görünüyordu ki, labirentin karanlık köşelerinden biri, beklenmedik bir düşmanı ortaya çıkardı. Chishiya’nın karşısında, eski bir rakibi belirmişti. “Seni burada görmek güzel, Chishiya,” dedi düşmanı, gülümseyerek. “Ama bu sefer şansın kalmadı.” Chishiya, düşmanına doğru adım attı, “Oyun bitmedi,” dedi kararlılıkla. Kira'nın yanında durduğunda, içindeki cesaretin arttığını hissediyordu. Sonunda, zekası ve Kira’nın çevikliği sayesinde düşmanı alt ettiler.
Ama bu zafer, Chishiya'nın içindeki duyguların da derinleşmesine neden olmuştu. Kira’ya bakarken, ona olan ilgisinin sadece bir takım arkadaşı olmadığını anladı. “Bu oyun sadece hayatta kalmakla ilgili değil,” dedi Chishiya, “aynı zamanda birbirimizi bulmakla da.” Kira, gülümseyerek başını salladı. O an, hayatta kalmanın ötesinde bir bağ kurmuşlardı.
Oyun sona erdiğinde, yalnızca ikisi hayatta kalmış ve tüm zorlukları geride bırakmışlardı. Kira’nın gözlerinde parlayan cesaret, Chishiya’nın kalbinde yeni bir ateş yakmıştı. Ancak Borderland, her zaman daha fazlasını sunuyordu, ve Chishiya, Kira ile birlikte bu yeni mücadeleye atılmaya hazırdı. “Sarı papatyam,” dedi Chishiya, “birlikte daha fazlasını başaracağız.” Ve böylece, ikili, Borderland’ın karanlık sırlarını çözmek için yola çıkmaya kararlıydı. Bu sadece bir oyun değil, aynı zamanda bir savaş ve Chishiya, her zaman en iyi oyuncu olmayı hedefliyordu.